At Yetiştiren Aristokratlar

AT YETİŞTİREN ARİSTOKRATLAR

Friglerin bundan neredeyse 3500 yıl önce Trakya’dan gelip Anadoluyu yurt tuttukları söylenir. Boğazlardan Anadolu içlerine, altlarında iyi adar olduğu halde geçip yerleştiler. Geldikleri yeni toprak güzeldi. İnsanları ışıl ışıldı. Onlar insanları, atları Anadolu’nun otlarını sevdiler ve yerleştiler. Gelirken belli düzeye erişmiş kültürlerini de yanlarında taşıdılar. Uygar insanlardı. Fakat geldikleri memleket de onlardan kalır durumda değildi, onlar da bazı konularda iyiydiler. Friglerin tarihteki sıfatları atı iyi bilen aristokratlar idi. Herodot onlardan uzun bahseder. Makedonların komşuları olduklarını, hatta hısım olduklarını söyler. Tarihçi Strabon ise, onların toplu olarak değil, daha küçük gruplar halinde bu yakaya geçip önce Marmara’nın çevresine yüklerini yıktıklarını, daha sonra Sakarya nehrini takiben, ona uyup içlere doğru uzandıklarını anlatır.

Bu göçün neredeyse 400 sene sürdüğü ve Hz. İsa’nın doğumundan 1200 yıl önce başladığı kabul edilir.

Uzun süren yerleşme zamanı içinde Kızılırmak yayının içi Frig ülkesi oldu. İyi at yetiştiriyorlardı fakat göçebe değildiler. Atı, uygarlığın zarif bir unsuru bildiler ve ona saygı gösterdiler. Birçok eser bıraktılar ve ata, iyi at yetiştirene övgüler sundular. Eskişehir ile birlikte Afyonkarahisar, Kütahya, Bilecik ve Uşak’ta bulunan Frig eserlerinde böyle güzelliklere rastlandı.

Onların bir kralları vardı. Adı Midas’tı. İyi huylu, iyi soylu biriydi ama küçük bir kusuru vardı: Kulakları çok büyüktü ve eşek kulaklarını andırıyordu. Bundan, haliyle, ciddi rahatsızlık duyuyordu. Bu sebeple de, onları, başına geçirdiği ve hiç çıkarmadığı bir başlıkla gizliyordu. Gizlenmeye çalışıldığı halde yeryüzünde sonuna kadar gizli kalabilen bir şey olmadığı için, onun bu rahatsız edici sırrı da açığa çıktı. Bu durumunu gören, bilen, fakat bunu sır olarak saklamaya yemin eden bir yakını, altında ezildiği bu sırrın sırtına binen ağırlığını biraz olsun hafifletmek için bir kuyuya bu önemli sırrı fısıldadı. Sen misin fısıldayan! O kuyunun suyuyla beslenen uzun boylu kamışlar, ertesi günü bu sırrı, esen rüzgara açık ettiler, sözde onun kulağına fısıldadılar. Rüzgar, yerinde durmadı, yemedi-içmedi, bu dehşetli sırrı bütün ülkeye ve uzaklara ulaştırdı.

Frig eserlerinin Eskişehir’deki bölümünde, yapımı bitmemiş anıtlar, sunaklar, büyük sarnıçlar. Sümbül Anıtı denilen bir abide, mezar odaları vardır. Fakat, Friglerden kalan önemli ve bugüne kadar iyi korunarak gelmiş anıt Yazılı Kaya adıyla anılan büyük boyutlu kitabedir. Frig alfabesiyle yazılmış bu kitabe, 17×14 m. ebadında bir kaya aynasında bulunmaktadır.

Eskişehir’i gezmeye gelenlerin mutlaka görmek istedikleri bu kitabe önemlidir. Kazım Mirşan hoca bu yazıyı çözdüğünü söyledi ve şu okumayı yaptı: (Bir bölümü)

(Bedenden) atılarak (cennette) yer alan atılma erki sahibi uçurulmak suretiyle (bedenden) atılarak (öbür dünyaya) geçmiş bulunuyor. Apalırarak (götürülerek) iletilmiş olan (yani Tanrısına kavuşmuş olan kişi) (vücuttan) atılarak aparılma düzenindeki işbu kral canı (öbür dünyaya) geçmiş olan candır. Çünkü o, Uçud (Allah) tarafından tayin olunmuş olan (Lider) idi ve atılarak uçmak suretiyle (cennette) yerini almış bulunuyor…

Bu, elbette ham bir okumadır, geliştirilecektir; sırrı henüz çözülmemiş bazı işaretler de anlam kazandıktan sonra, metnin anlatmak istediği daha iyi anlaşılacaktır. Burada dikkat çekici önemli durumlar olduğu hemen hissediliyor. Buradan 8 bin kilometre uzaktaki, Orhun vadisindeki anıtlarla bu kitabenin metni arasında bazı kavramlar neredeyse aynı: Ölüme “uçmak” deniliyor. “Allah” için “Uçud” kelimesi kullanılıyor. Uçud, yani uçulduğunda varılacak, dönülecek yerin sahibi. Ayrıca hükümdarın, “Tanrının kutsadığı, ayrıcalıklı kıldığı kişi” kabulü, yine ilginç bir beraberlik olarak görülüyor. İnsanın ölüm karşısındaki aczini, umudunu, sığınma talebini bu iki taş kitabe de veciz bir biçimde ortaya koyuyor

Eskişehir’de Yazılı Kaya’nın yakınlarında Arezastis Anıtı, Gerdek Kaya, Doğanlıkale, Yapıldak Asar Kale, Kümbet Köyünde Aslanlı Mabet yer alıyor. Bir vadinin kah sağına, kah soluna, bazen tepelerde bir yere bazen eteklere sığınan bu eserlere, ulaşmaya çalışırken harika bir dokunun içinde seyahat ediliyor.

Frig sanatının etki alanı Eskişehir’in komşularına da yayılmış durumdadır. Afyonkarahisar ilinde Köhmüş Vadisi eserlerin bolca yer aldığı yerlerden biridir. Burada da Yılanlı Taş, Aslan Taş, Mal Taş, Kumcaboğaz, Kapıkaya, Aslankaya, Büyük Kapıkaya, Küçük Kapıkaya, Memiç Kale, Üçler Kale, demirli Kale ve Burmeç Anıtı denilen eserler sıralanıyor. Ayrıca Ayazin denilen antik Metropolis kenti de Afyon sınırları içinde bulunuyor.

Friglerin Kütahya’daki kalıntılarının adları şöyle: Delikli Taş, Sofça Kaya Mezarları, Fındık kale ve Aizonavi antik kenti.

Bilecik’te ise Gordias’ın antik mezar odalan, Uşak yakınlarındaki Sebaste ve Blaundos antik kalıntıları aynı uygarlığa aittir.

Kral Midas’ın dokunduğu her şey altına dönüşüyormuş. Bu, kendi talebiymiş. Talebi de karşılanmış. Bıraktığı bu eserlere de elini dokundurmuş olmalı.

Daha sonra, at sevdalısı bu aristokratlar, güzel atlara binip, zamanın karanlıklarına doğru at sürmüşler, kaybolup gitmişler.

***

ESKİŞEHİR ŞEHRENGİZİ
Kamil UĞURLU ve Zakir ENÇEVİK
Çizgi Kitabevi Yay. – 2011

Categories: Şehrengiz