Ulu Cami Hakkında

ULU CAMİ HAKKINDA ve DEĞERLENDİRME

Selçuklu döneminden günümüze ulaşan Anadolu’nun en büyük ahşap direkli camilerin nadir örneklerinden biridir. Şehrin merkezinde, kapladığı alan ve diğer özellikleri ile ulu kelimesi bu eserde tam anlamını bulur.

Dış mekan: 26. 50 x 52. 60 =1394 m2.
İç mekan: 24. 60 x 50. 40 =1240 m2. dir.

Kıble duvarına paralel ve 67 ağaç direk üzerine uzanan kirişlerle altı nefli bir yapıdır. Ortadaki 3. ve 4. nefin (sahın) tabanları en yüksek olmak üzere 1,2, ve 5, 6 neflerin tavanları uzayan konsollar üzerinde ortaya doğru yükseliş meyli arz eder. Tümü Orta Asya çadır mimarisi görünümündedir.

Doğu batı doğrultusunda dikdörtgen planlı yapının harimi enlemesine yöneliş gösteren basit tiptedir. Sahınlar birbirinden ahşap sütunlara bindirilmiş kirişlerle ayrılmıştır. Kirişler arası uzanan yuvarlak döşemelerin, ahşap kaplamaları üstten yapılmıştır. Minber ve mihrap karşısında üç, onun arkasında bir ve çarşı çıkısında iki direk (kısmen sade olsa bile) olmak üzere altı direğin orijinal kaldığı görülmüştür. Bunların üst kısımları, zengin oyma ve kabartmalarla süslenmiş (mihrap önü direkte) yer yer pirinç baklava dilimi levhalar çakılmış, yeşil ve siyah kalem işleri ile boyanmıştır.

Direkler, ardıç ve sarı çam cinsi ağaçlardan olup, bazı antik başlıklar kaide yapılıp üzerine oturtulmuştur. Düz ağaç başlıklar yanında Pessinus’tan getirildiği kanaati yaygın olan çeşitli antik başlıklar da kullanılmıştır.

Cami çatısı önceleri kamış dolgu toprak damlı iken, 1958 yılında damdaki toprak indirilmişti. (Müteahhit, Şükrü Ünlüoğlu idi.) Ahşap çatı yapılmış üzeri kiremitle kaplanmıştı. Estetik görünüşü ve nispeti bozmamak için çatı yüksekliği alçak tutulmuştu. Çatı omurgası ile saçak açıklığı fazla olduğundan, Tarihi Eserleri Koruma Derneği tarafından her yıl bakımı yapılmasına rağmen dam akıntısı önlenemiyordu. Elektrik kontağı ve neticesinde yangına sebep olacağı endişesi korkulacak bir durum arz ediyordu. Bu durumun önlenmesi için büyük gayretlerle 1978 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bakır kaplattırılmış, tüm elektrik tesisatı yenilenmişti.

Çatı arası boşluğa, doğu kapısına isabet eden çatı üzerindeki kapaktan girilirse, damdaki kamış ve toprağın boşaltılması ile arada ısı izolasyonu kalmadığı görülür. Bu sebeple kışın sıcak, yazın serin olan cami havası bozulmuş, ısıtma problemi doğmuştur. Ahşap yapının zarar görmemesi için Konya Anıtlar Kurulu, kalorifer yapımına izin vermemiştir. Başka şekilde ısınması ise yangın tehlikesi doğurabilir. En iyisi çatı arasına İzocam sermektir. Bu yapıldığında camideki ısınma sorunu halledilecektir.

Caminin havalandırılması çatı ortasında bulunan bu havalandırma feneri ile sağlanmıştır. Zemini tahta ile kaplıdır. Zemin yapılışında yarma tabir edilen teknikle yapılmış, tahta ile kaplı iken restoresinde geçmeli taban tahtası kullanılmıştır. Direkler temele kadar devam eden taşlar üzerine oturtulmuştur. Caminin rutubete karşı korunması için zemin ile taban tahta arasında 150 cm’ye varan boşluk bırakılmıştır. Taban ön safta 20 cm., arka safta (kadılar safı) 1 metre kademelidir.

Camiye Genel Bakış

Ulucami’nin kuzey duvarında pencere yoktur. Cami avlusuna bakan batı duvarında üç tepe penceresi, güney yönünde mihrabın bulunduğu duvarda 8 alt ve 9 üst pencere vardır. Doğu cephesinde ise kapı açıklığının sağ tarafında iki pencere yer alır. Sol tarafında duvar dışa doğru bir çıkıntı yapar. Kadınlar bölümünü teşkil eden bu kısımda kapı yanında bir pencere ve iki üst pencere ve kütüphanede doğuya bakan 1 üst ve güneye bakan 1 pencere olmak üzere 2 pencere vardır. Pencerelerin tümü ahşap kasalı ve lokma demirlidir.

Caminin kuzey duvarı arkasına, cami duvarına dayalı olarak 1924’den sonra Belediye tarafından manifatura dükkanları inşa edilmiş olup özel şahıslara satılmıştır. Caminin batı avlusundan sonra şadırvana bakan kesimde, Emineddin Mikail Medresesi (1474-75) ve yanlarında vakfiyeleri vardı. Bu vakfiyelerden biri Cafer Akıllı tarafından satın alınmış Horoz sokaktaki arsası ile dükkanın gelirini vasiyetle Orhan Keskin’e kurdurduğu vakıf aracılığı ile Ulucami’ye vakfetmiş, Cami önü açılmak üzere dükkanlar istimlak edildiğinde, bedelsiz olarak cami lehine terkini öngörmüştü.

Cami çevresinde ve camiye bitişik dükkanlarda çıkacak bir yangının, camiyi tehdit edeceği muhakkaktır. Nitekim istimlâkten önce çok dar olan Ordu Caddesinin karşı kesiminde (Bugün Halk Bankası’nın önündeki boşlukta) Mustafa Uça’ya ait lastik, hidrolik ve oto parçası satılan dükkanda 1953 kışında bir gaz sobasından çıkan yangında, tahıl pazarına giden Hazinedar Caddesi köşesine kadar dükkanların tümü yandı. Caminin köşesinden, saçağı tutuştuğu bir anda, damından sarkıtılan kilimlerin devamlı ıslatılması ve Sivrihisarlıların cansiperane gayretleri ile Ulucami yangından güçlükle kurtarılabilmişti.

Ulucami toprak damlı iken üzerindeki toprak Vakıflar Gn. Mdr.nce atılmış ve tavan döşemeleri üzerinde 10 cm. kadar bulgurlama tabir edilen) toprak bırakılarak ahşap çatı ile kaplanmış, çatı üzerine kiremit döşenmişti. Estetik bakımından çatı daha fazla yükseltilemediği ve akıntısı az mesafe uzun olduğundan dam akıyordu. Tarihi Eserleri Koruma Derneği olarak müracaatımız ve kararlı takibimiz sonunda kiremit kaldırılıp 1956-1959 yıllarında Vakıflarca 139.028,17 TL. Harcanarak çatı bakırla kaplanmıştır. (Vakıflar Dergisi, sene 1973).

Fakat bu tamirlerden sonra kışın sıcak yazın serin olan cami kışları soğuk olduğundan kalorifer yapılmak istenmiş fakat müsaade edilmemiştir. Çatı bulgurlaması altına bir izolasyon yapılmadığından tahta aralarından camiye toprak dökülüp kirletmektedir. 2013 yılında Ulucami esaslı bir onanma tabi tutulmuş, çevresindeki dükkanlar istimlak edilip çevresi açılmıştır. Eski çatı kaldırılarak döşemeler tamir edilmiş, döşeme üstü tahtaları değiştirilmiş, üzeri esaslı bir izolasyondan sonra bakır kaplanmış, raspa ile minare üzerindeki sıva kaldırılmıştır. Pencereler değiştirilmiş, içi de esaslı elden geçirilmiştir. Ser mahfilin Batı yönündeki kısmı kaldırılmış, antik kaidelere görülmeleri için kova yapılmıştır.

Camii Giriş Kapıları

1. Kuzey giriş kapısı: Mihrap karşısında olup en eski kitabeyi taşımaktadır. Kapı girişinin sağ ve solunda cami zemininden bir metre yüksekte bulunan ve son cemaat mahalli vazifesi gören bu kısma, kadılar safı denir. Bugün müezzin mahfeli buradadır. Bu safın üzerinde ve caminin batı yönü boyunca uzanan kadınlar mahfeli olarak da kullanılan sermahfel vardır. Bu mekana üç ayrı yerden tahta merdivenle çıkılır.

1 Ahmet Tevhid’in beyanı aksine kadılar kapısı mermerdendir. Belki o tarihte badana olduğu için mermer olduğu fark edilmemiştir.

Ayrıca caminin doğu tarafında, yükselti teşkil eden ana mekandan kafesle ayrılmış 5 ahşap direkli ve kütüphaneye çift kanatlı bir kapı ile irtibatlı, kadınların namaz kıldıkları bölüm vardır. “Hanımların mescitleri evleridir” kabulünden hareketle olmalı, bu mekan 1969 yılına kadar, dere tepe, taş ve toprakla kaplı iken, Tarihi Eserleri Koruma Derneğince temizlik, tesviye ve blokajdan sonra tahta ile kaplatılmıştı. Kuzey giriş kapısı Alemşah Kümbet’ine bakar. Bu kapının üzerindeki kitabe, iki kabara rozet sonra gül bezekler ortasında

Essultani

–Cedede hazihil imaretül mescid-ül mübarek fi nevbeti el abd-ül zaif Mikâil

– Bin Abdullah ahsenallahü evakıbehu fi sene selase ve seb’in ve sitre mie (673/1474)

Türkçesi: Sultan adına bu kutsal imaret mescidi Allah’ın aciz kulu “Allah akıbetini hayır etsin” Abdullah oğlu Emineddin Mikail’in görevi sırasında 673/1474 yılında yenilenmiştir.

Emineddin Mikail, Anadolu Seçuklular’ından III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in naibidir. Ünlü hoca Maliye Bakanı Sadeddin Ebu Bekr-i Erdebili’nin azadlısıdır. Üstün gayreti, sağlam isabetli düşüncesi, engin bilgisi ve atılganlığı ile köleliğin malla aynı tutulan seviyesinden, efendiliğin başköşesine yükseldi. Sağlam inancı, güçlü kalemi, engin bilgisi ile insanlar arasından seçilerek sıradan ve seçkin kimselerin gözdesi oldu. Hadis, fıkıh, hikmet ilimlerinde en yüksek payı ve en geniş hisseyi kazandı… Aziz ömründen hiçbir anını İnsani olgunlukları elde etmek ve dünyadakilerin hayır dualarını kazanmaktan başka bir işe harcamadı. (İbni Bibi-Selçukname. Kültür Bakanlığı s. 207)

2- Batı Giriş Kapısı (Çarşı Portalı)

Çarşı meydanına açılan ve şadırvana bakan taş kemerli bir girişten, sağ tarafı eski müftülük binası ve musallanın bulunduğu boşluk, sol tarafı ise eski muslukların kaldırılması ile merhum Hacı Süleyman Görener tarafından yaptırılan gasil hane, tuvaletler, abdest alma yeri ve cami kapalı olduğu zaman kullanılan buraya irtibatlı küçük mescidin yer aldığı avluya girilir.

Karşıda üzeri siperli portal, mermer taç kapının ahşap sağ kanadında ve devamla sol kanadında:

Ve ennel mescidallahü- felatedu meallahüahad 1457/1841 M (Kur’an-ı Kerim cüz 29 -sure. 72. 18)

(Muhakkak mescidler Allah içindir- Allah birdir kimseyi O’na ortak koşma.) yazılıdır. Ulucami’nin kuzey kapısı ile bu kapı benzerlikler arz etmektedir.

3- Doğu Giriş Kapısı:

Caminin doğu portalı da ahşap kasalı ve ahşap kapılıdır. Bu kapının en üstünde bir kitabe ve yanında Mikâil denilen kanatlı sitilize bir resim yer alır.

Kitabenin okunuşu: (1. tamir kitabesi)

1-Ümmire hazel-cami el mukaddem fi devlet-i effar-is sultan el ümem
2-El nıelik el adil sultan Murad min Al-i Osman muvaletin niam
3-Fağlebelıu Hızır bin Celal halled- Allahü bi latif-i itam
4-Fi amine es salis ve’l-erbain bad-ı sema- niye miefahtetim

Türkçesi: Hizmete giren bu cami, Müslümanların sultanı devletin iftiharı Nimetleri devam eden adaletli melik, âlî Osman’dan Sultan Murad’ın saltanatı esnasında; Allah lütfunu devam ettirsin; zamanın övüncü Celâl oğlu Hızır’ın üstün yardımı ile imar edildi. Allah camiyi afetlerden emin kılsın 843H/1439-40 M. de son buldu.

Alttaki kitabenin okunuşu: (2. tamir kitabesi)

1- Eyle ya rab vakfı rahmetine sencedir.

Ba hem imam hatip hem cemaati cümleten.

Mükerri han olalar, galleti züpte dediler…

2- Bezl-i sayederler cümle cedid idüp tecdidine

Kimi malen kimi say’en lahavle illa bin nasr

Vakıfı yüsemma evvelki Emineddin Mikail ide hamiyet ana Mevla şefii ola (…..)

3- Sıdk-ı safa ile (…) eyle dua oku tarihi, zikrullah oldu dai tecdid-i camii kebir.

Da camii kebir tecdid-i bihidayeti rabbül muin. Bina sahibi hayr-i bi malil hayri malil (…) zürriyeteyn

4- (….) Emeltü tarihen lehli min Kur’an- ı Mübin (…) ni’me davul muttakıyn.

Fi senetihi ısney ve tis’ine miete ve elf 1192/1778

4- Kadınlar Mahfeli Dış kapısı

Sırf hanımlara ait dış kapıdır. O da özel günlerde kandil ve bayramlarda cemaatin geliş ve dağılımlarında kadın erkek karışmasını önlemek için kullanılırdı. Bu kapının girişe göre solunda abdest almak için, suyu acı bir çeşme vardı. Çeşmenin suyu yukarılarda bir kuyudan gelmiş olmalı.

Kadınlar mahfelinin doğu güney köşesini işgal eden ve kadınlar mahfeline derin bir sivri kemer altındaki iki kanadı bir kapı ile bağlı bulunan ve keza batı kısmı aynı şekilde kemerli, üzerleri kubbeli, doğuda kapısı, güneyde penceresi bulunan bir bölüm vardır. Buranın Emineddin Mikail, daha sonra Hızır Bey Kütüphanesi olduğu bilinmektedir. Hal böyle iken, Ahmed Tevhid Bey ve kendisini kaynak alanlar bu mekana, Sölpük Mescidi deseler de ismin menşei bilinmediği, zikredilmediği gibi restorasyonda mihrap izine de rastlanılmamıştır. Kemerlerin altındaki boşluklarda kütüphane dolap veya rafları olmalıdır. Nitekim şimdi batı kemer altında kütüphane dolabı vardır. 2013 yılında kaldırılmıştır.

5- Musalla Kapısı

(Mihrap duvarında): Minareye yakın bu kapı, eskiden musalla (meyyit) taşı caminin güneyinde ve bu kapı önünde cadde üzerinde olduğundan, cenaze namazı için kullanıldığı, musalla taşının, doğu kapısı girişindeki yere taşınması ile de özel günlerde: bayram namazlarında olduğu gibi; kullanıldığı büyüklerimizce ifade edilmiştir. Bende bayramlarda ve temizlik için kullanıldığına şahidim. (Orhan Keskin)

Musalla taşına cenaze getirildiğinde imamın namazdan sonra ön safı takiben bu kapıdan çıkıp cenaze namazını kıldırdığı, cemaatinde dışarı çıkanlar yanında içeride kalıp bu kapıdan gelen imam veya müezzin sesine uyup cenaze namazına iştirak ettiği bilinmektedir. Eski Belediye Başkanlarımızdan Kamil Çamoğlu, İstiklal Savaşı sırasında Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın namazı müteakip bu kapıdan çıkıp halka hitap ettiğini hatıratında nakletmişti. (Son restorasyonda pencere haline sokuldu.)

Minarenin Giriş Kapısı ve Üzerindeki Kitabe:

1- Külli şey’in halikun illa veche. Lehül hükmü ve ileyhi türceun
2- Heme mergüzarım pir’ü civan. Bekini ne maned kes-i cavidan
3- Bena hazihil imaret-ül mübareke el emirül kebir Cemaleddin Ali bek
4- Etâlallahü ömrehu li ecl-i validehil merhumul mağfur Cemaleddin İsmail bin Akça bey tegammedehullah senettis’a ve isrine ve sitte mie 629/1431

Türkçe çevirisi:

1- (Onun zatından başka) Her şey yok olacaktır. Hüküm Onun’dur ve nihayet döndürülüp ona götürüleceksiniz.

2- (Farsça) Genç ve yaslı hepimiz mutlaka ölümü tadacağız. Dünyada kimse ebedi kalmayacaktır.

3- Bu mübarek imaret (yapılar manzumesi) büyük emir Cemaleddin Ali Bek tarafından yapıldı

4- Allah onun ömrünü uzatsın vefat eden babası merhum-ul mağfur Akçabey oğlu Cemaleddin İsmail için, Allah her ikisini de yarlığasın 629/1431-32 senesinde yapıldı.

Anlaşıldığı veçhile bu kitabe, imaret kitabesidir. Osman Ergin Bey, Türk şehirlerinde imaret sistemi isimli eserinde: “İmaret: medrese talebeleri ile fakirlere yemek pişirilip yedirilen yerlere verilen addır. Aşhane, aş evi gibi. Bu kelimenin zıddı Harap (mamur olmayan)

Türkler, cami medrese, hastane, aşhane, misafirhane, hankâlı hatta türbe hatta kale hatta minare binalarına kadar teker teker olduğu gibi hepsi bir arada olarak ta imaret adını vermektedirler. İmaret hem mamurluk ve hem de yemek yenilen yer anlamına gelir” demektedir.

Ulucami’de minare girişindeki bu kitabenin yanındaki kubbeli mekanın, bu imaretin mescidi olarak kabul edilmesi halinde, buraya Akçabey Mescidi demek yerine şayet sonraki kullanımlar göz önünde tutulacaksa Emineddin Mikâil Kütüphanesi veya Hızırbey Kütüphanesi demek gerekirdi. Bana Sölpük Mescidi ismi dayanıksız gelmektedir.

Bu kitabenin bulunduğu kapıdan içeri girildiğinde, minare önünde genişçe bir mekan ve kapı karşısında dama doğru çıkan bir taş merdiven görülür. Bu merdivenin minare yapımından evvel minare yerine kullanılması düşünülebileceği gibi, toprak damların bakımı için dama çıkmak için veya her ikisi için kullanılmış olması mümkündür.

Minare Kitabesi

Yapının güney cephesi üzerinde köşede minare yer alır. Minare kaidesi iri mermer bloklarla yapılmıştır. Kaidenin üstü tuğla hatıllı, kesme taşlı sekiz köşelidir.

Minarenin basamakları ardıç ağacından ahşap olarak yapılmış, gövde tuğladan örülmüştür. Hal böyle iken, fondaki gri kayalar önünde fark edilsin diye 1959) sıvanıp üzeri badana edilerek, şerefe altına kırmızı yeşil kuşaklar çekilerek ve minare kapısı üstüne (muhtemelen seren direği değişirse buradan istifade edilin diye) konulmuş kahverengi mermere, yağlı boya ile ay yıldız çizilerek bilgisizce bu tarihi eser berbat edilmiştir. Bu faaliyetlere kitabın müellifinin son anda müdahalesi ile Hoşkadem, Balaban, Kılıç Mescid Camii minareleri ve diğerlerinin aynı akibete uğramaları önlenmiştir.

Rahmetli dostumuz Konya Anıtlar Kurulu Başkanı merhum Prof. Dr. Yılmaz Önge Bey, o tarihlerde Vakıflar Müşaviri olarak Sivrihisar’a her gelişinde minareyi raspa ettirip üzerindeki sıvaları temizleyip eski hüviyetine kavuşturamadığından üzüntülerini beyan ederdi. Bugün minaredeki sıvaların yer yer düştüğü ve alttaki tuğlaların açığa çıktığı görülmektedir. (Son restorasyonda eski haline kavuştu.)

Bu minarenin yapım kitabesi şöyledir:

Bena hazihil minaretül şerife el mübareke Sahib-ül hayrat Hacı Habib bin Osman, fi evail Recep sene esna ve aşere ve semani mieh Receb 814/1409

Bu mübarek minare-i şerife hayırlar sahibi Osman oğlu Hacı Habib tarafından bina edildi. Receb başlarında H. 814/1409 M. (Not: evail- birinci gün değil çoğul olup evvelini ifade eder)

Minarenin külahı 1972 yılı 19 Haziranda rüzgar sırasında meydana gelen anoforda, seren direği kırılıp minare giriş kapısı dışındaki merdivenlerin önüne düşmüştü. Bütün müracaata rağmen Vakıflar ilgisiz kalınca, yine Vakıflar İdaresinin oluru ile Sivrihisar Tarihi Eserleri Koruma Derneği olarak külâhı da diledikleri gibi yapmak isteyen, bazı şahıslara karşı adeta savaş vererek; aslına sadakatle yeniden yapıldı ve minareye paratoner takıldı. Hasar gören alemi ve kırık direği tamirle Alemşah Kümbetinde kullanılmış ve buraya yenisini takılmıştır.

Şerefe altındaki petek, Selçuklu tuğla işçiliğinin nefis örneklerindendir. Şerefeden sonra baca üzerinde külahın altında minare yapılırken konulmuş bir sıra cam göbeği mavisi çini bulunmaktadır.

Caminin Mihrabı

Kuzeydeki taç kapı karşısında kıble duvarında iki pencere arasında çıkıntı teşkil eder. Kalıplama tekniğinde alçı süslemelidir. Sathi mukarnaslı alçıdan yapılmış mihrabın, Hızırbey tarafından yaptırılan 1439 – 1440 tarihli onarımda konulduğu anlaşılmaktadır. Mihrabı Prof. Dr. Gönül Öney’de aynı zamana tarihlemektedir. Mihrabı çevreleyen en dıştaki birinci şeritte sülüs karakterde yazı, ikinci şeritte ise üzüm salkımları ve dallarından oluşan bitkisel motifler, üçüncü şeritte geçmeli beşgenlerden oluşan beş ve on kollu yıldız motifleri yer alır.

Mihrap kavsarasını balık sıra motifli kademeli kaval silme çevreler. Mihrap nişinin iki yanında yer alan sutünceler balık sırtı motiflidir.

Caminin Minberi, Anadolu Selçuklularının en dikkate değer minberlerindendir. Camiye girince hemen göze çarpar. Ceviz ağacından yapılmıştır, ileri doğru fırlamış geometrik bölümler içinde Rumî ve palmetlerle ince işlenmiş dolgular ve ajurlu korkuluk ve şebekeleri ile Selçuklu ağaç işçiliğinin kıymetli eserlerindendir. Taht kısmında kare şebeke dolgusunda, Kayseri Keykubad’i çinilerinden ve Karahanlılara kadar uzanan Türk süslemelerinde her zaman devam eden sekizgenlerin birbirini kesmesinden meydana gelmiş örgü motifi karakteristiktir.

Kapı kanadında, Hasan Bin Mehmed olarak ustanın adı yazılıdır. Kapı kemerini çevreleyen kitabe kuşağında, Selçuklu sülüsü ile Ayet el Kürsi yazılıdır. Ebced hesabı ile “Hace-i ecel” karşılığı tarihi 643 (1445) olup üslup ve karakteri bu tarihe uygundur.

Minberin kapı kanatları kapandığında, sivri kemer oluşturan bir şeritte taçlandığı görülür. Sivri kemer yayları iki yanda kaval silme biçiminde bir sütunceye oturur. Bu minber belki de üzerine sürülen malzemeden olacak, Etnografya Müzesinde bulunan emsallerinde rastlanan ağaç kurdu tahribatına maruz kalmamıştır. Maalesef bilinçsizce minber üzerindeki malzemeler temizlenip, hayır işliyoruz diye mobilya cilası ile cilalanmıştır. Minberin taht kısmında kare şebekenin külaha uzantıları üzerinde, Kufi yazı ile Ayet-el Kürsi nakşedilmiştir.

Taht tacının kaidesinde, kıbleye döndüğümüzde sağ tarafında Bismillahirrahmanirrahim, önünde (Nasrun minallahi ve fethün karib ve beşşiril müminin). Sol tarafında (Ve ennel mescide lillahi felated-ü maallahi ehaden) ayeti kerimeleri sülüs yazı ile yazılıdır. (Okuyan Mehmed Dönmez)

Ulucaminin minberinin çarşı açmak gayesi ile 1924 yılında yıktırılan Kılıç Mescid Camiinden getirildiği bilinmektedir. Kendi minberinin de Ankara Aslanhane Camii ne götürüldüğü söylene gelmiştir. Zikri geçen minberin ustası Ebu Bekir olup 1175 yılına tarihlendiğinden bu söylenti iddia olmaktan ileri geçemez.

Not: Erol Altınsapan a.g.e. de zikri geçen caminin yandığından bahsederse de yanlış bilgilendirildiği anlaşılmaktadır.

Ulucami’de Hizmet Veren Bazı İmam-Hatibler

Süleyman Efendi. Ö. T. 1848 mezarı Tahtalı Evliya ile beraber Kurşunlu Mezarlığı’na nakledildi.
Hacı Hilmi Efendi 1896 (İhsan Başol’un baba dedesi)
Ulemai asitane’den Hacı Ali Hoca Ö. T. 1908 Kabri, Kurşunlu Mh. Kumluyol Mezarlığında
Sobacının Hafız Ömer Efendi
Adapazarlı Mustafa Efendi
Bahri Tok (aynı zamanda Elmalı Kuran Kursu fahri hocası idi.)
Harun Karça
Enver Akça
Ömer Öztürk
Osman Hatiboğlu 1975-1984
Çorumlu Ahmet Efendi
Ahmet Hakses

Camide Vaaz Eden Zevat

Gecekli Ali Efendi, Müftü Rasih Efendi, Müftü Mehmet Emre, Müftü Orhan Ersoy ve diğer müftü ve vaizler.

Müezzinler: Mukayyitlerin Eşref Efendi, Hüsnü Horozoğlu, Süleyman Güvener (Toşur Hoca, Ali İhsan Paşa’nın babası), Medine’de medfun Ahmet Aksakal, Hafız Abdullah Şen ve diğerleri.

Genel Değerlendirme

Kanaatimce, 1232 tarihini taşıyan; Selçuklu Sultanı 1. Alaaddin Keykubad döneminde; Vezir Cemaleddin Ali Bey adına vaki minare girişindeki imaret kitabesinden hareketle, caminin bu tarihte yapıldığı görüşünü kabul edemeyiz. Kitabede özel olarak camiden bahis yoktur. Kuzeydeki sultan adına vaki kitabede: (imaretül mescid-ül mübarek) kelimelerinin geçmesi neticeyi değiştirmez.

Yeni yerleşim yerlerinde yapılan mescitlerin, ihtiyaçların artması ile yıkılıp yerine büyük ve daha güzellerinin yapıldığı, bugün dahi yaşanan bir vakıadır. Yeni yapılan eserlerde eskilerine atıf yapılmasını, eski eserin tamiri şeklinde anlamak isabetli olmaz sanırım. Aksi halde 1232 tarihli imaret kitabesinin, mebzul olan kapılardan biri üzerinde olması gerekirdi. Dolayısıyla Ulucami’nin yapımını, Moğol istilasından sonra 1274 de, bani-sini de 11. Gıyaseddin Keyhüsrev’in (1266-85) naiplerinden Emineddin Mikâil olarak kabulde vicdani ve akli bir zaruret vardır.

Minare girişindeki 1232 tarihli kitabenin bulunduğu kapı karşısındaki merdivenle çıkılan belki de imarete ait köşk mescidin kapısı olabilir. Veya bu merdiven o tarihlerde toprak olan damın bakımı için kullanıldığı gibi minare yapımından evvel ezan okumak içinde kullanılmış olabilir. İmaret mescidi yıkılıp, orijinal sütun ve başlıklar da kullanılmak sureti ile Ulu cami yeniden yapılmış olabilir. Kuzey ve doğu kapılarının orijinalliği de bunu teyit eder sanırım. Esasen ilim aleminde, caminin bugünkü formuna 1274 tarihinde kavuştuğunda, 1409 da minaresinin eklendiğinde, 1440 tamirinde mihrabın yapıldığında, 1924 yılında bu camiye 1244 tarihli Kılıç Mescid minberinin getirildiğinde ihtilaf yoktur. (Erol Altınsapan. Ortaçağda Esk. çevresinde Türk Sanatı s. 40)

Bu cami ile ilgili Tarihi Eserleri Koruma Derneğinin faaliyeti

Çatı tamirinden sonra, taşıtlar caddeden geçtiği sırada vaki titreşim neticesi, tavandan topraklar aşağı dökülmüş, yüz yıllarca yanan kandil ve mumların işleri ile tavan döşemeleri ve kirişler simsiyah olmuştu. 1962’li yıllarda Tarihi Eserleri Koruma Derneğinin katkıları ile o zaman Ulucami imamı olan Ali Rıza Öztürk, kurulan iskele ile tavan döşemelerini, kaplamalarını, kirişleri sıcak su ve deterjanla temizletmiş, boyalı olan yerler boyalar zarar görmesin diye kuru olarak yumuşak fırça ile temizlenmişti. Her direk karşısında bulunan kandil askılıklarının orjinalleri bırakılmıştı.

Bugün temin edilen modern aletlerle cami daha da temizdir. Taban sergileri emsalsiz güzelliktedir. Onlar üzerinde namaz kılan insan, kendini tabiatta namaz kılıyor hisseder. Ancak bunlara da hırsızlar musallat olmuştur. 2016 da makine halısı katlandı.

Kadınlar mahfeli köşesindeki (Sölpük Mescidi dedikleri) Emineddin Mikail’ın Kütüphanesinin bulunduğu yer, T. H. K. nun elinde iken 1962 yılından 2000 yılına kadar Tarihi Eserleri Koruma Derneği, Sivrihisar 1. İlimler Vakfı ve Cafer Akıllı Vakfı için merkez vazifesi görmüştür.

1955 yılında kurulmuş bulunan Tarihi Eserleri Koruma Derneğinin, 25. 2. 1973 tarihinde başkanı olarak genel kurula sunduğum faaliyet raporunda, Ulu Cami’nin 1972 yılında uçan minare külahının yeniden yapılmasına 8611 TL. harcanmış olduğu ifade ediliyordu.

Sonuç:

Sivrihisar, tarihi bir ilçe olması dolayısıyla önemlidir. Tarihi bir ilçe olmanın en güzel delilleri yetiştirdiği değerli insanlar yanında, sinesinde barındırdığı tarihi eserlerdir. Tarihi eserleri, camiler, mescidler, türbeler, kümbetler, çeşmeler, mezarlar, ören yerleri hatta ağaçları ve evleri ile tarihi dokudur. Bunları biran için yok sayınız. Nüfus, iktisadi durum, ticaret ve sair yönlerden yapılacak bir değerlendirmede Sivrihisar Türkiye’deki ilçeler içinde sonlarda gelir. Nitekim idari alanda ve adliye teşkilatı bakımından tayinlerde esas alınan kıstas 3. sınıf olmasıdır.

Öyle ise Sivrihisar’ı Türkiye’de birinci sınıfa ve saygın konuma yükselten özelliklerini korumada azami hassasiyet göstermeliyiz. Hassasiyet göstermek, işi ehline bırakmak yanında kanun ve nizamlara uymaktan geçer. Bu iş için hüsn-ü niyet kafi değildir. Ulu caminin direkleri kendilerine göre iyi niyetlerle yağlı boya ile boyanmış, vakıflar esere zarar veren bu durumu izale için kat be kat masraf yapmak zorunda kaldığı gibi eski haline getirirken de boyalı kısım yontularak temizlendiğinden direkler bu kısımlarında incelmiş, eser zarar görmüştür. Hiç sanat ve hat değeri olmayan levhaların veya olsa bile bir levha, perdenin veya lambanın takılması için 800 yıllık minbere çivi v.s çakılması tarihi bir cinayettir. Keza temizlik yapıyorum diye tarihi boyaların silinmesi ve yukarıda temas edildiği üzere minarelerin sıvanması tam anlamıyla tarihi esere suikasttır.

Çarşı girişinin tanzimi sırasında musalla taşı önünde bulunan, ecdadımızın son yolculuklarına gölgesinde uğurlandıkları, yaprakları gümüş gibi parlayan, dallarında kuşların öttüğü, birkaç asırlık hünnap ağacının kesildiğini gördüm. Niye kestiklerini sorduğumda, duvar dibindeki fidanlar gösterilerek ağaçsa burada da var cevabını aldım. Tarih birkaç kilo hünnap veya bilmem kaç milyon para değildir, onu parayla pulla geri getirmek mümkün değildir. Medeni milletler kendilerine tarih yapmak için her şeylerini vermektedirler.

Bu konuda her şeyi yerli yerine koymak, sapla samanı veya değişik taneleri birbirine karıştırmamak lazımdır. Saat kulesinin sıvanması, özelliğini kaybettirmiştir. Yunus Hoca Kümbeti nereden baksan 36 m2’lik bir mescid, kuş yuvası gibi bir yer. Büyük bir cami yanında ancak son cemaat kubbelerinden biri kadar. Onu değerli kılan tarihi motifleri ile tarihi özelliğidir. Sen onu yok edersen en azından bu esere ve tarihe kastetmiş olursun. Sevaba değil vebale girersin.

Bir türbeyi dozerle yerle bir edersen, kitabiyeliğini çöplüğe atarsan o zatın getirdiği ve 400 seneden beri içtiğin suyunun hakkını nasıl ödeyeceksin? Akcami’nin, müftülük sitesi molozları ile atılan sütun başlıkları nerede?

Sivrihisar halkı bir gönül muhasebesi yaparak, içinde bulunduğu hali, muhteşem ilim merkezi bir serhad şehri iken, niçin küçük bir ilçe durumuna düştüğünü sorgulaması gerekir diye düşünüyorum.

Eğer biz kendi kendimizi sorgulamaz isek, gelecek nesiller nezdinde ve tarih önünde hiç de iyi bir şekilde anılmayacağımızı bilmemiz gerekir.

***

Orhan Keskin – BÜTÜN YÖNLERİYLE SİVRİHİSAR
Genişletilmiş 2. Baskı, 2017 – Sayfa: 168 – 184

PDF DOSYA

sivrihisar.web.tr/wp-content/uploads/Sivrihisar-Ulu-Cami.pdf

Categories: Orhan Keskin

Yorum Yaz

Mail adresi yazarsaniz yayinlanmayacaktir.
Gerekli alan*