Sivrihisarda Sabah

Sivrihisarda Sabah

SİVRİHİSAR DA SABAH

    Uzaktan tatlı, tatlı bir ses geliyor. Küçük Hakkı yarı uykulu, yarı uyanık sesi anlamaya çalışıyor. Kendisini köydeki evlerinde hissediyor. Hafifçe gözlerini aralayınca pencereden gökyüzünün alaca karanlığını fark ediyor. Gözlerini tavana dikince köydeki evlerinde olmadığını algılıyor. Biraz daha dikkatini toplayınca uzaklardan gelen sesin tanıdık olduğunu anlıyor.

   Bu ses en yakın camii minaresinden geliyor. Vakit sabah namazı, seher vakti müezzin yanık sesiyle ezanı ne de güzel okuyor. Diğer camilerden gelen ezan sesiyle seher yeli gibi insanın ruhuna ayrı bir haz veriyor. Ezan sesi Küçük Hakkının yüreğinde bir şeylerin kıpırdanmasına duygu iklimine yelken açmasına sebep oluyordu. Annesi, kardeşleri aklına düşüyor, gözleri buğulanıyordu. İki sıcacık gözyaşı sanki yüreğinden çağlıyordu. Küçük Hakkı için, için ağlıyordu. Bir taraftan da ağlamasının duyulmasını istemez gibi yattığı yerden yandaki yatağı süzüyordu. Yandaki yatakta dayısı Kazım uyuyor, ara sıra dişlerini gıcırdatıyor, anlaşılmayan sözler mırıldanıyor, sayıklıyordu.

   Bu sırada oda kapısının aralığından cılız, cansız bir ışık belirdi. Bu ışık gaz lambasının ışığı idi. Anneannesi yatmadan önce gaz lambasını karşılıklı iki odanın ışıktan faydalanacağı orta yerine koymuştu. Karşı oda da teyzesi ile anneannesi uyuyordu. Az sonra ışık daha da canlandı. Odanın kapısı hafifçe biraz daha aralandı. Tatlı, nazik, kısık bir ses duyuldu.

  – Kazım oğlum; Beni duyuyor musun? Sabah namazı vakti, kalk oğulcuğum.

Kazım gözlerini açtı, sağ tarafına döndü. Euzubillahineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim dedi, hafifçe yataktan doğruldu. Hayırlı sabahlar Allah (C.C) senden razı olsun diyerek annesine teşekkür etti.

   Fatma Hanım aynı nezaketle diğer yatağa yöneldi. Zaten Küçük Hakkı ezandan beri uyanıktı. Euzu besmele çekti, yatağından ok gibi fırladı, Fatma Hanım boynuna kollarını doladı, iki yanağından öperek;

– Teşekkür ederim anneanneciğim dedi.

Elbiselerini giydi. Dayısıyla bahçedeki tulumbadan yeterince su çektiler. Güzelce abdest aldılar. Sabah namazının sünnetini evde eda ederek Elmalı Camisinin yolunu tuttular. Elmalı Camii mahallenin en küçük camisi sayılır. Aslı mescid olan bu camii on sekizinci yüzyılda yapılmıştır. Kayıtlarda ismi Hacı Eskici Mescidi olarak geçer. Zaman içinde mahalle mektebi olarak kullanıldığı halk arasında söylene gelir.

   Gün ışımağa başlamıştı. Cemaate yetişmek için iki dua yolcusu adımlarını sıklaştırdılar. Bu arada seher vaktinin doyumsuz havasını derin, derin nefes alarak ciğerlerine çektiler. Önde dayısı arkada Küçük Hakkı Elmalı Camiine girdiler. Süzülerek ön saflardan birinde boş yere oturdular. Bahri Hoca mihrapta oturmuş, Lüksün ışığında cemaate yavaş, yavaş Kur’an-ı Kerim okuyordu. Göz ucuyla cemaati süzüyordu. Artık cemaat tamam der gibi Kur’an-ı Kerim okumayı sonlandırdı. Saatler sabah vaktinde epeyce yol almıştı. Zaman sabah namazını kılma zamanıydı. Biraz daha beklense namaz için tehlikeli zaman dilimi kerahet vakti müdahil olacaktı. Sabah namazı cemaatle huşu içinde kılındı.

  Camii cemaati sabah namazı olmasına rağmen kalabalıktı. Fakat çoğu yaşlı erkeklerden meydana geliyordu. Camiden çıkanlar tek, tek evlerinin yolunu tutuyor. Kimisinin kamburu çıkmış iki büklüm elinde asası sokaktaki kaldırım taşlarına vura, vura ilerliyor. Ayak sesleri ile asadan çıkan seslerin ahengi sabahın o mahur sessizliğini bozuyordu. Yolun bittiği yerde cemaat birbirine hal hatır sormadan, hayır dileği ve selamlaşmadan sonra ayrılıyordu. Küçük Hakkı ile dayısı camiden çıkan son kişilerdi. Camii imamı Bahri Hoca caminin kapısını kapattı. Camiinin önünde Küçük Hakkının dayısı ile sohbete başladılar.

eml