Yunus Emre’de İnsan Sevgisinin Boyutları

Türk Halk Şiirinin en önemli isimlerinden biri olan Yunus Emre, insancıl şiirleri ile evrensel bir üne kavuşmuştur. Yunus, bir barış, dostluk ve eşitlik şairidir. Onun şiirleri tüm dünya için dostluk ve huzur kaynağıdır. İnsan içinde varlığa erişen Yunus’ta, yeryüzü sevgisinin kıvılcımlarını da buluruz.

Türk edebiyatının evrensel boyutlu seçkin simalarının başında gelen gönüller şairi Yunus Emre; üzerinde en çok araştırma yapılmış, popüler veya akademik yazılar yazılmış kişilerin de önde gelenlerindendir. Yunus Emre üzerine söylenmiş, yazılmış bu denli geniş çaptaki bilgi birikiminin ardından geriye fazla bir şey kalmadığı, öteden beri söylenmektedir. Bu çalışmamızda -sahamızı da ilgilendirmesi itibariyle- Yunus Emre’nin Halk Edebiyatı ana çatısı altında Tekke şiiri içindeki yerini kısaca belirterek Onun şiirlerindeki sevgi ve insancılık temlerini, barış mesajlarını sunmaya çalışacağız.

Türk Halk Şiiri, öteden beri I. Anonim (ortak) Halk Şiiri, II. Saz Şiiri (Aşık Edebiyatı) ve III. Tekke Şiiri ana başlıklarında incelenmektedir. Her bölümün kendine özgü yapısal ve biçimsel özellikleri bulunduğu gibi, ortak yanları da vardır.

Orta Asya coğrafyaları içinde göçebeliğin doğal sonuçları olarak çok çeşitli din ve kültürlerin etkilerinde olan Türklerin İslamiyeti kabulü ile bambaşka bir hayat tarzına, düşünce ve sanat vadisine girdikleri görülmektedir Yeni dinle tanışan bu köklü ulusun sanatçıları, geçiş yolları ve yeni yurtlarında İran ve Arap kültürlerini de tanımaya başlayarak heyecan ve vecdin doruklarında kalem oynatmaya; gönül coşkusunu engel tanımadan yaymaya başladı.

Asya topraklarının mistik havasından fışkırarak gelen bu coşku dalgaları Azerbaycan, Anadolu ve Volga boylarına kadar yayıldı. Hacı Bektaş-ı Veli, Ahmed Fakih, Şeyyad Hamza, Kaygusuz Abdal gibi odak isimlerle tohumlanan “sırr-ı hikmet” şairleri YIII. yüzyılda, artık Tekke Edebiyatı adıyla tanıyacağımız mistik mana ve ruh âlemini, Türk insanının fikir ve estetik vasıflarıyla çizgilendiriyorlardı.

İşte Yunus Emre de bu devin en parlak, en engin, en coşkulu şairi olarak ortaya çıkmış, yüzyıllar boyunca, insanlık âlemine ayrım gözetmeyen, aydınlık mesajını sunmuştur. Hem Tekke edebiyatımızın, hem de Yunus’un insana bakış açısında -şüphesiz- tasavvuf sisteminin büyük rolü vardır.

13. yüzyılda bu devinimin Anadolu’da biçimlenmesi rastlantı değildir. Çeşitli siyasal, sosyal ve kültürel çalkantıların olduğu bir dönemdir, bu yüzyıl. Sayısız savaşlar, yıkımlar, istilalar Anadolu insanının yalnız günlük yaşantısını, esenliğini bozmakla kalmamış, onun ruhunu da sarsmış, ızdırapla kader yoldaşlığına sebep olmuştur.

İşte tekkeler, çaresizliğin kahırlı kıskacında kalmış geniş kitleler için birer manevi sığınma merkezleri, ruh ve gönüller için de birer coşku kaynağı olmuştur. Moğol istilasının kanlı yayılmacılığı, kitleleri Batı’ya sürüklemiş, Türkistan ve Horasan’dan akan binlerce sufi, Anadoluyu yurt edinmiştir. Onların dinsel ağırlıklı şiirleri, tekkelerden başlayarak tüm Anadolu’ya yayılmış, Türk kültürü etkisini de içinde özümseyerek Anadolu’daki Türk Edebiyatının başlangıcını oluşturmuştur.

Bu kuruluş döneminin ilk eserleri, halk tarafından birer ilahi tebliğ biçiminde algılanmış, coşku ile benimsenerek huşu ile korunmuştur. Yüzyılların ardından bize gelen Yesevi’nin, Hacı Bektaş’ın, Yunus’un sesini, işte halkın bu tutumuna borçluyuz.

13. yüzyıldan, 21. yüzyıla kadar geçen zaman içinde sayısız tekke şairi yetişmiş; zengin, coşkulu dizelerle bezeli birçok şiir yazılmış, söylenmiştir. Bunlar içinde Yunus’u eşsizleştiren, O’na evrensel boyut kazandıran, Türk ve Müslüman olmasının ötesinde, kendisini bir “dünya şairi” saydıran özgün yanı nedir? Bu soruya arayacağımız yanıt, bu yazının da temelini oluşturacaktır. Yunus’u yücelten, dünya milletlerinin gönüllerinde taht sahibi yapan yönü, Ondaki engin “insan sevgisi” dir. Onun şiirlerinden hareketle insana bakışı, insan sevgisine yönelişi yorumlamaya çalışacağız.

Yunus’u unutulmazlar arasına koyan özellikleri konusunda elbette, Onun sanatçı olarak özgünlüğü de önemlidir: “…Yunus’un şiirinde güzelliği temin eden başlıca üslup vasıtaları sadelik, ahenk ve yoğunluktur. Yunus genellikle insanı hareket halinde gösteren aktif ifadeler kullanmıştır. Bu da Onun ruhunda İslam mistizmine rağmen atlı göçebe medeniyetine has özellikleri muhafaza ettiğine bir delil sayılmaktadır.”

Yunus’un yaşadığı devir, çalkantılar ve bunalımlar dönemidir, demiştik. Anadolu’nun karanlık ufuklarını çok iyi gözlemleyen Yunus, içinde yaşadığı toprağın insanlarını da şüphesiz çok iyi tanıyordu. Halka mal olmuş bir sanatçının, halkla iç içeliği, birlik ve bütünlüğü tartışılamaz. Ayrıntılarla bilinmemesine rağmen hayatının genel seyri; basit, yalın, doğru sözlü bir toprak adamı kimliğim ortaya koymaktadır işte bu Anadolu insanının aşka, barışa çağrısı, önce aşk odağında temellenmiş, temiz bir inançla örülmüş, gönül zenginliğiyle de çağları aşmıştır. Yunus’ta sevgi, yaşamanın amacıdır Yunus’un aşk anlayışı şu dizelerinde yoruma gerek bırakmayan bir biçimde yansımakta:

İşitin ey yarenler
Aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan gönül
Misal-i taşa benzer

Aşkı var gönül yarar
Yumşanır muma döner
Taş gönüller kararmış
Sarp katı kışa benzer

Taş gönülde ne biter
Dilinde ağu öter
Nice yumşak söylese
Sözü savaşa benzer

Geç Yunus endişeden
Gerekse bu bişeden
Ere aşk gerek önden
Ondan dervişe benzer

Sevgiden yoksun bir insanın taştan farksız olduğu; gönlünün çoraklaşacağı, dilinden ağu salınacağı, Türkçe’nin nefis akıcılığıyla vurgulanıyor, bu dizelerde. Aşka bulanmış gönül ise, mum misali yumuşak, insancıl, hoşgörülüdür Aşksız taş gönüllerin sarp, katı kışa benzetilmesi de, “Ere aşk gerek önden” dizesiyle güzel bir anlam bütünlüğü oluşturuyor.

Yunus, bir yumuşaklık, hoşgörülük bestesidir adeta. Ama aşksızlara hiç ödün vermez:

Aşksızlara benim sözüm
Benzer kaya yankısına
Bir zerre aşkı olmayan
Belli bilin yabandadır

diyerek, hayatı da aşk temeline kurar:

Kişi âşık olmak gerek
Ma’şukunu bilmek gerek
Aşk oduna yanmak gerek
Ayruk odun yanmaz ola

Aşkın rehberliği Yunus’a imam: çoğu kere insan kavramını bütünleştirdiği gönüller ise cemaattir İnsan yüzünde Kıbleyi gören muhteşem bir insancıllığı vurgulanıyor şu dizelerde:

Aşk imamdır bize gönül cemaat
Dost yüzü Kıbledir daimdir salat

Aşksızlara verme öğüt
Öğüdünden anlar değil
Aşksız adam hayvan olur
Öğüt bilür değil

Dört büyük semavî kitabı okuyup özümlediğini söyleyen Yunus meşakkatli ama mutluluk kaynağı olan doğru yolu aşkta bulur:

Dört kitabın manasın okudum tahsil ettim
Aşka gelince gördüm bir uzun hece imiş

Yunus Emre, bugünün insanı değildir. Son araştırmalara göre 1240-1322 yılları arasında yaşamıştır Binaenaleyh onun şiirleri aynı zamanda çağı ile de yakından ilgilidir.

Şaşırtıcı olan o çağın şartları içinde doğmuş ve yaşamış olan bir insanın yüzlerce yıl sonra da millet ve dünya çapında bir değer ifade edebilmesidir, insan buna bakarak bazı hakikatlerin ebedi olabileceğine inanıyor.

Bilinmesi gereken başka bir hakikat daha var: Yunus Emre tek başına değildir Söylediği fikirleri bizzat yaratmıştır Söyleyiş kendisinindir ama söyledikleri gelenekten gelir Yunus Emre’de bugün hayran olunan fikirleri, Türk halkı yüzyıllar boyunca yaşamıştır. Yunus Emre, Türk milletinin benimsediği ortak dünya görüşünün ifadesidir O’na bir de bu açıdan bakmak gerekir.

Yunus Emre şiirlerinde iyi insanı umumiyetle bitki âleminden alınma sembollerle anlatır. O’na göre iyi insan demek olan derviş, meyvelerinden ‘il ü şar’ın istifade ettiği mübarek bir ağaçtır Bu ağacın yaprağı dertli için dermandır Etrafına iyilik dağıttığı için herkes bu ağaca sarılır. Yunus’un bu ağaç-derviş sembolüne dayanan fakat başka incelikleri de olan şiiri şöyledir:

Her kim kime dervişlik bağışlana
Kalbi giden pak ola gümüşlene
Nefsinden müşk ile anber tüte
Budağından il ü şar yimişlene
Yaprağı dertlü içün derman ola
Gölgesinde çok kademler işlene
Aşıkın gözü yaşı hem gül ola
Ayağından saz bitüp kamışlana
Cümle şair dost bağçesi bülbülü
Yunus Emre orada dürraclana.

Yunus, dünya ve insan değerleriyle kurgulu bir inanç evrenini dizelerine yansıtabilmiş bir şairdir Örneği az görülen bu sanatçı kişiliğinin yanında Onu yüceliğe taşıyan, Türk ruhunu, sonsuz tarihi olan Anadoluyu özümlemesi; yüzyılların engeline karşın, muhteşem bir dil yetisiyle Anadolu insanını bize aktarmasıdır. Böylelikle özgünlüğe ulaşan Yunus “âşık olan, birliğin özünü anlayıp hür, canlı penceresiz, kapısız ruhu ile seven, ittihad ile Allah’ı bulan oldu. Mistik ateşinden başka, insan olduğu için Yunus’u seviyoruz.”

Yves Regnier, “Le Divan por Younous Emre” adlı eserinin ön sözünde der ki: “Yunus her zaman canlı bir adam olup evrensel ruhu ile hayatı ve ölüm ötesini biliyordu. Tevazu Yunus’u yüceltip aşk yoluna çıkardı. Yunus, dilsizin dilini bildi. Çünkü Celaleddin Rumi ‘Dilsizin dilini öğreniniz’ diye buyurdu.”

Yunus’un en güzel ve manalı dizelerinden biri olan:

“Bir Ben Vardır Benden İçerü” deyişini Descartes’in “Düşünüyorum, o halde varım” cümlesiyle karşılaştıran Prof. Dr. Mehmet Kaplan, büyük bir fikir varlığına dikkat çekerek Yunus Emre’nin insan anlayışını şöyle yorumlar:

İnsan kendi içinde bir âlemdir. Onda hiçbir varlıkta olmayan bir ruh vardır. Kainatın sırrı, belki de insanoğlunun içindedir. Yunus şiirleriyle işte bunu ortaya koyuyor. Bugünün existantialiste filozofları da aynı fikirden hareket ediyorlar. Maddeyi ve dünyayı bırakarak dikkatlerini insana, insanın içine çekiyorlar. Ben ve benlik fikri onların da düşüncelerinin ağırlık noktasını teşkil ediyor.”

Yunus’un şiirinde güzelliği temin eden başlıca üslup vasıtaları sadelik, ahenk ve yoğunluktur. Yunus genellikle insanı hareket halinde gösteren aktif ifadeler kullanmıştır. Bu da onun ruhunda, İslam mistizmine rağmen, atlı göçebe medeniyetin has özellikleri muhafaza ettiğine bir delil sayılabilir.

Yunus’un alçakgönüllülüğü yanında hoşgörüsü de evrensel boyutlarıdır Kendi çağında savaşlar, isyanlar ve istilalar içinde kanlara boyanmış Asya ile Avrupa arasında aydınlık ufuklar açan bazı deyişleri, hâlâ benimsetilmeye çalışılan toplumsal barış özleminin temelidir.

Hakkı Gerçek Sevenlere / Cümle Alem Kardeş Gelir” diyen O’dur Tüm evrene kardeş gözüyle bakılmasının, Allah sevgisiyle eşit olduğunu vurgulayan Yunus, bu tutumunun sadece evliyalıkla, ilimle, din uygulamalarıyla gerçekleşeceğini sananları uyarır:

Cümle yaradılmışlara bir göz ile bakmayan
Şarın evliyasıyla, hakikatta asıdır.

İnsanlar arasındaki ayrılıklar, çekişmeler, didişmeler, kin tutmalara, düşmanlıklara yol açmamalıdır. O’nun düşünce dünyasında yabancı da düşman da dosttur:

Biz kimseye kin tutmayız
Ağyar dahi dosttur bize
Kanda ıssızlık var ise
Mahalle vü şardır bize
Aşkdan haber bilenlerin
Aşk derdiyle dolanların
Küfrü insan olanların
Ayıplamam güldüğünü

İbadet, şüphesiz dinin temelidir Ancak, Yunus’u Yunus yapan şiirlerinden birinde, insan gönlünü kırmanın, yapılan bütün ibadetlerin faydasını ortadan kaldıracağı vurgulanır:

Bir kez gönül yıktın ise / bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi / elin yüzün yumaz değil.

Bu tutuma sahip derviş denen kâmil insanın özelliklerini de belirlemiştir, bu koca Anadolu ereni:

Derviş gönülsüz gerekir / Sevene dilsiz gerekir
Dövene elsiz gerekir / Halka beraber gerekmez.

“Özlü olduğu kadar yasa değerini de aşan ve tek söz olan (HOŞGÖRÜ) müsamaha sözcüğü bile insanoğlunun yetişemediği manevi en yükseğe sahip olan Yunus Emre’nin ebediyen yaşamasına sebep olacaktır.

İnsan ve insanlığı düşünen Yunus Emre, kendisini daima bir baskı altında tutmak suretiyle, nefsine hükmetmeyi adeta bir görev bilmiştir:

Yunus Nefsini Öldür / Bir Yola Geldin İse
Nefsini Öldürmeyenler / Bu Demi Bulmadılar

şiirin anlamındaki nefsini terbiye eğilimi, biraz ileri fikir gibi ise de aslında şahsi menfaatlerden uzak kalma isteğinin belirtisidir, denilebilir Eğer insanlarda tekâmül varsa ve olmuşsa, onlardan şüphesiz iyi, güzel, doğru ve hoşgörüden kaynaklanır.”

Yunus’un insanlığa bakışı, insanla başlar. ilahi varlık ve mutluluğu da insan içinde bulmasının engin bir gönül varlığını buluruz şu deyişte:

Bu tılsımı bağlayan
Türlü dilde söyleyen
Yöre göğe sığmayan
Sığmuşda bir can içinde
Çok aradım özledim
Yeri göğü aradım
Çok aradım bulamadım
Buldum insan içinde

İnsan içinde varlığa erişen Yunus’ta, yeryüzü sevgisinin kıvılcımlarını da buluruz. Güzelliklerine âşık olduğu dünyamız da, sevgi tohumlarının ekilip biçildiği mekandır:

Ben ayımı yerde gördüm
Ne işim var gökyüzünde
Benim gözüm yerde gerek
Bana rahmet yerden ağlar
Bu dünya bir gelindir
Yeşil, kızıl donanmış
İnsan böyle gelince
Bakar bakar doyamaz.

İnsanı, kendi doğası içinde sanki toplumla bir anlayışta yorumlayan Yunus Emre’ye kimileri gibi doğrudan Batılı anlamda “hümanist” bir şair demek mümkün değildir. Hümanizm denilen akım, şüphesiz Yunus’tan daha önceki çağlarda ilk izlerini ortaya koymuştur. “M.Ö. 5. yüzyılda Protagas, insanın var olan ve olmayan her şeyin ölçüsü olduğunu belirtmişti. Doğuda Konfüçyüs ve Buda inançları, tanrısal ve insancıl değerleri bağdaştırıyordu. Sokrates, insanın kendini tanıması üzerinde dururken hümanist düşüncenin temellerinden birini kurmuştu. Hristiyanlık ve İslamlık da dinsel hümanizmanın belli başlı kavramlarını getirdi ama her iki dinin sonraki bağnaz yorumcuları hümanist değerleri çiğnemeye kalkıştılar. Yunus Emre’ye en yakın ve hümanizması üzerinde en etkili mutasavvıf Mevlana Celaleddin-i Rumi idi. Yunus, Mevlana’dan tasavvufi hümanizmanın birçok unsurlarını, Anadolu’nun başka bir manevi aydınlığı olan Taptuk Emre’den ise insancıllığın heyecanını aldı.” Bu doğrultudan hareketle hümanizmin Yunus Emre’deki yansımalarına yönelik bir yargıya varılabilir:

Dört kitabın anlamını ‘insan’ olarak, insanı insanla barıştırmak biçiminde yorumlayan Yunus Emre, duygu ve düşüncenin de daima kendini aramış, kendini bulmaya çalışmıştır Kâh Adem olmuş, kâh ete kemiğe bürünmüş, Yunus diye görünmüştür O bilir ki her şey insan olabilmede, daha da önemlisi insan sevgisine sahip olmadadır Bilimi sevmek, kendini bilmektir, Adem’i bilmek Allah’ı bilmek, Allah’ı sevmektir, .Allah’ı sevmek de insanı ve bağlı olarak toplumu sevmektir.” 8. Ahmet H. Yüksel: “Yunus Emre’de Sevgi Boyutlu İletişimin Düşünsel Temelleri”, Yunus Emre Sempozyumu Bildirileri, s. 105

Yunus, kendinden çok önce yaşamış insana değer veren kişi ve düşünce sistemlerim tanımış mıydı? Bunu bilemeyiz, ama onun ümmi olmadığını, aksine oldukça geniş bir bilgi ve kültürle donandığını anlamaktayız. O’na değer veren, özelliklerinden biri de İslamlığın temel alındığı insancıl düşünceyi, Anadolu erenlerinin gönül ikliminde geliştirerek, o ana kadar kimsenin başaramadığı, Ondan sonra da herkesin hayranlıkla izlediği bir anlayışı, Anadolu bozkırında yeşertip, yaymasıdır. Batı’da Rönesans (aydınlık) çağında ortak bir yığın çabalarla biçimlenen bu düşünce sistemi, tadına doyulmaz bir Türkçe’yle, şiirsel boyutta Yunus’un ölümsüz eseri olarak vücut bulmuştur. Budur Yunus’u büyük ve önemli kılan.

Yunus Emre, hümanizm sentezini sadece Batıdaki uyanıştan önce yapmış olmakla değil, insanlar arasında düşmanlıkların ve bölüntülerin kol gezdiği bir çağda yaratmasıyla da hayranlığımızı kazanmıştır. Yıkıntı, kan, öç ve kin çağında Yunus insanlar arasında kardeşliğin ve yeryüzünde barışın, birleşmenin dayanışmanın değerlerini belirtiyordu. Yunus’un hümanizmi insanın yeryüzündeki en önemli gerçek olduğu ve Yaratıcıyı kendi içinde taşıdığı kavramdan başlayarak manevi yaşantının kalıplaşmış dine üstün olduğu, sevginin ve barışın en güçlü ahlakı yarattığı, insan değerine ve haysiyetine bel bağlamak gerektiği -yetmiş iki millete bir gözle bakarak- bütün dinleri ve bütün ulusları bir tutmak ve bağdaştırmak ülküsünün en dürüst ilke olduğu gibi temel hümanist düşünceleri yoğun ve ahenkli şiirlerle yaymıştır.

İnsancıl ilişkilerde sevgi ve hoşgörünün temel olması gerektiği inancında olan Yunus, kine, husumete, düşmanlığa set çeker. Bir kez gönül yıkan kişinin, kıldığı namazdan medet ummasının boşuna olduğunu söyleyen koca eren:

Adımız miskindir bizim
Dünmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Kamu âlem birdir bize

mesajından sonra; ayrımcılık, bölücülük karabasanlarını yok etmek için, birlik olmanın nurunu saçar:

Ko ikiliği gel birliğe yet
Bir olan canlar ayrı dölenmez.

İtalyan Türkolog Prof. Dr. Ana Masala’nın dediği gibi “Yunusun bir başka önemi: Aşka susarken Allah’ı ve bütün insanları beraber sevmesidir. Onun mistik ruhu dünyadan uzak duran münzevi ruhu değildir. Yunus, bütün insan yolunu gezdi, dünyanın en büyük hanını bildi. Hz. İsa’nın ve Hallac-ı Mansur’un dertli sözünü (An-Al Hak) anladı”. Yunusumuz, “üç günlük” ya da “yalancı” diye tanımladığı dünyada insanların çatışmasına, bölünmesine akıl erdiremez:

Yalancı dünyaya konup göçenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Üstlerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler

Bu tür insanların çatışmalarını önlemek için sevgi temeline dayalı ilişkilerin yılmaz savunucusu olur, şairimiz. İnsan ilişkilerinde konuşarak anlaşabilen, hoşgörülü, sevecen davranışları över. Bir sözün savaş keseceği, az sözle çok hayırlı işler görülebileceği ileri sürülür, dizelerde. Öyleyse kavgaya, çatışmaya ne gerek vardır! Ama sözü yerinde kullanmayanlar için de, yine uyarır Yunus:

Sözünü bilen kişinin
Yüzünü ağ ede bir söz
Sözünü pişirip diyenin
İşini sağ ede bir söz

Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı
Balıla yağ ede bir söz

Az söz erin yüküdür
Çok söz hayvan yüküdür
Bilene bu söz yeter
Sende güher var ise.

Kavganın değil, barışın; kötülüğün değil iyiliğin; çirkinliğin değil güzelliğin, ayrımcılığın değil bütünlüğün; kinin, hasedin, düşmanlığın değil hoşgörünün, alçak-gönüllülüğün, softalık ve yobazlığın değil dostluğun sembolü, insan cevherinin özünü yakalamış bir ulu gönül adamının erişilmesi güç düşünce âleminden ayrılırken onun sesi ile noktalamak istiyoruz:

Ben gelmedim davi için
Benim işim sevi için
Dostu evi gönüllerdir
Gönüller yapmağa geldim.
Gelin tanış olalım işi kolay kılalım
Sevelim sevilelim Bu dünya kimseye kalmaz…

Prof. Dr. Metin Karadağ – ESKİyeni Kültür dergisi, Mayıs 2011

Categories: Yunusemre