Sivrihisarlı Nasreddin Hoca

– Nasreddin Hoca Hakkında –

Prof. Dr. Saim Sakaoğlu “Bana göre Nasreddin Hoca, Sivrihisar doğumludur.”

Avukat Orhan Keskin 2001 yılında yayınladığı “Bütün Yönleriyle Sivrihisar” kitabında Nasreddin Hocanın hayatını anlatan bölümde (sh.268) bir değerlendirmede bulunur.

Her ne kadar Arif Nihat Asya Bey Sivrihisar ile Akşehir’in Hoca sayesinde akraba kadar yakın olduğunu ifade etse de: Akşehirlilik duygusu ile eski Türk-İslam Eserleri Müzesi müdürü, merhum Abdülkadir Erdoğan, Hocanın Sivrihisar’dan değil, Akşehir yanında Sivrice Öyüğü köyünden olduğu yolunda iddiada bulunmuştur.

11 Temmuz 1968 tarihli Sabah Gazetesindeki Nasreddin Hoca başlıklı yazısında “Nasreddin Hoca’nın şehri Akşehir” isimli eseri sebebi ile verilen, hemşehrilik beratı dolayısı ile öğünen, İbrahim Hakkı Konyalı uzaktan yakından Sivrihisar’dan bahsetmemeye özen göstermişken, o dahi Abdülkadir Erdoğan’ın bu tezini kabul etmemiştir.

Sivrice Öyüğü ile Akşehir gibi, Selçuklular devrinin mühim kasabası Sivrihisar’ın karıştırılmaması gerektiğini beyan etmiştir. “Sivrihisar Akşehir’e yakındır. Nasreddin Hoca fıkralarında Konya gibi Sivrihisar’ın adı çok geçer. Hocanın Sivrihisar’da bir vazife ve memuriyetle bulunmuş olması, hatta orada doğup büyüyüp de Akşehir’de yerleşmiş, yahut burada vazife kabul etmiş olması da mümkündür. Güvenilir yazılı veya kazılı vesika elimize geçinceye kadar bir şey söylemek mümkün değildir” diyordu. Yazılı ve kazılı vesikalar biraz sonra arz edilecektir. Fakat bu arada şu hissiyatımı beyan etmeden geçemeyeceğim.

Cihanşumül (evrensel) değere sahip Nasreddin Hocamıza, Yunus Emre Hazretleri’nde olduğu gibi birçok yerin sahip çıkması tabii karşılanabilir. Fakat sırf kendi kabulleri dışındaki delilleri kabule yanaşmayanları, hele bunlar tarihçi sıfatı taşıyorsa anlamakta zorluk çektiğimi ifade etmek isterim.

Bu konularda Sivrihisar’ın haklılığını isbat etmek için, Sivrihisarlı ve Eskişehirli araştırmacı ve tarihçilere ihtiyaç olduğu ve bunların, yanlışları düzeltme gayreti içinde olmaları gereğine inanıyorum. Aksi halde Yunus Emre’nin Karaman veya başka yere. Şeyh Baba Yusuf un İzmir Seferihisar’a, Aziz Mahmud Hüdai’nin Koçhisar’a maledilmesi gibi mesnedsiz iddialarla karşılaşmak durumunda kalacağız. Serhad şehri, 1072’den beri Türk ve Müslüman Sivrihisar’ın, Horasan Erenlerinin Alp erenlerin açtığı yolda kazandığı ilmi imani birikimi gözler önüne sermez isek, hata bizde olacaktır. Böyle büyük şahsiyetlerin; rahmetli Prof. Dr. Faruk Sümer hocamızın beyanı ile tesadüfen yetişmeyeceğini, ancak Sivrihisar gibi bir ilim merkezinde yetişeceğini öğretemez isek, daha pek çok hakikat gözlerden saklanmaya çalışılacaktır.

İddiamızı destekleyen kaynaklar, eserler ve vesikalar: Hocanın kendisi gibi aile hayatı hakkında etraflı bilgiye sahip değiliz. Yalnız “Fatma” adında bir kızı olduğunu ve bunun da 726H/1325M. yılında öldüğünü Sivrihisar’da bulunan taştan öğrenmiş bulunuyoruz.

Fatma Hatun’un mezar taşı, Nasreddin Hocanın tarihi kişiliği, varlığı hakkında ileri sürülen şüpheleri ortadan kaldıran en kesin bir belgedir. Çünkü: “Nasreddin Hoca diye bir adam yoktur. Arapların Çuha’sı Hoca şeklinde Türklere geçmiştir.” iddiası böylece nakzediliyor.

Fatma Hatun’un mezar taşı: Kumluyol adı verilen (şimdiki adı Prof Dr. Mehmed Kaplan Cad.) caddenin genişletme çalışmaları sırasında, (1940) ilk öğretim müfettişi Hilmi Duru’nun dikkatini çeken taş, Şeydi Mahmud zaviyesi önünden alınıp görülmesi için karsısındaki hamamla, hamamın soğukluğu arasındaki köşeye dayanıyor. Bu taş 1929 yılında Ahmed Tevhid tarafından okunmuş ve Maarif Vekalet Mecmuasında neşredilmişti. Belki bunun da tesiri ile Eskişehir’de müze teşkil edileceğinden Alaaddin Cami ve civarı cümlesinden Yunus Emre İlkokulu avlusuna Sivrihisar’dan götürülüp bırakılıyor. Bu hususu Sırçacı Hafız namı ile maruf Hafız Ömer Önder’den öğrendim. 1958 yılında zikri geçen şahısla taşı yerinde bulamadık. Şayet bulsa idik avludaki antik eserler çocuklar tarafından tahrip edildiğinden, zikri geçen taşı, “Sivrihisar Tarihi Eserleri Koruma Derneği” olarak korumaya almak üzere beraberimizde getirdiğimiz kamyonla Sivrihisar’a geri götürecektik.

Bilahare Fatma Hanımın mezar taşının Konya Mevlana Müzesi’ne, daha sonrada Akşehir Müzesi’ne götürüldüğünü öğrendik. Maalesef Sivrihisar’dan sapa sağlam getirilen taşın gidiş gelişler sırasında beş parça olup, beton bir kalıp içinde bulunduğunu yine Mehmed Önder Bey’in Türkiye İş Bankası Yayınları tarafından basılan Nasreddin Hoca isimli eserinin 69. sayfasındaki resminden anlıyoruz. Necmeddin Dinçer merhumun beyanına göre mezar zaviyeye girişin hemen sağında olduğu yerde kalıyor. Resme göre 66 cm. eninde 120 cm. boyunda, başı ve yanı yuvarlak Selçuk yazı sülüsü ile kabartma olarak 6 satır halinde yazılan bu sahidesinin (mezar taşı); 1929 tarihli Maarif Vekaleti Mecmuası’na göre Ahmed Tevhid’e göre okunuşu şöyledir:

Allah baki
Hatun binti
Hoca Nasredin’i nusrat
Tagammede hümallahü bi gufranihi
Muhalleden fi şabane sene
Seba ve isrine seb’a mie (H. 727/m. 1326)

Prof. H. Mükrimin Yinanç ve Mehmet Önder’in okumalarına göre:
Hüvallah ül baki Fatıma Hatun binti
Hoca Nasreddin (nusrat)
Naimen Allahii bi magfire leh (gaffere leh)

Fi tarih rebiulevvel sene sitte ve işrine ve seba mie 726/1325

Türkçesi: Nasreddin Hoca kızı Fatıma Hanım Allah her ikisini de mağfiretle cennetinde ebedi kalanlardan kılsın. 726-H Rebi-ülevvel ayı.

Birincisinde taşta halen mevcut Fatıma ismi sehven yazılmamıştır. Her iki okunuşta da dua kısmı değişiktir. Herhalde taşın kırık yerine isabet ettiğinden bu fark doğmuştur. Tarih ilkinde 727, İkincisinde ise 726 olarak okunmuştur. Yani sene bakımından bir yıl fark vardır. Halil M. Yinanç ve M. Önder’in okumalarının gerçeğe uygunluğu kabul edilmelidir. Bu okuyuşla M. Önder Bey’in de adını zikrettiği Afyon Müzesi eski müdürü Süleyman Göncel Bey’in bir yazısında bu konu ile ilgili olarak adını andığı Sivrihisarlı ilk öğretim müfettişlerinden merhum Hilmi Duru’nun okuyuşu ayniyet arz etmektedir.

Bu tarihe göre, Hoca Nasreddin merhumun kızı, merhume Fatıma Hatun Hicri 726 (1325 M) tarihinde ölmüştür. Merhum Hoca ise 605 H/1208 M. tarihinde Hortu köyünde dünyaya gelmiş 683 H/1284 M. tarihinde (kitabesine göre) vefat ettiğine göre Hocanın kızı Fatıma babasından 41 – 42 sene sonra ölmüştür. Bu da gösteriyor ki bulunan bu mezar taşı Hocanın kızına aittir. Bu taşın alındığı Fatma Hatun’un mezarından 100 m. ileride Hızır Bey’in bilahare medrese yaptığı evi bulunmakta idi. Maalesef ahşap medrese yerine bugün bir apartman yapılmıştır. (İhsan Kılıçaslan tarafından) Taş Eskişehir’de iken Prof. Dr. R. Oğuz Arık- Prof. Süheyl Ünver tarafından görülüp okunmuştu. 1459 yılında ölen Hızır Bey’in birçok kaynaklara, bu arada Kesfuz Zunun zeyli’ne göre şeceresi “Hızır Bey bin Kadı Celaleddin bin Sadreddin bin İbrahim Ahvadı Nasreddin” olarak kayıt edilir ki, Hocanın kızı Fatma Hatun soyundan geldiği ihtimali kuvvetlidir, zira Hızır Bey’in kardeşinin adı da Fatma Hatun’dur. Bu adın geleneğe göre Nasreddin Hoca kızı Fatma Hatun’dan geldiğini söylersek pek yanılmış sayılmayız.

Akşehir’de Nasreddin Hoca mezarlığında bulunan kızı Dürrü Melek Hatun’un mezar şahide kitabesi şöyledir:

1- İntikalet
2- El merhume
3- Dürrü melek binti Nasreddin

Kalan yazısı okunamamaktadır. Tarih yoktur. Yazı ve sitiline göre XV. yy. başına tarihlenmektedir. Bu şecere Nasreddin Hoca (Rah. A.) Latifeleri – Ümit Sinan Topçuoğlunun U. S. T. yayınları İst. 1980 eserinden alınmıştır. Bu şecerede yalnız İbrahim gösterilmiş, Nasreddin Hocanın diğer çocukları (Ömer, Fatma, Dürrü Melek Hatun gösterilmemiştir. Hoca Nasreddin-Aziziye Vakfı yayınları. Dr. İsmail Ali Sarar. Sayfa 27’e göre.)

Nasreddin Hoca’ın oğlu Ömer’in mezar taşı

Oğullarının mezar taşları Tarihçi Prof. Dr. Halil Mükrimin Yinanç bir gezisinde, Sivrihisar Sultana mezarlığında Hocanın oğullarına ait mezar taşlarını gördüğünü beyan eder. Biz Sultana diye bir köy bilmiyoruz. Halkın verdiği isimler zamanla değişiyor. Biz Sivrihisar’ın altında Tahtalı Evliya Mezarlığında bulunan kademeli bir Selçuki mezar taşındaki kitabeden Nasreddin Hocanın oğluna ait olduğunu anlıyoruz İlk defa tarafımdan bulunup 4 Temmuz 1973 tarihli Sivrihisar’ın Sesi Gazetesi ile ilim alemine duyurduğum taşın kitabesi, o zaman Eskişehir Valisi olan İhsan Tekin in (1962-1966) okumasına göre söyledir:
El fakiriil hakir el muhtaç ilâ rahmetillahi Şeyh Ömer ibn-i Nasreddin hoca ibn-i Şemseddin Sahibul hazel kabri el muhtaç ila rahmetullah.

Yine bu taşla birlikte bulunan kademeli diğer Selçuki tarzındaki taş, yer değiştirmeler sebebi ile yıprandığından kısmen okunmaktadır.

Nasreddin Hoca Köyü (Hortu Köyündeki Bulgular)

Nasreddin Hocanın Sivrihisar Hortu köyünde devrin özelliklerini taşıyan, kendisine nisbet edilen 12. yy. ait evi, hamam kalıntıları keza anne babasına nisbet edilen iki mezar bulunmuştur. Babasının imamlık yaptığı cami ve yanında medrese izleri vardır. Zamanımızda Ankara yolunda Nasreddin Hoca petrol istasyonunu yaptıran Tayfur ve Necdet Sönmez kardeşler Nasreddin Hoca Köyüne yönelik bir heykel yaptırmışlardı halen durmaktadır.

Sivrihisar Dörtyol mevkiindeki Nasreddin Hoca Parkı’na Belediyece; hemşehrimiz heykeltıraş devlet sanatçısı Metin Yurdanur’a “dünyanın merkezi burasıdır” mesajlı güzel bir anıt yaptırılmıştır. Nasreddin Hoca Köyünde de bir büstü vardır.

Bu hususa ait eserler

1- Lamii Celebizade Abdullah Celebi’nin ikmal ve süslediği Mecmaül Letaifi’nde Nasreddin Hoca soyundan gelen Hızır Bey Çelebi ve Sinan Paşa’nın latife etmekten hoşlandıklarına dair iki fıkra nakledilmiştir.
2- Prof. Dr. Pertev Nail Boratav Paris Bibliothegue Nationale Aft. No. 227’de kayıtlı yazar ve tarihi belirsiz, latife derlemesinde, kahramanları Sivrihisarlı olan beş fıkra tesbit etmiştir.
3- Hikayat-ı Hoca Nasreddin Efendi başlıklı 1777’de istinsah edilmiş yazmada Sivrihisarlıların yer aldığı hikayeler vardır. (Hemşehrimiz Demirkol)
4- Hocanın torununun torunu Celaleddin ve onun oğlu Hızır Bey’e ait Sivrihisar’daki eserler.
a- Celaleddin’e ait Kurşunlu Medrese, bilahare Sinan Paşa Medresesi olmuştur. Bu yeri evkaf satmıştır.
b- Hızır Bey’in Kurşunlu mahallesindeki, Sivrihisar’dan giderken medreseye çevirdiği evi. Bugün yıkılıp yerine apartman yapılmıştır.
c- Hızır Bey’in Kubbeli mahallesindeki mescidi.
d- Bu mescide vakfedilen Sadık Bağı, İğdecik köyündeki vakıflar,
e- Hızır Bey’in yakınlarına ait mescide bitişik haziredeki kabirler,
f- Sinan Paşanın evi, hamamı, Sinan Paşa mescidi (halen yıkık)
g- Hızır Bey’in Ulucami tamirinde kendisi ile ilgili kitabe
h- Hızır Bey Kütüphanesi

ı- Hızır Bey ve evlatları Sinan Paşa, Müftü Ahmed Paşa, Yakup Paşa adlarına, Sivrihisar (şehir önü tabir edilir) Söğütönü ve civarında keza Sadıkbağı’nda Fatih ve Bayezid devrine ait arazi tahsis kayıtları H. 683/M. 1284-85 yılında Akşehir’de vefat ettiği kabul edilen Nasreddin Hocanın, Akşehir’de mezar taşı bulunan Dürrü Melek Hatun’la birlikte iki kızı ve iki oğlu bulunduğu, bir rivayete göre Hoca sülalesinin III. Murad devrinde İstanbul’a göç ettiği yazılmıştır. Sait Sungur tarafından Edirne Kapı Şehitliğinde sülaleden üç kişinin mezar taşına tesadüf edilmiştir. Kaldı ki Nasreddin Hoca sülalesinden gelen Hızır Bey İstanbul’un fethinden itibaren orada idi.

Timur’la Nasreddin Hoca aynı asırda yaşamamıştır. Latifelere konu olan olayların Moğol şehzadesi Keygatu ile Nasreddin Hoca arasında geçtiği kabul edilir. Keygatu Akşehir’de 8 yıl kalmış 1291 ‘de ayrılmıştır.

Nasreddin Hoca Latifeleri Hakkında Kitaplar

Nasreddin Hoca’yı günümüze kadar yaşatan latifeleri, sözlü kaynaklardan yazıya geçirilmiştir. Hocanın latifelerini havi ilk Türkçe eser olan Saltukname’deki menkıbeler, XV. asrın 2. yarısında sözlü rivayetlerden derlenmiştir. En eski yazma Hüseyin adlı bir kişinin yazdığı “Haza Hikayeti Kitab-ı Nasreddin” (yazılısı 3 Ekim 1571) isimli yazmadır. 43 latife bulunmaktadır.

Mehmed isimli sahsın yazdığı “Lataif-i Nasreddin” adlı mecmuada (2 5ubat 1676) 112 latife bulunmaktadır. Letaif mecmualarmdan ikisi memleketimizde, yirmi yedi yazmadan on yedisi Paris Nanonal, altısı Oxford, British Museum’da ve Cambridge Üniversitesi kitaplığında, Viyana kütüphanesinde ve Özbekistan’lı Hadi Zarifin şahsi kitaplığındadır. Nasreddin Hoca fıkralarını ilk defa toplayıp işleyen. Çaylak lakabı ile maruf Mehmed Tevfik Bey’dir. Letaif-i Nasreddin (1881), Hazine-i Letaif (1884) deki kitaplarda 200’e yakın latife vardır. Bunu Veled İzbudak’ın çalışması izler. Mehmed Önder Bey Nasreddin Hoca (T. İş. B. Yay. 1971) isimli eserinde latifelerini mahallerine göre güzel bir yorumla vermektedir. Milli kültürümüze mal olan Hoca, Orta Asya’dan Avrupa’ya, Kırım, Azerbaycan’a, Afrika sahillerine kadar bütün Türk aleminde bilinmektedir. Azeriler Molla Nasreddin, Kazaklar Koja Nasreddin, Özbekler Nasreddin Efendi derler. Bu bölgelerde Hoca, bazen çeşitli amaçlarla öz kişiliğinden saptırılmıştır.” Avukat – Orhan KESKİN

Sayın Avukat Şair Ertuğrul Şakar’ın “Şaka Kasidesi”nden affına sığınarak aldığımız bir pasajı Hoca’nın engin ruh dünyasını aksettirmesi bakımından aşağıya derc ediyoruz.

Şaka Kasidesi

Çok sultanlar alimler geçse de cihannüma
Merhum Hoca Nasreddin; hikmet tezidir şaka

Yörükler çadır çadır nice beylikler kurdu
Horata cambazları için gezidir şaka

Düğünde derneklerde sohbet eğlencelerde
Nükte lafın kökünde söze mezedir şaka

Hortulu aşireti neşe cengaveridir
Fıkralar zincirinde terü tazedir şaka

Güldüren düşündüren, bir de haddi bildiren
Arkadan konuşulmaz bizde yüzedir şaka

Yediveren gülüdür, her iklimde dünyada
Nasreddin Hoca desen dizi dizi şaka

Eskişehir, Ankara, Kayseri ve Isparta
Konya ve Afyon dahil Hortu bezidir şaka

Sivrihisar, Akşehir derken kürede
Sınırları eriten lav cengizidir şaka

Güvercin kanadında Hoca Nasreddin gezdi
Kötülere ders veren halk vaizidir şaka

Ağlayan, bezen, uman topluma Yunus gibi
El olan, ayak olan Türk essizidir şaka

Seyyid Mahmud Hayrani, Hacı İbrahim hazret
İmbiğinden süzülen, dergah lafzıdır şaka

Şiirimi sulamak ocağında uyanmak
Latifenin kutbunda şark yıldızıdır şaka

Himmet et Ertugrul’a duyumsuzluk noktası
Mihengindir süreyya hür terazidir şaka

Bağışı sonsuz Rabbim, Rahmeti Rahman Allah
Nasreddin merhum kulun, af niyazıdır şaka

* * *

Nasreddin Hoca ile ilgili diğer konular için tıklayın.


Kaynaklar:

Orhan Keskin, Bütün Yönleriyle Sivrihisar – 2001
– Hoca Nasreddin, Dr. İ. Ali Sarar, Aziziye Vakfı Yayınları, 1998
– Dr. H. Doğru, XV-XVI. Yy.’da Sivrihisar Nahiyesi, TTK. Neşriyatı
– Nasreddin Hocanın Dünyası, Unesco, 1996, (Önsözde M. Önder-Dr. İ. Ünver Nasratınoğlu)
– M. Kutlu, Türk Edebiyatı Nasreddin Hoca Anıt Sayısı, 255. sayı s. 8,1995
– Dr. İ. Nasratınoğlu, Nasreddin Hocanın Dünyası. T. I. B. Yay. Unesco-1996
– Kültür ve Turizm Bakanlığı Milli Folklor Araştırma Dairesi, 1987. Hazırlayan; Esat Bozyiğit
– İslam Ans. C. 9 s. 109 A. Kutsi Tecer
– Türk Edebiyatı Dergisi, Nasreddin Hoca Anıt Sayısı.

Categories: Nasrettin Hoca