Sivrihisar’ın Kayaları

Sivrihisar’ın Kayaları

EDEBİYAT

Küçük hakkı söylenenleri sadece dinliyor, çakmak, çakmak gözleriyle bir Tonbak ağaya bir Yahya Bey’e bakıyordu. Bazen de gözlerini çevrede dolaştırıyordu. Kendi kendine bak şu tepeler bembeyaz, az ilerdeki tepe kırmızı sorular soruyor ama küçüklüğünden bu sorulara cevap veremiyordu. Dere tepe derken kasabanın kayaları uzaktan göründü.

Kasabanın kayaları uzaktan bakınca bir hilali andırıyordu. Sert granit kayalar ne kadar heybetliydi. Bazıları eteklerinde bağ ve bahçe ağaçlar ile yeşil kuşaklı Yunus Emre gibi mütevazı bazıları dik yamaçları sivri tepeleri ile Yörük efesi gibi mağrur görünüyordu. Küçük Hakkı, Yahya Beyin elbisesinin eteğini çekerek bu kayaların kendisine has isimleri var mı? Diye sordu. Yahya Bey işaret parmağı ile uzakları göstererek

-Bak! Hakkı şu en büyük en yüksek kayanın ismi Yazıcı oğlu, doğu tarafı sırasıyla Hisar beli, Böğürtlen gediği, Şınşırak tepesi, Ağlayan kaya, Bal kayası, Sivri kaya, Tombak kaya sivrisi, Bağ yolu, Kale görünmez, batıda Garipçe sivrisi, Baba çeşmesi ve sonuncusu Gâvur bağları diyerek kayaların isimlerini tek, tek sıraladı.

Yolculuk Hakkı için çok iyi geçiyordu. Zaman, zaman arabadaki sohbeti can kulağı ile dinliyor, bazen de çocukluk duygu ve düşleriyle renkli gözleri  uzaklara dalıp gidiyordu. Araba kuğu gibi süzülerek kasabanın batısından girdi. Arabacı yorgun ve susuz atları kumlu yolun sağındaki Garipçe çeşmesi adı verilen çeşmeye yönlendirdi. Çeşmenin oluklarına atları ulaştırdıktan sonra arabadan inerek atların ağzındaki gemleri çıkardı. Atlar rahatça sularını içtikten sonra kuyruklarını sağa sola sallayarak kendilerine has ses çıkararak sanki arabacıya teşekkür ediyorlardı. Araba salına, salına kasabanın ilk evlerini geride bırakıyordu. Büyükçe bir mezarlığın sağından geçtiler. Yokuşun başında genişçe bir meydanlığa geldiklerinde Yahya Beyin titrek hüzünlü sesi duyuldu.

-Ağam bizim yolculuğumuz buraya kadar müsaade ederseniz mezarlığın bittiği yerde inelim. Tonbak ağa arabacıya istenilen yerde durması için emir verdi. Yahya Bey ve Hakkı arabadan inerken Tonbak ağa ve arabacı ile vedalaştı, helalleştiler. Arabanın tekerleklerinden çıkan melodik sesleri kulaklarında hoş bir seda bırakarak uzaklaştı.

Küçük Hakkının kasabaya ilk gelişiydi. Arnavut taşlı döşeli sokaklarda yürümeye başladılar. Sokakların taşla döşenmesi onun dikkatini çekmişti. İlk defa taş döşeli bir sokakta yürüyordu. Taşlar; kare veya dikdörtgen prizma şeklinde ebatları farklı, granitten göze hoş görünüyor. Sokaklar çamursuz, topraksız tozsuz tertemizdi. Taş döşeli sokakta yürümek Küçük Hakkının çok hoşuna gitmişti. Keşke köylerindeki sokaklarda böyle taş döşeli olsaydı. Ayakkabıları elbiseleri çamur olmaz annesi de onu urbalarını çamurla kirlettiği için azarlamaz kızmazdı. O da ne? Küçük Hakkı sendeledi gürültü ile Yahya Beyin önüne serpildi. Yahya Bey gülüyordu.

Yusuf Mesut Kilci