Kurtuluş Savaşı ve Geciken Ekmek

Kurtuluş Savaşı ve Geciken Ekmek

GECİKEN EKMEK

Balkan Harbinin başlaması ile seferberlik ilan edilmiş; Mıstık askere alınmıştı. Eğitim bile almadan cepheye sürüldü. Balkan Harbi bittiğinde Çanakkale savaşı başlamıştı. Çanakkale savaşı bitince terhis edildi. Köye döner dönmez Mıstık’ı evlendirdiler. Daha askerdeki teri kurumamış, karısına doyamamıştı ki küçük kardeşi Osman’ın askerlik çağrısı geldi. Osman en küçük kardeşleriydi. Bu çağrıyla birlikte Osman’ı ölüm korkusu sarmış, sürekli ağıtlar yakarak ağlamaya başlamıştı. Nasıl sarmasın ölüm korkusu, askere gidenlerin birçoğu geri dönmüyordu. Osman kardeşlerin en küçüğü, biraz sıska, biraz da şımarıktı. Osman’ın bu ağlamalarına dayanamayan Mıstık ben onun yerine de askere giderim diye ortaya atıldı (o yıllarda böyle bir uygulama varmış) ve kardeşi yerine tekrar askere gitti. Köylüler Osman’ın ağlamalarının gerçek olmadığını ima etmek için Kötü Usta (iyi rol yapamayan) lakabını takmışlardı. Bu olayla birlikte Mıstık da, Dada Mıstık lakabını aldı. Gerçi kurtuluş savaşı başlayınca Osman da askere alınmış kahramanca savaşmıştı.

Dada Mıstık’ın askerliği savaşlarla geçen tam on dört yıl sürdü. Askerden kaçanlar zengin olurken, cephede olanlar bu seferde fakirlikle savaşmaya başlamıştı. Peş peşe doğan oğlanları büyüyüp okul çağına gelmişti. Büyük oğlunu fakirlikten okula gönderemedi, Süleyman çona olurken; onun yerine küçük oğlu Tahsin’i gönderdi. Bu arada eğitim zorunlu hale getirildi. Bekir’in okul sırası geldiğin de de yerine kardeşi Ali gönderilmiş, okulda ben Bekir’im demişti. Bu nedenle hayatları boyunca isimleri karıştırılmıştı.

Okula gidemeyen Bekir’de Yunusemre İstasyonu yakınlarında yaşlı Kışlak lakaplı çobanın çonası olmuştu. Ağılda kuzuların çobanı ile onun çonası da vardı. Ağa ekmek ve azıklarını haftalık olarak getiriyor, ekmek dışında, kendi yemeklerini kendileri yapıyorlardı. Günler geçtikçe Küçük Bekir annesini daha fazla özlemeye başladı, okula gidememiş olmanın acısını daha çok hissediyordu. Bir seferinde genç çoban onu ağlarken yakalamış, okula gitmek istediğini söyleyince, harfleri bildiğini söyleyerek, ona boş zamanlarında öğreteceğine söz vermişti. Akşamları yakılan ateşin ışığında toprağı elleriyle düzeltiyorlar, çöpten yaptıkları kalemlerle harfleri ve rakamları yazıyorlardı. Diğer çocuğu da merak sarmıştı. Bu arada topladıkları küçük çakıl taşları ile saymayı, toplama ve çıkarmayı da öğrenmişlerdi.

Sonbaharın serinliği iyice hissedilmeye başlamıştı ki, ekmek ve azık iki gün gecikmesine rağmen gelmemişti. Bu günlerde yaşlı Kışlak arta kalan unların içine dağdan topladığı otları da katarak onlara ekmek yapmaya çalışıyor, bulgur çorbasıyla geçiştiriyordu. Gecikmenin dördüncü gününde tuz dışında hiçbir yiyecek kalmamıştı. Çocuklar kırlarda buldukları ahlat, yaban eriği, palamut gibi şeyleri yemeye çalışıyor, zaman zaman da demiryolu boyunu tarayarak ekmek atılıp atılmadığını kontrol ediyorlardı. Gecikmenin haftasında genç çoban ve çocuklar isyan ettiler. Buna rağmen yaşlı Kışlağı ağanın evine gönderemediler. Çözüm olarak koyunlardan bir tanesini keserek yemeyi teklif ettiler. Yaşlı çoban günah olur savunmasıyla şiddetle karşı çıkıyordu, yarında gelmezse bir çözüm bulacağına söz vermişti.

Yarının akşamı artık bu gün olmuş ama gelen giden yoktu. Akşam olunca genç çoban ve çocuklar yaşlı Kışlağı tekrar sıkıştırmaya başladılar. Yaşlı kurt, yarında gelmezse şişek keseceği sözünü verdi. Ancak genç çoban ve çocuklar inanmıyorlardı. Madem keseceksin bu gün kes diyorlardı. Yaşlı Kışlak yemin ederek; yarın akşama da gelmezse çok odun hazırlayıp ateşi yakın size şişek keseceğim dedi. Çocuklar bu umutla yattılar. Ertesi günü akşamı olmuş yine gidip gelen yoktu. Çocuklar sevinçle odun hazırlamışlar genç çobanda ateşi yakmıştı. Yaşlı kışlak ben gündüz keseceğimiz şişeğe işaret olarak mendil bağlamıştım diye sürünün içine girdi. Uzunca aramalardan sonra kucağında şişekle ateşin yanına geldi.

Yaşlı kışlağın getirdiği şişek kırda sürüye kendiliğince katılmış, sahibi belli olmayan, zayıflığı ve sıskalığı nedeniyle sahibinin bile aramadığı, arık hayvanlardan birisiydi. Kediden biraz büyükçe idi. Kışlak hayvanı yatırdıktan sonra ayağını hayvanın üzerine uzatmış, ayaklarını bağlama gereği bile duymadan eline bıçağı alıp Bismillahi Allahü-ekber dediğinde gözlerinden yaşlar boşanmıştı. “Allah’ım bu yaşta beni haram yemeye mahkum ettin” diye yakararak ağlıyordu. Genç çoban ve çocuklar kesmekten vazgeçer korkusuyla, ekmek günü geçeli on gün oldu. Bizde insanız haram olmaz diye bağrışıyorlardı. Yaşlı kışlak uzunca bir süre ağladıktan sonra bıçağı şişeğin boynuna sürmüş, birkaç dakika içinde de yüzmeyi bitirmişti. Kesilen hayvanın tamamı pişirilmesine rağmen kimse doymamıştı. Ama olsun günlerden beri ilk defa kursaklarına bir şeyler girmişti.

Gecikmenin on ikinci gününde ağa ekmek ve rızık getirmişti. Genç çoban ve çocuklar ağaya çıkıştıklarında ağa onlardan baskın gelmiş, ne olmuş birkaç gün geçtiyse diye söylenmişti.

Kurtuluş savaşı kazanılmakla her şey bitmemişti. Bu gün İslam ülkeleri arasında Türkiye biraz farklı konumdaysa o savaşları yapan kişilerin yaptıkları fedakarlıklar nedeniyledir. Ağayı merak mı ettiniz? Toprak reformlarını engellemek için Köy Enstitülerinin kapatılma mücadelesini verenler içinde arayınız.

***

Geçen hafta Sivrihisar’ın kurtuluşu çeşitli etkinliklerle kutlandı. Bu etkinlikler önemli. Ancak o günlerin havasını yakalamak adına gerçek hikayelerle desteklemek faydalı olacaktır. İşte sizlere böyle bir hikaye örneği.

Veysel Karani Babacan
20.09.2018

• Dada : şeker, tatlı yiyecek
• Çona : çaban yamağı, çırağı
• Şişek: bir ya da iki yaşında koyun.
• Kışlak : Davarların kış barınağı. (*Mudurnu -Bolu)
• Arık : Zayıf, cılız, kuru, sıska

Categories: Edebiyat

Yorum Yaz

Mail adresi yazarsaniz yayinlanmayacaktir.
Gerekli alan*