Sivrihisar’da Zaman Tüneli

Sivrihisar’da Zaman Tüneli

Kapısı çalınan ev tek katlı kerpiçtendi.  Mahalli olarak bu evlere bağdadi ismi verilirdi. Temelden belli yere kadar taş diğer kısımlar ağaç döşemelerle çatıya kadar yükseltilir. Ağaçların arası kişinin ekonomik durumuna göre tuğla veya kerpiçle örülür. Üzeri samanlı çamurla sıvanır, sıvanın üzeride kireçle evin içi dışı badana edilir. Hem evin görüntüsü hoş, hem de insan sağlığına uygun olurdu. Basma kumaştan yapılmış perdeleri yetmiş yaşlarında bir kadın araladı. Bu kadın Küçük Hakkının ananesinden başkası değildi. Biraz bekledikten sonra kapı gıcırtıyla açıldı.

Bu yörede bu kapılara Borda kapı denir. Yüksekliği bazen iki metreyi, genişliği üç metreye yaklaşan büyüklükte iki kanadı bulunur. At arabası rahatlıkla girer çıkardı. Genellikle sağ kanatta insanların girip çıktığı küçük bir kapı bulunur. Günlük eve giriş çıkışlarda bu bölümler kullanılırdı. Bu küçük kapının dikkat çeken süslemeleri ve kapı tokmaklarıdır. Kapı tokmakları çeşit, çeşittir. Demir, tunç veya pirinç metalden el, elips, güneş, hayvan figürlüydü. Halk arasında şak şak, kapı şak şakşağı adı verilirdi. Bu tokmaklar sayesinde ev sahibinin sosyo-ekonomik durumu hakkında bilgi sahibi olabilirdiniz.

Küçük Hakkı ve amcası anneannesi tarafından sıcak bir ilgi ile karşılandı. Evde anneannesi Fatma Hanımdan başka küçük teyzesi Ayşe en küçük dayısı Kazım da bulunuyordu. Fatma hanımın beyi Hakkının dedesi Mehmet Efendi Çanakkale harbinde şehit düşmüştü. Dayısı Kazımda on dokuz yirmi yaşlarında delikanlı bu gün yarın silâhaltına alınacaktı. Teyzesi gelinlik çağına gelmişti.

Fatma Hanım ve Ayşe hemen sofra hazırlamaya koyuldular. Ayşe elinde sofra bezi, sofra şakşağı odanın kapısında görüldü. Sofra bezi; genellikle renkli, desenli pamuklu  kumaştan yapılan sergidir. Yemek esnasında ekmek, yemek kırıntıları elbise ve kilimlere dökülmesini önlerdi. Sofra şakşağı ise bu örtünün üzerine konur, yemeğin üzerinde yer aldığı siniyi yükseltmeğe yarardı. Şakşaklarda ustasının sanatı görülürdü. Ahşaptan özel ağaç işlemeciliğinin güzelliğini seyrederdiniz. Siniler ayrı sanat eserleridir. Boy, boy sinilerde bakır işçiliği, süsleme sanatı doyumsuzdu. O çiçek motifleri güzel yazı örnekleri insanı rahatlatır. Günlük sıkıntı, kasvetlerden, kötü düşüncelerden güzellik diyarlarında gezintiye götürürdü.

Ayşe odanın ortasına sofra bezini serdi incili kilim üzerine ne güzel yakıştı. Dere kenarındaki çiçekler odanın ortasında bir buket sundu. Şakşağı da Örtünün ortasına açıortayını alırcasına özenle yerleştirdi. Bu güzelliği orta boy bakır sini ile tamamladı. Sinin kenarına sofradaki kişi sayısınca oyma tahta Konya kaşıklarını sıraladı. Küçük bakır sahanlarda beyaz Kepen kelemeninden lahana su turşusunu sundu. Fatma Hanım ayaklı bakır tasta,  üzerinde dumanı tüte, tüte mahalli dene çorbasıyla göz, gönül ziyafetine son noktayı koydu. Kenarda yufka ve bazlama çıkını sabırsızlıkla kendisine uzanacak eli bekliyordu.

Sofra mükrimlerini, şakirlerini kendi diliyle ısrarla bu şölene çağırıyordu. Fatma Hanım başköşeye, sırayla teyzesi Ayşe, dayısı Kazım, Yahya Bey onun yanında Küçük Hakkı diz çöktü. Büyükleri bağdaş kurarak oturmuşlar, o annesinin ” büyüklerin yanında bağdaş kurarak oturulmaz!” sözünü tutmuştu. Evin büyüğü olarak Fatma Hanım Bismillahirrahmanirrahim diyerek sağ eline tahta kaşığı aldı. Sofradaki herkes içinden besmele çekerek büyükten küçüğe sırayla dene çorbasını kaşıklamaya başladılar. Kaşıkların tatlı sesinden başka çıt çıkmıyordu. Rezzak’a ibadet, nimet’e şükür cihetinde sofra mabedi tablosunun seyri doyumsuzdu.

Küçük Hakkı’ya ayrılık acısı çöktü. O mektebe başlayacak, Sivrihisar da anneannesinin yanında kalacaktı. Annesi, ablası küçücük kız kardeşi köyde kalmışlardı. Onlardan ayrı kalmanın acısını küçücük yüreğinde hissetmeye başladı. Ayrılık ateşi şimdiden içini kavuruyordu. Tahta kaşığı ağzına götürürken yeşil gözleriyle sofradakileri süzüyor, onların düşüncelerini anlamaya çalışıyordu.

Emmisi Yahya Bey; Mesul insanların takındığı ciddiyetle yavaş, yavaş kaşığını çorbaya götürüyor azar, azar yudumluyor. Başını kaldırdığında kayınbiraderi Kazım’la göz göze geliyor.  Kazım bir şeyler söylemek ister gibi ama sofrada annesine saygısından dolayı yutkunuyor, söylemek istediklerinden vazgeçiyor.

Kazım hazır asker; O devirde askerlik daha zor zanaat. Memleket yeni harpten çıkmış,  Müslüman Türk Milleti yedi düvelle yetmiş cephe de din, vatan bayrak uğruna göğüs, göğse çarpıştı. Yokluk, yoksulluk milletin yakasına yapışmış, bilgisizlik, güçsüzlük sırtına binmiş üstüne üstlük işsizlik çaresizlik milleti inim, inim inletiyordu.

Genç Türk devleti dışarıda ve içerde kritik gelişmelerle karşı karşıya, belirsizlikler sürmektedir. Batı ülkeleri yeni sömürgeler peşinde dünyanın çeşitli bölgelerinde isyanlar, ayaklanmalar çıkartmakta, çeşitli sebep ve oyunlarla aynı dinden, aynı dili konuşan insanları kendi çıkarları uğruna öldürtmektedir. Kerkük- Musul bölgesindeki yer altı kaynakları başta İngilizler, Fransızlar ve Almanların iştahını kabartıyordu. Osmanlı zamanından beri o bölgeyi sömürmek için fırsat kollamaktaydılar. Çok uluslu toplum mühendisleri Elaziz (Elazığ) de büyük iç ayaklanma çıkararak Kerkük- Musul bölgesinin Anadolu topraklarından ayrılmasını başardılar. Uzun yıllar bu bölgenin yer altı kaynaklarını hoyratça küresel olarak sömürdüler ve sömürüyorlar. İnsan kanı dökerek, zülüm ederek kazandıklarıyla da çıkıp uygarlık, özgürlük insan hakları, çevrecilik havariliyi yapmıyorlar mı?

Dersim halkını kışkırtan sömürge güçleri o yörenin etnik yapısını öne çıkarmışlardı. Suçlular yanında birçok masum insanımızın da hayatını kaybetmesine sebep olmuştu. Bugün bir sonuç alamazlarsa bile uzun vadede emellerine ulaşmak için yarına planlar oluşturmayı düşünerek hareket ediyorlardı.

Dışarıda ise uzak doğuda Japonya komşularına karşı tutumunu sertleştiriyor. Yayılmacı politikası çevresinde toprakları işgal ediyor. Uzak doğuda Çin ve Japonya arasında savaş sürüyordu. Avrupa kıtasında ırkçılık ve sömürü politikası başta İtalya ve Almanya’da hızla yayılıyordu. İkinci Dünya savaşının habercisi, ayak sesleri duyuluyordu.