Yaylı Araba

          Araba hareket etti. Ağaçların altından süzülerek yoluna devam ediyordu. Hakkı yaylı arabaya ilk defa biniyordu. Arabayı merakla incelemeye başladı. Yaylı araba kapalı bölüm ve bunun önünde araba sürücüsünün oturduğu yüksekçe bölümden meydana geliyordu. Kapalı bölmede karşılıklı dört kişinin oturabileceği iki koltuk bulunuyordu. Arkada bir önde sürücüyü gören açılıp kapanan iki pencere içeriyi aydınlatıyordu. Arabanın içi temiz bakımlı, pahalı kumaşlardan döşemesi gösterişi dikkat çekiyordu. Arabanın dışı içerisinden daha süslüydü. Yağlı boya ile yapılmış manzara resimleri, rengârenk çiçekler,  geometrik şekiller göze çarpıyordu. Yaylı arabanın tekerlekleri ahşaptan gövdesini aratmayacak kadar süslü alımlıydı. Öndeki tekerleklerin çapı arkadakilere göre küçüktü. Çamurlukları tekerleklerin görüntüsünü tamamlıyordu. Arabanın üstünü örten deriden yapılmış açılıp kapanan örtüsü dahi köşelerden sarkan renk, renk püsküllerle süslüydü.

        Arabayı dört at çekiyordu. Atların koşumları alıcı bir güzelliğe sahipti. Gemleri mavi, mavi nazar boncuklarıyla süslenmişti. At gözlükleri metal, renkli ay yıldızlı sembol şeklindeydi. Hatta İdris kâhyanın deh! dehhh… Haydi, yavrularım diye atlara arada bir şaklattığı kamçı bile sıradan bir kamçı değildi.

        Küçük Hakkının en çok hoşuna giden tekerleklerden çıkan zil sesiydi. Arabanın suratına göre zil sesleri yükselip alçalıyordu. Tepelere kadar gidiyor tekrar geliyordu. Ovayı tatlı bir melodi kaplıyordu. Bu arada Tonbak ağa ile Yahya Bey muhabbeti ilerletmişti. Memleket meselelerine dalmış gelecekten söz ediyorlardı. Tonbak ağa

         -Musul, Kerkük bizim topraklarımız, bizim kardeşlerimizin yoğun olarak yaşadığı  vatan parçamız vilayetimiz değil miydi? Birinci dünya savaşından sonra Lozan’da yapılan müzakerelerde İngilizlere emanet verildi. Uzun süre bu güzelim topraklarda yaşayan Türkmenler İngilizlerin mandası altında kaldı. Daha sonra Arap, Türk Fars gibi toplulukların meydana getirdiği Irak devleti batılı sömürgeci milletler tarafından kurduruldu. Böylece Kutsal topraklara giden yollar, petrol gibi zengin yer altı kaynakları gayr-ı Müslim çok uluslu şirketlerin eline geçmiş oluyordu. Bu İngiliz milleti kadar sinsi fitne fesat çıkaran bir millet dünya da bulunmaz. Batılı milletlerin Asya’dan Afrika’ya Avustralya’dan Amerika’ya kadar kıtalar arası resmi veya gayr-i resmi sömürgeleri vardır. Gizli ve açık olarak sömürgelerini genişletmek için birbirleriyle yarışırlar birbirine destek olurlar. Osmanlı; İspanyalısından Fransasızına, İtalyalından Alman’ına Ehl-i Salib derdi. Yahya Bey can kulağı ile Tonbak ağayı dinliyordu.

     -Domuz derisinden post, eski düşmandan dost olmaz derler. Lozan anlaşması bir muamma, bir bilmece burnumuzun ucundaki on iki ada niçin Rumlara verildi? Bu güne kadar necip Türk milletine doyurucu bilgi verilmedi. Eğer bu müşküller şimdi halledilmezse torunlarımıza kötü miras kalır başları çok ağırır. Rum’a, İngiliz’e Fransız’a Alman’a güvenilir mi?  Tonbak ağa;

     -Haklısın, bak şu Frenklerin, Ehl-i Salibin ettiğine; Bizden güney sınırımızda yer Hatay’dan vazgeçmemizi istiyorlar. Cumhur reisimiz Gazi Mustafa Kemal Paşa hasta olmasına rağmen oraya gitti. Orda muhtar bir devlet kurdurdu. Bu vatan toprak parçasını son anda Fransızların elinden son anda kurtardı. Şu batılı Şark meselesinden vazgeçmeyecek. Yahya Bey

     -Tarih boyunca Türk Milletinin düşmanı bir tane olmamış ki, geçen gün Halkevinde okuduğum gazetede şöyle bir haber dikkatimi çekti.”Hatay meselesinde İtalyanlar bölgede yaşayan Ermeni vatandaşlarımızı kışkırtıyor. Böylece Hatay’ın Türkiye’den kopmasını sağlamaktır.” Biraz önce Şark meselesinden bahsettiniz. Bu Şark meselesi nedir? Biraz izah eder misiniz? Tonbak ağa

     – Önce Batılı memleketleri iyi tanımalı ve iyi tahlil etmeliyiz. Batılı memleketler başta İngiltere olmak üzere hepsi sömürge siyaseti ile varlıklarını devam ettirmişler ve ettirmektedirler. Hepsinin dünyanın her bir tarafında sömür devletleri vardır. Bunlar bu sömürgelerini devam ettirmek için bazen aralarında anlaşır, bazen de aralarında mücadele ederler. Müslüman Türk milleti Orta Asya’dan kabileler halinde Anadolu topraklarına, oradan balkanlara oradan da Avrupa kıtasının içlerine kadar ilerlemişlerdir. Gittikleri yerlerde oranın halkını kendi kültürleriyle yaşamalarına engel olmamışlardı. Fakat bundan rahatsız olan batılı Hıristiyan âlemi Müslüman ve Türkleri kendi aralarında görmek istememiş onları geldikleri Orta Asya’nın bozkırlarına geri göndermeyi istemiştir. Bu geçmişte böyleydi bu gün böyle gelecekte böyle olacak. Onun için Türklerin ve Müslümanların güçlenmesini tarihin hiç devrinde istememişlerdir. Onları siyasi, ekonomik ve kültürel yönden zayıflatmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar.