Sivrihisar’da Ramazan

SİVRİHİSAR’DA RAMAZAN

Ramazan ibadet ayıdır. Bu ayda mukabele, teravih namazı, zekat, fidye, fitre, itikaf ve temcid gibi ibadetler yerine getirilir. Ramazan sadece dini vazifelerin yerine getirildiği bir ay olarak kalmamış, kültür hayatımıza büyük zenginlikler kazandırmıştır. Özellikle bu ayda zirve yapan sevgi, kardeşlik, merhamet, yardımlaşma ve paylaşma gibi duygu ve değerleri onun iklimini farklılaştırmış, bu nitelikleri sebebiyle yaşandığı ilk günden günümüze kadar ki süreçte anlatılmaktan ziyade yaşanılması gereken bir zaman dilimi haline gelmiştir. Müslümanlar ülkelere, coğrafi bölgelere göre kendi kültürlerini oluşturmuşlardır.

Geçmiş dönemlerde Sivrihisar ‘da Ramazan ayının sanat, edebiyat, mutfak kısaca günlük hayatta etkilerini görmek mümkündü. Temcide(Sahura) halkı uyandıran davulcu İbiğin ağzından;
Ulu cami direk ister
Söylemeye yürek ister
Benim karnım toktur, amma
Arkadaşım İmine Zehra börek ister. Manisi gibi birçok maniyi zevkle ve merakla dinlerdiniz. Ulu cami ve uygun görülen cami minarelerinden zikir, salâvat, dua ve ilahi gibi metinlerden oluşan ve adına temcid denilen metinleri güzel sesli müezzinlerden arzu ve heyecanla dinlemekten mest olurdunuz. Sahur yerine Temcid, sahurda yenilen pilava da temcid pilavı denirdi. Temcid okumanın bir usulü vardı. Temcid okuyacak bunun eğitimini alırdı. Temcid okumak müezzinlerin asli görevlerindendi.

Sivrihisar’da iftar ve sahur vakitlerini bildirmek için top atılır. Top sesi bütün mahallerden hatta yakın köylerden işitilirdi. İftar ve sahurdan sonra Ulu camiye gençler, yetişkinler, ihtiyarlar çocuklar bölük, bölük koşarlardı. Namaz sonrası köşe başlarında ayaküstü sohbetleri başlardı.

Özellikle Ulu camide teravihten önce mevlid okutulur. Cemaate kalaylı bakır helkelerde, karanfil, tarçın kokulu buz gibi ramazan şerbeti bakraç taslarla sıcak yaz gecelerinde sunulurdu. Soğuk kış gecelerinde küçücük kese kâğıtlarında gül, vanilya kokulu taze yumuşacık lokumlar ikram edilirdi. Ramazanda Maniğin pidesi olmazsa olmazlardandı. Meşhur “Eskişer unundan, tabane suyundan yeni çıktı Maniğin fırından.” Tekerlemesi günümüze kadar halk arasında söylenir.

Sivrihisar da Ramazan hazırlıkları yaz mevsiminde kış hazırlıklarıyla başlar, Mevlid kandiliyle yoğunlaşırdı. Dümrek yöresinden “Deli buğday” sert buğday bulgurluk, Kepen yöresinden “Köse buğday” ekmeklik olarak ihtiyaca göre ayrılır, Keban başında çayda yıkanır ve kilimlerin üzerinde kurutulurdu. Ekmeklik buğday Kepende bulunan su değirmenlerinde öğütülürdü. Un “Kelete” denilen torbalarda taşınırdı. Bulgurluk buğday büyük bakır kazanlarda kaynatılır, sergide kurutulur. Dink evinde dövülür. Değirmende göce, dene düğü gibi bulgur çeşitleri çekilir ayrı, ayrı yün veya bez torbalara konurdu.

Genç ve yetişkin erkekler imece usulü ile helva çekerlerdi. Bu tatlıya med helvası denirdi. Helva çekmek güç ve sabır isterdi. Helvanın hammaddesi un ve şeker karışımı hamur mermer tezgâha vura, vura beyazlaşıncaya, lif, lif oluncaya işleme devam edilirdi. Karşılıklı iki kişi hamuru hem vurur, hem de çekerdi. Buna helva çekme denirdi. Komşu kadınlar bir araya gelir ailenin ihtiyacına göre kartlaç veya kalınca denilen yufka açar pişirir izbe veya ekmek evinde özel yerinde iftar ve sahurda serpmeyle ıslatılır, dürge şeklinde çıkı içinde sofraya getirilirdi. Makarna, bulgur aşı ve pilav gibi yemeklerin yanında hoşaflık zerdali, erik gibi meyveler kurutulur ramazan için saklanırdı. Dutmaç, erişte gibi makarna çeşitleri kesilirdi. Arastada yağ hanelerde haşhaştan Şırlanyağı çektirilirdi.

Günümüz modernist, seküler hayat tarzı İslam coğrafyasında, ülkenin genelinde olduğu gibi Sivrihisar’da da Ramazan Kültürünün gelişmesini engelledi. Sivrihisar halkı inancını günlük yaşantısına yansıtmazsa Ramazan Kültürü gibi eski kültürler eksik, gedik tekrarlanıp gidecek.

Yusuf Mesut KİLCİ
Eğitimci/Yazar

Yorum Yaz

Mail adresi yazarsaniz yayinlanmayacaktir.
Gerekli alan*