Yunus Emre

YUNUS EMRE KİMDİR – HAYATI –

Yunus Emre, mısralarıyla gönülden gönüle ulaşan, hikmetli sözleriyle yüzyılları aşan, hayat görüşüyle her zamana ve her mekana hitap eden insanlığın güçlü sesidir. Savunduğu ‘SEVELİM, SEVİLELİM’ görüşünü yalnızca kendi yaşadığı dönemde yaymakla kalmamış, dilin en güzel örneklerini görmekte olduğumuz şiirleriyle kendinden sonraki dönemlere, gelecek asırlara da hitap etmiş bir şairdir.

Dini-Tasavvufi edebiyatımızın başta gelen isimlerinden olan Yunus Emre 1238-1240 yılları arası o zamanda Eskişehir’in Sivrihisar İlçesine bağlı Sarıköyde doğduğu bilinmektedir. Sivrihisarlı, Karamanlı, Bolulu veya Sarıköylü olabileceği iddiaları bulunmakla beraber Tanpınar’a göre “Yunus şüphesiz Sakarya kıyılarında doğmuştur.”

Şakaik-ı Numaniye Tercemesi’nde Yunus’un şeyhi Tapduk Emre’nin Sakarya Nehrine yakın bir köyde oturduğu, onun ashab ve tebaalarından olan Yunus Emre’nin de Bolu Sancağından olduğu ve uzun müddet şeyhinin zaviyesinde hizmet eylediği yazılıdır. Bazı vesikalarda Yunus Emre adı Yunus Emir Bey diye geçmektedir.

İyi bir tahsil gördüğü şiirlerinden anlaşılmaktadır. Medrese tahsilinden sonra tasavvuf yoluna girdi. Tabduk Emre’ye mürit oldu. Anadolu’nun birçok illerini, Suriyeyi ve Azerbaycan’ı dolaştı. 1320 yılında 82 yaşında iken vefat etti. Mezarı Sarıköy’dedir diye kısaca özetler Yunus’un hayatını Abdülbaki Gölpınarlı.

Kaynakları geniş olarak inceleyen Köprülü’ye göre, Yunus Sarıköy’de yaşamıştır ve mezarı oradadır. Karaman’da Yunus’a atfen gösterilen kabir, Kirişçi Baba tarafından yaptırılmıştır diyen Abdülbaki Gölpınarlı bu cami ve zaviyede yatan Kirişçi Baba tekkesi şeyhi Karamanlı Katip-zade Yunus Efendidir diyor.

Yunus’un kabri, Sivrihisar ve Karaman’dan sonra Bursa, Ortaköy, Bolu, Ke­çiborlu, Erzurum ve Kula’da atanmışsa da eski kaynaklar Sarıköy (Sivrihisar) de birleşir. (15 ayrı yerde Yunus’un mezarı olduğu iddia edilmiştir.)

Şeyh Baba Yusuf 1507 yılında yazdığı Kitab-ı Mahbubiyye (Kitab-ı Mevhub-u Mahbub isimli eserinde) yazdığı


Azizlermiş hususa Yunus Emre

Idermiş zühd-ü uzlet uyup emre
Bu yerdedür bu zümrenin mezarı
Müşerref eylemişlerdir diyarı

sözleri ile Yunusemre’nin kabrinin Sivrihisar’da olduğunu işaret eder, (o tarihte Sarıköy Sivrihisar’a dahildir.) Yunus muhtemelen o tarihlerde kışın Sivrihisar’da oturup yaz mevsiminde bazı Sivrihisarlılar gibi yaylaya muhtemelen Sarıköy’e gidiyordu.

Değerli mütefekkir ve yazar Halim Baki Kunter yaptığı derin incelemeler sonunda, Yunus’un Sarıköy’de doğmuş ve yetişmiş olup, Tapduk Emre’ye intisap ederek yıllarca dergahının hizmetinde bulunup, kemale eriştikten sonra Sarıköy’de mütevazi zaviyesinde irşad ile meşgul olup, orada ölüp oraya gömüldüğünü yazmıştır. Kunter son mezar ve anıtın yapımında büyük ilgi ve gayret göstermiştir.

Yunus’un gerçek hayatı ve şahsiyeti yanında, bir de halkın hayal gücünde yaşayan kişiliği vardır. Anadolu’da Yunus Emre hakkında menkıbeler anlatılmakta, nesilden nesile ulaşıp durmaktadır, söylentilere göre:

Yunus Emre, Sakarya suyu civarında yetişmiş, ümmi bir Türkmen köylüsüdür. Harf okumamış eline kalem almamıştır. Rençberlikle geçinen fakir bir adamdır.

Tapduk Emre’nin hizmetine girdikten sonra, bir rivayete göre 30, bir rivayete göre 40-47 sene dergaha odun taşımıştır. Şeyhinin “söyle” demesi ile dili birden çözülmüş ve şiir söylemeye başlamıştır. Söyledikleri (ötelerden) gayb lisanından dır.

Yunus Emre’nin gerçek hayatı ile menakıbı hayatı birbiri içine o denli girmiştir ki birini diğerinden ayırt etmek artık imkansızlaşmıştır. Halk Sufiliği içinde adeta bu menakıbı, rivayetlere dayanan Yunus’un kimliği, halkın belleğinde çok daha kalıcı olmuş ve daha büyük izler bırakmıştır. Hatta Anadolu halk edebiyatında bugün Yunus’tan değil. Yunuslardan söz etmek gerekir.

Yunus’un hayatını ve eserini daha iyi anlayabilmek için yaşadığı zamanı iyi bilmek gerekir. Bu zaman Anadolu Selçuklu Devletiniz yıkılışı ile Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarına tekabül eder. Bu süreç çok çalkantılı bir dönemdir. Haçlı Seferleri, Moğol Saldırıları ve Babailer isyanı bu dönemde meydana gelmiştir.

Halkın boşluğa düştüğü böyle bir dönemde tasavvuf ve tarikatlar devreye girdi ve tasavvuf düşüncesi bu yıllarda büyük bir hızla yayıldı, tekkeler ve tarikatlar devlet tarafından resmen tanındı. İslam umdeleri halkın anlayabileceği bir dille anlatılarak yaygınlık kazandı. Yunus Emre de hiçbir şöhret ve sanat endişesi gözetmeden kendine has bir üslupla söylediği ilahileri ile İslam umrelerini anlattı. O öyle bir dil kullandı ki Bursalı İsmail Hakkının dediği gibi “Anın nazmettiği mearif, lisan-ı Türki üzre hiç kimseye nasip olmamıştır.”

Mensub Olduğu Zümre

Yunus’u, daha başından beri çeşitli zümreler ve tarikatlar, kendine mal etmek istemiştir. Faruk Kadri Timurtaş’a göre o, tarikatların üzerinde bir kimsedir. Bir eren şairdir. “Vahdeti vücud” felsefesinin ve tasavvufun inceliklerini, ilahi aşkı, İslami ölçülere uygun dile getirmiştir derken, Hüseyin Vassaf “Sefinet-ül Evliya” isimli eserinde Yunus’u Kadiri tarikatı Garibiye şubesi meyanında zikreder. Yunus’un Abdülkadir’den, şeyhim diye bahseden şiiri vardır.

Bektaşi değildir

Hacı Bektaşi Veli menakıbında (Vilayet- namede) kaydedilmiş ise de menakıp müellifi, Yunus’dan 200 yıl sonra yazan Firdevs-i Rum-i, uydurmacılığı yüzünden ilim adamlarının itimadını kaybetmiştir. Yunusun Bektaşi olmadığı hakkında en kuvvetli delil, divanında hiç Hacı Bektaş-ı Veli’den bahsetmemiş olmasıdır. Buna karşılık Yunus çocuk yaşta ziyaret ettiği Mevlana’dan bahsetmiştir.

Esasen Hacı Bektaş ile Tapduk Emre arasında anlatılan menkıbe gerçeğe aykırıdır. Yunus’un divanında Bektaşilik’le ilgili unsurlarda bulunmamaktadır. Yunus tam manası ile Sünni bir Müslümandır. Onda şii-alevi temayülleri yoktur. Yunus, Sünni akidelere bağlı hür fikirli bir sufidir. Tasavvufu vahdet-i vücut esaslarını ve ilahi aşkı terennüm eden bir şairdir. Namazın lüzumunu kesin şekilde ifade eder:

Müslümanım diyen kişi
Şartı nedir bilse gerek
Allah’ın buyruğunu tutup
Beş vakit namaz kılsa gerek.
Her kim bu sözden almadı
Beş vakit namaz kılmadı
Bilin Müslüman olmadı
Ol tamuya girse gerek

Yunus’a Kadiri, Mevlevi, Halveti, Bayrami diyenler çıkmıştır. O, tasavvufu, varlığın birliği felsefesini, insanı en iyi şekilde anlamış anlatmış bir veli şairdir. Yunus’un divanında 15 yerde Tapduk adı geçiyor. Dikkati çeken nokta bunun sadece Tapduk şeklinde oluşudur. Tapduk Emre, Baba Tapduk diye zikredilmemektedir.

Bazı şiirlere göre Tapduk Yunus’un mürşididir. Bazı şiirlerinde insan gibi görünüyorsa da, bazılarında ilahi varlık olarak anlaşılmaktadır. Yunus, mürşit olarak Cenab-ı Hakkı, Allah’ı zikretmiştir. Kadri Timurtaş’ın fikirleri böyledir. (Y. Emre Divanı)

Tahsili ve Kültürü

Bilmediğini bilmek, Allah’ın ilmi (ilm-i küll) karşısında aczinin ifadesi, onun yaşadığı devrin felsefesi gereğidir. Yunus Emre’nin şiirlerinden düzgün bir tahsil gördüğü, Arapça, Farsça, İslam tarihini, devrin bütün ilimlerini bildiği, dört kitabı okuduğu, usul, fıkıh, tefsir, hadis tahsil ettiği anlaşılmaktadır. Fuad Köprü­lü’nün kabulü ile bu çok sade Türk dervişi, Mevlana’nın Farsça şiirlerinden zevk alacak kadar Farsça biliyordu. Zamanında Anadolu’da hüküm süren tasavvuf felsefesini, Celaleddin-i Rumi’den hiçbir surette aşağı sayılamayacak bir manevi kabiliyetle kavrayan, onu eşsiz kudretle basit şekiller altında ifadeye muvaffak olan, adam cahil değildi.

Vefatından sonra söylediği nefesleri, şiirleri bir Divan olarak sevenleri tarafından bir araya getirilmiştir. Divan eserinde üç yüz civarında şiir bulunmaktadır.

Risaletü’n Nushiyye (Öğütler Kitabı) adlı Mesnevisi de tasavvuf öğretisini çarpıcı bir şekilde anlattığı manzum eseridir. Türk diliyle yazılan ilk öğüt kitaplarından biri olan bu manzume sadece tasavvuf edebiyatı açısından değil, Türk dili ve kültür tarihi açısından da çok önemlidir.

Yunus Emre Çağında Türk Dünyası

Yunus Emre Anadolu Selçuklu Devletinin son yılları ile Osmanlı Beyliğinin ve devletinin kuruluş yıllarında yaşamış olup, Türk İslam halkının cevheri, önderi, örnek kişisidir. Yüceliğini, ilhamını İslam dininden Kuran ve hadislerden almıştır.

13.yy. Anadolu’nun en sıkıntılı asrıdır. Moğol akınları Türk unsurlarını Anadolu’ya sürmektedir. Anadolu’ya giren Moğollar, Selçuklu hükümdarı Rükneddin Kılıçaslan’ı öldürmüş, Türk devletleri Moğol istilası altına girmiş, yağmalar, katliamlar, isyanlar, can ve mal korkusu doğurmuştu. Bu devir Selçukluların sonuna ve Osman Gazi devirlerine rastlar. Bir müspet olay, 13 Mayıs 1277’de Karamanoğlu Mehmet Bey’in Konyayı işgalinde ” Resmi dilin Türkçe ilanı” olmuştur.

Anadolu’daki Türkleşme ve İslamlaşma hareketi yayılmaktadır. Anadolu halkı manevi kurtarıcısını aramaktadır. İşte bu yol göstericilerden biri de Yunus Emre olmuştur. Tebrizli Şemseddin, Buhadeddin Kirmani, Fahreddin Iraki, Hacı Bektaş, Necmeddin Daye aynı çağda yaşamış değerlerdir. Prof. Dr. Lütfi Ömer Barkan’ın “Kolonizatör Türk Dervişleri” isimli yazısı, tarikatların toprağa yerleşmede büyük bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Yunus Emre’nin de bu vesikalarda bahis konusu olan ahi, şeyh veya derviş gibi kolonizatör bir Türk dervişi veya ahisi olması çok muhtemeldir. Bu tarihi ve sosyal durum, Yunus’un şiirlerini yeni bir gözle değerlendirmeyi mümkün kılmaktadır.

Yunus Emreyi tam olarak anlamanın temel şartlarından biri, içinde yaşadığı, faaliyet gösterdiği, ilişkide bulunduğu çevre ve çevrelerin sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yapısını bilmekten başlar. Yunus’un biyografisini inşa için en önemli kaynak şiirleridir. Bunun için de sağlıklı, ilmi ve tam bir külliyatın açıklığa kavuşması gerekir. Yunus Emre’nin edebi ve abidevi kişiliğinde, Ahmed Yesevi’nin çok tesiri vardır. Şiirlerinin fikir dokusunda; aynı kaynaktan beslenmelerinden doğan benzerlik yanında, şiirsel ve ifade benzerlikleri bunu kanıtlar. Nakşibendiliğin de etkisini taşıdığı görülür. İnsanı, tanrı yerine koyan Allahsız insan sevgisi demek olan Hümanist yaklaşım yerine her mısra-ı Allah aşkını terennüm eden Yunus’taki yaratandan ötürü yaratılmışı sevmekten doğan insan sevgisi vardır. O bir büyük şair, bir halk düşünürü, bir dilci, bir Türk şahsiyeti yanında Sufi yönü bütün bunları kuşatır.

Anadolu’nun ve Türki Devletlerin tüm yörelerinde Yunus şiirleri söylenir, ilahiler bestelenip toplantı ve dini cemiyetlerde saygıyla beğenilerek okunur ve dinlenir. Türki devletlerde, başka il ve ilçelerimizde de Yunus Emre türbeleri ve makamlarının bulunması böylesi bir sevgi ve saygı duyulması, anılması büyüklüğünü ve değerini gösterir, herkes tarafından saygıyla anılır.

Yunus Emre’nin Dünya Görüşü ve İnsana Bakış Açısı >

Zaviyedarlık Berat Belgeleri

İkinci Beyazıt’ın Hocası Sivrihisarlı Şeyh Baba Yusuf’un el yazması Mevhub-ı Mahbub kitabı ve fotokopileri incelenmiş olan nüsha, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatında muhtelif vazifelerde bulunduktan sonra Altındağ Müftülüğünden emekliye ayrılmış olan Necmeddin Dinçer’in elindeki yazma, Sivrihisar nüshasıdır. Sayın Necmeddin Dinçer Sivrihisarlı dır. Eşi sayın Bedriye Dinçer de Sivrihisarlı olup Yunus Emre’nin 21. batın evladından olan Sarıköy’deki Yunus Emre Türbe ve Zaviyesi’nin beratlı son mütevelli ve zaviyeden Mustafa Kâmil Yakan’ın yeğenidir. Mustafa Kâmil Efendi Bedriye Hanımın dayısı idi.

Sivrihisar’a bağlı Sarıköy’ünde vaki Yunus Emre Zaviyesi’nin zaviyedarı Abdül Celil’in vefatı ile, yerine oğlu Abdül Ke­rim zaviyedarlık tevcihine dair 1144 Hic­ri 1731 Miladi tarihli Tuğrayı Garreyi Humayun-Nisan Beratı

yunusemre-zaviyedar-beratYunus Emre zaviyesi vakfının, öşür mukabili zaviyedarlığına Seyyid Derviş Mustafa’nın vefatı ile yerine mesayih-i Kadiriyye’den Sivrihisarlı Şeyh Mustafa Bin Elhac Yakub’a tevcihi­ne dair 1257 H / 1841 M. tarihli berat. Beratın yenilendiğine dair 1279 H/1862 M. tarihli berat.

Sivrihisar Sarı karyesinde vaki Yunus Emre Zaviyesi Vakfının müteveffa Yakub’dan mahlul olan usur mukabili zaviyedarlık cihetinin oğlu Mustafa’ya tevcih olunduğuna dair 1317 H/1899 M. tarihli Beraat-i Hakani’ler Sarıköy’deki zaviye­nin vakıf kayıtlarınca teyit edilen resmi delilleri ve belgeleridir.

Sivrihisar merkezinde bulunan zaviyenin, şimdiki Sivrihisar Kaymakamlık binası yerinde olduğu, Prof. Dr. Ömer Adil Atasoy tarafından detaylı anlatıldığı gibi ta­rafımdan da (Orhan Keskin) bilinmektedir.

Zaviyedarlık görevi ile ilgili Ekim 1899 tarihli berat belgesi >

Türbe ve Ziyaret

Mihalıççık ile Sivrihisar arasında kalan ve 1953 yılında “Yunusemre” olarak adı değiştirilen Sarıköy beldesinin kuzeydoğusunda demir yoluna 6 metre mesafede bulunan Yunus Emre’nin 13. yüzyıla ait ilk mezarı Yunan işgalinde yıkıldığından dolayı, 6 Mayıs 1949 günü düzenlenen bir törenle ikinci mezara nakledilmiştir. Daha sonra buraya Yunus Emre’ye yakışır bir şekilde çevre düzenlemesi ve yaşadığı dönem olan Selçuklu mimarisinden esinlenilerek anıt mezar, cami, konukevi, müze ve bir sergi salonu olan külliye yapılmıştır. Yunus Emre’nin naaşı 24 Mayıs 1970 tarihinde düzenlenen bir merasimle, yeni hazırlanan üçüncü mezara törenle taşınmıştır. Buraya her yıl 6 Mayıs’ta Yunus Emre günü olarak ziyaretler yapılmaktadır.

Aslında halk ondan önce de Yunus Emre’nin kabrini Hıdrellez, bayram, Cuma gibi günlerde ziyaret edip başında dualar etmekteydi. Anadolu’nun çeşitli illerinden insanlar buraya pekmez, bulgur, kurban gönderir ve burada dağıtılmasını ister. Muhtarlık köylerden koyun, kuzu, keçi ne verilirse toplar. Burada kurban olarak kestirir ve Yunus pilavı pişirilip halka dağıtılır.

Eskişehir Valiliği bu ziyaretleri resmi bir gün olarak 6 Mayıs olarak belirleyip her sene etkinlikler düzenlemektedir. Bu şekilde resmi bir hal almıştır. Her sene 6 Mayısta Eskişehir garından tren kaldırılmakta ve ücretsiz olarak halk buraya taşınmaktadır. Sabah sekizde etkinlikler başlar ve öğlen bir gibi biter. Cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, valiler, bürokratlar ve akademisyen seviyesinde protokol de ziyarete gelmektedir. Yabancı araştırmacılar ve Yunus Emre hayranları da zaman zaman ziyarete gelmektedir. Camide mevlit ve Kur’an-ı Kerim okunur, dualar edilir. Dışarıda Yunus Emre hakkında konuşmalar yapılır. Köy içinde kazanlarda pişirilen Yunus pilavı kazanlarla halka dağıtılır. Yunus Emre ziyareti Hıdrellez etkinliği gibi geçmez, ancak Hıdrellez niyetiyle ziyarete gelenler de vardır.

Anadolu sufiliğinin önemli kişilerinden olan Yunus Emre tasavvuf anlayışı, sade ve içten söylediği, nefesleriyle Anadolu, Balkanlar ve Azerbaycan’da kendini sevenleri etrafında toplamayı başarmıştır. Hatta Yunusça söyleme gibi bir akım da oluşmuştur. UNESCO 1991 yılını Yunusemre’nin doğumunun 750. Yılı olarak Anma ve Kutlama Yıl dönümü olarak kabul etmiş ve bu şekilde kutlanmıştır. Her yıl 6 Mayıs, Uluslararası Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası ve Hıdrellez Şenlikleri olarak Eskişehir Valiliği, Yunus Emre Eğitim ve Kültür Vakfı, ESOGÜ Yunus Emre Araştırma Merkezi aracılığıyla kutlanmaya devam edilmektedir.

Yunus Emre Hakkında Diğer Yazılar >

***

Kaynaklar:

Orhan Keskin, Bütün Yönleriyle Sivrihisar -2001
Eskişehir Valiliği ESKİyeni Şehir Kültürü Dergisi, Mayıs 2009-2013
81 İLDE KÜLTÜR ve ŞEHİR
YUNUS EMRE, BİLGİLER ve BELGELER, Halim Baki Kunter – Eskişehir Valiliği Yay. 2007
Sivrihisar’ın Yetiştirdiği Veliler