Sivrihisar ve Bağcılık

Sivrihisar ve Bağcılık

A- Sivrihisar ve çevresindeki köylerde, ta­rihin eski devirlerine kadar uzanan bağ­cılık yapıldığı bilinmektedir. 30-40 sene ev­veline kadar Sivrihisar’da bağcılık, çok il­gi duyulan bir alandı. Geçimini bu şekilde sağlayan pek çok kimse vardı. Bağ sahibi olmak, bir prestij vesilesi kabul edilirdi. Aşağı yukarı her ailenin bağı ve bağları vardı. Sivrihisar’ı merkez kabul edersek, 45’derecelik bir açı dışında 5 km yarı çaplı bir daire teşkil edecek tarzda Sivrihisar’ın etrafı bağlarla kuşatılmıştı. Ballıhisar yolundan başlamak kaydı ile doğuya doğru bu çember içinde yer alan bağ semtleri söyle idi: Pirenli, solunda Deveci yolu, kuzey doğu­sunda Kozlar sekisi, Habip Çesmesi, Çu­kur Çeşme, Kanlı Kavak, Efendi Pınarı, üzerinde Höyük, Eskiköy, Agaçarası, üze­rinde Hocayaab, Esegüneyi, Köşk ve Hi­sar Arkası, Baba Çeşmesi, güney batısında Gavur Köyü bağları.

Bu bağların büyük bir kısmı, bağlarda çalıştıracak insan bulunamadığı, maliye­tin yüksekliği, kalkan mahsulün değerlendirilmediği ve bunlara ilaveten yeni bağ dikilmediğinden, eskilerin yaşlanma­sı ve zuhur eden filoksera hastalığı dolayısı ile harap oldu.

Belki bin yılın semeresi olan ve bin met­re irtifada yetişen nefis sofra ve sıralık üzümlerin nesilleri adeta tükenme safha­sına geldi. Filoksera’dan korunmak için: Amerikan çubuklara yerli üzümlerin aşı­lanması sureti ile, yöreye özel bağların, nesillerinin korunması yönünde, Vali Bahaddin Güney zamanında Dinek köyün­de yapılan çalışmalar takdire şayandır. Bağların esas harabiyetine; konuya iktisa­di açıdan bakış ve yöre insanının kendini zora sokmama tavrı sebep olmuştur der­sek yanılmış olmayız sanırım.

B- Yörede Yetişen Üzüm Cinsleri Beyaz ve Kara Maarif, Beyaz ve Siyah Kek­re, Mor, Beyaz ve Siyah Feslikan (Köfter), Arap Parmağı, Beyaz ve Siyah Kabuğu Ka­lın (Sıralık) ve kırmızı renkli Narenci. Sıralık üzüm dışındakiler her ne kadar sı­rası olsa da, kabukları gayet ince, nefis koku ve tadda sofralık üzümler olup, adeta bağdan sofraya gelinceye kadar ka­bukları çatlar. Devletin gedrip teşvik etti­ği maarif cinsi üzüm en evvel, köfter ise en sonra olgunlaşır. Bu ikilsi arasında ol­gunlaşan üzümlerle bütün hasat mevsi­minde değişik cins ve nefasette üzümleri bulmak mümkündür.

C- Üzüm Mamulleri Pekmez, sıra, hardaliye (Kükürtle sıranın bekletilmesi), nardenk (çöpü suya vura­rak (mahalli tabir) yapılan sirke), cevizli sucuk, köfter (bulgurlu), kabak reçeli, ka­yısı reçeli, ayva reçeli, patlıcan reçeli. Sivrihisar bağları, çardak ve tel üzerinde olmayıp yükseltilmiş sera tabir edilen toprağa çubukların gidiş ve dönüş istika­metinde sançılması sureti, dip tabir edi­len asmalardan meydana gelir. İklim şartları bunu gerektirmekredir. Sıralar, ilkbaharda; bağ kazımı tabir edilerek ka­zılır ve bağ dipleri sonra kapatılmak üze­re emen seklinde açılır, iki sıra arası sa­banla sürülürdü. Sıraların aynı istika­mette olması sürüm sırasında dalların sabana takılmaması gibi bir kolaylığa da hizmet ediyordu. Kazma işinden sonra bağ budamasında çubuk uçları toprağa san­cıtır, (batırılır.) ilkbahar yağmurları son­rası dipleri örtülüyordu. İhtiyarlayan bağ, kökenlerinden tavşan başı tabir edi­len kökten kesimi sureti ile veya kökün uzun dalının toprak altından uzatılıp ucunun çıkarılması (Ahra geçmek) işlemi ile gençleştirme sağlanırdı.

Toplanan üzümlerin (belki şaraphaneden gelme) şaraphana denilen havuzlarda ezilmesinden sonra süzülen sıra, nar­denk yapılacaksa (nardenk biraz eksimsi olur.) doğrudan kaynatılır. Pekmez yapı­lacaksa sıra toprağı tabir edilen özel ve temiz bir toprakla eksiliği kestirilirdi. Toprakla kestirme dolayısı ile, pekmezle­rin kanserojen madde içerdiği yönünde­ki dedikodu üzerine, bu işin uzmanı Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muzaffer Metintaş mide kanserlerinde böyle bir vak’aya rastlamadığını, ancak kanserojen madde­yi ihtiva eden toprakla yapılan sıvalar (ve badanalar) dolayısı ile Akciğer kanseri oluşabildiğini beyan etmişlerdir.

1940’lı yıllara kadar Tombakkaya’nın do­ğu yamaçlarında ve Habip Çesmesi kuze­yindeki yamaçlarda, Edilcik Tepesi’nde, taş duvarlarla ayrılmış bağ yerlerini gör­mek mümkündü. 1960’lı yıllardan sonra, eski bağ duvarlarının taşları inşaatta kul­lanılmak üzere taşınmıştır. O tarihlerde de ikaz ettik önlem alınmadı. Aslında ha­rap bağ duvarları kayadaki erozyonu ön­lüyor kaya eteklerinden çıkan çeşme su­ları için depo vazifesi görüyordu. Burala­rın ağaçlandırılması mümkündü.

Ankara yolu yapılırken malzeme atımın­da uygun yerler seçilmediğinden, bilhas­sa Tombakkaya’nm doğu yönünde gö­rüntü bozukluğu ve kadim tabiat varlı­ğında kimlik değişimine sebebiyet veril­miştir.

Bağcılık hakkında teferruata varan bilgi verilmesi; Sivrihisar’da bağcılığın tarihe karışacağı endişesi ile, hiç değilse bu kültürün kaybolmaması gayretine matuftur.

Yörede beyaz ve kara maarifi beyaz ve siyah kekre üzümü; beyaz ve siyah feslikan (köfteş) Arap Parmağı; beyaz ve siyah, kabuğu kalın ve sıralık üzüm olan kırmızı renkli narencidir. Belki bin yıldan beri yetiştirilen nefis sofralık ve şıralık üzümler bugün tükenme noktasına gelmiştir.

* * *

eml