Sivrihisar’da Zaman Tünelinde Yolculuk

Eski Zamanlarda Sivrihisar

kagni-pazariSİVRİHİSAR’DAKİ ESNAF VE ZENAATKARLAR

Sivrihisar’da Tabakhane Hakimiyeti:

Tabakhanede Ahi Teşkilatı vardı. Bütün Sivrihisar esnafını onlar idare eder ve deneticilerle. Gerekene ceza verirlerdi.

Mesela: falan esnafın yolsuzluk sebebiyle “pabucu dama atılmış” derlerdi. O esnaf yola gelinceye kadar. Halktan dışlanmış olurdu. Yolsuz olan esnafa kimse, selam vermez, konuşmaz, alış veriş etmezdi.

O esnaf ne zaman, pes eder, pişman olur. AHİ teşkilatına müracaatla, yola geldiğini, bundan sonra yolsuzluk yapmayacağını bildirdiğinde o esnafın cezası kaldırılır. Affedilirdi. Benim aklım erdiğinde, Sivrihisar’da bu teşkilat dağılmış baş tutan kimse yoktu. Amma: bazı adetleri devam ediyordu.

Hakiki Ahilik Ne Demektir?

Ahilerin kendilerine has, özel kıyafetleri vardı. Türkiye genelinde şöyle giyinirlerdi.

Bir hırka, beyaz yünden bir külah, ve bunun üstüne bir endaze boyunda bir sarık sarılmış, olup, ayakkabıları mest şeklindeydi. Kemerlerinde iki endaze boyunda saldırma taşırlardı.

Esas Töreleri Şunlardı: Alım satım işlerinde birlik, Kalitede belirli bir seviye, Kuvvetli bir ahlak ve Kazançta belirli topluluklar içinde iştirak.

Ayrıca; Ahilik Ahlakının Dört Töresi Vardı: Kuvvetli ve galip durumdayken affetmek, Hiddetliyken yumuşak davranmak, Düşmana iyilik etmek ve kendisi muhtaç iken bile vermek.

Ahiliğe yeni girenler hem Ahi müridi, hemde bir mesleğe çırak olurlardı. Kendilerine şalvar giydirilip kuşak kuşatılırdı. Kuşak kuşanmaya veya peştemal kuşanmaya “şet” denirdi.

Kafir, münafık, gizli ilimlerle uğraşan içki içen, hamam tellaklığı yapan, kasap, cerrah ve avcılar Ahi teşkilatına giremezlerdi. Bütün prensipleri yıkıcı değil yapıcı idiler.

Hükümdar olmayan yerlerde ve devirlerde Ahi şeyhleri (yaşlı ve ihtiyarları) hükümdarların görevini yaparlardı.

Bilhassa: Sivas, Kayseri, Kırşehir, Ankara bölge­sinde çok gelişmişti. Ahilerin piri Kırşehirli Ahi Evran Hazretleridir. Anadolu ahiliğinin piri: Ahi Evranın Devrana saldığı ilkeler şunlardır.

Fütüvvet: Kahramanlık ve cömertlik demektir. Fütüvvet şartlarının en önemlileri şunlardır.

Elin açık olacak, Alnın açık olacak, Kalbin açık olacak, Kapın açık olacak ve Eline, beline, diline sağlam olacaksın.

Ankara da bağımsız bir Ahi Birliği Kuran Teşkilat Fatih Mehmet Han tarafından İstanbul’un Fethinden sonra, Ankara Ahi teşkilatı kuvvet ve nüfuzunu az da olsa kaybetti.

Gelenekler yerini (Lonca) teşkilatlarına bıraktı. İşte Sivrihisar’daki Ahi teşkilatı da (yani Tabakhane Ahi teşkilatı) Ankara’daki Ahi teşkilatının zaten bir koluydu. Cumhuriyetin ilanına kadar kuvvetli olarak sürdürdü. Dile kolay 500 sene Ahilik adetleri ile Sivrihisar idare edildi. Onun için halkı bozulmadı. Bir numaralı ilçe olarak kaldı ve takdir edildi.

Cumhuriyetin ilanı arkasından Demokrasinin gelmesi ile sanki her insan her istediğini yaparmış havasına girildi. 25 yıl evveline kadar hiç içki içilmeyen ve meyhanesi olmayan ilçe maalesef: Türkiye de en çok içki tüketen ilçe duruma geldi.

Yavaş, yavaş tabakhane Ahi teşkilatı da hızını kaybetti. Tabakhanelerde fabrikaların kurulması ile bir bir kapandı. Yok olup gitti. Belki bu gün Sivrihisar’da tabak esnafı hiç yok 1935-1945 arası Sivrihisar’da 36 adet Tabak dükkan ve esnafı vardı. Akçalar çeşmesinin yakınından başlayarak iki sıra halinde, seydi hamamına kadar uzanırdı.

Modinin Amed (Ahmed): biraz safça bir kimseydi fakat çok kuvvetliydi. Onun için para ve yevmiye mühim değildi. Karın tokluğuna çalışırdı. Amma: çok yerdi, kolay kolay doymazdı.

Sivrihisar’da olan bir hatıramı anlatacağım. Modinin Ahmed bizim Tabak dükkanında çalışıyordu. Yemek vakti geldi hep beraber yemek yiyecektik. Bizler yemek sofrasına daha gelmemiştik. O gün bizim evden bir tencere tarhana çorbası, bir tencere bulgur pilavı bir büyük çorba tası da pekmez gelmişti. 4 tanede bazlama ekmek vardı. Bir ara Modinin Amed babamdan izin alır. Ocak başına kuytuya çekilir. Gelen yiyecekleri ve dört bazlamanın da hepsini yer. Bütün kapları boşaltır. Yiyecek bir şey kalmamış­tır.

Babam rahmetlinin hoşuna gitmişki babam güler. Modinin Amed ise: usta bay, usta bay sağ ol doydum der. Yeniden çarşıdan yiyecek bir şeyler aldıkta kalan üç kişi karnımızı doyurmuştuk. Çalışkan insandı vesselam.

Eski Usullerle Sivrihisarın Tabak Esnafı Neler Yapardı

Ham deri tabir edilen: Koyun, Keçi, İnek, Öküz, At, Eşek, Manda derileri hayvanların sırtından soyulduk­tan sonra, tabakhaneye gelir.

Çok kısa olarak şöyle işlenirdi: Söndürülmüş kireç bulamacına, sıcak suda eritil­miş, zırnık katılır. İyice karıştırılır derinin, çıplak tarafı bununla kireçlenir. Üst, üste yığılır. Bir kaç gün sonra yünleri hamlar ve (çıkar) soyulur. Yünleri soyulan çıplak deriler. Kireç dağarlarında bir hafta bırakılır. Deri­ler kireçte şişer kalınlaşır. Sonra bu derilerin içinde kalan fazla etleri temizlenir. İyice yıkanır ve kirecinden de temizlenir. Bundan sonra sama dağarına atılırlar. Kireç içerisinde şişen ve kalınlaşan deriler. Sama içeri­sinde kireçlerini kusarlar. İncelirler yumuşak ve kaygan bir hal alırlar.

Bu deriler tekrar yıkanır buna tola yıkamada denir. Derinin öteki adı da toladır. Palamutla sepilencekse (pişecekse) dinkte dövülmüş, palamut yüksükleri, toz halinde kazanlarda su ile kaynatılır. Tanenin suyu şerbeti çıkar. Dağarlara bu şerbet aktarılır. Sıcak su ile karıştırılarak ayarlanır.

Şamadan çıkan yıkanmış deriler bu palamut şerbeti içine atılır. Bir hafta kalır ve hergün işlenir (karıştırılır) tekrar edilir bu çalışma üç hafta devam eder. Üç haftada deriler pişer. Kurutulur, boyanacak olanlar renk renk boyanır. Tekrar kurutulur açma makinasında açılır parlatılıp on’arlı partiler halinde katlanır. Satışa hazırdır.

Bu hazırlanan derilere: Meşin, sahtiyan vaketa- kö­sele – gön adı verilir.

Bunlardan yemeni – terlik, sandelet, edik, mest ve ayakkabılar dikilmek üzere yemenici esnafına arz edilir satılır. Onların tezgahlarında da ayakkabı olurdu.

Derilere Hayvanların Cinsine Göre Şu Adlar Verilir:

Koyun derisinin pişmişine: Meşin denir.

Keçi derisinin pişmiş boyanmışına: sahtiyan denir.

İnek ve öküz derisinin pişmişine: Kösele denir.

İnek ve Öküz derisinin pişmiş, boyanmışına: Vaketa denir.

At ve Eşek derisinin pişmiş, boyanmışına Vaketa denir.

Manda derisinin: pişmişine kösele veya Gön denir.

GÖN DENİR?

Gön yemeni ayakkabısının altıdır. Alt kısmı alt köseleside denir. Gön Manda derisinden tabaklanarak ya­pılır. Manda derisinin Kösele olarak tabaklanması ve işlenmesi başka metodla yapılır. Manda derisinin gön olarak tabaklanması ve işlenmesi ise yine başka me­todla yapılır. İkiside ayrı ayrıdır. Aynı deri birinden kö­sele olarak çıkar ki bu incedir, sıkıdır. İkincisinden gön olarak çıkarki buda kalındır ve kabadır.

Bu gönleri de tabak esnafı işlerdi mesala Tabak Musalar çok güzel gön yaparlardı. Manda derileri kurumuş halde java adasından gelirdi, javadan gelen Manda derilerinden yapılan gönlere java gönü denirdi ki 1. kaliteydi.

Bu zenaatın: Asıl ilmi ismi “Debbağ” dır. Deri Ta­baklamak değildi Debbağlamaktır. Galat olarak halk dilinde tabaklamak diye kullanılmaktadır, yanlıştır.

Modern Deri İşlemeciliği Debbağlık:

Hayvan Derileri: Modern şekilde fabrikalarda işlenmiye başladı. Büyük Fabrikalar kuruldu. Tanenle işlenen deriler, kromla işlenmiye başladı. Başta İstan­bul Gazıl çeşme olmak üzere, İzmir, Eskişehir , Kütah­ya, Uşak, Gerede, Denizli gibi yerlerde fabrika usulü modern metotlarla kumaş gibi yumuşak ve güzel deriler yapıldı. Adlan da deyişti Avrupa vari adlar kondu.

Mesela: Vidala – süet – Güderi ve İspirto Köselesi gibi, yeni yeni çeşitler meydana çıktı. Boyama usûlleri çok gelişti. Rengarenk boyadılar insanların göz zevkleri tatmin oldu.

Şimdi de: deri yelekler, deri ceketler ve deri pardesüler, yapılmaya başlandı. Bütün dünyada deri ve ürünleri (mamülleri) çok yaygınlaştı. Çok büyük deri pazarları kuruldu.

SİVRİHİSAR YEMENİCİLER ARASTASI

Yemeni kelimesi Anadoluda iki anlama gelmektedir. Birincisi “Baş örtüsü” anlamındadır. Anadolunun bir çok köy ve şehirlerinde baş örtüsü olarak yemeni kullanılır.

İkincisi: Sivrihisar’da ve bazı vilayet ve kazalarda da yemeni ayakkabı anlamında kullanılır. Yemeniciler esnafı deyince: Ayakkabıcılar akla gelir.

Yemeni Ayakkapları: Çivisiz dikişlidir. Çeşitleri ise: Zenne, terlik, pabuç, sandalet, edik, mest, derin yüz yemeni, mabeyn yemeni gibi, hepsi di­kişli olan ayakkabı çeşitleridir. Kundura, iskarpin, çiz­me ve botlar ise, hepsi lastik ve pilastik ayakkabılardır. Yemenici esnafının ilgi alanı dışındadır. Özel ayakkabı­cılar sanatının bir koludur, hatta çarık bile, bu zenaatın içine girer. Eskiden yemeniciler arastasında çarıkçılar­da vardı.

Bir Türküde Yemenimin Yeşili:

Yemenimin yeşili, ben kaybettim eşimi

Yemenim sende kalsın, sil gözünün yaşını

Bu türküdeki yemeni baş örtüsüdür. Ayakkabı cin­sinden yemeni değildir.

Yemeniler: Amma: Öyle, amma, böyle halk türküle­rimizin içine girmiştir. Halk türkülerimizide süslemiş­tir.

YEMENİCİ ESNAFININ KULLANDIĞI MALZEME VE TAKIMLAR:

Malzemeler: Sığır ve Manda köselesi.

Manda Gönü: Vaketa, sahtiyan, meşin ve dolgu maddeleri telis parçaları, parça sahtiyan ve meşinler. Ayrıca çiriş, pamuk ipliği, bal mumu ve makina ipliği gibi.

Takımlar: Saya makinası, tezgah, yuvarlak çam ağacı gövde­sinden 30 santim kalınlıkta kesilmiş olup, altında 4 adet ayağı vardır.

Muhtelif biçimde ve büyüklükte ağaçtan yapılmış yemeni kalıpları 36 numaradan başlar. 45 numaraya kadardır. Bu kalıplar büyükler içindir. 21 numaradan başlar 36 numaraya kadar bunlarda çocuklar içindir.

Muhtelif boylarda yapılmış pirinç madeninden muştalar. Kalıplar, bıçkılar hepsi İstanbul’da imal edi­lirdi. Bizler ve tığlarda İstanbul’dan gelirdi. Bu bizin birde bilmecesi vardı.

Biz’e bizde biz derler. Bize sizde ne derler? sorarlarda: Sivrihisar yemenicileride

Biz’e bizde ‘Tığ” derler cevabını verirlerdi. Yemeni esnafı tığlara sap takma işi­ni kendileri yaparlar. Saplar kızılcık ağacından olurdu.

Endaze: Yemenilerin altını, taban astarını ve sayaları kes­mek için, kartondan yapılmış, şablonlara, kalıplara Endaze denir. Bu endaze ağaç kalıplara göre, onlara uygun olarak çıkartılır. Hepside kalıpların numaraları­na göre numaralıdır 36 dan 45 numaraya kadardır. Bu numaralar büyüklerin ayakkabı numaralarıdır. Gön, kösele, vaketa, sahtiyanları kesmek için, özel bıçkılar kullanılır. Her gün bu bıçkılar yağlı bileği taşlarında bileylenirler. Bıçkıların çok keskin olması istenir. Daima masatlanarak kullanılır. Ustura gibi keskin olurlar.

BESMELE İLE DÜKKANLAR AÇILIR

Her sabah yemenici Esnafı, dükkanlarının kepenklerini besmele ile açarlar. O günü kaç çift yemeni dike­cekse, ve hangi Model dikecekse kararlaştırılır. O kadar iş tutar. Mesela: 12 çift tutacaksa, üç çifti mabeyn, 3 çifti derin yüzlü, 6 çiftide Zenne Terlik (güllü hanım ayak­kabısı) önce siyah vaketadan, yemenilerin yüz ve ense­lerinin kesimi yapılır. Yan ve arka pullarını keser. Sah­tiyandan da kenarlarına çevrilen çemlerini keser. Me­şinden iç astarlarını keser. Sonra saya makinasına otu­rur sayaları diker. Zennelerde aynıdır. Amma: kırmızı veya kahve renkli, vaketa veya sahtiyandan zenne sayalarıda kesilir. Onların sayalanda dikilir. Takımın hepsi, 12 çift olmuştur. Sayalar hazırdır. Sıra alt veya taban kısmına gelmiştir. Gön veya köseleden yemeni altları önceden kesilerek hazırlanmıştır. Onlarda seçilir, ıslatılır. Dikilecek kıvamda ıslatılır. Hazırlanan sayalar yemeni altlarına dikilir. Bu işleme Holtan dikme denir.

Holtanı herkes dikemez. Bu holtanı usta veya kal­falar dikerler. Ters olarak dikilir ve çevrilir. Dikişler içinde kalır. Kalıp numaralarına göre, kendi kalıplarına kalıplanır çekilir kenarları alınır. Düzeltilir kuruması için kepenklerin üstüne dizilir. Takım çıkmıştır amma akşamda olmuştur. Dükkanlar bir bir kapanır. Ertesi gün takım yeniden tutulur. Bu işler böylece devam en­der gider.

Sivrihisar’da şöyle bir söz vardır. Bu yemenicilik bir yemeni ustasını ne ondurur nede öldürür. Başka bir hakim kanaat ise, bir yemenici usta­sı, ne kadar çalışırsa çalışsın ancak, bir oğlan ve bir kız evlendirir. Ve birde ev yaptınr. Bir ömür boyu kazancı bu kadardır. Bu yemenicilikten, hiç zengin olan görülmemiştir derlerdi. 1935-1945 arasında, Sivrihisar’da yemeniciler arastasında 35 adet yemenici tezgahı vardı. Dile kolay 35 dükkan ve esnaf eder. Daha sonra ayakkabı fabrikaları kurulmaya başladı. Teknoloji ilerledi. Daha çok imalat, daha ucuz imalat yapılmaya başladı. Hatta daha güzelleri yapıldı. Bunlar başlayınca yeme­nici dükkanları bir bir kapanmaya başladı. Şu anda Sivrihisar’da hiç yemenici esnafı kalmamıştır.

Yemenici Katırcının Memed Usta; Orta boylu şişmanca güçlü kuvvetli, çok zeki, otoriter temiz bir kimseydi. Rahmetli kendisi çok güzel yemenici ustası idi. Kam Gön kesecekse onu çağırırdı. Çünkü Gön kesmek biraz bilgi, birazda hesap işiydi. Bir usta yanm kanat gönden, 19 çift ayak­kabı altı çıkarırsa, Memed Usta 23 çift çıkarırdı. Hiç Fire verdirmezdi. Her usta onun için gön kesemez, kestirir­di.

Holtan dikme meselesi: Kalın ve sert gönlerin holtanını her isteyen usta dikerdi amma: çeviremezdi. Çünkü saya ters olarak ayakkabı altına dikilirdi. Çevri­lince dikişler ayakkabı içinde kalırdı. Diktikleri holtanı çeviremiyenler Memed Ustaya götürürdü. Oda çevirir verirdi.

Dedik ya: Memed usta Sivrihisarın sevilen sayılan kimsesiydi. Bir arada Sivrihisar Belediye başkanlığıda yaptı.

Yemenici Sümmen Ustanın: Köşe başında. Kocaba­şın Mehmet ustanın dükkanı karşısında dükkanı vardı.

Pek yemeni dikmezdi daha çok terlik, sandalet, edik mest dikerdi. Rengarenk bu imalatını dükkanın önüne asardı. Zenne ve çocuk işleri tutar oda çocuk işlerinden zevk alırdı.

Yemenici sümmen usta çok sinirliydi. Çok çabuk kızardı. Yoldan geçen Mektep çocukları kazara dükka­nın kepengine vururlarsa. Arkalarından “çekiş” atardı. Bunların hepsi temiz insanlardı Allah Rahmet eylesin.

Bildiğim Öteki Yemenici Esnafı:

Yemenici: Kocabaşın Mehmet Usta

Yemenici: Fahri usta

Yemenici: Hüseyin usta

Yemenici: Garib

Yemenici: Halil usta

Yemenici: Hasan usta

Yemenici: Mehmet usta

Yemenici: Ibıklar iki kardeş

Yemenici: Ahmet usta

Yemenici: Kadıoğlunun Mehmet

Yemenici: Aktaşlı G. Mehmet Usta

Yemenici: Yalınkatın kamil

SİVRİHİSAR KEÇECİLER ARASTASI

Yemenici: Kara Ali Yemenici: Akbacak oğlu Yemenici : Ömer usta Yemenici: İbrahim usta Yemenici: Hüseyin usta Yemenici : Talat usta.

Sivrihisar’da bir keçeci hikayesi anlatırlardı. Sivrihisarlı dul bir kadın oğlunu, Keçecilik öğrensin diye, bir keçeci ustasına çırak verir.

Eti senin kemiği benim der. Çırak bir hafta kadar dükkana gidip gelir. Ondan sonra dükkana uğramaz. Ustası merak edip, çırağın evine gider. Anasına sorar, çırak hastamı? Üç gündür dükkana gelmedi der.

Çırağın anasından şu acayip cevabı alır. Oğlum ke­çeciliği öğrenmiş, onun için dükkana gitmiyor der. Usta sorar, nasıl öğrenmiş, deyince, çocuğun anası anlatır.

Atarlar yün ederler

Teperler keçe ederler

Sivriltir külah ederler

Giy başına, git işine

Demiş: Çocuğun ustası, anasından bu cevabı alınca, O da demiş ki: Vay canına ne akıllı çocukmuş ki, kendisi öğrendikten başka anasına da öğretmiş. Keçecilik zenaatını.

KEÇENİN YAPILIŞI

İşin şakası bir yana: Keçecilik o devirde başlı başına, anlatıldığı kadar da kolay olmayan ağır bir zenaat dalı idi. Yünü keçe yapmak keçeyi pişirmek için, kendi usullerine göre atılmış yünü büyük branda bezlerine döşerler ortasına kalın yuvarlak düz bir ağaç koyarlar. Sıkıca dürerler, yeri düzgün uzunca bir dükkanda, yerde bir ileri, bir geri, ayakları ile tepe tepe yuvarlar, 3- 5 kişi akşama kadar teperek yününü keçe yaparlardı. Yani pişirirlerdi. Ben küçükken çok merak eder durur da seyrederdim. Ayakları ile teperlerken çok güzel bir tempo tuttururlardı.

Birileri – HI – Bir geri çekerler – HIH tekrar ileri – HI ve HI – HIH – HI – HIH diye teperlerdi.

Sesli olarak tempo tutarlardı. Ayakları ile tepmeyi üç harekette yaparlardı. Bir ileri iterler, bir geri çeker­ler, birde tepen 5 kişi ayakları ile üstüne vururlardı.

Böylece yün keçe oluncaya kadar teperlerdi.

Ayrıca: atlar için yapılan bellemelerin alt kısımları­na ve at eğerlerinin alt kısımlarına keçe geçirirlerdi. Yine katır ve eşek semerlerinin alt kısımlarına hayvan­ların sırtları yara olmasın diye keçe geçirlirdi. Ayrıca: yer keçeleri yapılır odaların altlarına kilim ve hah yeri­ne odalara serilirdi. Eskiden keçeden külah yapar in­sanlar başlarına giyerlerdi.

Adına keçe külah denirdi.

Halk arasında birde tabir vardı.

Saklanan gizlenen katil ve eşkiyalar için

(Gündüz Külahlı Gece Silahlı) derlerdi.

Çoban Kepenekleri: Bu hazırlanan keçelerden çoban kepenekleri yaparlardı. Çobanlar davar, sığır güderlerken dağlarda, bayırlarda, kışlarda karda, yağmurda. yaşta sırtlarına alırlar da üşümezlerdi.

Hatta gece Tollukta, bu kepeneklerle yere yatar uyurlardı. Hem yatak, hem yorgan görevi yapardı. Çok sıcak tutar hiç üşütmez yağmurda içine su geçmezdi.

At üstündeki suvariyi kamçılar nasıl korursa, kepe­neklerde çobanları öyle korundu.

Sipariş üzerine her çeşit keçe imal ederlerdi. O ta­rihlerde 9-10 kadar keçeci esnafı vardı.

HALLAÇ

Hallaç: Yün atıcı demektir. Koyun ve keçilerden kırpılarak elde edilen yünleri veya, Tabakhanelerde, koyun ve keçi derilerinden tabaklanarak çıkarttıkları yünler, önce Hallacın tezgahından geçer. Atılmış yün olur. Sonrada eyrilir ip olur sonrada dokunur kilim ve halı olurdu.

Hallacın: Sırımdan yapılmış. Virgül şeklindeki Ağaca gerilmiş, yaylara, tahta tokmakla vurdukça, yünler Hallaç pamuğu gibi atılır. Ve kuş tüyü gibi ha­vada uçarken şu nakaratla ses çıkartırdı.

TIS – TIS – TIRANS – TIS – TIS- TRANS derdi.

Keçeci alim Usta: Kendi devrinde. Keçeciler arasta­sında hatırı sayılır bir ustaydı. Büyükçe bir keçeci dükkanı vardı. Kalfa çırak 5-6 kişi dükkanda çalışırdı. Kendisi orta boylu 55 yaşlarında, çok neşeli bir insandı. Kurşunlu Mahallesi Edilcik sokağın üst başında, iki katlı uzun balkonlu bir evde otururdu. Bu ev alim Em­minin kendi eviydi.

Alim emmi çarşıya: Mevsimlik turfanda ne gelirse, önce O alır getirirdi. Evinin balkonuna sofrasını kurar. O gün radyoda yurttan seslerde ne türküler varsa onları dinleyerek, yavaş yavaş yemeğini yerdi. O devirde kim­sede radyo yoktu. Ancak çarşıda kahvehanelerde vardı.

Birde alim Emmi de vardı. Radyosunun sesini biraz fazlaca açardı da mahalle halkıda dinlerdi. Hasılı alim Emmi zevk sahibi bir insandı. Çalışmasını da bilir, yemesini de bilirdi, Sivrihisarın eşrafıydı.

Keçeci Behçet Emmi usta: Orta boylu fötr şapkalı kalen­der temiz bir insandı. Komşumuzda Kurşunlu mahalle­sinde kumlu yolda Hamamın karşısında yaşlı bir ebenin evinin üst katında otururlardı.

Oğlu sait vardı babasına yardımcıydı. Sait benim hem mahalle, hem mektep arkadaşımdı. îlk mektebi beraber bitirdik.

Babası ile çalışmaya başladı. Saitte iyi bir keçeci ustası oldu. Sait işini Eskişehir’e taşıdı. Taşbaşında vakıflar dükkanlarında oturuyordu. 1982 de saide uğra­dım beraberce oturduk çay içtik. Sohbet ettik. Bana keçe imal ettiği atölyesini gezdirdi. Makinalarla keçe pişiri­yordu. O eski tepme işi kalmamış, keçecilerin ayakları da keçe tepmekten kurtulmuştu. Makina keçeciliğine doğru gidiş vardı. Rahmetli Sait arkadaşım hırslı çalı­şırdı. Fakat yün tozundan ciğerlerini hasta etmişti. Sait kendini emekli et bak önce sağlık dedimse de işi bırakamadı.

Babası Behçet Emmi ve oğlu Sait ikiside rahmeti rahmana kavuştular. Allah rahmet eylesin kalanlara ömürler versin.

SİVRİHİSAR’da AT ve ÖKÜZ ARABASI YAPAN ARABACILAR

1935-1945 yıllan arasında, Sivrihisar’da yeni Araba yapan 4 tane arabacı vardı. Yeni bir arabanın yapımı ise, üç ayrı Safhada gerçekleşirdi.

1) Demir Akşamı (Kısımları)

2) Ağaç Akşamı (Kısımları)

3) Boyanması

Demir Aksamı: Dingil, makas, zil tası, poyra, şına ok demiri, falaka demiri, yatak ve yastık demirleri.

Ağaç Aksamı: Tekne, tekerlek, parmaklar, ok, falaka, tekne ya­takları ve yastıkları, ispit, tekerlek göbeği.

Boyama: Renk renk desenler ve manzara resimleri ile araba­lar boyanır ve süslenirdi. Araba renklerinde kırmızı, pembe , mavi ve yeşil renkler hakimdi.

Sivrihisar’da Araba Yapımı

Sivrihisar’da yapılan At ve Öküz arabaları Eskişehirden gelen arabalardan daha sağlam ve daha güzeldi. Arabacı esnafı o devirlerde birbirleriyle rekabet halin­deydi. Hangimizin arabası daha sağlam ve daha iyi ola­cak arabaların en mühim kısmı da, araba dingeillerine takılan, iki önde, iki arkada 4 adet çelik zil taslarıydı. Bu çelik saçlara, öyle bir su verilecekki, sesi 5 km. uzaktan duyulacak.

Hafız Yurdanur ustanın yaptığı arabaların, zilleri­nin sesi ta yukarı kependen, araba gözükür gözükmez duyulurdu. Hafızın yaptığı araba geliyor derlerdi. İşte ustalık buradaydı. Maharet çelik saç’a su vermedeydi.

Arabaları: renk renk boyarlardı. Tekne kenarlarına ve yastıklara gül ve çiçek resimleri yaparlar. Hatta tek­nenin dış tahtasına da manzara resimleri çizerlerdi. İlk mektebe gidip gelirken hayran, hayran onları seyrederdim.

4 çeşit araba yaparlardı. Çift atlı araba çift atlı yaylı araba, tek atlı araba ve öküz arabaları.

Yaylı arabanın üstü paytonlar (landonlar) gibi ka­palı olurdu. Tek atlı arabalarında her tarafı aynı, yanlız ok kısmı U şeklinde olurdu.

Daha sonralan, kamyon, kamyonet, kaptı kaçtı ve traktörler çıktı. At arabalarının da pabucu dama atıldı. At ve Öküz koşmadan yürüyen arabalar çoğaldı. Ne at kaldı köy ve kasabalarda, ne öküz, nede araba kaldı. Hepsinin modası geçti Sivrihisar’da nede arabacı kaldı. Bu zenaatların hepsi unutuldu.

Şimdi eşekler bile üzgün çünkü onlara rağbet kal­madı. şimdi onlar Çorum eşek ve at mezbehanelerinde kesilip etleri köpeklere mama olmak için avrupaya tırlarla gönderiliyor.

Eskiden eşeklere bakılır tımar edilirdi. Boyunlarına mavi boncuk takılırdı. Nazar değmesin diye, eşeklerde gerdan kırar sevinirdi. O günler şimdi gerilerde kaldı.

Arabacı Hafız Usta:

Hafız Yurdanur Usta: Kendisi uzun boylu kumral bıyıklı biraz ince ve zayıf, başına fötr şapka giyerdi. Önünde sahtiyandan kısa arabacı önlüğü vardı. Önlüğünü çıkarmadan çarşıyı dolaşırdı. Çok hırslı çalışırdı. Çok zeki idi. Ben çocukken onun yaptığı arabalara hayran kalırdım. Poyra ve ispit dışındaki, demir ve tahta kısımlarını kendisi imal ederdi. Mesela: Dingil, makas, zil tası, şına, ok demiri, yatak yastık demirleri gibi. Öteki ağaç kısımlarını da kendisi yapardı. Tekne, tekerlek, ok, falaka, tekne yastıkları ve yatakları gibi. Arabacı Hafız usta genç yaşta, 40-45 yaşlarında vefat etti. Hafız ustanın küçük kardeşi Hüseyin usta ise. Araba yapım işini devam ettirmedi. Tamir ve parça yapımı ile yetindi. Onu da iyi tanırım O da çok iyi İnsandı. Zaman, zaman dükkanına uğrardım. Hüseyin ustanın çayını içer sohbet ederdim. Geçen yıl vefat etmiş Allah hepsine rahmet eylesin kalanlara uzun ömürler versin.

Arabacı Rıza Usta:

Kendisi Kırım Türklerindendir. Sivrihisar’da Yeni Cami’nin karşısında, arabacı dükkanları vardı. Orta boylu Tıknaz başına kasket giyerdi. Bilgili, konuşkan, gayretli ve çalışkan bir arabacı ustasıydı. Tam anla­mıyla esnaftı, yanında iki oğlu çalışırdı. Arabacı Hafız usta ile, Rıza usta birbirine rakipti. Onun için yaptıkları arabalar şahane olurdu. Şakası yok Rıza ustada araba­cılıkta çok iddialı idi. Eskişehir arabaları ayarında hatta onlardan daha üstün araba yapardı. Son zamanda Rıza ustada yaşlandı. Bir zaman iki oğlu devam etti. Fakat motorlu vasıtalar çıkınca, arabacılıkta iş kalmadı. Mes­leği bıraktılar. Eskişehire taşındılar. Şu anda neredeler bilmiyorum çok iyi insanlardı.

Arabacı: Mehmet Usta, Arabacı: Zeki Usta

Hafız ve Rıza ustadan başka: Hatırı sayılır insan ve arabacı olan, iki kıymetli arabacımız daha vardı. Ara­bacı Mehmet ustaya kuyrukların Mehmet de derlerdi. Çok çalışkan, insan mı insandı.

Hatta bir ara, Sivrihisar Belediye Reisi de oldu. Bir yıl kadar reislik yaptı.

Birde; Arabacı Zeki Usta vardı. Oda Sivri­hisar’da hatırı sayılır iyi ustalardandı.

SİVRİHİSAR YAĞHANECİLERİ:

Eselerin Ali Emmi: Sivrihisar’da 1935-1945 yıllan arasında: En büyük yağhaneci Eselerin Ali Emmi idi. Başka iki yağhaneci daha vardı. Ali Emmi’nin yağhanesi, yemeniciler arastasındaydı.

Susam ve haşhaştan yağ çıkarırdı. Ali Emmi ile de Ömer Emmimden dolayı akrabalığımız vardı.

HAŞHAŞTAN YAĞ NASIL ÇIKARTILIRDI: Alet ve Edevatları: Haşhaşı veya susamı kavur­mak için, özel yapılmış kavurma ocağı vardı. Yağ sıkma presi yağ hanenin, bir köşesine yerleştirilmişti. Keçi kı­lından yapılmış torbalar (dokunmuş). Üç metre uzunlu­ğunda kalın yuvarlak ağaçtan, pires sıkma kolu vardı. Yağ koyma tenekeleri, yağ Hunisi, litrelik ve 2-3-5 lit­relik ölçü kaplan, ocakta yakılacak odunlar vesaire.

Malzeme ise: Çuvallarla gelen susam ve haşhaşlar­dı. Kavurma ocağında: yağın çıkması kıvamına kadar haşhaş kavrulur. Kavrulan haşhaş keçi kılından do­kunmuş, kıl torbalara doldurulur. Yağ çıkarma presinin altına yerleştirilir. Yavaş, yavaş pres sıkılır, daha kuv­vetli sıkmak için, üç metre uzunluktaki ağaç kolu takar. Ali Emmi onunla sıkardı. Yağ piresinin önüne konulan tenekelerin içine, şır-şır-şır diye akardı. Şır diye aktığı

İçin, haşhaş yağının bir adıda, “ŞIRLAN” yağıdır. Aynı usullerle susamdanda susam yağı çıkartılırdı. Yağı çı­kan susam veya haşhaşın, kıl torbalar içerisinde, küs- besi kalırdı. Kalan bu küspeleride hayvan yemi olarak satarlardı.

Rahmetli Anam: Bizim evde şırlan yağ bitince git Ahmet, Eselerin Ali Emminden yağ getir derdi. Bende gider getirirdim parasını rahmetli babam öderdi. Çok sağlıklı bir yağdır o yağın kıymetini ancak onu kulla­nanlar bilir, bu yağla; gözleme, su böreği, haşhaşlı baz­lama ve altın sarısı un helvası yapılırdı.

Haşhaş yağı ile yapılan yiyecekleri yiyenler o gece çok rahat uyurdu. Sinir ve sitret olmazdı. Düğün ve derneklerde, haşhaş yağından yapılan un helvası büyük bir iştahla yenirdi.

Eselerin Ali Emmiden başka iki tane daha yağha­neci vardı, bu insanlarda temiz ve hatırı sayılır esnaf ve insanlardı.

Yağhaneci: Eselerin İsmet Emmi

Yağhaneci: Hebib Emmi vardı.

SİVRİHİSAR DEMİRCİ ESNAFI VE DEMİRCİLER

Demircilerde: yemeniciler arastasının alt başınday­dı. (Demircilerin piri Davut (A.S.) dır. Demirciler de ay­nen öteki esnaf gibi, sabah namazlarını kılarlar. Bes­mele ile dükkanlarını açarlardı. Demirci ocağını yakar­lar, ocağın iyice tava gelmesini beklerlerdi. Ocak tava gelince usta ve çıraklar, besmele ile önlüklerini kuşa­nırlar. “Desdur ya pir” der. Çekiş ve balyozlarını ellerine alırlar işe koyulurlar. Çekiçler ahenkle ve tempo ile vu­rulduğu için, hele aynı anda birkaç demirci çalışmaya başlayınca, çekiçlerden çıkan sesler çok sesli şarkı söy­leyen koroyu andırır. Bu hava arastaya bir canlılık ge­tirirdi.

Benim hatırımda kaldığına göre çok zaman hazıra çalışırlardı. Şayet sipariş veya tamirat işleri gelirse, mesela: pulluk ve saban demirleri keser, balta, tahra, çepin, kazma gibi aletleride ya yeniden yaparlar yada tamir ederlerdi.

Kesici kısımlara çelikten ağızlık geçirirler su verir­lerdi. Tamirat yoksa hazıra çalışırlar yeniden imal ederlerdi. Yaptıklarını teşhir için sıra sıra dizer ve tel­lere bağlar asarlardı. Müşterilerine satarlar. Asla boş durmazlardı.

Yaptıkları malzemeden bazıları şunlardır; Nacak, keser, çepin, balta, kazma, tahra, satır, saç ayağı, tandır, mangal ve hamur tekneleri için esiran.

İnşaatt’a kullanılan çeşitli çelik keskiler, köpek tasma­ları ve kapı tokmakları, maşalar, kapı menteşeleri, kapı sürgüleri, kapı maymuncukları, kapı kollan borda kapılar için büyük kapı kilitleri. Anahtarları ve kapı hal­kaları daha bilemediğim çeşitli malzemeler. Ustalar, demiri ellerinde oyuncak gibi oynarlar istedikleri şekli verirlerdi.

O tarihlerde, kazamızda, 5-6 demirci esnafı vardı. En tanınmışlardan ikisi:

1- Demirci Ahmet Çavuş usta: uzun boylu ince yapılı bir da­kika bile boş durmak istemeyen, bir mizacı vardı. Çok çalışkan doğru dürüst bir insandı. Karşısında çalışan, genç çırak ve kalfalar bile onun çalışma temposuna ayak uyduramazlardı. Her nedense bilmiyorum rahmetli Çavuş Emmi hem çalışır, hem durmadan konuşurdu. Hem eli, hem dili beraber çalı­şırdı. Amma: Babacan, kalender, iyilik seven bir kim­seydi. Rahmetli Babam oğlum Demirci Ahmet Çavuş, çok iyi insandır derdi. Yalnız oğlu İhsan efendi, onun karşısında çalışır O dayanabilirdi. O ayak uydurabilirdi. Oğlu İhsan Efendi baba sanatını devam ettirmedi. Önce Belediyeye memur oldu. Sonra, Nüfus dairesinde devlet memuru oldu. Sivrihisar nüfus müdürü olarakta emekli oldu. Benim de gençlikten beri arkadaşımdır.

Allah; kendisinin ve çocuklarının hayırlı hizmetle­rini kabul etsin ve arttırsın.

2- Sivrihisar’da Demirci Topal usta bu lakapla anılırdı. Hatırı sayılır Demirci esnafındandı. Sivrihisar’a şayet bir yabancı gelirde demirci sorarsa, Demirci Topal Us­tayı tarif eder ve gösterirlerdi. Git ona senin işini ancak o yapar derlerdi.

Bunlardan Başka Sivrihisar’daki Demirciler tam anlamı ile usta idi. Elinden hiç bir şey kurtul­mazdı. Yeterki gönlü olsun.

Çok akıllı, zeki ve çalışkandı. îki oğlu Faik ve Meh­met ustalar. Babalarından sonra, aynı demirciliği on­larda devam ettirdiler. Faik abide arastada baş usta idi. Yaparım derse, yapardı. Elinden uçan kaçan kurtulmazdı. Mehmet ustanında eli çok maharetli idi. Bunlar Sivrihisar’da hatırı sayılır ustalardı.

Öteki iki oğluda Hamdi ve İsmet ustalardı. Şu anda İsmet ustanın çocuklarıda kaynakçılık yapıyor.

Bunlardan başka;

1)  Demirci: Ali Mülazım usta
2)  Demirci: Arpacıların Ali Usta
3)  Demirci: Magının Tahsin usta
4)  Demirci: Magının Ruhi Usta

SİVRİHİSAR BAKIRCILAR VE BAKIRCI ESNAFI

Sivrihisar bakırcılar arastasında 8-10 kadar bakırcı dükkanı ve esnafı vardı. O devir bakırcıların iş yaptığı ve para kazandığı bir devirdi.

Bakırcılar İstanbul’dan hazır bakır getirip sattıkları gibi, ham işlenmemiş bakırdan kap kacak imal ederler­di. bunların başında Esvap kazanları 3-4 tenekelik hereniler 3-5 tenekelik şıra kaynatma leğenleri, hamur leğenleri.

Ayrıca, kalın bakırdan imal ettikleri, dövme bakır tencereler, dövme bakır helkeler, dövme bakır güğüm­ler, ibrikler, abdest leğenleri, hamam taslan su içme maşrapaları, saplılar.

Dövme bakır çaydanlıklar demlikler, semavi der büyük, küçük bakır mangallar, büyük, küçük sahan ve kuzu tabakları, kapaklı çorba tasları, kevgirler, saplı çoban tavaları, yağ eritme tavaları, hasılı mutfakta ne varsa bu bakırcılarımızın sanatkar ellerinden ve maharetlerinden çıkardı. Onlar gerçek zenaatkardı. Ellerinde bakır şekilden şekile girerdi.

Hele onların sabah camisinden çıkıp, sabah çaylarını ve sabah kahvelerini içtikten sonra Besmele ile çe­kiçlerini vurmaya başlamaları, bakırcılar çarşısında bu çekiç seslerinden, sanki bir müzik cümbüşü meydana getirirdi. Müşteriler yavaş, yavaş gelmeye başlarlar. “Selamün Aleyküm kolay gelsin Usta” sabahlar hayır olsun derler, söze girerler. Alış verişte bu minval üzere başlardı.

Yapanda, satanda, alanda, kabı kalaylayan da memnundu. Çünkü herkes bir ekmek parası kazanmış­lardı. O devirde kanaat vardı. Bundan dolayıda bereket vardı. Hemen zengin olmak köşe dönmek isteyenler yoktu. Haram olan kazanca dönüp bakmazlar, az olsun helal olsun derlerdi. Kazancı alnı, alnını geçerse haram olduğunu bilirlerdi yani ona aldıklarını yirmi bire sat­mazlardı o bir liranın haram olduğunu bilirler de alnı alnını geçmezlerdi. işte bu görüş İslam inancıdır. İşte bu görüş Ahi teşkilatının tavsiye ettiği bir görüştür. Bakır altından sonra ikinci sıradadır. Bakır toprakta da maden olarak altınla beraber bulunur. Şöyle bir ata sözüde vardır.

Paran varsa bakıra artarsa katıra yatır.

Bakır: Altına benzer hiç bir zaman kıymetinden kaybetmez.

Katır: Az yer, çok yük taşır çok karlıdır.

Bakırcı Hasan Hüseyin Emmi: Aynı zamanda kalaycı Kocaman diye tanınırdı Siv­rihisar’da: Hasan Hüseyin ustanın bakırcılar arastasın­da dükkanı vardı. Kendisi Kurşunlu mahallesinde kö­selerin evin bitişiğinde otururdu. Şişman, babacan, babayiğit, kalender, şakacı bir kimseydi.

Rahmetli bağırarak konuşur özü, sözü doğru bir insandı. Orta yaşlarda vefat etti Allah rahmet eylesin ka­lanlara uzun ömürler versin. İki oğlu vardı Hasan ve Mehmet. Hasan baba sanatını bir müddet işledi. Sonra bıraktı. Mehmet devam ettiriyor. Mehmet bizim enişte­miz olur. İyi ve temiz insanlardır.

Bakırcı Cafer Usta: Zeki çalışkan ve temiz bir in­sandı. Mesleğini çok severdi. Çok titizdi ama ustamı ustaydı. O devirde Sivrihisar’da hatırı sayılan kimse­lerdendi. Sivrihisar’ın eşrafıydı. Allah rahmet eylesin.

Öteki Bakırcılar:

1)  Bakırcı: Gubuzcuların Çakır
2)  Bakırcı: Süleyman Usta
3)  Bakırcı: Mehmet Okur
4)  Bakırcı: Ali Usta
5)  Bakırcı: Mistik
6)  Bakırcı: Karaveli oğlunun Süleyman
7)  Bakırcı: Ömer Usta

SİVRİHİSAR KALAYCILAR ESNAFI

Kalaycı esnafının bir kısmının bakırcılar arastasın­da dükkanları vardı. Çarşıda satılan bakırlar çarşıdaki kalaycılarda hemen kalaylanırdı. Kalaycı esnafının bir kısmıda evlerinde körük ve tezgah kurmuşlardı. Bir kı­sım kalaycılarda, daima köylere kap kalaylamaya gi­derlerdi. Harman veresiye köylerde kap kalaylarlardı. Kalaycılar körüklerini ve kalaycı takımlarını arabalarla köylere götürür köylerde körük kurarlardı. Bir köyün kabını kalaylar oradan başka köye geçerlerdi. Yanla­rında yardımcı ya ortağı veya çırak gibi, kalfa gibi bir yardımcıları bulunurdu. Çırak veya kalfalar hem kap yıkar hem körük çekerlerdi.

O Devirdeki Sivrihisar’da Kalaycılar:

Kalaycı: Arif Usta
Kalaycı: Mehmet Usta
Kalaycı: Osman Usta
Kalaycı: Hasan Hüseyin Usta
Kalaycı: Ali Usta
Kalaycı: Haydar Usta
Kalaycı: Fatoğlunun Nuri Usta
Kalaycı: Sarı Kavaklının Şükrü Usta
Kalaycı: Rıza Us

SİVRİHİSAR TENEKECİLER ESNAFI

Tenekeci esnafı Sivrihisar’da, 4-5 tezgah ve dük­kandı. Şadırvandan Yenice mahallesine giden cadde üstünde, dükkanları vardı. Memleketin bu daldaki ihti­yacını, bu tenekeci esnafı karşılardı.

Tenekeci Mehmet Akpara: Şimdiki Ordu caddesinde, Yastıkçı Hakkı Emminin bitişiğindeydi. Kendisi çok iyi ustaydı, yumuşak huy­luydu. Tenekeden cami maketi bile yapardı. İki oğlu vardı Hulusi ve Ali İhsan, oğulları baba mesleğini halen devam ettiriyorlar. Ali İhsan Eskişehir’dedir. Hulusi, Emmimin damadıdır.

Tenekeci Memed Usta: Tenekeci Akparaların dük­kanlarıyla bitişikti. Memed Usta sinirli bir insandı. Celalliydi, çabuk kızardı. Daha ziyade tamiratla uğra­şır. Yeni imalat yapmazdı. Lehim yapmanın yanında süt makinası ve çakmakta tamir ederdi.

Tenekeci Hamdi Arı: Tenekeci Süleyman Usta ile komşu idi. Tenekeci Hamdi usta temiz ve dindar bir kimseydi. İnce işlere ve yeni imalat işlerine pek girmezdi. Daha ziyade lehim ve tamirat işleri ile uğraşırdı.

Tenekeci Süleyman Usta: Bir numaralı tenekeci us­tasıydı. Çok güzel ve temiz iş yapardı. îyi huylu başı yumuşak iyi bir insandı. Dükkanı saraç Hüseyinin ya­nındaydı.

SİVRİHİSAR AŞÇILAR VE AŞÇI ESNAFI

1935-1945 yılları arasında: Sivrihisar’da aşçı ve ke­bapçı sayısı 3-5 i geçmezdi. Bu aşçılarda, Sivrihisar’ın hakiki ev yemeklerini yaparlardı. Ha evde yemişsiniz ha çarşıda, damak tadı hiç farketmezdi.

Bu ustaların en meşhurlarından aşçı Halil Usta vardı. Bende kendisini iyi tanırım.

Aşçı Halil Emminin usta: Eski Belediye binasının hemen arkasında, binaya bitişik iki kapılı, iki bölmeli aşçı dükkanı vardı. Aşağı kısımda, ocaklar ve yemek yapılan yerler vardı. Yukarıya 4 basamaklı tahta merdivenle çıkılırdı. Yukarısı yemek salonuydu yemek masaları ve sandalyeler oradaydı. Orta boylu, tıknaz, balık etinde 45 yaşlarında idi. Saçlarının önü dökülmüş ve kırlaşmıştı. Amma: Çok iyi bir aşçı ustasıydı. Allah rahmet eylesin, iki oğlu vardı. Rahmetli büyük oğlu Mustafa efendi Be­lediye Baş Katipliğinden emekli oldu. Küçük oğlu Hamdi usta son zamana kadar aşçılık yaptı sonra oda bıraktı. Çok iyi insanlardır.

Eski Devirde Sivrihisardaki Ötek Aşçılar:

1)   Aşçı Koçunun Hüseyin
2)   Aşçı İbrahim Emmi
3)   Kebapçı Hüseyin
4)   Kebapçı Manikler (Sucuk pişirirlerdi)

SİVRİHİSAR BERBERLERİ

O eski devirdeki berberlerin çoğu sadece berberlik yapmazlardı. Diş çekerler ve sünnette yaparlardı. O devrin meşhur berberlerinden berber Topal Sarı ve onun abisi berber Fakı usta derlerdi. Uzun boylu bir kimseydi. O da kardeşi gibi hem diş çeker hem de sünnet yapardı.

Eski Devirdeki Öteki Berberler:

1) Berber: Nebi

2) Berber: Eyüp

3) Berber: Fakı (Mustafa Çavuş)

4) Berber: Topal Sarı

5) Berber: Halil Usta

SİVRİHİSAR SARAÇLAR ESNAFI

1935 – 1945 lerde: Sivrihisar’da 4 adet saraç esnafı vardı. Bu saraçlar saraciye malzemesinin bir kısmını kendileri imal ederlerdi. Mesela: şaplı deri dediğimiz derileri, kendileri tabaklar, temizlerler ve saraciye imalinde kullanırlardı. Öteki malzemeleride tabak es­nafından satın alırlardı.

Saraçların İmal Ettikleri Malzemeler: Belleme, eğer, dizgin, hamut, koşum, ok kayışları, yan kayışları, mavi boncuklarla süslenmiş at başlıkları, eşek başlıkları hatta öküz başlıkları, bel kayışları her çeşit siparişe ve isteğe uygun kayış ve malzeme yapar­lardı.

Saraç Cemal Usta: Saraç esnafının en başında da saraç Cemal usta ge­lirdi. Cemal Emmi hakiki usta idi. Mesleğinin neredeyse piri sayılırdı. Eski kağnı pazarından aşağı inerken sağ­da köşede dükkanı vardı.

Kendisi orta boylu, balık etinde fötr şapkalı çok ko­nuşan bilgili görgülü, Sivrihisar’da sözü geçen eşraflarındandı.

Cemal Emmi son zamanlarda bağına sabah gider akşam dönerdi kendisini bağ ve bahçeye adamıştı onunla günlerini tamamladı. Allah rahmet eylesin.

Sivrihisar’daki Öteki Saraçlar;

1)   Saraç : Hasan Hüseyin Usta

2)   Saraç : Hamdi Usta

3)   Saraç : Topal İbrahim Usta

Kendisi Hacca gitti. Hicazda vefat etti oraya defne­dildi. Allah rahmet eylesin. Kalanlarına uzun ömürler versin.

SİVRİHİSAR NALBANTLAR ESNAFI

Eski devirde, motorlu vasıtalar olmadığı için bütün nakliye işleri At ve Öküz arabaları ile yapılırdı.

En ucuz en kolay nakil aracı ise: Bilhassa dağlık arazilerde Katır ve Eşeklerdi. Onun için Sivrihisar’da bile 6 adet nalbant esnafı vardı.

Nalbantlar: At, Katır, Öküz ve Eşeklerin ayak tır­naklarına nal çakarlardı. Nalı olmayan hayvanların ayakları yara olurdu. Topal olurlardı. Nallara, hayvan ayakkabısı denir.

Sivrihisar’daki Nalbantlar;

1)        Nalbant: Ahmet Usta

2)        Nalbant: Nazım Çavuş

3)        Nalbant: Hacı Gökmenin Ahmet Usta

4)        Nalbant: Fuat Usta

5)        Nalbant: Kani Usta

6)        Nalbant: Mustafa Usta vardı.

SİVRİHİSAR SEMERCİLER ESNAFI

Sivrihisar’daki Semerciler:

1935-1945 yıllarıydı. At, Katır ve Eşeklerin nakliye işlerinde çok kullanıldığı bir devirdi. Onun için nalbant esnafı gibi semerci esnafından da bir kaç tane vardı.

Devir değişti, bu zenaatların hepsi öldü. Çünkü mo­torlu araçlar çıktı. Onun için semerci dükkanlarıda bir bir kapandı. Şu anda Sivrihisar’da semerci dükkanı yoktur.

1) Semerci: Mehmet Ali usta

2) Semerci: Rıza usta

3) Semerci: Süleyman usta (Sevimbay (Ateş)

SİVRİHİSAR KAHVECİLERİ

Kahveci Çavuş Emmi: Yemeniciler arastasında; Büyük bir kahvehane vardı. İşleten kahveci Süleyman Emmiydi. Çok çalış­kandı. O günkü parayla çayın bardağı elli paraydı. Elli paraya çay satıp ailesinin geçimini temin ederdi. Şakacı bir insandı.

Yumurtanın taneside otuz para idi. Varın siz he­saplayın, paramızı KITLIK (Enflasyon) ne hale getirdi. O devirde 1 altın lira bir kağıt lira idi. Yani o günkü ta­birle bir bankonottu. Süleyman Emmi kalender müzip bir kimseydi. Allah rahmet eylesin.

Kahveci Süleyman Emmi: Çavuş Emminin kahvesi: Şadırvanın aşağısında, yemeniciler arastasına inerken Attar Kavali’nin köşe­deki, dükkanı altında Çavuş Emmi’nin kahvesi vardı.

Kısaca Çavuşun kahvede derlerdi. Bu günde aynı yer, kahvehane olarak çalışıyor.

Çavuş Emmi yedi düvelnen barışık neşeli, şakacı, orta boylu, şişman, kırmızı ve güler yüzlü bir insandı. Çok çalışkandı gelip geçerken görürdüm. Bendeki bı­raktığı intibalar bunlardır.

Kahveci Şişman Ali Çavuş: Bu günkü Belediye binasının önünde, üçgen şeklin­deki parkın yerinde, kahveci Şişman Ali Çavuş’un, bahçeli kahvesi vardı.

Yazlık bahçesi çukurdaydı. Bu bahçenin yeri sonra­dan dolduruldu. Yükseltildi ve park olarak hazırlandı. Kapalı kışlık kahvesi ise, avukat Mustafa Orman’ın, kardeşi Mesut Ormanın hırdavatçı dükkanı ve diğer dükkanların yerindeydi. Tek katlı ahşap, mavi boyalı genişçe, bir kahvehaneydi. Kahvenin karşıdaki bahçede çok kalın asırlık dut ağaçları vardı. O pai’k yeniden tanzim edilirken bu asırlık ağaçlar kesildi. Yazık oldu o ağaçlara Sivrihisar’da ağaç kesme hastalığı var.

Abidin Potoğlu Belediye Reisi: Mesai bitince, şişman Ali Çavuş’un kahvesine gelir. Asırlık dut ağaçlarının altına otururdu. Belediye Reisini, Abidin beyi arayanlar kahvede bulur­lardı. Bahçeli Kahve belediye reisinin ikinci makamıy­dı.

Kahveci Kamil Emmi: Kamil Emminin kahvesi: Dar bir arastanın içinde, Alemşah parkının bitişiğindedir. Kamil Emmi hem şa­kacı, hemde şaka götüren birisidir. Sabah erkenden besmele ile kahvesini açar. Çaylarını demler Ulu cami­den sabah namazını kılıp çıkacak cemaati beklerdi.

Camiden dağılan cemaat. Kamil Emminin kahve­sinde sabah çaylarını simitle beraber içerler.

Bu arada Kamil Emmi ile şakalaşırlardı ona takı­lırlar amma: onu zaman zaman üzdükleride olurdu.

Eski Devirde Öteki Kahveciler

1)        Kahveci: Sevindiriğin Ahmet

2)        Kahveci : Kayış Mıstık

3)        Kahveci: Bey – Ağa

Birde Kahvecilerin piri vardı:

Kısaca : Kahveci : Aynacı veya Aynacının İbrahim derlerdi.

SİVRİHİSAR TERZİLER VE MANİFATURACILAR

Terzi Lütfi Usta: Eski adı kağnı pazarı, yeni adı yoğurt pazarındaki camisiz minarenin dibinde, sıra ile Terzi dükkanları vardı. Bunların biriside terzi Lütfi ustanın dükkanıydı. Kendisi, uzun boylu doğru ve tok sözlü o zaman 55 yaşlarında dindar ve temiz bir terzi ustasıydı. Terziliğinin yanı sıra, Kürkte dikerdi. Tabaklanmış şaplı siyah koyun derilerinden, Sivrihisar’daki köy ağalarına kürk dikerdi. Köy ağaları da kışın at arabaları ile köyden şehire gelirken üşümemek için giyerlerdi. En iyi Kürkü de Sivrihisar’da Lütfi usta dikerdi. İki oğlu vardı. Büyük oğlunun adı Nazif idi. Babası ile beraber çalışır. Terzilik yapardı. O da iyi bir terziydi. Küçük oğlununda adı Kemaldi. Yanılmıyorsam tahsil yapmıştı şimdi nerede biliniyorum.

Terzi Çininin Ali ustanın dükkanı hükumet caddesinde, aşçı Halil Ustanın dükkanına bitişikti. Çok efendi, temiz yaşayan, bir terziydi. Amma: çok titiz ve çok güzel elbise dikerdi. Hükumet konağında çalışan memurlar ve maarifte çalışan öğretmenler hep onun müşterisiydi.

Çininin Ali ustaya çok şaka yaparlardı. Oda bu şakaları kaldırır hiç kızmazdı. Kendi halinde iyi bir terzi esnafıydı.

Terzi Cambaz Emminin: Yoğurt pazarında, yeni hamamın üst sırasında Terzi dükkanı vardı. Küçük boylu Kumral düz saçlı, çok konuşan, zeki mi, zeki. Çalışkan bir terzi idi. Oğlu Ali İhsan Koçer’i okuttu. Orman mühendisi yaptı. Ali İhsan beyde Eskişehir orman bölge müdürü oldu.

Sivrihisar’daki, Orman fidanlarını, Ali İhsan Koçer bey verdi. Hemşehrimiz Doktor Hüseyin Sarıkardaşoğlu da dikmesine ve sulamasına yardımcı oldu. Sivrihisar bunların sayesinde ormana kavuştu. Kayalar Ağaç yüzü gördü. Allah rahmet eylesin kalanlara uzun ömürler versin.

Terzi Kız Memed: Kağnı pazarından aşağıya inerken, saraç Cemalin dükkanının altında. Köşede bir terzi dükkanı vardı. Aynı zamanda kendisi Singer dikiş makineleri bayisi idi. Dikiş makinesi yağını ve iğnesini o satardı. Bazı makine parçalarını da ondan alırdık.

Kız Memed, çok nazik, çok kibar, ince sesli konuşması edebli olduğu için, bu lakabı takmışlardır. Haki­katen en az bir kız kadar edepli idi. Sivrihisar’da onu hiç tanımayan yoktur.

Terzi Ahmet Usta: Bu hikayeyi: Rahmetli kardeşimiz terzi Bahri Altan anlatmışlardı.

Terzi Ahmet ustanında kısa bir hikayesi var. Ahmet usta; zekasına çok güvenirmiş. Sivrihisar’lılar zaten hepsi çok zeki insanlardır. Bu kesindir. Bu defalarca is­patlanmıştır. Nasreddin Hoca bile Sivrihisar’dan çıktı. Amma: Terzi Ahmet usta: burada yanılmış; yerde kili­min üstünde kesim yapıyormuş. Karşısında oturanlar Ahmet usta kilimide kesiyorsun demişler de Ahmet Usta “yok canım kıl olsa farkederim” demiş. Demeye de­miş amma: Kilimide beraber kesmiş derler. Burada zekasına çok güvenmeninde cezasını çekmiştir.

Eski ustaların çıraklarından olan, terzi Bahri Altan kardeşimiz, son zamanlarda Kavaf olmuştu. Hazır ayakkabı satardı. O da iyi bir Terzi idi. Kendileri Dindar, doğru dürüst bir insandı, birazda şairliği vardı. Bir ki­taplık şiir yazdı ama bastıramadı. Ben Sivrihisar’a gel­dikçe şiirlerini bana okurdu, duygulu bir kimseydi. Hak rahmet eylesin amin…

Sivrihisar’daki Öteki Terziler:

Terzi: Kadı kızının Ahmet usta

Terzi: Hacı eminin Ali Usta

Terzi: Tekecilerin Mustafa Yahnacıoğlu

Terzi: Celal Usta

Terzi: Süleyman Usta Baha Usta

Terzi: Kara Memedin Mustafa Usta

Terzi: Aşıkların Ali Usta

Terzi: Tahsildar Ali Usta

Terzi: Macar Mehmet Usta

Terzi: Fındığın Emmi (aynı zamanda Tellal dı)

Terzi: Karavelioğlu

Terzi: Hocanın Amed.

Terzi: Karavelioğlu Hüseyin Usta

Terzi: Hamdi Balaban

SİVRİHİSAR MANİFATURACILAR

Manifaturacı Meliklerin Çakır: Kağnı pazarı çeşmesine yakın, Belediye dükkan­larında Manifaturacılık yapardı. Çakır Emmi ince uzunca boylu, sakin efendi bir insandı. Son zamanında aynı dükkanda ufaktan ufaktan sarraflığa başlamıştı.

İki oğlu vardı. Büyük oğlu Hikmet Altın, Küçük oğlu Rauf Altındır. Rauf altın liseyide bitirdi. Çalışmadı, Hikmet Altınla beraber Eskişehir’de sarraf oldular. Ba­ba mesleği manifaturacılığı yapmadılar. Taşbaşında sarraflar çarşısında dükkanları var.

Manifaturacı Sırçacının Hafız Emminin ise, dük­kanı Şadırvana yakın, Alemşah parkına bitişik, mani­faturacı dükkanı vardı.

Kendisi ince uzun boylu, sert mizaçlı görünümü vardı. Amma: çok güzel huylu bir insandı. Tam Hafızdı. Kur’an-ı Kerimi adabı erkanı ile okurdu. Geride iki er­kek evlat yanılmıyorsan birde kız evlat bıraktı. Oğullan Sabahaddin ve İhsan Önderlerdir. Oğulları ve torunları manifaturaalığı bıraktılar. Eskişehirde Hazır giyim Mağazaları açtılar.

Eski Devir’deki Öteki Manifaturalar:

Manifaturacı : Eminiddin Hoca

Manifaturacı : Yusuf Efendi.

Manifaturacı : Bakır başın Memed

Manifaturacı : Çamoğlu Kamil

Manifaturacı: Koruğun Bahri Efendi

Manifaturacı : Bektaşinin Hafız.

Manifaturacı: Çamoğlu Lütfı

Manifaturacı : Şamdanların Mustafa Kocabıyak

Manifaturacı : Hacı Velilenn Celal

Manifaturacı : Arpacının Memed

Manifaturacı : Hamamcıoğlu

Manifaturacı : Seletlerin Ömer Efendi

Manifaturacı : Ballimlerin Memed

Manifaturacı : Mehmet Efendi

SİVRİHİSAR SARRAF VE KUYUMCULARI

Sarraf Onbirlerin Bekir: Ulu caminin arkasında, Belediye dükkanlarının baş tarafında sarraf dükkanı vardı, Bekir Emmi sarraflık yapardı. Çok efendi. İnce uzun boylu. İyi huylu, esmer temiz bir kimseydi. Kurşunlu mahallede meydanda evi vardı. Komşumuz sayılırdı. İki oğlu vardı büyük oğlu Hüseyin, küçük oğlu Necatidir. Babalarından sonra onlar da aynı sarraflığı devam ettirdiler.

Necati efendi Eskişehir’de zannediyorum. Hüseyin Efendi Sivrihisar’da idi. On yıl kadar önce vefat etti. Allah rahmet eylesin.

Kuyumcu Ravil: Yeni hamamın bitişiğinde kuyumcu dükkanı vardı. Kendisi: çok iyi kuyumcu ustası olması yanında. Ava ve Avcılığa çok meraklı idi. Her hafta ava giderdi. Av için tazı beslerdi. Milli bayram­larda da atıcılarla müsabakaya girer. Havaya atılan boş cam şişeyi havada vurur şişeler parçalanırdı. Çok defa atıcılıkta birinciliği alırdı. Oğlu Talatta kuyumcuydu. Sonra Sivrihisar’dan oda ayrıldı.

Atıcı ve Avcı Helecan: İyi atıcılardan: Avcı helecan vardı. Bayramlarda helecanda atıcılık müsabakalarına katılırdı oda ya bi­rinci ya ikinci olurdu. Kendisi aynı zamanda sağlık me­murluğu yapardı. Pansuman ve iğne yapardı. Serbest çalışırdı. Evinde dağdan getirdiği Kurt yavrularını bes­ledi büyüttü. Kurt yavruları kendisine saldırınca onları “Av Tüfeği ile vurdu öldürdü.”

Kuyumcu Vehbi Usta: Ordu caddesinin sonunda Semerci Süleyman Ateşin dükkanı yanında kuyumcu dükkanı vardı. Dükkan küçüktü amma Vehbi Abinin sanatı bü­yüktü. Çok iyi kuyumcuydu. Elinden hiç bir şey kurtul­mazdı. Senelerce Sivrihisar’da kuyumculuk yaptı.

Sivrihisar’daki Öteki Sarraflar;

Sarraf: Fuat

Sarraf: Hamamcı Bekir

Sarraf: Meliklerin Çakır

* * *

SİVRİHİSARIM: (Doğduğum yer)

Tek geldim, tek döneceğim

Bir gün bende öleceğim

Doğduğum kayaların dibine

İşte oraya gömüleceğim.

* * *

Ahmet KILIÇASLAN – Sivrihisar Örf ve adetleri