Ulu Cami Hakkında Değerlendirme

Avukat Orhan Keskin’in Ulu Cami Hakkındaki Değerlendirmesi

Kanaatimce, 1232 tarihini taşıyan; Selçuklu Sultanı 1. Alaaddin Keykubad döneminde; Vezir Cemaleddin Ali Bey adına vaki minare girişindeki imaret kitabesinden hareketle, caminin bu tarihte yapıldığı görüşünü kabul edemeyiz. Kitabede özel olarak camiden bahis yoktur. Kuzeydeki sultan adına vaki kitabede: (imaretül mescid-ül mübarek) kelimelerinin geçmesi neticeyi değiştirmez.

Yeni yerleşim yerlerinde yapılan mescitlerin, ihtiyaçların artması ile yıkılıp yerine büyük ve daha güzellerinin yapıldığı, bugün dahi yaşanan bir vakıadır. Yeni yapılan eserlerde eskilerine atıf yapılmasını, eski eserin tamiri şeklinde anlamak isabetli olmaz sanırım. Aksi halde 1232 tarihli imaret kitabesinin, mebzul olan kapılardan biri üzerinde olması gerekirdi. Dolayısıyla Ulucami’nin yapımını, Moğol istilasından sonra 1274 de, bani­sini de 11. Gıyaseddin Keyhüsrev’in (1266-85) naiplerinden Emineddin Mikâil olarak kabulde vicdani ve akli bir zaruret vardır.

Minare girişindeki 1232 tarihli kitabenin bulunduğu kapı karşısındaki merdivenle çıkılan belki de imarete ait köşk mesci­din kapısı olabilir. Veya bu merdiven o tarihlerde toprak olan damın bakımı için kullanıldığı gibi minare yapımından evvel ezan okumak içinde kullanılmış olabilir. İmaret mescidi yıkılıp, orijinal sütun ve başlıklar da kullanılmak sureti ile Ulu cami yeniden yapılmış olabilir. Kuzey ve doğu kapılarının orijinalliği de bunu teyit eder sanırım. Esasen ilim aleminde, caminin bugünkü formuna 1274 tarihinde kavuştuğunda, 1409 da minaresinin eklendiğinde, 1440 tamirinde mihrabın yapıldığında, 1924 yılında bu camiye 1244 tarihli Kılıç Mescid minberinin getirildiğinde ihtilaf yoktur. (Erol Altınsapan. Ortaçağda Esk. çevresinde Türk Sanatı s. 40)

Ulu Cami çatısı önceleri kamış dolgu toprak damlı iken, 1958 yılında damdaki toprak indirilmişti. (Müteahhit, Şükrü Ünlüoğlu idi.) Ahşap çatı yapılmış üzeri kiremitle kaplanmıştı. Estetik görünüşü ve nispeti bozmamak için çan yüksekliği alçak tutulmuştu. Çatı omurgası ile saçak açıklığı fazla olduğundan, Tarihi Eserleri Koruma Derneği tarafından her yıl bakımı yapılmasına rağmen dam akıntısı önlenemiyordu. Elektrik kontağı ve neticesinde yangına sebep olacağı endişesi korkulacak bir durum arz ediyordu. Bu durumun önlenmesi için büyük gayretlerle 1978 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bakır kaplattırılmış, tüm elektrik tesisatı yenilenmişti.

Çatı arası boşluğa, doğu kapısına isabet eden çatı üzerindeki kapaktan girilirse, damdaki kamış ve toprağın boşaltılması ile arada ısı izolasyonu kalmadığı görülür. Bu sebeple kışın sıcak, yazın serin olan cami havası bozulmuş, ısıtma problemi doğmuştur. Ahşap yapının zarar görmemesi için Konya Anıtlar Kurulu, kalorifer yapımına izin vermemişti.

Bu cami ile ilgili Tarihi Eserleri Koruma Derneğinin faaliyeti

Çatı tamirinden sonra, taşıtlar caddeden geçtiği sırada vaki titreşim neticesi, tavandan topraklar aşağı dökülmüş, yüz yıllarca yanan kandil ve mumların işleri ile tavan döşemeleri ve kirişler simsiyah olmuştu. 1962’li yıllarda Tarihi Eserleri Koruma Derneğinin katkıları ile o zaman Ulucami imamı olan Ali Rıza Öztürk, kurulan iskele ile tavan döşemelerini, kaplamalarını, kirişleri sıcak su ve deterjanla temizletmiş, boyalı olan yerler boyalar zarar görmesin diye kuru olarak yumuşak fırça ile temizlenmişti. Her direk karşısında bulunan kandil askılıkları­nın orjinalleri bırakılmıştı.

Bugün temin edilen modern aletlerle ca­mi daha da temizdir. Taban sergileri emsalsiz güzelliktedir. Onlar üzerinde na­maz kılan insan, kendini tabiatta namaz kılıyor hisseder. Ancak bunlara da hırsızlar musallat olmuştur.

Kadınlar mahfeli kösesindeki (Sölpük Mescidi dedikleri) Emineddin Mikail’ın Kütüphanesinin bulunduğu yer, T. H. K. nun elinde iken 1962 yılından 2000 yılı­na kadar Tarihi Eserleri Koruma Derneği, Sivrihisar 1. İlimler Vakfı ve Cafer Akıllı Vakfı için merkez vazifesi görmüştür.

1955 yılında kurulmuş bulunan Tarihi Eserleri Koruma Derneğinin, 25. 2. 1973 tarihinde başkanı olarak genel kurula sunduğum faaliyet raporunda, Ulu cami’nin 1972 yılında uçan minare külahının yeniden yapılmasına 8611 TL. harcanmış olduğu ifade ediliyordu.

Sivrihisar, tarihi bir ilçe olması dolayısıyla önemlidir. Tarihi bir ilçe olmanın en güzel delilleri yetiştirdiği değerli insanlar yanında, sinesinde barındırdığı tarihi eserlerdir. Tarihi eserleri, camiler, mescidler, türbeler, kümbetler, çeşmeler, mezar­lar, ören yerleri hatta ağaçları ve evleri ile tarihi dokudur. Bunları biran için yok sayınız. Nüfus, iktisadi durum, ticaret ve sair yönlerden yapılacak bir değerlendirmede Sivrihisar Türkiye’deki ilçeler içinde sonlarda gelir. Nitekim idari alanda ve adliye teşkilatı bakımından tayinlerde esas alınan kıstas 3. sınıf olmasıdır.

Öyle ise Sivrihisar’ı Türkiye’de birinci sınıfa ve saygın konuma yükselten özelliklerini korumada azami hassasiyet göstermeliyiz. Hassasiyet göstermek, işi ehline bırakmak yanında kanun ve nizamlara uymaktan geçer. Bu iş için hüsn-ü niyet kafi değildir. Ulucaminin direkleri kendilerine göre iyi niyetlerle yağlı boya ile boyanmış, vakıflar esere zarar veren bu durumu izale için kat be kat masraf yapmak zorunda kaldığı gibi eski haline getirirken de boyalı kısım yontularak te­mizlendiğinden direkler bu kısımlarında incelmiş, eser zarar görmüştür. Hiç sanat ve hat değeri olmayan levhaların veya olsa bile bir levha, perdenin veya lambanın takılması için 800 yıllık minbere çivi v.s çakılması tarihi bir cinayettir. Keza temizlik yapıyorum diye tarihi boyaların silinmesi ve yukarıda temas edildiği üzere minarelerin sıvanması tam anlamıyla tarihi esere suikasttır.

Çarşı girişinin tanzimi sırasında musalla taşı önünde bulunan, ecdadımızın son yolculuklarına gölgesinde uğurlandıkları, yaprakları gümüş gibi parlayan, dallarında kuşların öttüğü, birkaç asırlık hünnap ağacının kesildiğini gördüm. Niye kestiklerini sorduğumda, duvar dibindeki fidanlar gösterilerek ağaçsa burada da var cevabını aldım. Tarih birkaç kilo hünnap veya bilmem kaç milyon para değildir, onu parayla pulla geri getirmek mümkün değildir. Medeni milletler kendilerine tarih yapmak için her şeylerini vermektedirler.

Bu konuda her şeyi yerli yerine koymak, sapla samanı veya değişik taneleri birbirine karıştırmamak lazımdır. Saat kulesinin sıvanması, özelliğini kaybettirmiştir. Yunus Hoca Kümbeti nereden baksan 36 m2’lik bir mescid, kuş yuvası gibi bir yer. Büyük bir cami yanında ancak son cemaat kubbelerinden biri kadar. Onu değerli kılan tarihi motifleri ile tarihi özelliğidir. Sen onu yok edersen en azından bu esere ve tarihe kastetmiş olursun. Sevaba değil vebale girersin.

Bir türbeyi dozerle yerle bir edersen, kitabiyeliğini çöplüğe atarsan o zatın getirdiği ve 400 seneden beri içtiğin suyunun hakkını nasıl ödeyeceksin? Akcami’nin, müftülük sitesi molozları ile atılan sütun başlıkları nerede?

Sivrihisar halkı bir gönül muhasebesi yaparak, içinde bulunduğu hali, muhteşem ilim merkezi bir serhad şehri iken, niçin küçük bir ilçe durumuna düştüğünü sorgulaması gerekir diye düşünüyorum.

Eğer biz kendi kendimizi sorgulamaz isek, gelecek nesiller nezdinde ve tarih önünde hiç de iyi bir şekilde anılmayaca­ğımızı bilmemiz gerekir.

***

Orhan Keskin – Bütün Yönleriyle Sivrihisar, 2001

Not: 1983 yılında Diyanet tarafından Ulu Cami kıblesinde düzenleme yapıldı. Fakat bir süre sonra eski haline getirildi.

Categories: Makale ve Yazılar

Yorum Yaz

Mail adresi yazarsaniz yayinlanmayacaktir.
Gerekli alan*