Su Hayattır

SU HAYATTIR

Küçük Hakkının tahsil çağı gelmiş, geçmişti bile ne çare şartlar onun okula başlamasını engelliyordu. Köyde okul, öğretmen yoktu. Annesi amcasıyla evlendikten sonra onu kasabadaki ibtidai (İlkokul) ye’ye göndermeye karar verirler, bunun yollarını ararlar ama orada kimin yanında kalacak. Hakkının kasabada annesi tarafından akrabaları var. Annesi Asiye Hanım kasabadan köye gelin gelmişti.

Sonunda kasabadaki anneannesinin yanında kalmasına karar verildi. Kasabada yaşlı anneannesinin yanı sıra iki teyzesi birde dayısı yaşıyordu.

Kasaba köye yaya otuz, kırk dakikalık bir uzaklıktaydı. Fakat kasaba köyden farksızdı. Hatta bazı konularda köy kasabadan daha üstündü. Köyün kenarından geçen küçük bir çay vardı. Bu çayın kaynağı bir üst köyden çıkardı. Bu yüzden bu köye Keban başı denirdi. Keban çayının üzerinde kurulmuş üç dört tane çarkları su gücüyle dönen değirmen bulunurdu. Kasaba ve çevre köylerin halkı buğdaylarını bu değirmenlerde öğütürlerdi. Hakkının rahmetli babası bu değirmenlerden ortanca değirmeni ortak olarak işletiyordu. Yıllar sonra bu değirmenin kenarına dikilen ağaçların kendisine miras olarak kaldığını öğrenince bu bilgi doğrulanmış oldu. Bu değirmenler çevre halkı için büyük önem taşıyordu. Kışlık unları, hayvanlarının yemleri bu değirmenlerde hazırlanıyordu. Bu köyün ekmeği köyün ismiyle anılırdı.
Su Hayattır. Suyun geçtiği yerde canlılık vardır. Hakkının yaşadığı köyde çevrenin ihtiyacını karşılayan fasulye, domates biber gibi yazlık özellikle beyaz lahana (kelem), pırasa havuç turp gibi kışlık sebze yetiştirilirdi. Koyun gibi küçükbaş hayvanların otlakları bu suyun kenarındaki çayırlardı. Koyun sütünden üretilen peyniri ve yoğurdu meşhurdu. Böyle mümbit köyde kasaba halkından bazıları sebzecilik ve hayvancılık işiyle meşgul olurlardı. Köyde evleri tarlaları hatta koyun ağılları olanlar vardı.
Akşamdan Hakkının annesi Asiye Hanım yolculuk hazırlıklarına başladı. İşte Hakkının yol bohçası birkaç çift yün örgüsü çorap birkaç göynek iç çamaşırı gibi eşyadan oluşuyordu. Sabahın serinliğinde geride kalan Annesi ablası kardeşiyle vedalaşarak Hakkı ve amcası yaya olarak kasabanın yolunu tuttular. Kasabaya faytonla, merkeple ya da yaya olarak gidilirdi.

Hakkının amcası Yahya Bey kısa boylu, hafif topluca, sarışın, mavi gözlü otuz kırk yaşlarındaydı. Köyde okuma yazma bilenlerdendi. Hem Osmanlıca hem de Latin harfleriyle okuryazardı. Okumasını sevdiği gibi okuyanları da severdi. Cumhuriyet dönemi öncesi okullarından rüştiyeden mezun olmuştu. Seferberlik ve harpler yüzünden tahsiline devam edememişti. Yeğeni aynı zamanda üvey oğlu Hakkının öğrenim görmesini çok, çok istiyordu.

Yahya Bey önde küçük Hakkı arkada yaya olarak kasabanın yoluna koyuldular. İlim yolunda cehaletin karşısında ilk yolculuk, iki yolcu ikisi de heyecanlı. Köy halkının öz olarak tanımladığı ağaçlık sebze tarlalarının bulunduğu yoldan gidiyorlardı. Söğüt kavak gibi su kenarında yetişen ağaçların bulunduğu bu yol güzergâhı Aktepe köyünün kurulduğu yere göre daha serindi. Sabah saatlerinde esen kuzey rüzgârıyla daha serin olurdu. Liba denilen çiğde bitkilerin üzerine düştüyse insanın burnuna etrafa yayılan çeşitli bitki aromaları gelir. İki yolcu yola revan olurken, Yahya Bey etrafını dinleştirmeye başladı. Durdu arkasına döndü. Kulakları yanıltmıyorsa uzaklardan bir araba kendilerine doğru yaklaşıyordu. Yahya Bey
-Hakkı oğlum yavaş olalım. Birileri at arabasıyla kasabaya gidiyor. Nasipse bizde onunla kasabaya ulaşırız. Böylece yaya kalmayız dedi. Hakkı
-Bekleyim emmi diyerek başını salladı. Allah nasip ederse kasabaya zamanından önce varırız diye ekledi.
Mevsim sonbahar mevsimin ilk ayı eylülün ortaları güneş yükselmiş sabahın o serin esintisinden eser kalmamış. Bunaltıcı sıcak bir hava insan buram, buram terliyor. Hakkı
-Emmi çok susadım şuralarda bir yerde göze olacaktı. İzin verirsen su içmek istiyorum. Yahya Bey başını kaşıyarak
– Olur, amma biraz acele et. Çünkü araba görünmüyor ama zil sesleri yaklaşıyor. Araba geldi gelecek. İşte araba göründü. Yahya Bey arabayı tanımaya çalıştı. Bu araba Reşit ağanın arabası olabilir mi? yok değil! Emin ağa, Memiş ağanın arabası hiç olamaz. Evet, sonunda gelen arabayı tanıdı. Bu gelen araba köyün hali vakti yerinde herkesin sevip saydığı Tonbak ağanın o meşhur yaylı arabasından başkası değil. Arabayı İdris kahya kullanıyordu. Arka da tek başına Tonbak ağa oturuyordu.