Sivrihisar’da El Sanatları

Küçük Hakkı odaya girince havayı derin, derin ciğerlerine çekerek kokladı. Nefis kokular, üzerinde dumanı tüten tarhana çorbasından geliyordu. Bu kokular onun iştahını kabarttı, acıktığını hissetti. Bir an önce sofraya oturmak için can atıyordu. Hep beraber sofraya oturdular. Besmele çekerek Fatma Hanım çorbaya elini sundu. Büyükten küçüğe sırayla tahta kaşıklar çorba tasına gidip gelmeye başladı.

Tarhana çorbasını Küçük Hakkının annesi Asiye eve misafir gelince pişirirdi. Taze süzme, yağlı koyun yoğurdundan, içine biraz yeşil mercimek birazda kuşbaşı etten yapılmış kalın kavurma katardı. Çorbayı tencereden bakır tasa aldıktan sonra üzerini eritilmiş koyun sütünden yapılmış, toz kırmızıbiberle renklendirilmiş sadeyağla süslerdi. Çorba sofradakilere benimle gıdalanın diye feryat ederdi.

dokumaSabah çorbası içildikten sonra Küçük Hakkı için evde okul hazırlıkları başladı. Dayı ile yeğen karşıdaki boş odaya geçtiler. Küçük Hakkı üzerindeki urbalarını çıkarttı. Ayşe teyzesinin hazırladıkları temiz elbiseleri giydi. Çorabını giyerken aklına annesi ve ablası düştü. Giydiği bu çorabı hatırladı. Annesi kendisi için geçen kış örmüştü. Düğünde, bayramda giysin, yabanlık olsun diye.

dokumaSivrihisar ve köylerinde küçük el sanatları yaygındı. Genç kızlar, gelinler evli bayanlar ve nineler tarım işlerinden, ev işlerinden arta kalan zamanlarında çorap, eldiven, fanila. Seccade, kilim, cici, zili, heybe, başlık, kese gibi eşyaları yünden dokurlardı. Bu tür uğraşılar yöre kadınlarını üretken yapıyordu. Böylece ekonomik yönden şahsi, ailevi ve içtimai olarak faydalar sağlıyordu. Genç kızlar, gelinler hayallerini, beklentilerini üzüntü ve dertlerini dokudukları kilimlere, çoraplara eldivenlere nakış, nakış işlerlerdi. Bu yönüyle de kişisel terapi sağlardı. Sonuçta toplumda sosyal barış sağlanır. Güçlüklere, felaketlere iç direnç oluşurdu. Her motifin bir ismi vardı. Kilimlerde ve dokumalarda; Gül budak, aynalı, göbekli, koçboynuzlu, parmaklı, eli böğründe, güllü, toplu v.b Çoraplarda; Saray süpürgesi, balık pulu, Ayaş, burmalı, kağnı yolu, arpalı gibi onlarca motifi sayabiliriz. Eşyayı kullanacak kişinin cinsi, yaşı, yeri makamına göre motifler seçilirdi. İşte Hakkının çorabı da bu cinstendi. Hakkı çorabı ayağına giyince annesinin yumuşacık ellerini, sıcaklığını küçücük yüreğinin derinliklerinde hissetti. Gözleri uzaklara daldı gitti… Dayısının sesiyle kendine geldi.

 – Hakkı okul vakti geliyor. Geç kalıyoruz. Elini biraz çabuk tut… Hakkı

 – Tamam dayıcığım. Seni beklettiğim için özür dilerim. Dayısının elindeki henüz bağlanmamış kravatı göstererek bu nedir? Dedi. Dayısı gülümseyerek.

 – Buna kravat denir. Bize batılı ülkelerden kıyafet olarak Tanzimat fermanı ile azınlıklarla gelmiştir. Tahsil görmüş, üst tabaka insanlar gömleğin yakasına takardı. Şimdi ise resmi görevli devlet memurları, öğrenciler takar. İnşallah sende büyüyüp okuyacak, belli makamlara gelecek kravatı boynunda devamlı taşıyacaksın. Bu arada kravatın yapılışını bitirdi. Hakkının boynuna özenle, güzelce taktı. İşte şu ceketi de giydin mi okul kıyafetin tamam olacak. Giyim işi tamamlandıktan sonra Küçük Hakkı diğer odadaki anneannesine koştu, boynuna sarıldı. Önce yanaklarından sonra iki elini birden öptü.