Atatürk ve Eskişehir

Atatürk’ün Eskişehir’e olan ilgisi ve dikkati daima farklı olmuştur. Birçok defa şehri ziyaret eden Mustafa Kemal Paşa, bu ziyaretlerden bazılarında hüzünlüydü, bazılarında ise Türk halkına olan güvenini ifade eden, kendinden ve zaferden emin bir liderdi. İltifat etmekten hoşlanmayan büyük insan, Eskişehir halkına, milli mücadeleye verdiği destek ve savaş içindeki davranışları için teşekkür etmiştir, tebrik etmiştir.

15 Ocak 1923’te Hükumet Konağında Atatürk, Eskişehirlilere hitap etti ve şöyle dedi:

“… Eskişehir halkı, içinde ve çevresinde düşman kuvveti bulunduğu, bizim de elimizde kuvvet bulunmadığı zaman çok büyük vatanperverlik, milliyetperverlik ve azm’ü celâdet göstermiştir. Ankara’dan Ali Fuad Paşa buraya tek başına gelmiş ve Eskişehir halkı kendisine katılmıştır.

İstanbul kuvvetlerinin kaçışı ve İngiliz askerinin kovulması böyle sağlanmıştır. Eskişehir halkı bize çok yardımda bulunmuştur. Bu yardımlara, ordu ve millet namına tekrar teşekkür etmek suretiyle vazifemi ifa ediyorum.

… Daha sonra askeri harekât icabı olarak ordumuz Eskişehir’e ve Eskişehir halkına bir fedakârlık yüklemek mecburiyetinde kaldı. Bu fedakarlık azim zayiatı gerektiriyordu. Fakat ordu, mevcudiyetini kurtarmak için ve kurtuluş sonrası bu zayiatı telafi eylemek üzere bu fedakârlığı istedi. Ve Eskişehir bu neticeyle bir felakete uğradı. Bu felâket, düşmanın şehre girmesi ve burayı bir zulüm ve ateş yuvası haline koymasıydı. Bugün düşman kovuldu. Buranın zayiatım gözlerimizle görüyoruz. Yanmış, yıkılmış, halk zarara uğramıştır. Bu bütün millet için fedakârlık örneğiydi ve şehir halkı buna göğüs gerdi. Tebrik ederim.”

Karacaşehir’den mütevazi karargahında İsmet Paşa, Genelkurmaya önemli bir rapor yollamıştı. Rapor, özetle, “Kütahya ve Eskişehir bölgesinin boşaltılarak buradaki halkın daha fazla perişanlığına sebebiyet verilmemesini bildiriyordu. Raporun gerekçeleri haklıydı. İkinci İnönü yenilgisinden sonra Yunanistan, ülkesinde seferberlik ilan etmişti, Atina’dan yollanan yeni tümenler dışında, işgal ettiği bölgelerdeki Hristiyan halkı da askere almıştı. Silah-teçhizat olarak ordusunun eksiği azdı. Ve sayıları, bazı kayıtlara göre 100 bini bulmuştu.3 4 Hâlbuki, Kütahya bölgesindeki Türk kuvvetleri sadece 15 bin kişi kadardı. Nitekim 13 Temmuz 1921’debir karşılaşma oldu ve Türk ordusunun batı cephesi güney kanadı yarıldı.

Raporu yolladıktan sonra çekilme emri orduya tebliğ edildi. Fakir odasında, çakma ahşap masası, hazerân sandalyesi, duvara çakılan çivilere asılmış ha kaba kumaştan asker ceketi ve asker kasketi içindeki ismet Paşa bu kararın sıkıntısını yaşadı. Çünkü getireceği sonuçları biliyordu. Nitekim düşündüğü bütün haller Eskişehir’in ve çevresinin başına geldi. Halk, çok zulüm gördü ve bütün varlığını kaybetti. Atatürk’ün bahsettiği, içindeki düşmanlar ve dışarıdan gelenler, tarihin az gördüğü bir şiddeti bölgeye uyguladılar. Büyük liderin konuşmasında sözünü ettiği hâl bu idi.

Bu harekâttan sonra Mustafa Kemal Paşa Eskişehir’e geldi ve Karacaşehir Karargâhında İsmet Paşa ile Sakarya’nın planlarını görüştüler.

***

Atatürk, cumhuriyeti ilan ettikten iki ay sonra ilk resmi ziyaretini Eskişehir’e yaptı. Meclis Başkanıydı ve sınıf arkadaşı Ali Fuad Paşa, Garp Cephesi komutanıydı. Odunla çalışan lokomotif Ankara’dan Eskişehir’e 16 saatte gelebildi. Tarihi karşılamayı elbette Ali Fuad Paşa yönetiyordu. Ata’nın maiyetinde Fevzi Paşa, Albay İsmet Bey, Eskişehir milletvekilleri ve bazı bürokratlar vardı.

Çok geçmedi, bu ziyaretten bir ay sonra tekrar Eskişehir’e gelmek icabetti. Ordu, Balıkesir ve Bursayı boşaltıp Eskişehir’e çekilmişti. Meclis Başkanı olarak durumun yerinde tesbiti ve kararların alınması gerekiyordu. Kalabalık bir heyetle geldi ve on günden fazla bir zamanı buralarda geçirdi.

Ankara’ya döndü ve yirmi gün sonra tekrar Eskişehir’e gelmek gerekti. Bu planlı üçüncü gelişi Kurban Bayramına rastladı. Paşa, kıyafetini giydi ve cepheye yürüdü. Askerle iç içe oldu. Bayramı birlikte yaşadılar ve o bayram askerler için gerçek bayram oldu. Dünyanın saygıyla izlediği bir büyük insan, onlarla aynı karavananın başına oturup kaşık sallıyordu. Olacak şey değildi, oluyordu.

Bu ziyaret ile Eskişehir yaralarının sızısını bir süre unuttu. Kalabalık bir heyetle onun bu güzel teftişine eşlik ettiler ve onu Yeşil Halil İbrahim Efendinin Odunpazarındaki evinde misafir ettiler.

***

Eskişehir’e gelişlerinden birinde maarif müdürüyle okulları gezmek istedi. Okullar heyecanla bu ziyaret için hazırlandılar. Çocuklar ve hocalar kendilerine çeki-düzen vererek bekleyişe geçtiler. Talebelere tembih edildi. Sorulan sorulara düzgün, doğru cevaplar verilecek, fakat kendilerine sorulmadan asla bir şey söylenmeyecekti.

Bir sınıfa girildi. Öğrencileri teker teker süzdükten sonra Mustafa Kemal bir gence gözünü dikti ve sordu: “Nasılsın, dersler nasıl gidiyor?” Delikanlı çakı gibi dikildi, esas duruşa geçti ve tekmil verircesine konuştu: “Sağ olun Paşam! Her şey, himmetinizle iyidir. Fakat bazı eksiklerimiz vardır. Ben çevre köylerden birindenim. Burada ortaokulu okuyorum. Fakat burası bittikten sonra gidecek bir lisemiz yoktur Eskişehir’de. Yatacak yurdumuz da yoktur.” Köylü delikanlının bu cesareti hocaları ve eşrafı önce sıkıntıya sokar gibi oldu. Fakat Ata’nın sakin, şefkatli ve makul cevabı ile rahatladılar. Ata, valiyle ve maarif müdürüyle bakıştıktan sonra, duraksamadan talimatını verdi. “Yeni yapılan Hükümet Konağını liseye tahsis ediniz. Bu delikanlı doğru söylüyor… ”

Şimdiki Atatürk Lisesinin hizmete girişi böyle olmuştur.

ESKİŞEHİR ŞEHRENGİZİ
Kamil UĞURLU ve Zakir ENÇEVİK
Çizgi Kitabevi Yay. – 2011