Sivrihisar ve Köylerinde Yunan Mezalimi

ÖNSÖZ

yunan-mezalimi-yazarSü uyur. Düşman uyumaz. Hele bu düşman, sahte Bizans varisi Yunan olursa… Yeni doğan çocuklarının kulağına “Megalo idea” [1] diye üfleyip, öğrencilerine durmadan Türk düşmanlığı aşılayarak; İstanbul ve İzmir’den Ankara’ya kadar olan topraklarımızı haritalarının içinde gösterme küstahlığında bulunan, bu milletin dostluğunu kabul edip, gaflet İçinde uyumak varlığımızı kendi ipimizle boğmak olur.

Bu gafletin en acı cezasını 53 yıl önce, ekmeğimizin kırıntısı ile geçinip atlarımızın üzengisini öpen Yunanlılar feci bir şekilde çektirdi. Balkanların şımarık milleti, Avrupalının hasta adam diye tabir ettiği Osmanlı Devletinin toprağından büyük paya konmak için Yurdumuza saldırdı. Her karış toprağı şehit kanı ile yoğrulmuş mukaddes topraklar, düşmanın kirli, murdar ayakları altında çiğnendi. Bu saldırı Cihan tarihinde eşi ve benzeri görülmemiş alçaklıklar ör­neği idi. Evler yakılıyor, çocuklar süngüleniyor, yaşlı—genç koyunlar gibi boğazlanıyor, camiler yakılıp, minareler dinamitleniyor [2] mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim yırtılıp pislik çukurlarına atılı­yor. v.s.

[1] Megalo idea: Yunanlıların Anadolu’ya sahip olma ihtirasıdır. Gafil Eten kavmine daima bu hayal aşılanmıştır. Halbuki Anadolu hiçbir zaman Yunanın olmamıştır ya olmayacaktır da… bu hususta cihan tarihi yazan Vells «Yunanlıların Megalo idea’sının Anadolu’nun ortasına kadar uzaması çirkin bir şeydir. Tarihi hiçbir dayanağı olmayan ihtirastan ibarettir. On­lar Osmanlı Devletinin zaafından istifade ederek Anadolu seferinde büyük ümitlerle çıktılar. Bu zaafın mirasından kendilerine en büyük bir pay ayır­mak istiyorlardı. Bu hülyaya gönül vererek geldikleri Anadolu’da’ Megalo idea’larını da Ege Denizine gömerek ihtiraslarının cezasını pek acı ödediler.»

[2] O zaman Yunanlılar camilerimizi yakıp, yıkmış biz ise Ayasofya’yı onların arzularına göre koruyup himaye ediyoruz. Heybeli adadaki Ruhban mek­tebi ile kiliselerinin hâmiliğini yapıyoruz.

Esir yaşamanın ne olduğunu bilmeyen Büyük Türk Milleti gaflet içinde uyurken, bu hayasız millet, İzmir’den Haymana’ya kadar bu şeneatleri işledi. O zamana göre Anadolu’muzun en mâmur ve müreffeh bir beldesi sayılan güzel Sivrihisar ve Köyleri’de bu hun­harlıkların her türlüsünü görmüştür. Bu acı hakikati; o elim günleri yaşayanlar bilir… Cumhuriyet kuşaklarının da bunları bilmesi gerektiğine inanıyoruz. Zira Yunanlının bize düşmanlığı devem edecektir. Nitekim aynı mezalimi, yavru Vatan Kıbrıs’ta devam ettirip, Anadolu hayaline basamak yapacaktı. Biricik varlığımız Kahraman Türk Ordusu, bu adî milletin sönmek bilmeyen ihtirasını, tepesine indirdiği yumrukla; kursağında koymuştur.

En kesin kaynak ve tahkiki mezalim raporlarından derleyerek yazdığımız bu kitabın bu günkü ve gelecek nesile ibret olması en samimi dileğimizdir.

Anadolu İşgaline Bir Bakış

Birinci Cihan harbinde Türk Ordusu bir çok cephelerde maddi gücünden çok taşkın ve sayıca daima çok üstün düşmanlar ile kahramanca dövüştü. Müttefikleri ile beraber savaşı kaybeden Türk Devleti, Mondros Mütarekesi’ ile harbe son verdi.

Harbin galibi olan büyük Devletler, Karadan ve Denizden Yurdumuzu silahlı kuvvetleriyle yer yer işgal ettiler. Türk’ten gayri unsurlarla birlikte padişah ve saraydakiler de düşmana sığındı. Anadolu’nun ta içerilerine kadar temsilci göndererek ordumuzun elindeki ve malzemenin çoğunu aldılar. Hasta adamın artık öldüğü sanılarak Türk’ün öz yurdu olan Anadolu da paylaşılmaya başlandı. Bir vakitler Aden’den Macaristan’a, Kırım’dan Cezayir’e kadarı hükmeden koca Türk İmparatorluğu şimdi Anavatanı dahi koruyamayacak duruma düşmüştü. Türk Milleti üzerinde ölüm ifade eden kara bulutlar görünmeye başladı. Ama Büyük Türk Milleti esir olarak yaşamaya alışmamıştı. Tarih boyunca Dünyaya Devlet nizamım Devlet kurmayı öğreten Büyük Türk milleti, kendisine asırlarca kulluk eden milletlerin esaretine giremez, onları evinin eşiğinde kendisini yok etmek üzere görmeye tahammül edemezdi. Ta asırlar önce Oğuz Atasının «Ey Türk! Titre ve kendine dön!…» sözlerine kulak verip, hiçbir ölçüye bakmadan en kutsal kudreti olan feragat ve fedakarlığına güvenerek ayaklandı. Şimdi artık Anadolu’nun dört bir yanından bu amaç için silah sesleri gelmekte idi.

15 Mayıs 1919 da İzmir’e çıkan Yunanlılar, Anadolu içlerine doğru ilerlemeye başlayınca; evvela Milli Kuvvetler tarafından karşılandı. Sonra da yer yer bu mukavemet genişleyerek umumi bir hal aldı. Yunanlılar bu şekilde ilerleyerek 26 Ekim 1926 tarihinde «Bursa—Uşak» hattına kadar Batı Anadoluyu istila ettiler.

Ankara’da henüz T.B.M.M. yeni kurulduğu bir devrede Yunan­lıların bu ileri hareketi büyük bir buhrana yol açtı. Düşmana karşı koyacak olan ordunun bir an evvel teşkili ihtiyacı görüldü. Düşman, 6 Ocak 1921 tarihinde İnönü’deki mevzilere saldırdı. Dört gün süren çetin bir muharebeden sonra Yunanlılar mağlûp oldu. 21 Mart 1921 tarihinde ikinci defa İnönü’ye saldırdı. Bu defa da ağır bir mağlûbiyete uğrayan Yunanlılar Bursa hattına çekilmek zorunda kaldı. Böylelikle Batı cephesinde Millî ordunun kurulduğunu ve bir müdafaa harbini yapacak kudrete geldiğini herkes gibi gafil Yunanda anladı.

Yunanlılar Millî Orduyu bir taarruz ordusu haline gelmeden yok etmek için bütün varlığıyla 10 Temmuz 1921’de tekrar ilerle­diler. Ağırlık merkezleriyle döğer—Seyitgazi istikametinde yaptık­ları kuşatma ile muharebe durumu aleyhimize dönmüş olduğundan evvela Eskişehir—Seyitgazi hattına çekildik.

Yunanlılar aynı planla taarruzlarına devam edince, orduya yeni bir mevzide yeni bir düzen vermek zarureti baş gösterdi. Milli ordu sür’atle düşmanla muharebe temasını kesti ve büyük bir intizam içinde Sakarya gerisine çekilerek Yunan Ordusunun kuşatmasından kurtuldu. Böylelikle Yunan Başkomutanı da amacına muvaffak olamadı.

Bilindiği üzere; bunları, Sakarya meydan Muharebesi, 26—30 Ağustos Büyük taarruz Başkomutanlık Meydan Muharebesi izlemiştir.

Tahkik Heyetinin Mukaddemesi

Sivrihisar köylerindeki yunan mezalimini tetkik ve tahkikle görevli “Tahkik Heyeti”nin mezalim hakkında serdettiği ve kita­bımıza ana kaynak olan raporların mukaddemesi aynen şöyledir.

“Yunan vahşetine sahne olan havalideki tetkikat ve tahkikatımız ilerledikçe bu vahşetin emareleri nazarlarımızda tüyler ürpertici bir dehşet kazanıyor. Bazı köylerde aklın alamayacağı derecede gayri insani şekiller alan ve adeta tabiatın zelzele, indifa, bora ve sel gibi afatlarını gölgede bırakan bu vahşet ve mezâlim silsilesinin ancak Sivrihisar mıntıkasında tesbit edilenlerdir ki; bu raporu teşkil ediyor.

Tahkiki mezalim heyeti bu raporda ismi geçen köylere bizzat giderek tetkikatta bulunmuştur. Her köyden Muhtar, ihtiyar heyeti ve imam mühürleriyle birlikte zabıtla belgelenip mühürlenmiştir

Ayrıca araştırma heyetine Amerika şarki muavenet komitesi Türkiye murahhas! Miss Ellen ve yine aynı komite memurlarından Mis Belings de katılmıştır.

Bu tahkikat ve araştırmada ve yine yukarıda bahsettiğimiz üzere: Köylülerin birbirini doğrulayan ifadelerinden bir kez daha anlıyoruz ki yunanlılar bu vahşeti kanlarından gelen özellikler ve kumandanlarının bu konuda verdikleri emirler dairesinde işlemişlerdir.

Beraberlerinde taşıdıkları bir takım yangın için kullanılan sıvılar, tahrip aletleri, hassaten ırz=namusa veya mal ve cana te­cavüzle ilgili olaylar, köylülerimizin yunan zabit ve kumandanlarına şikayet ettiklerinde aldıkları cevaplar, bütün köylerde hemen hemen mezalimle fecaatin aynı tarzda olması ve daha bununla ilgili belgeler bu tezimizi ispata yeterlidir. 16/Teşrinevvel/1337 – M/1921

Sivrihisar’ın İşgali ile İlgili İLGİNÇ BELGELER

Düşmanın işgali ve geri çekilmesi esnasında yaptığı mezalimi tahkik heyeti ile görevli gazeteci Miss. Ellen, «Near East» gazetesine gönderdiği mektupta şöyle söylüyor: «Yunan ordusu geri çekilme esnasında; yaktığı köylerde halâ dumanlar tütüyordu; Köylüler çaresizlik içinde boynu bükük, yanık evlerin aralarında bitkin bir halde dolaşıyorlardı. Açlıktan bağrışan çocukları gördüm. Kendileriyle konuştuğumuz Köylüler «Düşman evlerimizi yaktı, mahsulümüzü tarlada berhava et­ti, yiyecek namına bir şey bırakmadı» diyorlardı. Yağma her harpte olur, fakat evleri yakmak, ırza taarruz etmek barbarlıktır. Yüz evli Mülk Köyü, 50 evli Oğlakçı, 80 evli Koçaş köyünün evleri tamamen yanmış olduğunu gördüm. Karılarının ve kardeşlerinin namuslarını korumak isteyen erkekler öldürülmüştür.» Mektup şöyle devam ediyor:

«Para vermekten kaçınanlar katledilmiş, tarlalardaki ve ambarlardaki buğdayların tamamen yakıldığı, götürülemeyen hayvanların öldürülmüş olduğu, heyetimizce tespit edildi. Bu şenaatlerin Yunan Başkumandanının emriyle yapıldığını tespit ettik» diyor.

İstanbul’da neşredilen «Yeni Gün» gazetesi muhabiri 11.Eylül 1338 tarihli mektubunda şu açıklamayı yapıyor:

«Sivrihisar’la Eskişehir arasında ekserisi birer yığın toprak haline gelmiş, geri kalanı da yarı yarıya harap edilmiş pek çok köyler var. Düşman mezaliminin bu dehşeti önünde donup kalmamak, ürpermemek; imkan haricindedir… Zavallı köylülerin naklettikleri sözler, insanlık için utanç vericidir,» diyor.

Bir Yunan subayı da 4. Kânunsâni, 1922 tarihinde Akşehir’den İngiltere’deki eşine yazdığı mektupta «Sakarya» dan döndüğümüz zaman genelde köylerin yakılma» için başkumandanımız dan emir verilmiştir. Bu emir üzerine üçüncü, onuncu fıkralardan köylerin yakılması için müfrezeler tayin edilmiştir.» Yuan Doğlis

Sivrihisar ve Köylerinde YUNAN MEZALİMİ

Buradan itibaren açıklamaya çalışacağımız konular; bir önceki başlıkta açıklandığı üzere. Ordumuzun Sakarya gerisine çekilmesi ile Sivrihisar’ımızın kurtuluşu arasındaki 38 gün içinde icra edilmiştir. Ordumuzun Sakarya gerisine çekilme kararından sonra. Yunan Birlikleri Köylerimizi işgale başladı. Her girdiği Köyde ordusunun ihtiyacı için gerekli yiyecek v.s. para ile almaya başlamış, da­ha sonra verdiği paraları birçok eza ve cefalarla geri almıştır. Bu arada yağma, talan, hırsızlık ve çeşitli işkencelerde korkunç derecede başlayarak, bağlar, bahçeler ve ekinler tahrip edilmiştir.

1 – Sivrihisar İşgal Ediliyor

Sakarya istikametine doğru ilerleyen düşman, 12 Ağustos 1921 Kurban Bayramının birinci günü Kaza Merkezini de işgal etti. İşgal olayı o zamanı yaşayanların ifadelerine göre;

Düşmanın öncü süvarileri Musallah önüne geldiler. Kaza ileri gelenlerinden ordumuz hakkında bilgi almak istedikleri sırada, Sakarya istikametine çekilen birliklerimizin artçıları tarafından Tombakkaya mevkinden yapılan birkaç el silâh atışına hedef oldular. Buna kızan Yunan Süvarileri, kaza eşrafından; Hekimin Osman, Salim Hoca ve Halktan birkaç kişiyi rehin alarak gittiler. Bilâhare bu kişileri serbest bıraktılar. Düşman kazayı işgal ettikten sonra kolordu karargahını ve hastahanesini ilçeye yerleştirme çabasına koyuldu.

Ordumuzla Ankara’ya giden Belediye Başkanı’na vekalet et­mekte olan Hekimin Osman’dan bu amaca uygun bir yer istediler. Tenekeli mektep ve diğer okulları hastahane Biçerli Hasan Bey’in evini de karargâh binası olarak kullanmaya başladılar. Bu sıralarda Yunan askerlerinin yağma ve talana giriştikleri görüldü. Bu durum yapılan temaslar sonunda, sokaklara çıkarılan iki sivil Türk ile iki Yunan devriyelerinin marifetiyle önlendi. Düşman kuvvetleri Ankara istikametine doğru taburlar halinde geçiyorlar ve her geçtiği yeri harabe haline çeviriyorlardı. Para ve altın almak için insanlık dışı işkenceler ızdırap kaynağı oluyordu.

Türk Akıncı Müfrezelerinin Sivrihisar’daki Kolordu Karargahına Baskını

İşgalin 33 ncü günü, düşman mevzilerinden sızarak, kazaya kadar sokulmaya muvaffak olan 60 ila 70 civarındaki Akıncı süvarileri, Ada Tepe mevkinden dağlara kadar gelmişlerdir. Bağlarda üzüm toplamakta olan halk bunları görünce kaçmak teşebbüsünde bulundukları sırada, Akıncılar halkı durdurarak, Kazadaki düşman hakkında bilgi alıp acele evlerine dönmelerini istemişlerdir. Güneyden ve Şinşirak kayasından düşmanı çevirme hareketine koyuldular.

Basıldığını anlayan düşman, ağır ve hafif makineli silahlarla mukabeleye girişmişse de, bu bir avuç Türk ün Kazadan içeri girmelerine mani olamamıştır.

Sokaklarda yapılan amansız bir savaşta yenilgiye uğrayan düşman, tüm ağırlıklarını ve hastalarını kaza halkına cebren taşıtarak panik halinde Dümrek Köyü istikametine kaçmıştır.

Düşman kaçarken Şubedeki Türk esirlerini de götürmek istemiş, bunlardan bir kısmını götürmüş, bir kısmı da kurtularak kazaya sığınmıştır. Bu savaş esnasında çok sayıda Yunan askeri öldürülmüş, Türk Akıncı Müfrezesi ise bir şehit vermiştir. [1] Müfreze Komutanı Kaza ileri gelenlerini toplayarak, bizim görevimiz bitmiştir. Düşman tekrar gelecektir. Onun için ne kadar Yunan gebereği varsa kaybedin dedi. Kaza halkı Yunan Gebereklerini çeşitli yerlere gömerek kaybettiler. Bu bir günlük kurtuluş sevincinden ve Akıncıların ayrılmalarından sonra Düşman pür hiddet kazayı işgale koyuldu. Bir avuç Türk’ten yediği darbe düşmanı çılgına çevirdi. Bunun neticesi Kemal Çet [2]. Buradan çıktı diye kazayı topa tu­tup yakmak teşebbüsünde bulundu. Ancak Türk Akıncılarından gizlenen Yunan Ordusunda görevli Doktor ile 16 civarında yaralının Kemal Çet buradan çıkmadı. Onlar başka yerden geldiler» diye açıklamalarından sonra Kazayı topa tutup yakmaktan vazgeçti. [3]

[1] İsmi geçen şehit adına anıt dikilen yerde medfûndur. Çok sayıda düşman öldürmüş, kulübenin mazgalından giren bir kurşunla alnından vurularak şehit olmuştur. Vurulduğu yerde bir kalbur fişek kovanı bulunması kahramanca çarpıştığının delilidir. Nûr içinde yatsın.
[2] Mustafa Kemal Paşa
[3] Sivrihisar’ın niçin yakılmadığı hakkında bir çok söz. Söylene gelmektedir. Bunlar tamamen yanlıştır. Elde ettiğimiz kaynaklar, düşmanın kaçarken yakma fırsat bulamadığını doğrulamaktadır.

yunan-mezalimi

Categories: Ahmet Atmaca