Tarihi Yerler Antik Kalıntılar

Tarihi Yerler Antik Kalıntılar

Sivrihisar Yöresindeki Tarihi Yerler ve Antik Kalıntılar

pessinus-harabeKral Yolu Üzerinde Antik Bir Kent. Pessinus Sivrihisar’a 15 km. uzaklıkta bugün Ballıhisar köyünün oturduğu yerde, ana tanrıça Cybel’e inananların dini merkezi idi. Galatlar, Pessinus’a gelmezden önce burası Frig, Hitit, Asur, Lidya ve Pers yönetiminin altına girmiştir.

Pessinus halkı kendilerine has geleneklere bağlı olan, Prof. W.M. Ramsay’in tespitleri ile Yunanistan dininde domuza mağfiret kurbanı olarak kutsiyet izafe edilirken, Pessinus’ta domuz eti yasaktı.

Hem domuzun kendine karşı umumi nefret, hem de kendisine her temas ede­ni kirlettiği kanaati var idi. Mukaddes şehirlerde domuzun mevcudiyeti bile küfür ve pislik idi.M.S. IV. yy. lara doğru şehirde Cybel dinine ait inanış kayboldu. Hristiyanlığın yayılması ve Aneyra (Ankara)’nın gelişmesi ve Galatia’nın başşehri olması Pessinus’un değerinin kaybolmasına ne­den olmuştu. Pessinus detaylar için tıklayın >

* * *

Amuriyye – (Amurium)

Halen Emirdağ ilçesi hudutları dahilinde ve şimdiki adıyla Hisarköy (1892 yılında kurulan Hacı Hamza köyü yakınında) yerleşim yerindedir. Antik şehrin harabeleri 1836’da İngiliz uyruklu seyyah Willi­am Hamilton tarafından bulundu. Şimdiki kazılara Oxford Üniversitesi adına 1988’de Prof. R. Martin Harrison tarafından başlandı. Bu şahıs da öldüğünden eşi kazılara devam ediyor.

Amurium şehri, muhtemelen erken bronz çağda iskan edildi. Hitit ve Frig dönemlerinde önemli bir yerleşim yeri oldu. 7. yy. da Amurium’un Suriye ve Konstantinopolis arasındaki ana yolda bulunmasından dolayı stratejik öneme kavuşmuştur. Karanlık çağ olarak bilinen dönemde (7-9 yy.) Bizans’ın askeri merkezi, 8. yy. da Bizans’ın 3. büyük şehri idi. 9. asırda piskoposların metro polisi olmuştur. Tarihi kaynaklar Amurium’un M.S. 636-70 yılları arasında en az sekiz kez Arapların saldırısına uğradığını Hali­fe Mutasım tarafından M.S. 838 tarihli kuşatmada Ankara ile beraber yağmalandığını ifade eder. Amurium 1071’den he­men sonra 14. yy. a kadar Sivrihisar’ı merkez edinen Selçuklu emirleri tarafından iskan edildi. Fakat hiçbir zaman Türkler için önemli şehir olmadı. Halkın çoğu şehri terk ederek Sivrihisar’a yerleşti. Hamza Hacılı köyü yakınında Amuriyye kalesi ve kaleye yakın vadi ortasında antik şehir yıkıntıları ve kilise harabesi görülür.

Germia (Myriangelei)

Yeri ihtilaflıdır. Texier, bugünkü Yörme (Gümüşkonak) köyünün kurulduğu alanda olduğunu, Yörme kelimesinin Germa kelimesinin bugünkü telaffuzu olduğunu savunur. Sanskirit dilindeki (Charma)’dan gelir. Hamam anlamında therma kelimesi karşılığıdır der. Ramsay buna itiraz eder. Bazı kitabelerin Germa’yı, bugünkü Mülk ve Mesut köyü yakınındaki yıkıntıları gösterdiklerini ve yol şebekesinin bunu gerektirdiğini (Ancura) Ankara’ya Dorylaion (Eskişehir)’dan gelen askeri yolun Yörme’den geçemeyeceğini söyler.

Ernest Mambeury ise Cerma’nın sıcak sulu hamamının bulunduğu Hamamkarahisar köyünün kurulduğu alanda oldu­ğuna işaret eder. Bu teze mesnet olarak, Germa ismini Therma kelimesinden aldı­ğını ve buranın Roma askeri yolu üzerin­de olup ve bir hamamın varlığını ileri sürer. Halbuki Yerme (Gümüşkonak)’de de sıcak sulu hamam vardı.

Germa Romalıların kolonisi ve Bizanslıların dini merkezi olmuştur. Bizans İmparatorluğu buraya Miriangılos ismini ver­miş, hamam yanma hastane yaptırmıştır.

Euoeoxias

Theodos’un anası veya kızına ithaf edilen şehir veya köyün adıdır. Bazıları bugünkü Yörme köyü yeridir derler. Bazıları da Hamamkarahisar yerleşim yeri olarak gösterirler.

Tricornia (Kaymaz)

Macdonald Kinneir 1813’de yaptığı araştırma sonucu Tricornia harabelerinin Kaymaz’da olduğunu ileri sürerken Ram­say bunu red ile olsa olsa burada yaşa­mış Traknodlara ait yerleşim merkezi olabilir der. Sivrihisar’a 33 km. uzaklıkta­ki Kaymaz çarşı cami avlusunda Frig. Ro­ma, Bizanslılara ait lahit ve mezar tasları vardır. Kaymazda ayrıca üç höyük vardır.

Orcistos (Eski Ali Kel)

Sivrihisar’ın 18 km. güneyinde harabelerinin bulunduğu bölgedir. Harabelerden 8 km. kuzeye gidilince Sakarya nehrinin solunda bugünkü Çandır köyüne varılır. Sakarya nehri üzerinde kurulu sekiz kemer gözlü köprünün M.S. 560 yılında Justinanos tarafından yapıldığı söyleniyorsa da; W.M. Ramsay bu köprü bana Türklerin çok mühim olan Sivrihisar yo­lunu Aziziye (Eski Jirgin-yeni Emirdağ) ve Afyonkarahisar’a götürmek için yaptıkları bir Türk köprüsü gibi geldi diyor

Satranus harabeleri

Kınık köyündeki antik dönemden kalmıştır. Kazı yapılmamıştır. Tesadüfen çıkan dev küplerden birisi Sanat Okulu’nda teshir edilmektedir. Kepen köyünde keza Hamamkarahisar köyünde yığma höyükler bulunmaktadır. Elbette tarih ibret alınmak içindir. Nice medeniyetler yok olup gitmiştir. Bugün onlardan kalan bir iki taş ve harabelerdir.

Sonuç

Yukarıda isimlerini verdiğimiz arkeolog ve seyyahların eserleri okunduğunda dini tespit ve gayenin ön plana alındığı belgelerin ve bilgilerin tespitinin hedef olduğu görülecektir. Buralar bizim ecdadımızın vatanıdır denmek istenmektedir. Bu iddia için adeta tapular aranmaktadır. Hazinedar mescidinde, yabancı bir arkeoloğun, duvardaki resimleri çıkarmak üzere çalışmalar yaparken; orayı ziyaret eden bir avukat amcamıza, kapı eşiği altına materyal olarak konulan taştaki yazıyı göstererek “bu bir kilise olmasın” diye sorduğunu asla unutamam. Halbuki o şahıs, oranın bir cami olduğunu ve Selçuklu eseri olduğunu en iyi bilebilecek bir durumdadır.

Bosna-Hersek’teki savaşta, dünya anıt eserlerinden Mostar köprüsünün özellikle hedef seçilip bombalandığı, minarelerin hedef alındığı, tarihi yüzlerce caminin yıkılıp dozerlerle temelleri dahi sökülerek yerinin kaybedildiği daha dünkü olaylardır.

Ecdadımız, sanat eserlerine hiçbir aşağılık duygusuna kapılmadan, gerektiği önemi vermiş onu değerlendirmiş, camisinde direk, kaide ve başlık olarak, türbesinde, mescidinde, duvarlarında (Yunus Hoca kümbeti ve Akdoğan mescidi gibi) ve diğer yerlerde kullanmıştır. Binlerce şehit kanı ile bu toprakları vatan yapan ecdadımızın kendine özgüveni vardır. Türk İslam medeniyeti, Anadolu medeniyeti değil, yine kendi tarihinden beslenen ve yerine göre diğer medeniyet ürünlerini materyal olarak kullanan özgün bir medeniyettir.

Hal böyle iken yabancı gezginciler, uzmanlar Türk eserlerinden tek kelime bahsetmezler. Onların ilim ve sanat alemine yansımasını istemezler. İşte bizlerle onların farkı. Ancak biz öz değerlerimize sahip olmazsak onu yabancıların koruması beklenemez.

1842’de Hamilton, Ains Wort, Saint Martin, daha sonra Tschihatscheff (1847-1863), Teixer (1862) Vanlennep (1870), Barkley (1891) ve bir çok gezgin Sivrihisar ve çevresindeki yerleşim yerlerinden geçmişlerdir.

DİĞER TARİHİ YERLER KATEGORİSİ >

 Kaynak: Bütün Yönleriyle Sivrihisar – Orhan KESKİNeml