Yunus Emre’nin Dünya Görüşü

Yunus Emre’nin Dünyaya ve İnsana Bakışı

Yunus Emre, ne bir filozof, ne bir müderris, ne de filozofik manada bir bilgedir. Yunus’ta yaşamının belirli dönemlerinde biri, İslamın Sünni, öteki tasavvufi inanç sistemlerine göre biçimlenmiş iki farklı dünya görüşü vardır. Bunların birinde Yunus, medreseden yetişmiş bir molladır; ötekinde postu tekkeye sermiş bir derviştir. Molla Yunus, işinde gücünde, evinde barkında, namazında niyazında tam da düzene uygun bir aydındır.

Yunus’un dünya görüşünde bu dünya gelip geçicidir, fanidir. Esas olan ebedi alem, Gayesi Allah’a aşk, Cemaline aşktır. Yunus, fakir fukara yaşamını seçmiş, saadet ve mutluluğu insanların dertlerinde, sevgisinde aramış, çaresizlerin çaresi olmuştur. Bu dünyaya önem verenler ancak kendilerini aldatırlar. Bu dünyanın içindeki eşya imrenilecek şey değil, bu dünya ahretin tarlasıdır. Bu hayattan kurtulmanın yolu Aşkı ilahidir. Ancak tek yol, Allah’a giden yolu bulmaktır, ancak aşıklar ölmez, aşıkların bedeni ölür, ruhu ölmez, o bir nimettir. Onun için Yunus;

Aşık derviş öldü diyeler, sala verirler
Ölen ten hayvan imiş, aşıklar ölmez

der kendisi için.

Yunus Emre’de dört temel öğeyi görürüz. Bunlar dil, düşünce, duygu ve yaratıcılıktır. Israrla vurguladığı konular ise sevgi, insan, varlık birliği, Allah, yaşama sevinci, barış, evren, ölüm, yetkinlik, olgunluk, erdem, eli açıklık, alçak gönüllülük gibi insan özünde odaklaşan unsurlardır.

Anadolu’daki Türkleşme ve İslamlaşma olguları içinde beşeri bir dünya görüşü ile felsefi tasavvufu birleştirebilen, insanı tanrılaştırmak yerine, özü İnsani özde tecelli ettirebilen bir inanç ve dünya görüşünü Yunus’ta görüyoruz. Şiirleriyle insan ve hayat arasında bir köprü oluşturarak toplum içinden biri olmuştur. O içimizden biri olurken, insanoğlu da onun hayat görüşünde, şiirlerinde, felsefesinde kendilerini bulmuştur.

Yunus’un istediği dünya, kinden ve nefretten arınmış, hoşgörü ve barışla kuşatılmış, yaratılanların en üstünü olan insanı sevme üzerine kurulmuş bir yerdir. Yunus bizlere, görmek istediği dünyayı anlatırken aynı zamanda bu dünyanın geçici olduğunu ve ona bağlanmamamız gerektiğini de tavsiye eder.

Türk edebiyat dilinin de, kurucusu olarak kabul edilen ve edebiyatın yapı taşı olan Yunus Emre özellikle Allah’ı, ilahi aşkı, Allah’ın varlığını, birliğini, zenginlik, fukaralık, hem dünya yaşamı ve hem de ahiret hazırlığı konuları üzerine, düşündürücü ve dine bağlayıcı, ikaz edici olmuştur.

O, türlü iç ve dış etkenlerle parçalanmış, sükun ve huzura muhtaç bir yurda, elinde sevgi, dilinde barış reçeteleriyle sevmeyi, sevilmeyi aşılamak, kini yok etmek, sevgiye dayalı bir barış düzeni kurmak için dünyaya gelmiştir. Kabul ettiği felsefenin temeli olan Allah tevhidinden söz ederken ülkenin vahdetine yani birliğine de dikkati çekmek ister.

Tevhid imiş cümle âlem, tevhidi bilendir âdem
Bu tevhidi inkâr eden öz canına düşman imiş

der. Yani: “Yaratanı birlemek, gerçekte cümle âlemin birliğidir. Birlemeyi insan olan bilir. Onu inkâr eden öz canına kasteden düşman gibidir.” demek ister. Yunus’un şiirleri yüzyılları birbirine bağlayan bir ruh olmuş. Yunus sevgiyi, sevilmeyi öğütlerken bu yurdun topraklarını, bu milletin insanlarını bir dirlik ve barış düzeni içinde görmek dilemiştir.

Risâletü’n-Nushiyye’sinde sevgisizliğin ve türlü kötülüklerin viraneye çevirdiği gönlü bir şehre benzetmiş, bu şehrin sevgiyle onarılmasını dilerken sanki kinin, haset, düşmanlık ve dedikodunun harap ettiği bir ülkeyi sevgiyle onarmayı tasarlamıştır.

Yunus, karşılık beklemeden, almadan veren, kendinde olanı, karşısındakine yüce bir gönül zenginliği içinde sunan, yılın her gününde, günün her saatinde, eserinde bir başka güzellik, bir başka iyilikle karşılaşılan büyük bir dosttur. 

İnsana Bakış Açısı

Yunus Emre’nin dünya görüşünün odağında insan ve sevgi vardır.

İnsan, insan olma anlamını gönlünde taşır. Bu yüzden Yunus’un şiirlerinde gönle çok önem verilir. Çünkü gönül Hakkın tecellilerinin aynasıdır. Bu yüzden gönlü kırmak, incitmek çok büyük bir yanlıştır.

Her şeyden önce insan kelimesinin kökeninde dostluk vardır. Yani dost olabilenler insandır. Binaenaleyh insan doğası gereği dost olabilir bir varlıktır. Demek ki, insanın özünde sevgi vardır. Yunus da zaten bütün öğretisinde bunu söylemiştir.

Yunus Emre’nin sanatından, edebiyatından, şiir ve ilahilerinden örnekler verecek olursak, bizlere doğrudan İslam’ın emrini, insanın nasihate olan ihtiyacını anlatır. İnsanın, dünyaya teşrifinin iki mühim gayesi vardır. Biri; Allah’a “kul” olmak; diğeri ise, bütün canlılara merhamet ederek hizmette bulunmaktır. Bu sebepledir ki. Yunus Emre’nin şiirlerinde Allah ve Peygamber aşkına bağlı olarak, derin bir insan sevgisi bulunmaktadır, insan- Halık ve insan – insan münasebetlerini, insanın, “eşref-i mahluk oluşu ve “en güzel surette yaratılması” sebebiyle, inceden inceye kusursuz bir şekilde nasihatlerle ele alır.

O ilimden ziyade insanın kendisini bilmesinin gerekliliğini vurgulamıştır. İnsanın insan olmasının, insanın terbiye edilmesinin, eğitilmesinin yoludur. İnsan ilim öğrenerek mükemmelleşen bir varlıktır. Yunus terminolojisi ile İnsana kendini tanıtmayan bilgi, işe yaramayan bilmektir.

Kainatta gördüğü düzenliliği, toplumsal yaşamda da görmek isteyen, insan ruhunun ancak erdemlerle donatıldığında Hakka yaklaşacağını düşünen Yunus; adalet, doğruluk, bilgelik, hoşgörü gibi erdemleri temele alır. Onun için Hakk aşığı aynı zamanda üstün ahlâkın seçkin bir örneği olmalıdır. Bu sebeple ilâhî aşk ve üstün ahlâk bağlantısı doğrultusunda O’nun ulaşmak istediği insan tipi de netleşir.


Kaynaklar: Eskişehir Valiliği ESKİyeni Kültür dergisi
Mustafa TEMİZSOY – Nisan 2013
Yrd. Doç. Yağmur SAY – Mayıs 2010
Gürcan BANGER – Mayıs 2009
Müjgan CUNBUR – Türk Yurdu dergisi, Mayıs 2012

Categories: Yunusemre