Sivrihisar’da Bağ Bozumu

ANILARIMIZ

Sivrihisar bağları ve üzümleri, kendisi kadar ünlü ve bir başka yerde görülmeyen özelliklere sahiptir. Bağlarımız tıpkı şehrin mahalleri gibi kendine özgü yerel isimlerle anılır. Bu alanlarda bağlarda kendine has özellik taşıyan üzümler yetişirdi. Başlı başına bir kültür olayı olan bağ bozumu, yıl boyunca uğraş verilen bağcılıkta adeta bir şölen havasında gerçekleşirdi.

Anadolu kültürünün yardımlaşma ve dayanışma sembolü olan bu günlerde bağ sahibi günler önce hazırlığa başlar, bozum günü tespit edildiğinde, ailenin yakınları komşuları, özellikle bağı olmayan dostlar bu etkinliğe davet edilirdi.

Günün erken saatinde at arabasıyla yola çıkılır. Bağa varıldığında el sepetlerine kesilen üzümler arabaya dökülürdü. Evin hanımı bozuma katılmaz, o bozum yapanlara yenmek hazırlardı. Öğle yemeği kesinlikle tereyağlı, kavurma etli bulgur pilavı olurdu. Bağ çubuğu ateşinde ağır ağır pişen yemeğin lezzeti bir başka olup, tahta kaşıklar ile pilav adeta kapış kapış tüketilirdi. Bu arada her bir bağda pilli radyolar, taş plakların çalındığı gramofonlar bütün bir yöreye müzik ziyafeti verirdi. Yemek sonrası aile büyükleri bağ komşularına ziyarete giderler, çocuklar ve gençler kendi aralarında eğlence ve oyunlarla vakit geçirirlerdi. Öğleden sonra bozuma devam edilir bu arada bağ bozumunun özel yemeği olan Bastı’yı evin hanımı hazırlar, çömlek kaplarda çubuk ateşinde ağır ağır pişime bırakılır, bol kuzu etli ve Koçaş patlıcanlı, acılı yemek gün batımına yakın hazır olurdu. Acılı Bastı’nın yanında mutlaka kekre üzümü yenirdi, yemekten sonra gençler kızlı erkekli çeşitli oyunlar sergilerler. Salıncaklar kurulur bağ komşularıyla çeşitli müsabakalar düzenlenirdi. Bu etkinlik bölgedeki tüm bağlarda düzenlendiğini var saydığımızda, kültürümüzün nedenli zengin olduğu görülmektedir. Gün batımında yola çıkılır, at arabaları üzüm yüklü olduğundan bozuma katılanlar güle oynaya yayan olarak arabayı takip ederlerdi. Yol boyunca bağı olmayan yoksul insanlara üzüm verilirdi.

O dönemde her alanda olduğu gibi bağcılıkta da ulaşım aracı eşek, at ve öküz arabalarıydı. Özellikle eşek her evde mutlaka bulunur, çevredeki bağlara gidiş geliş ve taşıma hizmetleri eşekle sağlanırdı.

İlçemizin en uzak bağ semti olan Eskiköyde, bakımlı çeşidi ve verimi bol bağımız vardı. Bağlardan sağlanan ürün araba ölçüsü ile değerlenirdi. Bağ bozumunda üzümler ilçeye genelde At arabalarıyla tekneye dökme yada, büyük küfelerle taşınırdı. Bağ komşuları ürünleri böyle taşırken rahmetli babam üzümü teyzezadesi Mistik eminin öküz arabası ile taşırdık. Çocukluk ya bu beni çok üzerdi. Çünkü at arabaları yol boyunca bizi geçerler, biz en arkada kalırdık. Malum öküzler ağır yürüyen hayvanlardı. Babam benim halimi anlar, bir defasında bak oğlum “At arabaları birden fazla sefer yapmak için” stabilize yolda hız yaparlar. Tabiki arabadaki olgun üzümler ezilir ve sonuçta yol boyunca üzüm suyu zayi olur. Halbuki öküzler ağır seyrettiğinden arabadaki üzümler zarar görmediği gibi salkımları koyduğumuz gibi alırdık.

Kumluyol genelde, çevredeki bağları ilçeye bağlayan, özellikle bağ bozumunda trafiği oldukça yoğundu. Kumluyol da, mezarlığın ilk dönüşünde sabahtan akşam geç saatlere kadar oturan üç kişiyi (Hasan, Kemal ve Mehmet (HAKIK kardeşler) herkes tanır ve severdi.

Kendileri ilçemizin maskotu olup, kesinlikle zararsız zihin özürlü kişilerdi. Bağ bozumundan dönen ilçe halkı bu üçlüye bolca üzüm ikram ederlerdi. Anneleri Zale kadın biriken üzümlerle pekmez kaynatır, tüm kış boyu yerlerdi. İlginç olan anımız üç kardeş elde ettikleri pekmezi kumluyol da ki Tutuklu evinde nöbet bekleyen askerlere bolca ikram etmeleriydi. İşte başkalarının deli dediği bizim VELİ insanlarımızın davranışları oldukça düşündürücüdür.

PEKMEZ YAPILIŞI

Eve gelindiğinde üzümler önceden temizlenip, hazırlanmış şaraphana’ya doldurulur, yorgunluğu giden ev halkı ayaklarıyla şaraphanadaki üzümleri çiğnemeye başlarlar, geç saatlere kadar üzüm çiğneme işi devam eder, üzüm şıraları büyük bakır kazanlarda biriktirilirdi.

Kazandaki şıranın (üzüm suyu) akşamdan, ekşisi ve posasını gidermek için özel şıra toprağı ilave edilir, birkaç yumurta kırılarak şerbet devamlı karıştırılır. Sabah toprak dibe çökmüş olur, süzdürülen şıra saplağa (özel kepçe) ile büyük leğene alınır. Leğen yanmakta olan ateşin üzerine konur kaynamaya başlayan şıra, bulama dediğimiz işlemle karıştıra karıştıra kıvamına getirilirdi. Evin büyük hanımı deneyimli olduğu için kaynama süresini belirler, artık şıra pekmeze dönüşmüştür. Leğen birkaç kişi tarafından ocaktan indirilir ve soğumaya bırakılır. Bu işlem şıranın çokluğuna göre birden fazla ocakta yapılırdı. Şırası alınan üzümün posası ve kaynayan pekmez kokusu tüm ilçeyi haftalarca etkisi altına alırdı.

Yine kış boyunca tüketimi olan başka bir ürün (Nardenk) özellikle tahıl ve bakliyat yemeklerinin yanında mutlaka aranan bir içecekti. Yapılması ise üzüm şırası toprağa Çalınmadan doğrudan kaynamaya bırakılır, kıvama geldiğinde ocaktan indirilir. Nefis bir içecek olup, günümüzdeki kolalı ve kolasız tüm içeceklerden daha leziz ve naturel bir üründü. Şırası alınan üzüm çöpü kurutmadan önce az ölçüde sulandırılarak bir süre bekletilir daha sonra bu su toprak kapta (küp) de saklanırdı bu da nefis üzüm sirkesi olurdu.

Günlerce süren uğraş sonunda, pekmez ve ürünleri mahallede bağı olmayan komşu ve yabancı kökenli ailelere uygun ölçüde dağıtılırdı. Her aile bu ikramı yaptığı için bağı olmayanlarında sanki bağ sahibiymiş gibi bolca pekmezi olurdu.

Pekmez toprak küplerde ve karanlık oda da saklanırdı. Pekmez yapım aşamasında cevizli sucuk, bulgurla pişirilen köfter, kabak, zerdali, ayva, patlıcan reçeli ve temiz bezlere dökülen pekmez pestili elde edilirdi. Bunlar yöremizin özellikle uzun kış gecelerinin önemli yiyecek ve yemiş ürünleri idi. Yine kış geceleri geç saatlerde yutulan Arabaşı’dan sonra tahinli pekmez sofranın olmazsa olmazı idi.

Kaynak:
Burası Sivrihisar – Sivrihisar Eğitim Vakfı

Categories: Makale ve Yazılar

Yorum Yaz

Mail adresi yazarsaniz yayinlanmayacaktir.
Gerekli alan*