Sivrihisar’da Sosyo – Kültürel Hayat

sivrihisar-gun-dogumu

Sivrihisar’da belirgin şekilde sınıf farklılıkları bulunmasa da evlerin fiziki büyüklüğünden ailenin nüfus ve ekonomik durumunun etkili olduğu anlaşılmaktadır. Konak tarzındaki büyük konutların, şehrin önde gelen varlıklı ailelerine ait olması bunu açıkça ortaya koyar.

Sivrihisar, milli değerlerimiz açısından, köklü kültür mirasının bilincinde bir orta Anadolu kenti olma özelliğini büyük ölçüde günümüze dek korumuştur. Misafirperverlik, iyi komşuluk ilişkileri, yardımlaşma ve dayanışma gibi, değişen bir dünyada her gün biraz daha erozyona uğrayan ve yok olan pek çok güzellik burada hala yaşatılmaktadır.

Her sabah erkenden, evin kadınının kimse sokağa çıkmadan evinin önünü (sokağı) süpürmesi, Sivrihisar’da çok eski bir gelenektir. Geçmişi yüzyıllara uzanan bu gelenek, belli bir halk kültürünü ve temizlik anlayışını yansıtmakta; eski mahallelerin ve sokakların bugün de her türlü kirlenmeden uzak, şaşılacak ölçüde temiz kalmasına yardımcı olmaktadır.

Sivrihisar’ın eski evleri, üç kuşağın bir arada yaşadığı ataerkil aile yapısına göre tasarlanmıştır. Bu bakımdan konutlar genellikle büyüktür.

sivrihisar-carsi

Yakın zamanlara kadar şehir halkının sosyal yaşamında geçim kaynağı olarak tarım ve hayvancılığın önemli yeri vardı. Şehirdeki yaşlıların anlatımına göre, hemen her ailenin civar köylerde veya yakın çevrede, kendine ait ekip-biçtiği tarlası, bağı veya bahçesi bulunuyordu. Halkın büyük kesimi yaz aylarında “yayla” adını verdikleri bu köylere ve bağlara giderek tarımla uğraşıyordu. Bağların içinde, ailenin yazını geçirebileceği ve işlerini yapabileceği bir bağ evi mevcuttu. Şehir evlerine göre daha küçük ölçekte inşa edilen bu yapılar yakın zamanlara kadar varlığını sürdürmüştür.

Kuzatlar Bağ Evi gibi pek az sayıda bağ evi örneğine bugün de rastlanmaktadır. Böyle bir hayat tarzına bağlı olarak, tarımda kullanılan iş hayvanları ile eve ait diğer bazı hayvanların, yaz mevsimi dışında şehre nakledilerek kışı burada geçirmeleri sağlanıyordu. Dolayısıyla, tüm bunların barınağı için evlerin avlularında ya da alt bölümlerinde ahırlar ve samanlıklar tesis edilmişti. ‘Borda kapı’ denilen büyük avlu kapıları da onların ve çektikleri kağnı, araba gibi araçların kolayca içeriye girmesine imkan veriyordu. Çok eskilerde bu işler için mandaların, daha sonralan ise öküz ve atların kullanılmaya başlandığını yaşlı insanlar ifade etmektedirler. Traktörün kullanılmasından sonra, günümüzde artık bu türden hayvanlara şehirde rastlanmasa da, eski evlerin bir bölümünü işgal eden ve onların hatırasını yaşatan ahır ve samanlıklarla hâlâ karşılaşılmaktadır.

Sivrihisar’ın Ortaçağ’dan günümüze kadar önemli bir kültür merkezi olduğu; geçmişinde eğitim ve kültür açısından ileri bir seviyede bulunduğu anlaşılmaktadır. 19. yüzyılın sonlarında, Osmanlı eğitim sisteminin artık iyice zayıflamaya yüz tuttuğu dönemde de Sivrihisar’da canlı bir eğitim ve kültür etkinliğinden söz edilebilir. Zira, o devirde kaza dahilinde hizmet veren 18 medrese, 1 rüştiye ve 108 sübyan mektebinin (ilkokul) mevcut olduğu; ayrıca şehir merkezinde Ulu Cami’ye bitişik olarak 1500 ciltlik kitaba sahip bir kütüphanenin bulunduğu bilinmektedir.

Böyle bir ortamın mesesi olarak yetiştirdiği kişilerle de Sivrihisar’ın Türk kültür hayatında önemli yeri vardır. Türk mizahının en büyük ustası Sivrihisar’ın Hortu köyünde (bugün Nasreddin Hoca beldesi) dünyaya gelmiştir. Yine, Osmanlı Devletinin kuruluş devrindeki önemli isimlerden Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa’nın Sivrihisar’in Çandır köyünden olduğu ileri sürülmektedir. İstanbul’un ilk kadısı Hızır Çelebi 1407’de Sivrihisar’da doğmuş ve medrese eğitimine burada başlamıştır. Bunlardan başka Seyyid Mahmud Hayranî ile Yunus Emre’nin de —tartışmalı olmakla birlikle— bu çevrede doğduğunu düşünenler vardır. 1986’da yitirdiğimiz Türk Edebiyatının önde gelen isimlerinden Mehmet Kaplan da Sivrihisarlı dır. Bir araştırmacı, onun şahsiyetini oluşturan ana cevherin Sivrihisar olduğunu belirterek, 1972’de kendisiyle yapılan bir röportajda Kaplan’ın; “dedem ve babam dini kitaplarla halk hikayelerini okurlardı. İlkokulda iken sarı kağıdı taş basma, acemi yazılı halk hikayelerini ben de okudum. Kasabamızdaki evde sözlü olarak yaşayan zengin bir halk kültürü vardı. Nasreddin Hoca ve Yunus Emre Sivrihisarlı oldukları için, kadınlar bile onların fıkra ve şiirlerin bilirlerdi… Çevreden gelen bu halk kültürünün bende edebiyata karşı büyük ilgi uyandırdığına kaniyim ” dediğini nakletmektedir.

Öğrencilerinden Z. Kerman’ın, hocası Mehmet Kaplan’ın ölümünden bir süre sonra, evrakı arasında bularak “Hatıralar Çocukluk Yılları” başlığıyla onun adına yayınladığı bir yazı oldukça ilgi çekicidir.

Sivrihisar’daki evlerinin, eşyalarının, komşuluk ilişkilerinin ve o günlerin olaylarının, hayatı boyunca onun üzerinde ne kadar etkili olduğu anlaşılmaktadır. Bu, aynı zamanda, her yönüyle insana dönük bir mimari kimliğe sahip Türk Evinin ve dolayısıyla Sivrihisar geleneksel evlerinin, bir çocuğun kimliğini kazanmasında nasıl etkin olduğunu göstermektedir.

* * *

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr.Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi, 2009