Sivrihisar Yöresinde Hayatın Geçiş Dönemleri

Sivrihisar Yöresinde Hayatın Geçiş Dönemleri

DOĞUM ÖNCESİ

Sivrihisar’da da doğum adetleri güncelliğini korumakta ve yaşamaktadır. Doğumla ilgili adet, inanma ve bunlara bağlı pratikler günümüzde de sürmektedir. Yeni kuşak bir yönden adetlere uyarken, diğer yönden de tıbbın sağladığı her türlü imkandan yararlanmaktadır.

Bazı uygulamalar günümüzde artık kullanılmasa da bir zamanlar yapılmış ve olumlu sonuçlar alınmıştır.

Geleneksel doğum çevresinde gelişen uygulamalar morfolojik özellikleri bakımından 3 evredir. Bunlar;

1- Doğum Öncesi

2- Doğum Sırası

3- Doğum Sonrası

1- DOĞUM ÖNCESİ

Bu dönem çocuk sahibi olmaya karar verilmesinden başlayarak, doğum olayının başladığı döneme kadar olan bölümü içermektedir.

Sivrihisar’da bir kadın hamile kalmamak için; sabunu rendeleyip bir büyük nohut şeklinde kararak hap yapar ve rahme atar, kibrit ezasını toplayıp yine bir nohut büyüklüğünde yapıp rahme atar, sodayı bir kâğıt parçasına koyup rahme atar, rahme tuz koyulur ve ilişkiye girer. Böylece hamile kalmaz. Daha sonra pamuk oksijenli suya batırılıp rahim yıkanır. Bu pratik ilişkiden hemen sonra uygulanır. Böylece meniyi bozar ve kadın hamile kalmaz.

Eğer bir kadın hamile kalmışsa ve çocuğu istemiyorsa düşük yapar. Çocuğu düşürmek içinde bazı uygulamalara gider. Bu uygulamalar; bir kaşık kınayı tasta su ile bulayıp içer. Tavuk yeleği rahme sokulur. Düşürmek için yine ağır yükler (taş, çuval vb.) kaldırılır. Tavana asılan urgandan asılarak düşük yapılır.

Hamile kalmak isteyen kalıp kalmadığını şöyle öğrenir; ilk olarak adet (aybaşı) olmazdı. Bir diğeri, bir tenekeye idrarını yapıp içine soğan kabuğu koyulup kaynatılırdı. Kaynatılan idrar göz göz, topak topak olunca hamile olduğunu anlardı.

Çocuğu olmayan kadına “kısır” “kunnamaz” “katır”, “meyvesiz ağaç“ “akarcalı (iltihaplı)”, “sonsuz” “kör ocak”, “topuğu kana değmemiş” gibi isimler verilir. Erkeğe ise, “zürriyetsiz” “dölsüz” “tohumsuz” gibi isimler verilir.

Kadının karnında çocuğu durdurmak için, yatırlara, evliyalara adak adanır. Sivrihisar’da Hamdi Baha’ya, Ali Baha’ya adanılır. Adanma şöyle olur, çocuğu durmayan kadın türbeye gider. Çeşitli dualar okur der ki: “Allah’ım çocuğum durursa, düşmezse Allah rızası için kurban keseceğim. Hamdi Baba’nın yüzü suyu hürmetine duamı kabul et kurbanın etini fakir fukaraya dağıtacağım.” der. Eğer çocuğu olursa da kurban kesmeye türbeye gelirler. Adaklarını yerine getirirler. Daha sonra Mihalıççık’ın Yunus Emre kasabasında bulunan Yunus Emre türbesine adakta bulunulur. Sivrihisar’ın Dümrek kasabasında bulunan Satılmış Baba’ya satılırlar. Eğer Satılmış Baba’ya satıldıktan sonra çocukları doğarsa, erkek çocuğa “Satılmış”, kız çocuğuna “Satı” adını verirler. Hamdi Baba’nın da ismi konulur. Erkeğe “Hamdi” , kıza “Hamide” ismi konulur. Bu doğan çocuklara “adaklı çocıık” denir. Çocuk olur ama adak yerine getirilmezse yatırın çocuğu alacağına inanılır. Çocuğa Arzu, Dilek, Murat gibi isimler de verilir.

Bir kadının hamile olduğu şöyle anlaşılır, kirpikleri top top olur. Canı ekşi, turşu, tatlı, erik, badem gibi şeyler isterdi. Yağın, soğanın, sarımsağın yemeklerin kokusundan midesi bulanır ve kusar. Aş ererdi ve canı bir şeyler çekerdi. Hamileliğini ilk önce kocasına sonra görümcesine, eltisine, kaynanasına söylerdi. Daha sonra da konu komşu öğrenirdi.

Hamile kadına, “gebe”, “boylu”, “yüklü”, “hamile”, “iki canlı”  isimler verilirdi. Doğacak çocuğun güzel olması için güzel kişilere bakılır. Mavi, yeşil, büyük gözlü kimselerin gözlerine bakılırdı. “Hamileyken kime bakarsan çocuğun ona benzer.” denilir. Çocuk akıllı olsun diye hamile kadın ceviz, incir yerdi. Yanakları gamzeli olsun diye ayva, yanakları al al olması içinde elma yenirdi.

Hamile kadının kaçınmaları ve inanmaları; hamile kadın tavşana bakarsa doğacak çocuğun dudaklarının tavşan dudağı gibi yırtık olacağına, ayıya bakarsa çocuğun ayı gibi kıllı olacağına, yılana bakarsa yılandili gibi uzun dilli olacağına inanılırdı. Gülü koklayıp vücudunun herhangi bir yerine sürerse o sürdüğü yerde gül çıkacağına, çirkin bir kişiye baktığında çocuğun çirkin olacağına, hamile iken gizli bir şey alırsa (hırsızlık) yenilen ya da alınan şeyin vücutta iz olarak kalacağına, ölüye bakarsa doğacak çocuğun benzinin sarı ve hastalıklı olacağına inanılır. Çilek yenildiği zaman doğacak çocuğun vücudunda çilek gibi kırmızı noktaların olacağına inanılır. Yine hamile kadına iğne, makas ve bıçak elden verilmez. Bunlar yere konur. Hamile kadın bunları yerden alır. Eğer ki elden alırsa çocuğun zayıf olacağına inanılır. Gebe iken aynaya çok bakan kadının çocuğunun güzel olacağına inanılır.

Hamileyken kadının saçı kesilirse, doğacak çocuğun ömrünün kısa olacağına inanılırdı. Bu yüzden bu tür uygulamalardan kaçınılırdı.

Doğacak çocuğun huyunu etkileyeceği düşünülen davranışlar; hamile iken hırsızlık yapılırsa çocuğun hırsız olacağına, komşusunun ya da bir başkasının çocuğunu kınarsa, onun çocuğunun da onun gibi olacağına inanılırdı.

Hamile kadın yolda boncuk, iğne bulursa çocuğunun kız olacağına, çivi ve anahtar bulursa oğlan çocuğu olacağına inanılır. Anne adetten hemen sonra hamile kalırsa doğacak çocuğun oğlan olacağına, âdetin sonuna doğru hamile kalırsa kız çocuğu olacağına inanılırdı. Hamile kadın güzelleşirse, kız çocuğu olacağına, yüzünü sis basar çirkinleşirse oğlan doğuracağına inanılır. Ana karnındaki çocuk, 3,5 ayda canlanırsa oğlan, 4,5 ayda canlanırsa kız olacağına inanılır. Kadının kamında çocuk sol tarafta hareket ederse kız, sağ tarafta hareket ederse oğlan olacağına, hamile kadına konuşması sırasında fark ettirmeden elini uzat denir kadın avucunu açarsa kız, elini üstünü gösterirse oğlu olacağına inanılır. Annenin göbeği kamı yukarıya doğru bakarsa sivri olursa erkek, annenin kalçası geniş ve yassı olursa kız olacağına inanılırdı. Yine doğum ağrısı kasıktan tutarsa kız olacağına, belinden tutarsa oğlan olacağına inanılır. Hamile kadının sık sık uykusu gelirse doğacak çocuğun kız olacağına inanılır. Bir ipe yüzük geçirilir. Hamile kadının kamının üzerine tutulur ve çevrilmeye başlanır. Bir müddet çevirdikten sonra yüzük ve ip kadının kamının üzerine bırakılır. Bırakılınca yüzük ve ip yuvarlak bir şekil alırsa, doğacak çocuğun kız, yüzük dik, ipte uzunlamasına gelirse doğacak çocuğun erkek olacağına inanılır.

Doğacak çocuğun kız olması isteniyorsa, oyuncak bebekler alınır. Güzel bayanlara bakılır. Eşyaları, beşiği, kundağı pembe renk alınır. Doğacak çocuğun erkek olması isteniyorsa, yakışıklı erkeklere bakılır. Kundağı, eşyaları mavi renk alınır. Kamyon, araba, tabanca gibi oyuncaklar alınır.

Bir kadının ikiz doğum yapacağı şöyle anlaşılır; hamile kadın yattığı zaman kamı ikiye ayrılır. Bunu anne hisseder. Daha sonra annenin kamı tek çocuğa nazaran daha fazla şişer ve ağır olur. Eğer hamile kadının sülalesinde, yakınlarında daha önce ikiz doğumlar görülmüşse, onunda ikiz doğuracağına inanılır.

Kız çocuğu istenmesinin nedeni; “Kız evladına,“öz evladı” denir. Annesine, babasına bakar ev işlerinde annesine yardımcı olur. Annenin sırdaşı, arkadaşı olur. Erkek çocuk istenmesinin nedeni de; “Ocağımızı tüttürür, soyumuzu, soyadımızı devam ”diye istenir.

Hamile olan kadının canı vakitli vakitsiz yiyecek şeyler ister. Buna “aşerme” denmektedir. Kadın halk deyimiyle aşerme aşamasına gelince bazı şeyleri yapmaktan özellikle belirli yiyecekleri yemekten kaçınır. Ya da tersine belirli yiyecekleri yemeye özen gösterir.

Halk arasında aşerme adıyla bilinen sözcüğün aslı “aş yerme” şeklinde olup, yiyecek şeylerden tiksinmek demektir. Aşerme gebeliğin belirli dönemlerinde gebe kadında görülen bir durumdur. Beğenmemek kötülemek, anlamlarındaki aş yermek giderek halk arasında anlam değiştirerek hamile kadının kimi yiyecekleri canı çekmesi, onları tatmaktan kendini alamaması anlamına gelmiştir. Bu dönemde gebe kadının istediği her şey verilmeye çalışılır.

Sivrihisar’da “aş erme” “aş erikliği” ve “göynü kötü” olarak tabir edilmektedir. Ekşiye aş eren kadının kıza, tatlıya aş eren kadının erkeğe gebe kaldığına inanılır. Sivrihisar’da da “Ye ekşiyi doğur Ayşe’yi” “Ye tatlıyı doğur atlıyı” denir. Hamile kadın aşererken kil, toprak gibi maddeleri yer. Bunun sebebi ise, hamileliği döneminde vücudunun ihtiyaç duyduğu birtakım minarelerin karşılanamamasından dolayı aşeren kadın olmayacak şeyleri isteyen ya da yiyen kadındır. Sivrihisar’da aşeren kadının istediği verilmezse günah olacağına veya çocuğun sakat olacağına inanılır. Kadın istediğini yemezse, çocuğun vücudunda kadının istediği yiyeceğin lekesi olur. İstediğini yiyen kadının ise çocuğu akıllı olur. Hamile kadın aşerdiği dönemlerde çilek, ciğer, zeytin, salça ve nar gibi yiyeceklerden yedikten sonra ellerini yıkamadan yüzüne ya da vücudunun herhangi bir yerine değdirirse, doğacak çocuğunda vücudunun aynı yerinde yediği yiyeceğin rengine benzer bir iz olacağına inanılır. Yine kadın aşerdiği dönemde kime zıt olursa çocuğun ona benzeyeceğine inanılır. Hamile kadın “kelle – paça’’ yerse çocuğun sümüklü olacağına inanılır.

Eğer çocuk ilk ise hazırlıkları anne tarafı (anneanne) yapar. Çocuğun beşiği, yatağı, yorganı, yastığı, kundağı, bezleri, giysileri, örgüleri, höllük toprağını anne tarafı yapar.

Çocuğun yatağı, tahta beşik üzerine yorganı, minderi, yastığı döşenir. Birde demir beşik vardır. Annenin yatağı, yer yatağıdır. İpek yorganı, yastıkları işlemeleri döşenir.

* * *

2- DEVAMI DOĞUM SIRASI >

Tahsin ALTIN
Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi
Merkez Folkloru -2014- sh.24-38
Categories: Sivrihisar Kültürü