Mevlevihane ve Çobandan Bir Paşa

MEVLEVİHANE VE ÇOBANDAN BİR PAŞA

Mustafa Paşa’ya, bu lakabı dışında Gazi, Boşnak, Damat, Mısırlı, Melek gibi sıfatlar da yakıştırmışlar, zaman zaman böyle anmışlar. Saraydan kız aldığı için damat sıfatını, Arnavut kökenli ve devşirme olduğu için Boşnak veya Pomak sıfatını, bir süre Mısır’da valilik yaptığı için Mısırlı lakabını, Rodos’un fethinde bulunduğu için Gazi sıfatını hak etmiş olduğu düşünülebilir. Fakat en yaygın lakabı olan çobanlığı ne zaman yaptığına dair bir kayıt yok.

İşte bu aklı başında zatın Eskişehir’e yaptırdığı Mevlevihane, şehrin uzun süre önemli merkezlerinden biri olmuş, sağladığı hayır hareketleri ve renkli seremonilerle şehir halkının sevgi merkezlerinden biri olmuştur.

Mevlevihane, Kurşunlu Külliyesi içinde, Mevleviliğin gereklerine göre inşa edilmiş, mimari kimliği ve değeri olan bir yapıdır, içinde yer aldığı yapı grubu bu maksatla yapılmış en eski ve ciddi külliyelerden biridir. Merkezde cami, ondan feyz alırcasına ve ona hizmet etmek için çevresine sıralanmış şadırvan, medrese, talimhane, imaret, güçsüzler evi, kervansaray (veya hanegâh) ile türbelerden teşekkül etmiştir. Yapım tarihi net olarak bellidir. Gerek vakıf kayıtları, gerekse kitabesinden, 1525 tarihinde yapıldığı tespit edilmiştir. Baştan planlanarak ve Mevlevihane olarak yapılan nadir yapılardan biridir burası.

Burada sema ayinleri yapılırdı. Cuma günleri sema çıkarılan günlerdi. Cuma namazından sonra dervişler semahanede toplanır, mutrıb heyeti yerini alır, bütün rükunları ile sema ayini icra olunurdu. Bütün selamlar tamamlanır, aşr-ı şerif okunur, şeyh efendinin duasından sonra dervişan ahiret esvabından soyunur, tekrar bu dünyaya avdet ederlerdi. Bazen de zikir meclisleri kurulurdu. Mevlevihanede zikir bazen caminin içine da taşar, büyük bir halka teşekkül ederdi. Eskişehirliler huşu içinde bu ayinleri izlerlerdi. Kandil günleri ise külliye farklı fonksiyonlar yüklenir, Miraç’ta matbahta pişirilen süt cami içine ve dışına servis edilirdi. Diğer kandillerde mevlit, kasideler ve naatlar okunarak gece ihya edilir, yapılan bol ikramlarla komşular ve muhibban, bu ihya çemberine dâhil edilirdi. Muharrem ayı aşure ayıydı.

Bütün Odunpazarı ciheti bu şöleni her yıl bir ay süreyle yaşardı ve artık buna alışmıştı. Aşhane devamlı işlerdi. Fakir – fukara devamlı buradan nasiblenirdi.

Bayram namazları külliyenin camisinde kılınırdı. Dervişan özel kıyafetleriyle, halk ve talep sahipleri yeni ve temiz kıyafetlerle sabah namazı öncesi camiyi ve çevresini doldururlardı. Namaz edep içinde kılınır, şeyh efendi elinde bazen bir teber, bazen ve çoğu zaman bir Mesnevi nüshası ile öne düşer, tekkenin sancağım taşıyan derviş ile cemaat onu takip ederlerdi. Her tekkenin bir sancağı olurdu ve Eskişehir Mevlevi tekkesinin de üzerinde, besmele-i şerif, Hz. Peygamber ve dört halifesinin ve Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’in adları yazılı ipek bir sancağı vardı. Yazılar sırma ile işlenmişti.

Sancağı taşıyan derviş dikkatli yürür, şeyh efendiye gölge yapacak şekilde sancağı bazen öne doğru eğer, bazen doğrulturdu. Şeyh efendinin hemen arkasında mutrip heyeti ve ayinhanlar yer alır, semazenler onları takip ederlerdi. Halk bu kutlu kafilenin ardında heyecanla ve heyecan atmosferine kapılmış bir şekilde yürürdü.

Kafile Şeyh Şehabeddin Sühreverdi Türbesi önüne gelince dururdu. Burada halifelerden biri çok kısa bir aşır okur, hemen sonra şeyh efendi ünlü gülbankını çekerdi. Gülbank, Türkçe söylendiği için halk içinde heyecan yaratır, şeyh efendi “…dem’i Hazreti Pir aşkına hu diyelim.” deyince, dervişler ve halk uzun bir “Hu” çeker, sağ ellerini kalpleri üzerine koyar, baş keserlerdi.

Fatihadan sonra kafile yeniden yürümeye başlardı. Yolculuk şehrin mezarlığına kadar sürer, Tekkeönü mevkinde makamı bulunan Şeyh Edebali’ye vaziyet alınarak dua edilir ve bir gülbank da burada çekilirdi. Ve dönüş başlardı.

Aynı güzergah tekrar yürünür, dergaha gelinir, niyaz penceresi önünde dua edilir ve mekana girilirdi. Şeyh efendi, alışılmış bayramlaşma merasimini başlatır ve dervişan birbirlerinin elini, derviş selamı usulünce öperlerdi. Derviş usulünce el öpme farklıydı. İki kişi, aynı anda diğerinin elini hafifçe yanağına değdirir, öper gibi yapar ve karşısındakini kendinden daha değerli gördüğünü anlatmış olurdu.

Erkek dervişlerin bayramını kutlayan şeyh efendi, bu defa hanımların bulunduğu bölüme geçer, onlarla küçük ve kutlayıcı bir sohbette bulunur ve yemek faslına geçilirdi. Sadece derviş ve dervişler değil, bütün Odunpazarlılar, hatta Eskişehirliler davetli olurdu bu yemek törenlerine. Mevlevihanenin ciddi bir vakıf geliri vardı ve o zamanlar vakıf müessesesi de düzgün çalışıyordu. Külliye, görevini 1925 yılına kadar eksiksiz sürdürdü.

Yeniden onarılan Mevlevihane ve diğer tesislerin çevresinde yedi mezar yeri bulunuyor. Bunlar, son şeyhlerden Hacı Hasan Hüsnü Dede ve ailesine aittir. Son şeyhlerden Hasan Hüsnü Dede, Eskişehirliler nezdinde muteber, aklı başında, müspet ve düzgün bir din adamı olarak kabul ediliyor ve seriliyor. Bu aileden gelen Duru ailesi de Eskişehir’de yaşamaya devam ediyor.

***

ESKİŞEHİR ŞEHRENGİZİ
Kamil UĞURLU ve Zakir ENÇEVİK
Çizgi Kitabevi Yay. – 2011

Categories: Şehrengiz