Şeyh Baba Yusuf

Şeyh Baba Yusuf

ŞEYH BABA YUSUF-I SİVRİHİSARİ –

Anadolu’da yetişen evliya zatlardan olan Baba Yusuf, bugün Eskişehir’e bağlı olan Sivrihisar ilçesinde doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen Baba Yusuf’un, Mevhub-ı Mahbub isimli mesnevisinde geçen, muhtemelen de Fâtih Sultân Mehmed’in İstanbul’u fethederek, şehri “emân u emn/eminlik ve emniyet” ile “ma’mûr/bayındır” hale getirdiğini ifade eden:

Fet(i)h idüp gelüp İslambolı ol
Emân u emnile şehr oldı ma’mûr

beytinden, İstanbul’un fethini gördüğü düşünülebilir. Buradan hareketle de, Onun 15. asrın ikinci çeyreğinde doğduğu söylenebilir.

Sivrihisar’da doğan Baba Yusuf, doğduğu yere istinaden kaynaklarda “Sivrihisârî” lakabıyla anılmaktadır. Ayrıca, Sultan II. Bâyezîd Han’la Yusuf-ı Sivrihisari arasında yapılan babalık ve oğulluk akdinden sonra, Bayezid Han’ın ona “Baba” diye hitap ettiği ve bundan dolayı Yusuf-ı Sivrihisari’nin “Baba” lâkabıyla da anıldığı halk arasında söylenmektedir. Nitekim bazı kaynaklarda, özellikle Hadâiku’ş-şakâik’te, yapılan bu akdin belirtilmesi hem de isminin “baba” lâkabıyla birlikte geçmesi bu durumu doğrulamaktadır.

918/1512 tarihinde İstanbul’da vefat eden Baba Yûsuf, Ebû Eyyûbî-i Ensârî’nin mezarının yakınlarına defnedilmiştir. Merkadi, yani kabri şadırvan avlusunda Gazi Edhem Paşa mezarının arkasındaki sed üstündedir. Sinan Paşanın mezarı ile arada takribi beş metre mesafe bulunmaktadır. Baştaşı, üst tarafı sekiz dilimli üstüvânî olup önceleri üzerinde Bayrâmî gülü bulunmaktaydı. Kırılan baş taşı yapıştırılmıştır.

Şeyh Baba Yusuf’un, Mevhûb-ı Mahbûb isimli mesnevîsinin sonunda, Hz. Âdem’e kadar ulaşan aile şeceresi bulunmaktadır. Bu şecereye göre, Şeyh Baba Halil isminde bir zâtın oğlu olan Baba Yusuf’un dedesi Şeyh Alâaddîn, büyük dedesi ise Şeyh İbrahimdir. Annesi hakkında ise, kaynaklarda herhangi bir bilgi bulunmayan Şeyh Baba Yusuf’un, Hamdi Baba, Fahri Baba, Sofi Baba ve Hamid Baba isimlerinde dört tane oğlu vardır. Bunlardan Hamdi Baba, tıpkı babası gibi döneminin önemli din büyüklerinden olup Selçuk Medresesinden icazet almış ve bir dönem vaizlik yapmıştır.

Daha sonra, çeşitli medreselerde müderrislik yapan Hamdi Baba, birçok öğrenci yetiştirmiş ve onlara icazet vermiştir. Sivrihisarlı Veli Şeyh Baba Hamidullah diye de anılan Hamdi Baba, aynı zamanda bir ahi büyüğüdür. Yazma eserleri olduğu söylenmesine rağmen, maalesef onlar bugün kayıptır. Kabri, Kurşunlu Caminin bitişiğinde kendi ismiyle anılan türbede bulunmaktadır. Baba Yusuf’un çocuklarından Sofi Baba ile Hamid Baba’nın kabirleri de, yine bu türbede yer almaktadır.

İlk tahsilini babası Şeyh Baba Halil’den alan Şeyh Baba Yusuf, Sivrihisar medreselerinin en önemlilerinden olan Selçuk Medresesinde öğrenimini tamamlayarak icazet almıştır. Daha sonra Anadolu’nun çeşitli yerlerinde vaizlik yapan Baba Yusuf, özellikle ettiği dinleyicileri etkileyen vaazlarla meşhur olmuştur. Sultan II. Bâyezîd dönemi şeyhlerinden olan Baba Yusuf, Hacı Bayram-ı Veli tarikatına mensuptur. Baba Yusuf’un, Halim Baki Kunter II. Bâyezîd’in hocası, Recep Akakuş ise, Hz. Halid türbedarlarından olduğunu kaydetmektedir.

Baba Yûsuf aynı zamanda usta bir hattattır. Nitekim bizzat kendisinin istinsah ettiği söylenilen Farsça tefsirli Kur’ân-ı Kerîm, bunu açık olarak göstermektedir.

Kaleme aldığı eserlerden ilmi ve dini meselelerde derin bilgisi olduğu görülen Baba Yusuf’un, beyitlerinden ‘Kur’ân’ın bütün emirlerini yerine getiren’, ‘Şer’-i Nebîden/Hz. Peygamber’in yolundan’ ayrılmayan, ehli sünnete bağlı, samimi bir Müslüman olduğu, hatta ‘tâlib-i râh-ı hidâyet/hidayet yolunun talipleri’ne de bunlara bağlı olmalarını tavsiye ettiği görülmektedir.

Fıkıh, tefsir, hadis, siyer, akaid gibi İslami ilimlerle tasavvufa ait geniş bilgi sahibi olduğunun açık bir delili olan Mevhûb-ı Mahbûb isimli eserinde bulunan beyitlerde yer alan “key za’îf ü hakîrüz”, “zelîl ü hem fakîrüz”, “key hakîrem”, “key fakîrem”, “men fakîre” şeklindeki ifadelerle kendisinden tevazu ile bahsetmesi, onun olgun kişiliğine işaret eder.

XV asrın evliya zatlarından olan Baba Yusuf’un adı etrafında çeşitli menkıbeler oluşmuştur. O’nun halk arasında mânen yükselmiş bir Allah dostu ve Hak âşığı olduğunu açık bir şekilde gösteren menkıbelerden birisi şu şekildedir:

Sultân II. Bayezid Han, İstanbul’da yaptırdığı Bâyezîd Cami’nin inşaatı bittiği zaman, ilk Cuma namazına dinleyeni etkileyip onları vecde getiren ve dönemin önemli vaizlerinden biri olarak kabul edilen hocası Baba Yusuf’u da davet etmiştir. Sultan II. Bayezid yaptırdığı camide ilk Cuma namazını bizzat kıldırdıktan sonra, Baba Yusuf, minbere çıkıp sultanı bile etkileyen bir vaaz etmiştir. Hatta yeni yapılan bu yeni camii görmek için gelip dışarıdan olup bitene bakan üç Hristiyan da, Baba Yusuf’un konuşmasından ve güzel sözlerinden etkilenerek camiye girmiş ve Şeyh’in huzurunda Müslüman olmuştur.

Kendi adını taşıyan camide böyle bir hidayete erme olayının geçtiğini gören ve gayet mutlu ve bahtiyar olan Sultan Bâyezîd, o üç yeni Müslüman’a hem kendisi çeşitli ihsanlarda bulunmuş hem de diğer devlet erkanına aynı tavrı göstermelerini emretmiştir. Böylece onlar, dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmışlardır.

Bu hadiseden sonra, Sultan Bâyezîd Hân, Şeyh Hazretlerine derin bir muhabbet ve sevgi duymaya başlamış ve aralarında babalık-oğulluk” akdi yapılmıştır. Sultan kendisine, eğer “Ka’be-i Şerîf”e gidecek olursa, mutlaka kendisinin haberinin olmasını belirtmiştir. Sultanla aralarında geçen bu muhavereden sonra Baba Yusuf, memleketi Sivrihisar’a dönmüştür. Bir müddet memleketinde kalan Baba Yusuf, bir gece düşünde “Hacer-i Esved”in yanında şiir şeklinde bir kitap yazmasının kendisine söylenildiğini gördü. Aslında şiir söylemeye muktedir değilken, bu rüyadan sonra şiir söyleme gücüne kavuşmuştur.

Padişahla daha önceden aralarında olan anlaşma gereğince İstanbul’a gelen Baba Yusuf, Sultân Bâyezîd’e veda etmek için saraya uğradı. Onu kapıda karşılayan Sultan’la içeride uzun süre görüştü. Sultan bu görüşme sırasında Baba Yusuf’a çeşitli armağanların dışında bir miktar altın da vererek, O’na:

“Bizzat kendi kazancım olan bu altınlar helaldir Bunları Hz. Peygamber (SAV)’in Türbe-i mutahhara’sının kandillerinin hem bakımında hem de yakılmasında harcarsın. Ayrıca Türbe-i mutahhara’da: ‘Yâ Resûlallah! Ümmetinin koruyucusu olan günahkâr Bâyezîd sana selâm söyledi ve bizzat kendi el emeğiyle kazandığı bu helâl altınları senin Türbenin kandillerinde harcanması için gönderdi.’ dedikten sonra, gönderilen bu hediyenin kabulü için ona yalvarıp yakarırsın. Çünkü bu hediyelerin senin vesilen ile kabul edileceğini umuyorum.” dedi. Baba Yusuf, Sultan’ın bu isteği ve arzusunu yerme getirmek için kendisine takdim edilen altınları alarak: “Siz müsterih olunuz Sultanım, emrinizi biiznillah yerine getireceğim” diyerek, Bâyezîd Han’la vedalaştıktan sonra Beytullah’a gitmek üzere yola çıktı. Bir yıl Mekke-i Mükerreme’de kalan Baba Yusuf, rüyasında gördüğü ve kendisine yazılmasının söylenildiği kitabı burada yazmaya başladı.

Bir yıl sonra Medine-i Münevvere’ye geçen Baba Yusuf, burada abdest alıp kalın eski bir elbise giydikten sonra, ellerini tıpkı bir esir gibi arkadan bağlattı. Akabinde yere yüzükoyun yatıp sürünerek ve şefaat dileyerek Hz. Peygamber’in misk ü amber gibi kokan Türbe-i mutahharasına gelip onun eşiğine yüz sürdü. Burada can gözüyle görülemeyen nice sırlara şahit oldu. Saatlerce gözyaşı akıtıp halini Hz. Peygamber’e arz ettikten sonra, üzerinde emanet olarak bulunan Sultan Bâyezîd Han’ın selâm ve tazimlerini de münasip bir dille ifadeye çalıştı.

Hz. Peygamber’in türbesinin kubbesinin dışında bulunan ve kendisine özel bir önem verilen bir asa bulunmaktaydı. Bir gece rüyasında Hz. Peygamber tarafından Baba Yusuf’a, bu asayı üç parçaya bölmesi ve bu parçalardan birini Bursa’da bulunan Emir Sultan Hazretlerinin türbesine, bir parçasını Hacı Bayram-ı Veli’nin Ankara’da bulunan türbesine, son parçasını ise bu durumu rivayet eden kişinin ismini unuttuğu başka bir Şeyh’in mezarına koyması işaret edildi. Baba Yusuf, bu asayı almak için Hz. Peygamber’in türbesine geldiğinde, aynı rüyanın türbenin hizmetkarlarının reisi tarafından da görülmesinden dolayı, onun asayı almasına izin verilmiştir. Baba Yusuf, asayı aldıktan sonra Anadolu’ya tekrar dönmüş ve kendisine buyrulan şeyi aynen yerine getirmiştir.

Mevhub: Lütuf, ihsan edilen

Mahbub: Sevilen, muhabbet edilen demektir.

ESERLERİ

Baba Yusuf’un beş tane eseri bulunmaktadır. Bunlar şunlardır:

1- Dîvân: Baştan sona kaside olarak telakki edilebilecek şiirlerden ve tercilerden meydana gelen eser, alfabetik tertibe göre yazılmış olup bütün şiirler tasavvufîdir.

2- Risâletü’n- Nûriye: Tasavvufî bir eser olup Arapça olarak kaleme alınmıştır.

3- Tefsir: Farsça olarak kaleme alınan tefsir, iki ciltten oluşmaktadır. Bu eserin özelliği bizzat Baba Yusuf tarafından istinsah edilmedir. Birinci cildi, Baba Yusuf tarafından yaptırılan Kurşunlu Cami’de korunan eserin ikinci cildi, buradan alınıp başka yere götürülmüştür. Ancak eserin bu cildinin şu an nerede olduğu bilinmemektedir.

4- Mır’âtü’l-Âşıkîn ve Mışkâtü’s-Sâdıkîn: Yûnus Emre’nin zannedilen, aslında Kaygusuz Abdal’ın olan “Sakla gönül tarlasın susığırı girmesün” şiirinin şerhidir.

5- Mevhûb-ı Mahbûb: Baba Yusuf’a rüyasında Ka’be’de “Hace-rü’l-Esved”in yanında yazması işaret edilen manzum eser budur. 913/1507-1508 tarihinde aruzun “mefâîlün mefâîlün feûlün” kalıbıyla ve mesnevî nazım şekliyle yazılan eser, 7968 beyitten oluşmaktadır.

Baba Yusuf, bir Müslümanın dini vecibelerini tam ve doğru olarak yerine getirmesi ve dini hayatını tanzim edebilmesi için mensubu olduğu İslam dininin ahkamını çok iyi bilmesiyle mümkün olduğunu bildiğinden, eserini telif ederken anlattığı konuları muhakkak bir âyet veya hadîse dayandırmış, bazen de hikâye ve menkıbelerle zenginleştirerek okuyucuya hatırlatmak, onun bu yoldaki azmini kuvvetlendirmek ve ona gerçek zevki tattırmak yoluna gitmiştir.

Eserin yapısı kısaca şu şekildedir: Baba Yusuf eserine “Tevhid” ile başlamıştır. Daha sonra münâcât, na’t ve dört halifeyi ayrı ayrı medihten sonra, sözü devrin padişahı Sultan II. Bâyezîd’e getirerek, “Nasîhatli-Sultan” başlığı altında ona çeşitli nasihatlerde bulunmuştur. Çeşitli konulara değindikten sonra da, “Sebeb-i Te’lîf-i Kitab” başlığı altında, eserini yazış sebebini açıklamıştır. Baba Yusuf, bazen konu başlığı vererek bazen de “tenbih, cevab, hikâyet, hisse, temsil, te’vil, insaf, dakika, nükte, nasihat, tahris, fevâyid, irşâd” gibi başlıklar altında yaratılış, Âdem (A.S.)ın ve evladının yaratılışı, resûl ile nebî arasındaki fark, duâ, Hz. Muhammed (S.A.V)’in yaratılışı, isimleri, sıfatları, hicreti, savaşları, miracı, vefatı, Hz. Fatıma’nın vefatı, uhuvvet, du’a ve du’a çeşitleri, Kaf Dağı, çeşitli dini meselelerde verilen fetvalar, tasavvuf, tarikat, iman ve îman çeşitleri, şeriat, hakikat, dervişlik, şeyhlik, mahabbetullah… gibi birçok dini konulara temas etmiştir. Temas ettiği her konuyu muhakkak bir âyet veya hadîse dayandırmıştır. K-1

ÖZET

Sivrihisar ilçemizde tarih boyunca birçok ünlü şahsiyet yetişmiştir. Nasrettin Hoca, Yunus Emre, Hızır Bey, Aziz Mahmut Hüdâi, Mehmet Kaplan bunlardan sadece bir kaçıdır. Bu güzel beldenin bir de “BABA”sı vardır; Şeyh Baba Yusuf

Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 80 yıl kadar yaşayıp 1512-1513 tarihlerinde vefat ettiği düşünülen Şeyh Baba Yusuf Sivrihisari, Bayramiyye tarikatına mensup olup Akşemseddin Hazretlerinin halifelerindendir.

Eserlerinden Arapça’ya, Farsça’ya ve kuvvetli bir hadis bilgisine hâkim olduğu anlaşılmaktadır. Baba Yusuf aynı zamanda meşhur bir vâiz ve usta bir hattattır. Hatta rivayetlere göre II. Bayezid kendi adına yaptırdığı caminin açılışını yapmak için vezirlerinden en meşhur, sözü en tesirli olan bir hoca çağırmalarını istemiş, vezirler de Şeyh Baba Yusuf’u davet etmişlerdir. Caminin açılışı olan cuma günü Şeyh Baba’nın verdiği vaaz, Bayezid da dâhil olmak üzere, camide bulunan herkesi gözyaşlarına boğmuş, hatta vaazı dinleyen üç Hristiyan vaazdan sonra gelip Sultan Bayezid ve Baba Yusuf’un huzurunda Müslüman olmuşlardır.

Baba Yusuf hakkında söylenen birkaç menkıbe vardır birini buraya derc ediyoruz: Şeyh Baba Yusuf Hazretleri bir müşkili için İstanbul’a gider. Zamanın din büyüklerinden birini ziyâret eder. İçeriye girdiğinde görmek istediği zât namaz kılmaktadır. Şeyh Baba Yusuf Hazretleri: -Selamün aleyküm diyerek oturur. Namaz bittikten sonra o zât: -Yâ Şeyh! Namaz kılana selam verilmez. Sendeki bu hal nedir acep? diye sorduğunda Şeyh Baba Yusuf gülümseyerek: -Efendi! Siz namazda iken yaptırmakta olduğunuz kulübeye taş topluyordunuz. Onun için selam verdim, der. Bu zât da: -Evet Şeyhim, dediğin doğrudur. Allah affetsin, gönlüm taş topluyordu, diyerek hicâbını izhar edip Şeyh Baba Yusuf Hazretleri’nin keramet sahibi olduğuna hükmeder.

Mevhûb-ı Mahbûb: Baba Yusuf’un en önemli eseri olan Mevhûb-ı Mahbûb Hicri 913, Miladi 1507 – 1508 yıllarında, aruzun “mefâîlün mefâîlün feûlün” kalıbıyla ve mesnevî nazım şekliyle yazılmış olup, 7968 beyitten oluşmaktadır. Konya nüshasının “Hâtimetü’l-Kitab” bölümünde eserin isminin “Mahbûb-ı Mahbûb” olduğu yazmaktadır. Sivrihisar nüshasında ise eserin ismi “Mevhûb-ı Mahbûb” olarak geçmektedir. Eserin gerek “Sebeb-i Te’lif-i Kitab” bölümünden gerekse çeşitli beyitlerden anlaşıldığı üzere, Şeyh Baba Yusuf’a bir gün rüyasında Ka’be’de Hâcerü’l-Esved’in yanında iken, manzum bir eser yazması ihtar edilmiş ve Baba Yusuf da bu eseri kaleme almıştır. Eserin amacı nasihattir ve hemen hemen her konu ayet ve hadislere dayandırılmış, yer yer hikâye ve menkibe zenginleştirilmiştir.

Her biri diğerinden kıymetli olan eserleri içinde Mevhûb-ı Mahbûb’un ayrı bir yeri vardır. Çünkü bu eser Yunus Emre’nin vefatına en yakın yazılı kaynak olma özelliği taşımaktadır ve bu eserde Yunus Emre’nin Sivrihisar’da medfun bulunduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla “Bizim Yunus”un mezar tartışmalarına da ışık tutan önemli bir eserdir.

Prof. Dr. Ahmet Kartal gerek müellifin şiirlerinden yola çıkarak, gerekse tezkirelerden bilgi harmanlayarak Şeyh Baba Yusuf’un bugün Eskişehir’e bağlı olan Sivrihisar ilçesinde doğduğunu, Şeyh Baba Halil isminde oldukça uzun ömür sürmüş bir zatın oğlu olduğunu, gördüğü eğitimi vb. konuları aydınlatmaya çalışmıştır. Bu bölümde dikkat çeken bir kısım daha vardır ki, Baba Yusuf Mevhûb-ı Mahbûb’unda Sivrihisar’dan bahsettiği bir kısımda, Hz. Ali’nin kardeşi olan Câfer-i Tayyâr’ın, Bayrâmiyye ekolünün kurucusu olan Hacı Bayram Veli’nin ve sahabenin büyüklerinden olan Abdülvehhâb hazretlerinin bu beldede medfûn olduğu söylemektedir.

Sayın Prof. Dr. Ahmet Kartal’ın hazırlamış olduğu, Şeyh Baba Yusuf Sivrihisârî’ye ait, dini ve didaktik mesnevî tarzında yazılmış olan bu eserin, Eski Anadolu Türkçesi ile Osmanlı Türkçesi arasında geçiş dönemine ait olması ve bu dönemin dil özelliklerini yansıtması bakımından da önemli olup, bu alanda çalışma yapanlara faydalı olacağı kanaatindeyiz.

babayusufŞeyh Baba Yûsuf’un, Mevhûb-ı Mahbûb isimli mesnevîsinin sonunda, Hz. Âdem’e kadar ulaşan aile şeceresi bulunmaktadır. Bu şecereye göre, Şeyh Baba Halil isminde bir zâtın oğlu olan Baba Yusuf’un dedesi Şeyh Alâaddin, büyük dedesi ise Şeyh İbrâhim’dir. Annesi hakkında ise, kaynaklarda herhangi bir bilgi bulunmayan Şeyh Baba Yûsuf’un, Hamdi Baba, Fahri Baba, Sofi Baba ve Hamid Baba isimlerinde dört tane oğlu vardır. Bunlardan Hamdi Baba, tıpkı babası gibi döneminin önemli din büyüklerinden olup Selçuk Medresesinden icazet almış ve bir dönem vaizlik yapmıştır.

Daha sonra, çeşitli medreselerde müderrislik yapan Hamdi Baba, birçok öğrenci yetiştirmiş ve onlara icazet vermiştir. Sivrihisarlı Veli Şeyh Baba Hamidullah diye de anılan Hamdi Baba, aynı zamanda bir ahi büyüğüdür. Yazma eserleri olduğu söylenmesine rağmen, maalesef onlar bugün kayıptır. Kabri, Kurşunlu Cami’nin bitişiğinde kendi ismiyle anılan türbede bulunmaktadır. Baba Yusuf’un çocuklarından Sofi Baba ile Hamid Baba’nın kabirleri de, yine bu türbede yer almaktadır. K-2

Şeyh Baba Yusuf Camii

Mahbub-u mahbub adlı eserde anlatılana göre; Şeyh Baba Yusuf Hazretleri bir gün rüyasında, Hacı Bayram Veli Hazretlerini görür. Rüyada şimdiki Kurşunlu Caminin olduğu yerde bulunan mescidi yıkması, yerine daha büyüğünü yapması istenir.

Yıkıma tepki gösteren mahalle halkına, zaten yıkılacak durumda olan mescidin yerine cami yaptıracağını söyler. Ama mahalle halkı Mescidi yıktırmamakta kararlıdır. Şeyh Baba Yusuf’u engellerler.

Bu hadise üzerine Şeyh Baba Yusuf durumu padişah 2. Bayezit’e iletir. Camiyi yaptırmak için bir ferman alarak Sivrihisar’a döner. Mescidi yıktırıp cami yaptırır. Şeyh Baba Yusuf’un yaptırdığı Kurşunlu Cami-i, birçok hikmetlere mebni müstesna bir eserdir. K-3

Sivrihisarlı Şeyh Baba Yusuf

Evliyalar Ansiklopedisinde (Baba Yusuf Mad. C. 2 s. 340) İzmir Seferihisar da doğduğu, Recep Akkuş tarafından kaleme alınan “Eyüp Sultan ve Mukaddes Emanetler” isimli eserinde, aslen Karahisarlı olduğu kaydedilmektedir. Bu iki iddia da mesnetsizdir. Oysa kitap yazmak ciddi bir araştırmayı gerektirir. Burada olduğu gibi gelişi güzel beyanlar insanda yazılandan şüphe duymak gibi bir hissi uyandırıyor. Ancak Sivrihisar Şeyh Baba Yusuf Camii’ne vakfedilen taşınmazların büyük bir kısmının Afyonkarahisar’da bulunması bu yanlış kabule sebep olmuştur diye düşünüyorum. -Orhan Keskin-

Eskişehir Yunus Emre Kültür Sanat ve Turizm Vakfı yayınlarından “Şeyh Baba Yusuf Sivrihisari – Mevhub-ı Mahbub” isimli eserde, hazırlayan Dr. Ahmet Kartal’ın detaylı olarak ortaya koyduğu üzere, Baba Yusuf un Sivrihisarlı olduğunda şüphe yoktur. Aşağıda arz edeceğimiz vakfiyeler de bunu teyit etmektedir.

Şeyh Baba Yusuf’un Vakıfları

Sivrihisar’dan başka Afyon Karahisar merkezinde de vakıflar yaptırmıştır. Karahisar’daki 42 dükkandan iki tanesini, oradaki caminin imameti ve hitabeti için tahsis etmiş, geri kalan dükkan geliri Sivrihisar’daki caminin giderine ayırmıştır. Camide, hafızlar günde 5 cüz Kur’an-ı Kerim okuyacak, bunun ikisi peygambere, ikisi Şeyh Baba Yusufa, birisi de annesine bağışlanacaktır.

Anadolu vilayetinde bulunan Bayezid vakfına yevmi on akçe, Şeyh Baba Yusuf caminin hitabetine (hatiplerine) günde iki akçe, imam için üç akçe, müezzine bir akçe, kayyuma bir akçe ve iki akçeyi de 4 hafız kullanacaktır. Yarım akçe muarrifine, çeyrek akçe camiye hasır serip bakım ve temizliğini yapana, çeyrek akçe aydınlatma yağma tayin olunmuştur. Şeyh Baba Yusuf’un vakfettiği dükkanlardan gayri, küçük hamamın köşesindeki; içinden su akan; bir dükkanı, Hacı Piri, gelirinden camiye aydınlatma yapılması için vakfetmişti.

Demirciler ve şıracılar çarşısında birer dükkan, aynı iş için camiye vakfedilmiştir. Bu gelirlerden istifade edecek görevlilere, padişahlar tarafından tasdikli beratlar verilmekte idi. Bu beratlardan üç adedi Av. Halim Sait Kayılı elinde bulunmaktadır. K-4

***

Kaynaklar: Eskişehir Valiliği EskiYeni Kültür Dergisi – Aralık 2010
K1- Prof. Dr. Ahmet KARTAL – Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Şeyh Baba Yusuf-ı Sivrihisârî ve Eserleri” (bilig, 7, 1998, sh. 136-54)
K2- Talip ÇUKURLU – Eskişehir Osmangazi Üni. Türk Dili ve Ed. Böl.
K3- Sivrihisar’da Yetişen Ünlüler ve Menkibeleri – Ahmet Atmaca
K4- Orhan Keskin – Bütün Yönleriyle Sivrihisar, 2017
Sivrihisar’da Yetişen Veliler
eml