Tarihi Anıt Yapılar

Eski çağlardan beri yerleşim yerlerinin gelişiminde anıt yapıların önemi büyük olmuştur. Osmanlı döneminde şehir için “suru bulunur, cuması kılınır, pazarı kurulur” tanımı yapılmıştır. Dolayısıyla, şehir denilince üç temel unsur esas alınmıştır: Savunma için ‘sur’, cuma namazlarının kılınması için ‘ulu cami’ ve pazarın kurulması için de gerekli yapılar (han, kervansaray vb.) yerleşim yerlerinin belirleyicisi olmuşlardır. Yalnızca bunlarla da sınırlı kalmayıp, Türk-İslâm döneminde bu yapıların yanında; hamam, medrese, türbe, hankâh, şifahane ve çeşme gibi sosyal yapı ünitelerinin gerek kentlerin gelişiminde, gerekse onun birimleri olan mahallelerin oluşmasında doğrudan etkili olduğu söylenebilir. Bu yüzden Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kimi devlet adamları, kendi yetiştikleri yerlerde böyle yapılar inşa ettirmek suretiyle, yerleşim yerlerinin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır.

Yukarıda anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere, Sivrihisar’ın kuruluşu ve gelişimiyle ilgili olarak Türk döneminde mahalle ve onları meydana getiren evlerle anıt yapıların sıkı bir ilişkisi vardır. Türklerin şehre yerleşmesinde, burada inşa edilen cami ve mescidler, çevrelerinde halkın iskânını sağlıyor; diğer sosyal bina ünitelerinin teşekkülü ve Türk geleneğinde yeni konutların inşası ile de kent artık yavaş yavaş yeni kimliğini kazanıyordu. Yerleşim yerinin merkezinde bulunan Ulu Cami hem şehrin gelişmesini, hem de Selçukluların buraya verdiği önemi göstermesi bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Daha o zamanlarda şehrin ticari merkezi bu caminin çevresinde oluşmuş ve bu durum günümüze dek değişmeden süregelmiştir. Bunun yanında çoğu mahallelerin kuruluşu, doğrudan o mahallede inşa edilmiş olan bir cami, mescit, ya da başka bir anıt yapıyla ilgili olmaktadır. Nitekim, eski adlarıyla Hacı Hasan, Hacı Minnet, Hacı Veys, Hacı Kutbeddin, Akdoğan, Faruk, Hacı İshak, Kocaca nam-ı diğer Umuroğlu mahalleleri bu semtlerde yaptırılan bir caminin; Seyyid Mahmud mahallesi ise Seyyid Mahmud adına kurulan bir zaviyenin etrafında şekillenmiştir. Halkın temizlik kültüründe önemli yer tutan hamamların, içme suyu ihtiyacını karşılayan çeşmelerin ve bugün ayakta olmayan diğer birçok yapı türünün de hem kentin, hem de onun birimleri olan mahalle ve evlerin oluşmasında etkisi açıkça görülmektedir. Bu etki, yalnız oluşum safhasında değil, bugün de şehrin yerleşim planında ve silietinde hakim rol oynamaktadır.

Anadolu’da pek çok eski kentimiz gibi, Sivrihisar’daki tarihi yapıların sayısı da günümüzde önemli derece azalmış ve bazı yapı türleri tamamen yok olmuştur. Bunların bir kısmı kasten yıkıma uğramış, geri kalanı da işlevini sürdüremediği için ortadan kaldırılmış veya harap hale gelmiştir. Mimari anıtlardan halen kullanılanların, bir başka deyişle işlevini sürdürebilenlerin ise ayakta kalabilmek için daha şanslı oldukları görülmektedir.

Bugün şehir ve çevresinde mevcut olan Türk dönemi mimari anıdan, yörenin tarihi mirası olmanın ötesinde, bin yıla yaklaşan geçmişinde halkının kültür kimliğine de ışık tutmaktadır. Bu kimliği daha yakından tanımak için şehir merkezindeki bazı anıt yapılardan burada kısaca söz etmek yerinde olacaktır.

Camiler

Sivrihisar denilince kuşkusuz ilk akla gelen mimari yapı Ulu Cami olmaktadır. Şehrin merkezinde yer alan caminin mevcut şeklini, 1232’de Selçuklu devrinden başlayarak, bugüne kadar yapılan çeşitli ekleme ve onarımlar sonucunda aldığı anlaşılmaktadır.

Bugünkü şekliyle Ulu Cami, dıştan yalın görünüşlü bir yapıdır. Üzeri özgününde kamış dolgulu ve toprak damlı iken, 1958’de bu örtü yerine hafif meyilli kırma çatı yapılmış ve kiremitle örtülmüş; 1978’de” kiremitler kaldırılarak çad kurşunla kaplanmıştır. Çatısının ortalarında küçük bir aydınlatma kubbesine (fener) sahip caminin, silindirik gövdeli minaresi yapının doğusuna bitişik olarak inşa edilmiştir. Eserin en dikkati çeken özelliği içteki ahşap direkleridir. Kirişleri taşıyan bu direkler iç mekanı mihraba paralel altı sahına ayırmaktadır. Cami, içte toplam 67 ahşap direkle, Anadolu’daki bu tarz camilerin en büyüğüdür. Bunların kaide ve başlıkları yörenin antik devir yapılarına ait devşirme malzemelerdir. Sütunlarından altısı orijinal. Sade bir iç mekan anlayışına sahip caminin güzel ve özgün süslemeleri de bu direklerin üzerinde bulunmaktadır. Bundan başka, süslemeli alçı mihrabının 15. yüzyıldaki onarımından kaldığı ifade edilmektedir. Üzerindeki kitabesinden ebcet hesabı ile 1245 tarihinde yapıldığı anlaşılan ve Hasan bin Mehmed’in eseri olan minberinin ise. Ulu Cami’ye 1924’de yanan Kılıç Cami’nden getirilmiş olduğu bilinmektedir. Ceviz ağacından yapılmış olan bu minber Anadolu Selçuklu ahşap sanatı içerisinde ayrı bir değer taşımaktadır.

Sivrihisar merkez Karacalar mahallesinde yer alan Hoşkadem Cami’nin kitabesi olmadığından tarihi kesin şekilde tespit edilememektedir. T. Özalp, camiyi 1274’de Hazinedar Necibüddin Mustafa’nın hanımı için yaptırdığını ileri sürmekteyse de tarihi kayıtlardan yapının 15. yüzyıldan kaldığı öğrenilmektedir. Kare plânlı ve tek kubbeli caminin kuzeybatı köşesinde tuğladan silindirik gövdeli minaresi yükselmektedir.

Hoşkadem Cami’nin batısında bulunan Hazinedar Mescidi’nin de inşa tarihi ve banisi tam olarak bilinmemektedir. Yapının 13. yüzyılda yine Selçuklu hazinedarı Necibüddin Mustafa tarafından yaptırıldığı ifade edilmektedir. Ancak kimi araştırmacılar eserin 15. yüzyılda inşa edildiğini ileri sürmektedirler. Birkaç kez onarım geçirerek günümüze gelebilen kare plânlı yapının üzerini tromplu tek kubbe örtmektedir. Duvarları taş-tuğla almaşığıyla örülen mescidin minaresi yoktur. Yapının iç duvarlarında minyatür tarzında işlenmiş kalem işi tasvirler mevcuttur. Alçı mihrabının alınlığında gömülü olduğu bilinen çinilerinde ise eser kalmamıştır.

Kurşunlu mahallesinde, mahalleye adını veren Kurşunlu Cami, inşa kitabesine göre Baba Yusuf tarafından 1492 tarihinde yaptırılmıştır. Caminin daha önce burada mevcut olan 1343 tarihli bir mescidin yerinde inşa ettirilmiş olduğu, yapının duvarında bulunan bir kitabe parçasından anlaşılmaktadır. Banisinin adına atfen Baba Yusuf Cami de denilen yapı, kare planlı ve tek kubbeli bir harim mekanı ile üç gözlü son cemaat yerinden oluşmaktadır. Son cemaat yeri üç kubbeyle örtülen caminin minaresi, harimin bati cephesine bitişiktir. Duvarları bir sıra taş, üç sıra tuğla almaşığı esasına göre inşa edilmesine karşılık, yapının son cemaat yerinin cephesinde ve minarenin gövde kısmında yalnızca kesme taş kullanılmıştır.

Karabaşlı mahallesinde hafif yüksekçe bir tepeciğin üzerinde bulunan Namazgâh ilgi çekicidir. Aslının 13. yüzyıldan kaldığı söylenen bu eser, devşirme taşlardan bir mihrap duvarı ile onun orta aksı üzerine yerleştirilen yekpare mermerden bir mihrap ve 8 taş basamaklı minberden ibarettir. Mihrap duvarında bulunan iki mermer kitabenin birisi harflerin aşınması nedeniyle okunamamaktadır. Diğerinde ise Namazgâh’ın 1810’da onarıldığı kaydedilmiştir. Etrafı ihata duvarıyla çevrili Namazgâh’ın kavsarası istiridye şeklindeki mermer mihrabı özellikle dikkat çekicidir.

Karacalar mahallesinde yer alan Yeni Cami, daha önce burada mevcut iken yıkılmış olan Aziz Mahmud Hüdai Cami’nin yerinde kaymakam Mahmud Bey tarafından 1893’de yaptırılmıştır. Dıştan kırma çatılı ve kiremit örtülü olarak görünmesine karşılık, içte ortada dört sütuna oturan pandantifli kubbesi, yanlarda ise beşik tonozlu bir örtü sistemine sahiptir. Kuzeydoğu köşesinde tuğladan silindirik gövdeli minaresi bulunan camii; mihrabı, minberi ve diğer iç süslemeleri ile son devir Osmanlı mimarisinin Sivrihisar’daki temsilcisi niteliğindedir.

Mezar Anıtları

Sivrihisar’da çeşitli türbe yapıları bulunmakla birlikte iki mezar anıtı özellikle dikkat çekicidir. Bunlardan biri Cumhuriyet mahallesinde, Eskişehir yolu üzerinde bulunan Hoca Yunus Türbesi’dir. Ne zaman ve kimin adına yaptırıldığı kesin olarak bilinmeyen eserin 13. yüzyılın son çeyreğinde Selçuklu emirlerinden Sadeddin Hoca Yunus adına inşa edildiği ileri sürülmektedir. Türbe, altta mumyalığı ile iki katlıdır. Ancak, alt katı bugünkü zemin seviyesinin altında kalmış olduğundan içeri girilememektedir. Kare planlı üst katı ise dıştan sekizgen kasnaklı, içten pandantifli bir kubbe ile örtülmüştür (Resim 36). Duvarları taş ve tuğla almaşığı ile yapılan eserin inşasında yörenin antik devir malzemesinden oldukça faydalanıldığı görülmektedir. Bu bağlamda, üst kat giriş kapısını çevreleyen devşirme malzemeden mermer sövelerin \nüzeylerindeki süslemeler özellikle dikkati çekicidir. Bir kısım onarımlarla mevcut şeklini alan ve günümüzde cami olarak kullanılan yapının sıvanmış olan iç mekânında ise kayda değer süs unsuru yoktur.

Şehrin merkezinde, Ulu Cami’nin kuzeyinde bulunan Alemşah Kümbeti, kitabesine göre İlhanlı beylerinden Melikşah Bey tarafından 1327’de kardeşi Sultanşah için inşa ettirilmiştir. Yapı, altta mumyalık bölümüyle iki katlıdır. Kare bir kaide ve gövde üzerinde, sekizgen bir kasnakla yükselen kümbet, üstte piramidal külahla son bulmaktadır. Mumyalık katı içten basık tonozla kapatılan yapının iki yandan merdivenlerle çıkılan üst katı, kare planlı ve tromplu kubbeyle örtülmüştür. Duvarları taştan inşa edilen ve mermerlerle kaplanan türbenin külah kısmının tuğladan yapılmış olması dikkat çekicidir. Kümbet, taçkapısında ve mihrabında yoğunlaşan mimari süslemeleriyle de önemli bir eserdir.

Hamamlar

Halkın temizliğe verdiği önemin bir göstergesi olarak Sivrihisar’da hamamların sayıca çokluğu dikkati çeker. Kumacık Hamamı, Şeydiler Hamamı, Küçük Hamam, Yeni Hamam, Gavur Hamamı ve Sinan Paşa Hamamı olarak isimleri sayılabilen bu yapılardan bir kısmı tamamen yok olmuş veya kullanılmadığı için harap hale gelmiştir. Bugün şehir merkezindeki hamamlardan yalnızca Şeydiler Hamamı işlevini  sürdürmektedir. 14. yüzyılda yapıldığı kabul edilen ve geçirdiği esaslı tamirlerle günümüze gelebilen bu hamam, soyunmalık, ılıklık, sıcaklık, halvet hücreleri ve külhanıyla klasik Türk hamamlarının planını yansıtmaktadır.

Millet caddesinde bir evin arka hayatında yer alan Sinan Paşa Hamamının bir ev hamamı olarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu bakımdan ayrı bir nitelik ve önem taşıyan yapının Türk hamam mimarisinde “özel hamamlar” içinde değerlendirilmesi gerekir. Tarih kitabesi bulunmayan hamamın 1475-1481 yılları arasında Sinan Paşa tarafından yaptırıldığı kabul edilmektedir. Kırma moloz taştan inşa edilen eser, 1970’de sahibi İhsan Biçerli tarafından onartılmıştır. Halen dışa kapalı olan yapıya, sözü edilen evin tandırevinden bir kapıyla girilmektedir. Küçük ölçülerdeki hamam yalnızca soyunmalık, ılıklık ve su deposu ile külhan bölümlerinden oluşmaktadır. Soyunmalık ve ılıklık bölümleri tromplu birer kubbe ile, su deposunun bulunduğu kısım ise beşik tonozla örtülmüştür.

Çeşmeler

Sivrihisar’da eski evlerin hemen hepsinde bir kuyu bulunmasına rağmen, bunların suyu içmeye ve çamaşır yıkamaya elverişli olmadığı için yakın zamanlara kadar halk su ihtiyacının büyük kısmını sokak ve meydan çeşmelerinden karşılıyordu. Bir kısmı yıkılıp yok olmasına karşın, bugün de neredeyse her sokakta veya meydanda bir çeşme ile karşılaşmak mümkündür. Çeşmeler genelde sonraki onarımlarla özgünlüğünü yitirmiş olmakla birlikte, çoğu halen işlevini devam ettirmekte ve evlerde şebeke su bulunmasına rağmen günümüzde de halk onların suyundan faydalanmaktadır.

Sivrihisar sokaklarında, ya da birkaç sokağın kesişmesinden oluşan meydanlarda bağımsız olarak yapılan çeşmeler arasında Ak Çeşme en anıtsal örneklerden birisidir. İnşa kitabesi olmayan, ancak Selçuklu döneminde yaptırıldığı söylenen bu çeşme, daha önce yol ortasında bulunmasından 1998 yılında bugünkü yerine taşınmıştır.

Tek olarak inşa edilen sokak ve meydan çeşmelerinden başka, evlerin alt kat duvarları içinde yapılan halka açık sokak çeşmeleri de mevcuttur. Bulunduğu sokağa adını veren Nemane Çeşmesi bunlardan biridir. Kitabesine göre 1766 tarihinde muhtemelen evin sahibi Hacı Mustafa tarafından yaptırılan çeşme, özgününde tuğla-taş almaşığıyla inşa edilmiştir. Ancak yakın zamanlarda yapılan tamirlerle eserin tarihi niteliği bütünüyle yok edilerek, cephesi iki renkli mermerlerle kaplanmıştır.

* * *

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr. Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi, 2009