Sivrihisar Sözlük

Sivrihisar Sözlük

SİVRİHİSAR YÖRESEL KELİMELER VE DEYİMLER SÖZLÜĞÜ

Sivrihisar kelimesinin sözlük anlamı
Sivrihisar nedir, ne demek?
Sivrihisar, Eskişehir iline bağlı tarihi bir ilçedir.
Ayrıca Aksaray ili Güzelyurt ilçesine bağlı “Sivrihisar” adında bir köy vardır.

SİVRİHİSAR YÖRESEL SÖZLÜK
SİVRİHİSAR YÖRESEL AĞZI
SİVRİHİSAR AĞZI YÖRESEL KELİMELER
SİVRİHİSAR ETİMİNOLOJİSİ

A
ABA(ABLA):Kız kardeşin büyüğü
ABARİİİ: Çok şaşırmak
ABES: Boş faydasız saçma
ABOO: Yapılan işin abes olduğuna verilen tepki.
ABOOV: Şaşma
ACANS: Haberler
ACAP: Acaba.
ACILI: Dertli, üzüntülü, sıkıntılı.
ACIMAK: Merhamet etmek.
ACINDIRMAK: Karşıdakinin merhamet duygusunu etkilemek.
ADAM: Kadının kocası (Benim herif)
ADAMAKILLI: Tam anlamıyla. Tamı tamına
ADAMLIK:: İnsaniyet.
ADET: Gelenek, töre
AFAT: Afet. Tufan.
AĞ= Donun iki bacak arası kısmı(Şalvar)
AGA (ABİ):Erkek kardeşin büyüğü (Ağabey)
AĞARMAK: Beyazlamak, tertemiz olmak.
AĞARMAK= Aydınlanma(Gün ağarması)
AĞDIRMAK: Ağırlığın tek tarafa binmesi
AGIBET(AKIBET):Bitim, son, sonuç
AĞI: Zehir
AĞIL: Küçükbaş hayvan barınağı.
AĞIRLAMAK: Yedirip içirmek. Misafir
AĞIRŞAK(AĞŞAK):Yün eğirmede kullanılan ortası delik tahtadan yapılan alet
AĞITCI: Ağlamaz, ağlatır
AĞIZ: İlk sağılan süt
AĞIZBAĞI: Çuvalların ağzını bağlamaya yarayan ip.
AĞMAK: Sarkmak.
AĞŞAM: Akşam
konuşmak
AĞZI KİTLİ: Sır saklayan.
AH: Beddua.
AHIM ŞAHIM: Çok güzel.
AHLAT: Armudun küçüğü yabanisi
AHRAZ: Anlamakta güçlük çeken
AKBACIK: Beyaz görünümde olan. Bembeyaz, süt gibi, tertemiz.
AKILDANE: Akıllı, akıl danışılan kişi
AKLI GID:Aklı az
AKRAN: Aynı yaşta olan
AKŞAMINA: Aynı günün akşamı.
AKTARMAK= Dam ve çatıdaki kiremit tuğlanın değiştirilmesi.
ALABURUS: Saçı üç numara kestirip önünde az bırakmak.
ALACA: Beyaz renk
ALAÇIK: Yanları açık üstü örtülü kulübe.
ALAF: Alev
ALAFRANGA: Asri, Avrupai.
ALAYI: Hepsi.
ALBENİ: Göz alıcı olmak.
ALDUVAK: Gelinin yüz örtüsü
ALELUSUL: Usul yerini bulsun diye yapılan is.
ALENGİRLİ: Herkesin aklı ermeyen, incelikli, ayrıntılı; anlamak için uzun zaman incelenmesi gereken şey. Dolaşık anlamında da kullanılır
ALETTİRİK: Elektrik
ALGIN: Hastalıklı
ALIÇ: Doğada kendiliğinden yetişen yabani meyve
ALIMKAR:Almaya niyeti olan, müşteri olmak.
ALINMAK: İncinmek, gücenmek.
ALIVIR: Alıvermek
ALLAH ETMEYE: Allah göstermesin
ALLAMAT VERME: Aşırı ısrar
ALLASEN: Allah’ını seversen(Israr etmede kullanılır)
ALLEM KULLEM: Hesaplı ve düzenli olmayan, hoşa gitmeyen isler.
ALMAN :Almam
ALNI ŞAKI : Alnın ortasına.
AMANIN: Ani bir söz karşısında gösterilen tepki
AMEL: İshal.
AMMA(AMA):Dikkat çekmek için kullanılır
ANCA : Ancak
ANADAN ÜRYAN : Çıplak
ANARI GIT: Anlamakta zorluk çeken
AN DEYE GOMUŞUM: Hayret etmek, şaşkınlık
AN: Tarla sınırı
ANAAH (ANAH) :Hayret nidası, şaşkınlık belirtir.
ANCA: Ancak
ANDAVAL: Aptal.Geri zekalı
ANGID (ANGIT) :Şaşkın, Aptal
ANITMAK: Nereye baktığını bilmeden yürümek
ANİLA: Sözün gelişi anlamında
ANNAÇ: Karsı.
ANNANMAK: Yatıp yuvarlanmak
ANNAT: Üç dişli buğday sapı kaldırmada kullanılan ağaçtan yapılmış alet
APILAMAK: Emeklemek.
APIŞMAK: Durup öylece kalmak
APOLLO: Hoporlör.
APUCAK: Tarlayı ölçmede kullanılan 2 metrelik tahta pergel
ARA/ARALIK: Dar salon (iki oda bir ara)
ARABALIK: Römork garajı
ARASTA: Dar Sokak
ARBIŞTIRMAK: Aralıklı dikmek
ARD (ART):Arka, sıra
ARDILMAK: Bir yere tutunmak.
ARKALAYDI : gıyaben ,arkasından
ARLANMAK: Utanmak
ARTIK: Yeter anlamında
ASORTİK: Sosyetik
ASTAR: Üzeri kamışla kapanmış tavan.
AŞ: Yemek
AŞERMEK: Kadınların lohusalık döneminde istem duygusu
AŞGARE: Açıkça Açık Açık
AŞİNA: Bildik tanıdık
AŞŞA: Aşağı
ATGI: Kaşkol, Şal
ATKIÇ: Sapan
AVKALAMAK: Avuçlamak
AVKUVERMEK: Elleriyle sıkıştırma
AVLU: Evin önündeki üstü açık bahçe.
AVRAT: Eş kadın
AVUR ZAVUR: Luzumsuz, boş konuşma
AVURD: Yanakların ağızdaki boşluğu.
AYAK YAPMAK: Kandırmak için kurulan düzen,
AYAKCAK: Üzerine tahta konularak kullanılan dört ayaklı sergen
AYAKLANMAK: Gitmeye hazırlanmak.
AYGAZ: Tüpgaz
AYAKYOLU: Tuvalet
AYDIN KAFASI: Ayçiçeği (Gündöndü)
AYRIKSI : Uyumsuz, Herkesten başka, başkası
AYRİYETEN: Ayrıca
AZ BUÇUK: Birazcık.
AZAYSIZ: Terbiyesiz
AZINSIMAK : Az bulmak, yeterli bulmamak

B
BABAÇ: Erkek hayvan (kus).
BABIÇ: Pabuc. Kenarları açık ayakkabı
BACAGAŞI: Ocak üstü
BAÇA (BAÇE): Bahçe
BADILCAN: Patlıcan
BADİ: Ördek
BAĞDAŞ KURMAK: Bacaklarını dizden bükerek altına alıp oturmak
BAĞIRCAK: Çobanın uyku esnasında uyanmak için bir koyuna bağladığı ip
BAĞMAT :Bağ bekçisi
BAHA: Paha.
BAHALI: Pahalı, Kıymetli
BAKELE: Bakar mısın?
BAKIR ÇALMAK: Kalayı kaybolmuş, bakırı açığa çıkmış kapta pişirilen yemeğin zehirleyici etkisi.
BAKLA: Fasulye
BAKRAÇ :Koyun sağmada kullanılan kuplu helke
BALABAN :Büyük doğan kuşu
BANCILASICA: Beddua etmek,
BANMAK: Ekmeği yemeğin suyuna batırmak.
BARIM(BAĞRIM):Vücudun göğüs kısmı
BARİ :Hiç olmazsa, hiç değilse, Keşke
BARNAK: Havuç (Keşir)
BASİRET: Seziş, anlayış kavrama
BASMA DON: Kadınların giydiği şalvar
BASTAN SAVMAK: İsini yapmamak.
BAŞGÖZ ETMEK: Evlendirmek.
BAŞINA EKŞİMEK=Yük olmak
BAŞINI BAĞLAMAK: Nişanlamak, evermek.
BATIRMAK: a) Kirletmek. b)İflas etmek.
BAYAM: Badem, çağla
BAYAT/BAYATSIMAK: Bozulmaya yüz tutmak.
BAYIR: Dağın inişi
BAYTAR: Veteriner
BAZAR: Pazar.
BAZLAMA/BAZLAMAÇ: Sac üzerinde pişirilen ekmek
BEKÂR: Harmanda çalıştırılan işçi
BEKİTMEK: Kapamak, Tıkamak
BELERTMEK: Bakışlarında kızgınlık olması
BELERMEK/BELERTMEK: Gözlerini alabildiğine açmak.
BELLEME :At sırtlığı
BENCİLEYİN: Bana göre, benim düşünceme göre
BENİMİNEN: Benimle.
BERHUDAROL: Sağolasın, Teşekkür Ederim
BESBELLİ: Doğruya yakın
BESTE TUTUŞMAK: Bahse girmek
BEŞİBİRLİK: Cumhuriyet altınının beş büyüklüğündeki altına denir. Ortadaki birinin büyük, ötekilerin küçük olduğu beş altının kolye gibi dizilerek takılmasına da beşibirlik denir.
BEZMEK: Usanmak
BIÇKI: Ot biçmede kullanılan ay biçiminde bıçak, orak
BIDIK: Çok kısa boylu
BIDIRDAMA: Dudaklarını oynatarak mırıldanma
BIKALI: Zarar verebilecek çok tehlikeli insan.
BIKALAMAK: Kelepçelemek
BILDIR: Geçen sene
BINGILDAK: Yeni doğan çocuğun başının üst kısmındaki yumuşak doku
BITIRAK: Dikenli ot.
BİCAMA: Pijama
BİCİMCİK:Çok az
BİDA MI: Aynı şeyi tekrar yapmamak için söylenen söz
BİDİKİ: Az, Azıcık, Biraz
BİLDİK: Tanıdık
BİLİNNİ: Bildin mi?
BİLKİ: Bilmek, bilmelisin sorumlu tutmak anlamında
Bİ SOKUM: bi lokma,
BİŞDİ: Pişti
BİŞİRGEÇ: Yufka ekmeği pişirirken çevirmede kullanılan tahta alet
BİŞİRMEK: Pişirmek
BİTEĞİ: Hamur işlerinde kullanılan ağaçtan yapılan alet
BİTİŞDİRMEK :Birleştirmek, bir araya getirmek
BİZBİZE: Yakın akraba eş dost
BİZİMGIZ: Abla veya kız kardeş
BİZİM GIZ: Abi veya erkek kardeş
BOBAÇÇA: Papatya
BORDA KAPI: Köy evlerinde geniş iki kanatlı büyük kapı
BOSTAN: Kavun, karpuz ekili tarla
BOYLU: Gebe, hamile
BÖĞRÜNDE: Kenarında
BÖLE: Aynen, aynısı
BÖN :İnsanlara yakın olmayan
BÖNBÖN BAKMAK :Şaşkın bakış
BÖÖK: Büyük
BÖÖN: Bugün
BÖRTTÜRMEK :Haşlamak, hafif pişirmek
BÖRÜ: Eğri, bükük (Eğri büğrü)
BÖRÜM: Kalçanın göğse yakın kısmı
BOŞANMAK: Hayvanın ipten kurtulması koparması ve kaçması.
BULAMA :Yoğurtla sütün karıştırılarak kaynatılmasından elde edilen tatlı
BULAŞIK :Yıkanmamış, kap kacak
BULGUR :Buğdayın kaynatılıp kurutularak işlenmiş hali
BUMBAR: Büyük baş hayvanların bağırsaklarına bulgur doldurarak yapılan yemek
BUNALMAK: Sıkılmak.
BUNGUDUK: Bunalmak
BUNGUN: Üzüntülü, sıkıntılı
BURUN KIVIRMAK: Beğenmemek.
BUYDEY: Buğday.
BUZA: İneğin yavrusu
BÜKÜLGEÇ: Dönemeç, viraj
BÜNELEK: Büyük baş hayvanları sıcak havada rahatsız eden sinek ısırması
BÜRGÜN: Yarından sonraki gün.
BÜRÜNMEK: Örtünmek.

C
CAARA: Sigara
CAFCAFLİ: Çok hoş güzel, süslü
CAKKALA: Çok konuşan .Geveze
CAM :Pencere
CAMBAZ: Hayvan ticareti yapan kimse
CAMUŞ(CAMIZ):Manda
CARA(CİGARA) :Sigara
CARCUR:Fermuar.
CART CURT ETME: Hoşa gitmeyen davranış
CASCAVLAK: Saçı olmayan
CAYIRTI: Aşırı gurultu.
CAZGIR=Şamata yapan arsız insan
CEBELLEŞMEK: Birleriyle takışmak, uğraşmak
CEDDİ: Geçmiş, sülale
CEDDÜKE: Çeşit
CEGET: Erkek üst giysisi
CEREME: Ceza
CERGE: Çadır
CERYAN:Elektrik.
CIBARTMAK: Dövmek
CIBAYA ÇEKMEK: Parasının son kuruşuna kadar almak.
CIBILDAK/CILBAK: Çıplak
CIBIR: Kel kafalı
CILINGI: Ateş, kıvılcım
CILIZ: Zayıf, ince uzun boylu
CILK :Bozulmuş yumurta
CILKINI ÇIKARMAK: Bozmak. Tadını kaçırmak.
CIRMALAMAK: Tırnaklamak
CIRNAK: Çimdik
CIRTLAK: Parlak ve göze batan renk
CIV(I)LAMAK: Ses çıkarmak (havada hızla giden cisimler için).
CIZBIZ: Pirzola.
CIZI: Toprakta açılan karık.
CIZLAAN: Isırgan otu
CIZLAVAT: Lastik ayakkabı
CİBİNDİRİK: Sineğe karşı ince tülden yapılmış korunak
CİBİR CİBİR: Sulanmış yara
CİBREMİŞ: Kenarları eskimiş eşya, giyecek
CİLBİR: Yağda yumurtayı yoğurtla karıştırarak yapılan yiyecek
CİMCİK: Çok az, bir parça.
CİMCİK: Hamur işi, Makarna çeşidi.
CİMCİKLEMEK: İki parmakla yanak vb. sıkıştırmak.Çimdik atmak.
CİNGAN: Çingene
CİNGAR: Döğüş kavga çıkarmak
CİNGEN: Cimri
CİNGİL: Küçük üzüm salkımı
CİNS :Değişik, çeşit
CİTME: At, eşek tekmesi, çifte
COHUM SUYU: Dağlarda kar suları birikmiş su birirkintisi
COMBALAK GILMAK: Takla atmak
COMBURDATMAK: Çok ses çıkararak yüzmek.
CUMAYI: Cuma

Ç
ÇABIT: Bez parçası
ÇAĞIRGI: Çalgı
ÇAĞLIK: Su geçen delik
ÇAKARALMAZ:Çok iyi çalışmayan.
ÇAKILDAK: Yapışkan dışkı
ÇAKMAK : Bir işten anlamak
ÇAKMAK TAŞI=Harman yaparken düvenin altına çakıılan kesici beyaz taş
ÇALA (ÇAĞLA): Badem, kayısı, eriğin olmamış yeşil hali
ÇALACAK:Yoğur yapmak için kullanılan az yoğurt
ÇALARLAR CIĞIRIRLAR: Def çalar, türkü söylerler
ÇALGICI: Çalgı çalan
ÇALI SÜPÜRGESİ: Ot ya da çalılardan yapılan süpürge.
ÇALIÇIRPI: İnce ağaç dal ve yaprakları
ÇALIM: Kibir, gurur, hava.
ÇALIM: Oyun yaparak aldatma(Bana çalım attı)
ÇALKARURA MEMURU: Hayvan sayım memuru
ÇAMIR: Çamur
ÇAPA ÇUL: Eski kıyafet giyen
ÇAPA: Bağ, bahçe işlerinde kazmak için kullanılan alet
ÇAPUT PALA: Eski bez parçalarından dokunan kilim
ÇAPUT: Eski eşya, elbise paçavra
ÇAR: Tülbent, namaz örtüsü
ÇARŞI EKMEĞİ: Fırında pişirilip satın alınan ekmek.
ÇAŞASI(ÇARŞIAĞASI):Zabıta memuru,
ÇAT: Orta. Alnının çatı
ÇAT:Kuyruk sokumu, insanın ve hayvanın iki bacağının birleştiği yer.
ÇATAL: İki dalın birleştiği yer.
ÇATMAK: Sataşmak.
ÇEÇ :Samandan ayrılmış tahıl yığını
ÇEKEMEMEK: Kıskanmak.
ÇEKİNCE: Çekimser kalma. Çekinilecek şey.
ÇEKİŞMEK: Sözlü kavga etmak
ÇEKİŞTİRME: Gıybet.
ÇEKKEL(ÇEKGEL):Pullukların çamurunu kazımada kullanılan ucu keskin alet
ÇEMKİRME:Azarlamak, saygısız konuşmak.
ÇEMKİRMEK: Diklenmek, ters konuşmak.
ÇEMLE: Yemeni yapımında kenar kısım derisi
ÇENCERE: Tencere (Yemek kabı)
ÇENEL: Çatının uç çıkıntı kısmı
ÇENESİZ: Çok konuşan.
ÇENTİK: Ağaç vb şeyleri yontmak, kesmek
ÇEPEL : Pislik insan tekin olmayan.
ÇEPE ÇEVRE :Etraflıca, kuşatma
ÇEPİN: Kazma, alet
ÇEPİŞ: Dişi keçi
ÇERÇİCİ: Seyyar satıcı
ÇEŞNİCİ: Merkeple, köy köy dolaşarak yün,yumurta karşılığı yiyecek satan
ÇETREFİL: Zor, içinden çıkılmaz is.
ÇEVRE: Büyük mendil
ÇIBIK: İnce bağ/asma çubuğu
ÇIĞIRMAK: Türkü söylemek.
ÇIĞSIK: Nemlenmiş ve tadı bozulmuş.
ÇIKI : Bohça, Eşyayı sarmada kullanılan büyük bez parçası
ÇIKILAMAK: Eşya vb şeyleri bohça haline getirmek sarmak, dürmek
ÇIKIŞMAK: Azarlamak.
ÇIKIŞTIRMAK: İsini yürütmek.
ÇILI CIRPI: İnce dallardan, çalılardan oluşan yakacak.
ÇIMKI: Hayvanları otlatırken kullanılan ince uzun sopa
ÇIRA: Çabuk yanan yağlı odun
ÇIRPI: Ağaç dallarından yakmak için kesilen ince çubuk
ÇIRPI GİBİ: Çok zayıf.
ÇIRPILAMA: Ağaçların küçük ince dallarının budanması
ÇITLATMAK : Bir şeyi üstü kapalı anlatmaya çalışmak.
ÇİĞİRDİK: İlk yağmurdan sonra çıkan çimen taze yaprak,ot
ÇİĞLİK: Kabalık, cahilce davranma.
ÇİLBİR: Yağda pişirilmiş yumurtayı yoğurtla karıştırılarak yapılan yiyecek
ÇİLE :Zahmet, sıkıntı
ÇİLTE(ŞİLTE): Yün vb şeylerden yapılan minder oturmalık
ÇİMTMEK: Bir kişinin bir yerini bükmek
ÇİNNEM: Lokma.
ÇİR :Az akan su
ÇİRELTMEK: Suyu kısmak
ÇİRİŞ: Yapıştırcı, tutkal
ÇİSELEMEK: Hafif ve ince ince yağmur yağmak.
ÇİTLEK: Çekirdek
ÇOLAK: Kolu sakat.
ÇOMÇAK: kepçe
ÇONA/ÇONE: Çobanın yardımcısı, yamağı
ÇORAK: Verimsiz arazi
ÇÖĞDÜRMEK: İşemek.
ÇÖLMEK: Çömlek
ÇÖMDÜK: Sandalye
ÇÖMEL: Dizleri üzerine eğilmek
ÇÖRTEN: Çatıya yağmur suyu tahliyesi için yapılan dam oluğu
ÇÖVER: Devrik, düşmüş
ÇUL: Eski, eşya, giyecek
ÇULLU: Eski giyinen
ÇULSUZ : Fakir, berduş
ÇÜRÜK ÇARIK: meyve ve sebzeler için kullanılan bir söz.
ÇÜŞ: Eşeğin durması için söylenir.
ÇUVAL: İp vb. şeylerden dokunmuş torba

D
DADA: Bebek yiyeceği.
DADA ÇALMAK: Umut vermek
DADAKLAMAK :Tatmak tadına bakmak
DADANMAK: Alışmak
DAĞARLAR: Dericilik(Debbağcılık) da derinin temizlenmesinde kullanılan teknik
DAĞLAMAK: Kızdırılmış demirle cildi yakmak.
DAĞLI: Kaba insan. Hata veya inadından dolayı uyarmak, paylamak
DAKLAŞMAK: Sataşmak, kızdırmak, dalga geçmek.
DAKIŞMAK: sataşmak, peşinden ayrılmamak
DAL: Kol. üst kısmı, omuz
DALAMAK: Haşerenin sokmasıyla vücutta beklenmedik kızarıklar oluşması, kedi köpek tırmalaması.
DALAŞMAK: Kavga etmeye çalışmak
DALDASSAK: Alt tarafı çıplak.
DALI DÜŞÜK: Biçimsiz.
DALIM: Etrafındaki eş dost akraba (Omuzum)
DAM : Hayvan barınağı ağıl
DAM: Çatı
DAM: Hapishane
DAMMAK: Kalbine doğmak.
DAM TOPRAKLAMA=Bir yere kalabalık gitmek.
DANDİK: Ters, aksi
DANGALAK: Aptal.
DANISIKLI: Önceden anlaşılmış.
DANİKAVAK: Boyu uzun aklı kısa olan manasına
DANİSKA: En güzel
DARACIK: Dar Sokak
DARBI MESEL: Söz, söylenti, rivayet
DARILMAK: Gücenme, incinme
DARTILMAK : Kibirlenmek.
DAŞ :Taş, kaya parçası
DATLI: Tatlı, Pekmez üzüm tatlısı
DAVAR: Küçükbaş hayvan sürüsü
DEBBAĞCILIK: Deri işletmeciliği
DECCAL: Tetcal, Şımarık
DEDE: Büyük baba
DEĞİŞİCİ: Yün, yumurta eski naylon karşılığı yiyecek ve eşya değiştirerek satış yapan
DEĞNEK: İnce düzgün ağaç
DE LEN DE: Erkekler için hadi çabuk ol.
DELİK: Köy evlerinde küçük pencere
DELLAL: Tellal.
DELME: Ceket altına giyilen kolsuz giysi yelek
DEMİNCEK: Az önce
DENE: Bulgurun çekilmişi
DENE: Tane
DENKLEŞTİRMEK: Gerekli parayı bulmak.
DENK DUR: Karışmamasını isteme
DENKDURMAK: Akılı, uslu olmak
DENSİZ: Ulu orta konuşan
DEPİK: Tekme
DEPMEK: Tekme atma, topa vurmak
DEPMEK (TEPMEK): Doldurmak.
DERECE: Tarlalardaki sapları harmana getirmek için ağaçlardan yapılmış köşeleri direkli araba
DERMANIM YOK: Bitkinlik, güçsüzlük
DERME CATMA: Uydurma.
DERTLİ: Hastalıklı
DESTİ: Topraktan yapılmış su kapı
DEVAMSIZ: Münasebetsiz
DEVİRSİGÜN: Ertesi gün
DEVRİLESİCE: Kızarak azarlama
DEVRİLMEYESİCE: Severek azarlama
DEYNEK: Sopa
DEZA: Teyze
DIĞA: Çocuk
DIĞDALAMAK: Titremek
DIĞDISININ DIĞDISI: Çok uzak akrabası.
DIMIŞKI : Galveniz, saçtan yapılmış cember
DIR DIR:Çok konuşanlar için söylenir
DIRCA GELMEK: Karşı gelmek, söz dinlemeyen
DIRMIK: Tırmık
DIRNAK: Tırnak
DIZIKMAK: Hızlı koşmak
DİBEK: İnce kahve, bakliyat ları ezmede kullanılan havan
DİDİKLEME: Bir konuyu fazlaca inceleme
DİDİŞMEK: Ağız kavgası etmek
DİĞDİRMEK: İnce bir delikten sıvıyı fışkırtmak.
DİLLİ: Dilbaz.
DİNELMEK: Karşı durmak, kafa tutmak
DİNGEÇ: Maskara, soytarı
DİNGİLDEK: Düşecek gibi Yerinde duramayan.
DİNGİLDEMEK : Oynamak
DİNK: Değirmen taşı
DİRAYETLİ: Azimli
DİREM: Tartı aleti, gram
DİRLİK/DİRLİKSİZ: Geçim/Geçimsiz
DİRLİK: Hayat, yaşayış, geçim
DİŞ GÖSTERMEK: Korkutmaya çalışmak.
DİŞEME: (Çocuklar için) Diş çıkarmak.
DİŞLEK: Seyrek dişli.
DİŞLEMEK: Isırmak.
DİTMEK: Küçük parçalara ayırmak.
DİYOR: Söylemek, söyledi
DİZMEK: İnci, boncuk vb şeyleri ipe dizme sıralamak
DOBİŞ: Kısa boylu şişmanca
DODİRİ: Küçük minare
DOK :Kalın yünlü kumaş
DOLAMA: Kol, parmak ve bacaklarda çıkan bir çeşit çiban
DOLAŞIK: Hile yapan
DOLAV: Küçük dolap
DOLLUK: Ambar
DOMATİS :Domates
DOMUŞMAK: Somurtmak, sessiz ve dargın durmak,
DON LASTİĞİ: İç çamaşırı lastiği.
DON: İç donu, külot
DONDAŞI: Çamaşır yıkamada kullanılan, yayvan büyükçe kaya parçası
DONYAĞ: Soğuk insanlar için kullanılır.
DONYAĞ:Katı yağ
DORU:Doğru.
DOTTİRİ:Üzerine kıyafet olmamış.kaba durunca söylenir.
DÖKÜLEGALMAK: Severek azarlama
DÖŞEME :Uzun ve orta kalınlıkta ağaç
DÖŞSEK: Yer yatağı.
DÖVLET:Baş
DULDA:Rüzgar almayan yer kuytu
DUTALAÇ :Sıcak şeyleri tutmaya yarar
DÜBÜR: Vücudun herhangi bir yerin hastalık nedeniyle şişmesi
DÜBÜR: Kıç.
DÜĞÜM :İpin bağlanması
DÜLGER :Marangoz
DÜMBELEK: Darbuka, Tef
DÜN DEYİL EVELSÜGÜN: İki gün önce
DÜNÜR: Evlenmiş kız veya oğlanın Anne veya babası için söylenir
DÜRGE: Yufka sayısı
DÜRMEK :Katlamak, yuvarlamak
DÜRÜ: Düğünden sonra damadın yakınlarına götürdüğü hediyeler
DÜRZÜ: Erkeklere söylenen bir küfür.
DÜŞEYAZMAK: Az kalsın düşmek, düşme tehlikesi atlatmak
DÜVE: Genç Dişi inek
DÜZAYAK : Merdiveni olmayan, bir katlı ev.

E
EBE :Babaanne, Doğum yaptıran
EBEMKUŞAĞI: Gökkuşağı
ECCİK: Azıcık
ECEL: Hayatın sonu ölüm
ECİCİK/ECİK: Birazcık
ECİNİ CÜCÜNÜ ÖĞRENMEK: Bir konuda kapsamlı araştırma yapmak
ECİNNİ: Cinler. Şeytansı
ECÜŞ BÜCÜŞ: Eğri büğrü, şekilsiz.
EDEVAT: Aletler, malzemeler
EDİK: Bebek ayakkabısı
EĞİRMEK :Yünü bükerek ip haline getirme işi
EĞİŞMEK :Eğilmek
EKMEK ESKİSİ :Yemek yemede kullanılan sofra örtüsü
EKSERİ: Çoğunlukla
EL İNSAF: Merhamet eyle.
EL: Yabancı kişi
ELCİK: Tırpanın ucunda tutulacak U şeklinde sap
ELE GÜNE GAŞI: Elaleme karşı, gösteriş
ELETMEK :İletmek götürmek
ELETMEK: Bir nesneyi bir yere ulaştırmak.
ELİNİ KOYNUNA KOYMAK: Evlendirmek
ELLEME: Dokunma, Elini sürme
ELLİK: Yün eldiven
EMİCEK: Çocuk emziği, Yalancı meme
EMİŞİK: Süt kardeş
EMME BASMA :Su tulumbası
EMMİ: Amca
EMSAL : Yaşıt.
EMZİK : Yalancı meme.
EMZİKLİ : Meme emen çocuğu olan kadın.
ENANİYETLİ: Kibirli
ENDAZE: Yemenicilerin kalıp olarak kullandıkları şablon
ENİKLEMEK: Yavrulamak.
ENİKONU: Etraflıca, teferruatlı
ENSELEMEK:Yakalamak
ENTERİ: Kadın giysisi
EPTER: Aptal karşılığı
ERGEN: Evlenmemiş genç.
ERİNGEN: Tembel üşengeç
ERİNMEK: Tembellik etmek
ERKEÇ: Dort yasındaki erkek keçi.
ERKEKÇE: Mert, sözüne güvenilir
ERTESİ: Yarın, sonraki gün
ESA/ESATTAN: Gerçek, gerçekten
ESAME: Ad, isim
ESAMI(ESSAHMI):Sahi mi, doğrumu?
ESATTAN :Gerçekten
ESBAB: Çamaşır
ESEN: Bildiğini yapan, istediği gibi davranan
ESİKLİ: Evdeki gelin
ESİLME (EKSİLME):Zayiat verme, fire verme
ESİRAN(ELSIYIRAN) : Ekmek hamuru kesmede kullanılan ucu sivri metal alet
ESRİDİ: Delirmeye başladı anlamında
ESRÜK: Deli dolu hareketler yapan
ESSAHMI: Sahi mi?
ESSAHTAN: Sahiden, doğru, gerçek
ESTER: Katır
EŞGARE (EŞKERE): Açıkça
EŞİ: Ekşi
EVERMEK: Bas göz etmek. Düğününü yapmak.
Evlendirmek
EVVELİ: Önceden,eskiden
EYAZMAK: Neredeyse ,az kaldı.(Düşeyazdı, öleyazdı)
EY: Efendim
EYLER (EĞLER):Oylama
EYRİ :Eğri
EZA: Kibritin ateş çıkaran kahverengi yeri

F
FALAKA: At arabasını çekmeye yarayan alet
FANİLA: Kalın ve uzun kollu atlet.
FASAFİSO: Asılsız.
FASARİ: Asılsız, bos.
FEMETMEK: Anlamak,farketmek.
FER: Etki. Tesir.
FERİŞTAH: Tamamı hepsi, en iyi en üstünü
FERSİZ: Zayıf, güçsüz
FESAT: Ara bozan .
FEY(İ)L/FEYİLSİZ = niyet, niyeti bozuk, güvenilmez.
FIKARA: Fakir
FILDIR FILDIR: Seri çalışkan.
FILDIRMAK: Atmak, fırlatmak
FIRILDAK: Dalavereci. Dolandırıcı.
FIRMA: Hurma
FISFIS: Püskürtme aracı.
FIŞKI: Gübre (At dışkısı)
FITA: Kadınların hamama girerken bağladığı desenli örtü
FITTIRMAK: Delirmek.
Fİ TARİHİ: Çok eski tarih.
FİNGİRDEK: : Çok cilveli (bayanlar için)Oynak, hafif meşrep.
FİNİ: Küçük ev köpeği
FİSTAN: Entari, Etek (Kadın giysisi)
FİŞEKLEMEK: Birini dolduruşa getirmek.
FİTLEMEK: Öğütlemek
FOLLUK: Tavuğun yumurtlaması için yapılmış özel bölme
FORSLU: Güçlü.
FOS: Boş
FOSUR FOSUR: Çokça Sigara içenlere söylenir
FOYA: Pislik.
FUKARA: Fakir.

G
GABAK: Kabak
GABAYEL: Lodos rüzgârı
GABICAK :Kibrit kutusu
GABIK: Kabuk
GAÇIL/GAÇILMAK:Önünden kenara çekilmesini istemek.
GADI: Hâkim
GAFA KÂĞIDI: Nüfus cüzdanı
GAFİL: Habersiz, bilgisiz.
GAGİ: Kız çocuklarının yanlış davranışlarında onlara yakıştırmak için söylenir.
GAH: Bazen
GAHIRLANMAK: İçten içe darılmak
GAHRETMEK: Sitem etmek.
GALAMA GAŞ: Taş ile örülen duvar
GALBIR: İri elek
GALGIMAK: Zıplamak, şımarmak
GALİ :Yeter
GALİBA: Bilindiği üzere
GALYA KUYUSU: Cehennem
GAMA: Ucu hafif eğri sivri bıçak
GAMALAMAK: Kama ya da bıçağı sokmak, bıçaklamak
GAMBAZ: Fitne
GAMBIR: Kambur
GAMIŞ: Kamış
GAMIŞMA :Gözün az görmesi
GAMMAZLAMAK: İhbar etmek, her sözü söylemek
GANCIK: Dişi, kalleş(argo).
GANDIRMAK: Kandırma, Aldatmak.
GANIRTMAK: Ters tarafa zorlamak, esnetmek.
GAPGACAK: Mutfak eşyası
GAPGARA: Simsiyah
GAPI :Kapı
GAPMAK: Isırmak,Kapmak
GAR GUYUSU: Kışın kar toplanıp depolanan kuyu)
GAR: Kar
GARA: Kara, siyah
GARALTI: Alacakaranlık
GARANLIK: Karanlıkta hayal meyal görünen,
GARARLAMAYA: Göz kararı
GAREZ: Kin
GARGA BEYNİ: Yoğurt – pekmez karışımı veya şekerli yoğurt
GARIK: Sebzelerin tohumlarının dikimi için hazırlanan yer.
GARIN: Karın, işkembe
GARIŞMA : Karışma
GARK OLMAK: Bir şeyin içinde kaybolmak, sahip olma
GART: Yaşlı, ihtiyar
GARTALAÇ(GARTLAC) :Kalın yufka ekmeği
GARYOLA: Çift kişilik somya
GASALMAK: Kendini beğenen
GASARI GIRILMAK: Birisine darılmak, gücenmek
GASEVET: Keder, üzüntü.
GASGASLAMAK: Aldatmak, hile
GASNAK: Sini altına konan yuvarlak elek çerçevesi.
GAŞ :Taş duvar, avlu duvarı
GAAŞI :Karşı
GAŞIMAK :Kaşımak
GATIK: Kurutulmuş yoğurt
GAVAT: Pezevenk
GAVE: Kahvehane
GAVGA GAŞASI: Kavga çıkarmaya çalışan
GAVGA: Kavga
GAVİ :Sağlam, düzgün
GAVİL/GAVİLLEŞME: Sözleşme, Anlaşma
GAVİS: Kavis, eğri şekil
GAVRUK: Ateşte, ya da güneşte yanmış,
GAVRULMAK: Kavurmak, aşırı pişirmek
GAVSARA :Buğday koymak için yapılan yer
GAVUR: Kafir
GAVURGA: Kavrulmuş mısır, buğday Mısır patlağı
GAVURMA: Yağ ile etin dondurularak saklanmış hali
GAVUŞTURMAK: Aralamak
GAVUT: Bulgur elendikten sonra kalan unlu kısmı.
GAYA: Kaya, taş
GAYFE: Kahve
GAYINNA: Kayınvalide
GAYİŞ: Kemer.
GAYIŞ GİBİ: Et için çok sert kopmayan anlamında bir söz.
GAYKILMAK: Bir yana gevşeyerek yatmak.
GAYNAMIŞ: Kaynamış
GAYNANA :Eşinin annesi
GAYNATA :Eşinin babası
GAYPAK: Verdiği sözden dönebilen, güvenilmeyen.
GAYRAK: Bıçak tırpan gibi kesici aletleri bilemeye taşı
GAZ :Kaz hayvanı
GAZBAZ: Çocuk önlüğü
GAZEL: a) Sonbahar da dökülen kuru yaprak. b) Bos laf.
GE: Gelmesini istemek
GEBE: Hamile
GEBERMEK: Ölmek.
GECCAŞ: Genç yaş. İlenme olarak Geçcaşına doyma denir
GECİKME :Geç kalma
GELEP: Sıra ile dizilmiş inci
GELER: Kertenkele benzeri küçük hayvan
GELİŞATLI:Gelişkin
GENNEŞMEK:Esnemek
GERDAN KIRMA: Kıvrak şekilde oynamak
GERDEK: Damadın gelin yanına girmesi.
GERNESMEK: Kaslarını gererek zindeleşmeye çalışmak.
GERZ:Kanalizasyon
GET :Git
GEVER: At boyunduruğunun bağlanan yeri kayış kısmı
GEVHER: Cevher
GEVİNMEK (GEVİŞ GETİRME) :Hayvanların ağız içlerinde tuttuğu yiyeceği çiğnemesi
GEVİNMEK: Koyunların dişleriyle kaşınması
GEVRETMEK: Yumuşatmak
GEYDİRMEK :Giydirmek,Lafı oturtmak.
GEYİRMEK: Ağızdan gaz çıkarmak
GEZENTİ: Çok dolaşan, yerinde durmayan
GI: Kız anlamında
GIBISGICIR (GICIR):Yeni giysi
GICILAMAK: Kar yağarken söylenir. İnce ince yağması
GID: Az olan
GIDIM GIDIM: Bir şeyi azar azar vermek veya almak.
GIII: Bayanlar arasında konuşmalarında uyarmak için söylenen söz
GILIK: Kılık
GILIK: Şekil, biçim, tipi
GILIKSIZ: Kıyafeti düzgün olmayan
GILİ GILİ: Küçük küçük
GINA GELME: Bıkma. usanma
GINA: Sac boyası.
GINCIK: Oyunbozan
GINCINMA: İncinmek, İstememek
GIPRMAK :Göz kırpma
GIRA: Sonbaharda yere düşen hafif buzlanma
GIRAN GİRMEK: Kümes hayvanlarında olan bir tür hastalık
GIRAR: Kırmak, bölmek parçalamak
GIRLENT: Kenar yastığı süsü, Köşe yastığı
GIRMA: Melez.
GIRNATA: Klarnet, Zurna
GIRTLIK: Koyun yününü kesmeye yarayan makas
GIŞ: Kış ayı
GIT: Yetersiz, Az
GIVIR ZIVIR: Dikkate alınmayacak kadar küçük şeyler.
GIYABINDA: Kendi burada yokken.
GIYGAÇ: Kapıyı az aralıklı bırakma
GIYILAMAK: Kenarlamak
GIYMAT: Kıymet, değer paha
GIYNADI: Kımıldadı
GIZ: Kız çocuğu
GİDEEM: Gidelim
GİDİŞME: Kaşınma, Kaşınmak
GILİK: Ufak tefek küçük
GİRE: Pazar günü
GİRERTESİ: Pazartesi günü
GİRİNTİ: İçeriye giren bölme kapaksız dolap yeri
GİTCEN: Gitmek
GO: Koy (katılar için)
GOBCA: Şalvar bağı ip
GOBSA: Uzun süre ekilmemiş arazi
GOCA HERİF: Yaslı erkek.
GOCA: Koca, eş
GOCANA: Büyükanne
GOCAMAN: Kocaman
GOCAMAK: Yaşlanmak
GOCUK: Palto
GOFALAK :Yaptığı her işe sevinen, şımarık, sevindirik
GOLAY: Kolay
GOMA: Değil mi.
GOMA: Koyma
GONAK: Kaymakamlık binası
GONURSU: Alışılmamış koku
GORGUNÇ: Korkunç
GORUK: Olgunlaşmamış meyve
GOSTAKLANMA: Böbürlenme
GOŞMAK: Araba sürmek
GOŞUM (GOŞU): Komşu, eş dost akraba
GOYU: Katılar için söylenir
GOYUN: Koyun hayvanı
GOYUNLARI İKİLEME: Koyun hayvanını ikinci sefer sağım işi
GOZ (KOZ):Ceviz
GOV: Şikayet,laf taşıma
GÖBÜT: Kısa boylu, karnı büyük olan
GÖCE DOLMASI: İnce bulgurla kalın bulgurun karıştırılarak yapılan yemek
GÖDE: Kalın, kısa boylu, şişman
GÖK: Olmamış, Ham
GÖKGÖRMEDİK: Hiç bir şey görmemiş görgüsüz.
GÖLERTMEK: Yenmek
GÖĞNÜ DÖNMEK: Midesi bulanmak.
GÖLLE: Buğday tanelerinin yıkanıp pişirilmesi şeker katılarak yenmesi
GÖLÜK: Toy sıpa, eşek yavrusu
GÖMGÖK: Ham, olgunlaşmamış meyve
GÖN: Yemeni ayakkabısının alt köselesi, manda derisinin pişmişi
GÖNENMEK: Rahat içinde yasamak.
GÖNÜL KOYMAK: Gücenmek, darılmak
GÖÖNÜ DÖNMEK: Mide bulanmak.
GÖRESİ GELMEK: Özlemek
GÖĞSÜM: Vücudun üst kısmı
GORMEK: Sezmek.
GÖT ATMAK: Çok sevinmek
GÖT CEBİ: Pantalonun arkadaki cebi
GÖTÜN GÖTÜN GİTMEK: Geri geri, Arka arka gitmek
GÖT GÖTE: Peş peşe, arka arkaya.
GÖVEÇ: Pişmiş toprak kap
GÖVERMEK: Morarmak
GÖVERMİŞ: Morarmış
GÖYNEK: Eskiden erkeklerin içine giydikleri kalın beyaz uzunca dikilmiş giysi
GÖZEL: Güzel
GÖZEMEK: Giyilen eşyanın eskiyen yerini tamir etmek
GÖZER: Arpa, buğdayı yabancı maddelerden ayıklamak için eleme yapan geniş gözlü kalbur
GÖZLEME: Yufka içine peynir, kıyma ve patates konularak yapılan dürüm
GÖZÜNÜ BELERTMEK: Gözünü ağartmak.
GÖZÜNÜ IRMAMAK: Sürekli aynı yere bakarak takip etmek.
GÖVERÇELE: Küflü
GUBARMAK: Sevinmek Şımarmak.
GUBAT: Biçimsiz hoş olmayan
GUDREDDEN : yaradılıştan, doğuştan
GULDUR: Boş, başı boş
GULİ :Hindi
GULLAP (KULLAP):Kapı kilidi
GULUNÇ: Kas tutulması.
GURGA YATMAK: Kuluçkaya yatmış ya da kuluçkadan civciv çıkarmış tavuk.
GURNA: Musluk, Çeşme
GURSAK: Boğaz, imik, mide.
GURTLU: Yerinde duramayan.
GURTLANMAK: Bir yiyeceğin uzun süre bekletilmesinden içinde zararlı haşeretler üremesi..
GURULMAK: Şatafatlı bir şekilde oturmak.
GURUMAK: Çok zayıflamak
GURUYASICA: Zayıflamasını istemek (Beddua etme)
GUVANMAK: Sevinmek
GUY: Koy (sıvılar için)
GUYMAK: Koymak, su koymak için kullanılır.
GUYTU (KUYTU): Issız tenha yer
GUYU: Su kuyusu
GUYUNMAK: Yıkanmak
GUZ: Kuzey.
GUZU DİŞİ: Dolu yağması.
GUZU KULAĞI: Kuzu kulağına benzeyen ekşimsi bir bitki.
GUZUM: Yavrum
GÜBBÜR GÜBBÜR: İri yapılı sağlam kişi
GÜBÜR: Süprüntü
GÜCCÜK: Küçük
GÜCENME: Darılma
GÜDÜK: Kısa boylu
GÜĞÜM: Yandan kulplu, boynu uzun,bakır veya alüminyum su kabı
GÜLDÜRT: Yüksekten aniden düşme, yüksek sesli konuşma
GÜMBEDEK: Birden bire aniden
GÜNÜLEMEK: Kıskanmak
GÜRE: Soğuk sevimsiz. İnsan içine girmeyen.
GÜRLEMEK: Hiddetlenmek, yüksek sesle konuşma
GÜRPEDENEK: Aniden, birdenbire.
GÜRÜL, GÜRÜL: Bolca akan su
GÜTMEK: Hayvan otlatmak
GÜVEM: Yaz aylarında çıkan hayvanların kanını emerek beslenen büyük sinek
GÜVEYİ KALDIRMAK: Düğünden bir gün sonra damadın yemeğe davet edilmesi
GÜVEYİ: Damat
GÜZ :Sonbahar mevsimi

H
HABAAN: Ne yaptığını bilmeyen Aptal, salak
HABİRE: Sürekli bir şeyler istemek, devamlı
HACET: Büyük abdest
HACET: Ödünç alınan
HACI: Hacca gitmiş.
HADDİNİ BİL: Kendine gelmesini istemek
HADEME: Hizmetli
HADİ BAKAM: Hadi göreyim
HADİ GARİ :Çabuk ol
HAKKAT: Gerçek
HALAYIK: Yaratık
HALLAÇ: Yün atıcı
HALLEŞME: Karşılıklı konuşma
HALVETİ: Hamamlarda sıcaklığın çok olduğu özel yer bölüm
HAMUD: Atın boynuna takılan boyunluk
HAMURİLENİ: Hamur yoğurmak için kullanılan büyük kap
HAMPA/HAMPACI: Bedava./Bedava yiyen içen,hazırcı,Avantacı.
HANGIRA: Nere
HANGIRAYA: Nereye
HANGIRDA: Nerede
HANGIRDASIN: Neredesin
HANİYAYDI: Keşke.
HANTIR HANTIR: İştahla yemek yiyen
HARABE: Yıkılmış yapı
HARAP: Bakımsız bağ, bahçe
HARAR: Kıldan dokunmuş büyük çuval
HARCANMAK: Kıymeti bilinmemek.

HARÇ EVİ: Kiler, yiyecek konulan oda
HARÇ GÖRMEK: Alış veriş yapmak
HARLAMAK:Birdenbire kızmak
HARILDAMAK: Sobanın aniden yanması
HARIM: Harman yeri, küçük tarla, bahçe
HARKIT: Çocukları korkutmak için söylenen hayali varlık
HARPILAMAK: Karşısındakini azarlamak
HASBAM: Dost, arkadaş
HASETÇİN: Bayramda eli öpülen büyüklerin elini öpen kişiye söylediği iyi anlamda söz
HASIR: Bitki liflerinden dokunan sergi.
HASİDE: Şeker ve nişaşta ile yapılan tatlı
HAŞGAŞ = Haşhaş
HAŞILAMAK:Azarlamak
HAŞNA FİŞNE: Sarmaş dolaş olup oynaşma.
HAŞŞÖLE: Evet işte tam öyle.
HATIL: Büyük baş hayvan yemliği
HATIRNAZ: Hatır sayan.
HATMETMEK: Bitirmek. Ezberlemek.
HAVAS (HEVES): İstemek, İstek, arzu.
HAVIR, HAVIR: Çok sıcak
HAVKIRMAK: Bağırmak, karşılık vermek
HAVSALA: Anlayış tahammül
HAYAT: Bahçe avlu
HAYDAN: Çalışmadan elde edilen
HAYIZ: Kadınların özel günleri
HAYRAT: Hayır.
HAYTA: Çok gezen başı boş
HAZETMEK: Sevmek.
HAZİN: Üzüntü veren şey
HAZNE: Çeşme suyunun biriktiği yer, oda
HEE : Tamam anlamında kullanılan kısa hitap şekli
HEEÇ: Yok anlamında
HELEZADA: Ekilmemiş tarla,tarlanın otlanmış durumu
HELİK: Taş duvar yapımında kullanılan küçük taş
HELİME: Krema, Sütten yapılmış fakat pişirilmemiş yağ
HELKE: Bakırdan yapılan küçük kova, bakraç
HERENİ: Kazanın küçüğü kap
HERGELE :Sessizce,karışık işler çeviren erkekler için kullanılır
HERİF: Adam, Evin erkeği.
HERİFCİ OĞLU: Yiğit adam.
HESAR: Hisar
HEVA: Heveslenme, hoşlanma, tutkunluk
HEYBE ATMAK :Kandırmaya çalışmak
HINCADAK: Uygunsuz oturmak
HINGIRDAMAK :Gülmek, gülmeye hazır
HINKIRMAK: Burnunu temizlemek, Sümkürmek
HINZIR: Kurnaz
HIR GÜR: Ağız kavgası
HIRATASIZ: Kimseye minnet etmeyen
HIRGÜR: Kavga.
HISIM GAAM: Hısım akraba.
HIŞIM : Çıkış, Azarla karışık sert konuşma.HITIR HITIR: Gevrek. Henüz pişmemiş.
HIYAR AĞASI: Bir küfür.
HIYAR: Salatalık.
HIZLAN: Koş
HOD (HOT):Kaba, beceriksiz
HOHLAMAK: Üflemek.
HOL: Tavukları yumurtlamaya alıştırmak için kümese konulan yumurta
HOLTA ATMAK: İleri geri devamlı gezmek
HOPPA: Havalı, yerinde duramaz.
HOPPACIK YAPMAK: Sırtına alarak oyalamak.
HOPPALA: Bu da nerden çıktı?
HOR GÖRME: Aşağılamak
HORA GEÇMEK: İyi olup, makbule geçmek. Memnun kalmak,beğenmek.
HORTLAYASICA: Birine kızıldığında söylenen, ölüp dirilesice
HOT: Sevimsiz soğuk ve itici insanlar için kullanılır.
HOYDUR, HOYDUR: Boş avare avare gezen
HÖRKEDEK: Gereğinden fazla geçmek, koymak
HÖRMET: Saygı.
HÖRÜKLEMEK :Aşırı yığmak, tepe yapmak
HÖŞMELİM: Helime, kaymak ve un karışımı bir tatlı türü.
HÖYKÜRME: Kızıp bağırma, yüksek sesle ağlama
HUMAYIN : Amerikan bezi, patiska
HUZULİ( FUZULİ): İşe yaramaz, gereksiz
HÜMÜLEMEK: Hücum etmek, saldırmak

I
ICCAK: Sıcak
ICINI, CICINI: Olan biten
ILDIR IŞIK: Sallanan az ışıklı, parıldayan
IĞIL IĞIL: Ağır ağır, yavaş yavaş.
IHTIRMAK: Hayvanı çöktürmek, bir yumrukla yere düşürmek.
INGILDAMAK: Kımıldamak, hareket etmek
IPPI: Cüce
IRAF :Raf sergen
IRAK :Uzak
IRBIK: Ağzından başka ince borusu olan daha çok bakırdan yapılmış olan su kabı.
IRGALAMAMAK: ilgilendirmemek
ISGARTA: Arızalı
IRILMAK: Yorgun düşme, bitkinlik
IRZIGIRIK :Kötü amaçla söylenen söz
ISLIK: Ağızdan çıkarılan melodi şeklindeki ses
ISMARIŞ: Başkası için alınacak şey, sipariş
ISRAR: Direnme, ayak direme
IŞIK: Gaz lambası
IŞILAMAK: Hafiften parlamak.
IŞIMAK: Aydınlanmak.
IVIR ZIVIR: Gereksiz esya.

İ
İBA (LİBA) :Havanın neminden dolayı yerin ıslanması
İBRETLİK: Ders alınacak nitelikte
İCAR :Kiralama
İCAZET: Onay vermek
İÇERLEMEK: İçin için kin tutmak.
İÇ DONU: Pantolonun altına giyilen, uzun paçalı don.
İÇLİ DIŞLI: Birbiriyle teklifsiz konuşma. Sıkı fıkı
İÇ GÜVESİ: Kız aldığı aile ile birlikte oturan damat.
İÇMECE: Şifalı su olan yer.
İDARE: İçinde yağlı fitil bulunan küçük gaz lambası
İĞ (İYE):Yünü bükerek ip haline getirme işinde kullanılan iki ucu sivri ortası şişkince tahta
İĞRENÇ: Tiksinme
İKRAH GELMEK: Usanmak.
İKRAR: Söylemek, tekrarlamak
İKÜŞDA: Birkaç daha
İLEEM/İLEEMLEMEK: Lehim,Lehimlemek
İLEĞEN (İLEEN): Leğen.
İLENME: Beddua
İLKYAZ:İlkbahar
İLEŞBER AĞASI: Çifci ağası
İLEŞBER: Çiftci,rençber
İLEŞBER ALTINI:Büyük altın
İLİK: Düğme yeri
İLİKMEN: İğ (İye) nin döndüğü alet
İLLALLAH GELMEK: Usanmak.
İLMEK (ÜLMEK):İpe düğüm atmak
İMİK (ÜMÜK):Boğaz, gırtlak
İMRENMEK: Beyenmek
İNAYET: Yardım
İNCE DALAN: İnce, uzun boylu.
İNKİZAR(İNTİZAR):Beddua etme
İNTİZAM: Çeki düzen
İPİNİ EĞİRİP ASMAK: Yaşlandığını bildirmek
İRİ: Büyük
İRKİLME: Ürkmek
İRKMEK: Biriktirmek.
İSİLİK: Vucut da çıkan küçük pembe kızarıklı kabartı
İSTOP ETMEK: Bir çalışmanın durması.
İŞCİMAN: Becerikli, iş bilen
İŞDE: Burda
İŞKİLLENMEK: Alınmak “buluttan nem kapma” Kuşkulanmak.
İŞLİK: Gömlek
İT: Köpek
İTEGE: Un elemede yere serilen deriden yapılmış örtü
İTELE: Kakışlamak
İTMEK: İlerletmek, götürmek
İYE: Kaburga kemiği.
İZ: Ayak basmak
İZBE :Yüklük altındaki dolap
İZBET: Eski eşya
İZİNİN ÜSTÜNE GELMEK :Gittiği yerden, hemen geri dönmek

K
KAAYA/KAAYASIMISIN: Sana ne. Bir iş yapılırken karışan olursa söylenen söz.(avukatı mısın gibi)
KABA: İneklerin kurumuş dışkıları
KABALAMA: Ayrıntıya girmeden
KABICAK: Kibrit Kutusu
KAÇILIN: Dağılmayı istemek
KADEM: Ayak, uğur
KADİM: Eski dost
KÂFİ :Yeter
KAĞNI: İki tekerlekli öküz arabası
KAKALAMAK:İtmek,kazıklamak,fiyatından fazlaya satmak.
KAK KURUSU: Elma armut kurusu
KAKIN: Oturduğu yerden kakmasını istemek
KAKIŞLA: İtekleme, itele
KAKILI: Çok fazla, dolu
KAKITMAK: Sözle ve fiziksel olarak iteklemek
KAL’A: Kale
KANIRMAK: Çiviyi sökmek için geriye doğru sökmek
KANIRTMAK: Sopa veya manivela gibi şeylerin ağırlıkların altına sokularak kaldırmak
KANSIZ: Soyu/sütü bozuk
KANTARMA: Ata geçirilen dizgin, gem
KAPIYI TIKAZLA: Kapıyı sürgüle
KAPTI KAÇTI: Minibüs
KARABACAK: Açık saçık
KARAYAĞIZ: Esmer
KARIK: Sebze fidesi dikmek için toprağa açılan ark, hendek
KARINCA KARARINCA: Az çok yeterli ölçüde
KASNAK: Tahta kalın çember
KAŞ: Avlu, bahçe dıştan yapılmış duvar
KATIK: Ekmekle beraber yenen peynir, helva, zeytin
KAVI :Olan biten
KAVIZ (KABÇIK):Tahıl kabuğu
KAVLİ(KAVİL):Sözleşme, anlaşma(Allah’ın emri peygamberin kavli (sünneti)
KAVURGA: Mısır patlağı
KAVUT: Havanda dövülmüş kavrulmuş buğday, mısır ya da nohut, kavrulmuş ve dövülmüş tahıl ununun şeker ya da tatlı yemişle karışımı.
KAYARLAMAK: Küfür etmek.
KAYIRMAK: Düşünmek, arka çıkmak, korumak
KAYIŞ ATMAK: Sözünde durmamak.
KEFİN: Kefen.
KEKEÇ: Kekeme.
KEKİL: Kâkül. Alına dökülen sac.
KEKRE: Ekşimsi buruk tadı olan bağ üzümü cinsi, iri üzüm
KEKREMSİ: Ekşimsi, tadı buruk
KELEM: Lahana
KELETE: Dokunmuş çuval
KEMÇİK: Az yiyen
KEMRE(KERME):Kurumuş hayvan gübresi, Tezek
KENEF: Hela(tuvalet)
KEPENEK :Çobanların giydiği keçeden yapılan kolsuz üslük, aba
KEPPAZE: Rezil.
KERAAT CETVELİ:Çarpım tablosu
KERCETMEK: Kinayeli söz söyleyerek alaya almak.
KERPİÇ: Kurutulmuş sama, balçık karışımı ilkel toprak. Duvar örmek için kalıplara dökülmüş tuğla
KERPİŞLE: Kerpiç yapmak için kazılan topraklık
KES: İri saman
KESE: Kestirme yol.
KESEK: İri toprak
KEŞİR: Havuç
KEŞKEK: Buğdayın dövülmesinden elde edilen ürün.Sivrihisar yöresel yemek türü
KETEN DİKENİ: Top halinde olan bir diken çeşidi
KEVRE: Yaşlı koyun, zayıf
KIBAL: Huy
KIÇ: Kalça
KIKIRDAMAK: Kısa gülmek
KILALAMAK: Baş örtüsünü iyi bağlamak
KIMÇI: Küçük ince değnek
KIMILDADI/KIYNADI: Hareketlendi
KINÇMAK :Yontmak
KIR: Mera, otlak
KIRAĞI: Sonbahar ayında havanın soğumasıyla yere düşen kar serpintisi ıslaklık
KIRBAÇ: Atı yürütmede kullanılan deriden yapılmış alet
KIRMA(GIRMA) :Arpanın ezilmiş hali
KIRPINTI: Çeşitli ölçü ve biçimde kumaş artığı
KIRPMAK :Davarların yönünün kesmek
KIYIMSIZ: Cimri
KIYMIK: Sivri küçük tahta parçası
KIYNATMAK: Oynatmak
KIZAN: Kedi, köpek gibi hayvanların çiftleşme isteği gösterdikleri durum
KİKİRDEMEK: Gülmek
KİL: Haki renkli toprak/sabunsuz senelerde sabun yerine kullanılırdı, su geçirmeyen bir tur toprak.
KİLER: Yiyecek saklamada kullanılan yer
KİREVET: Tahta kanepe(taht)
KİRLİÇIKI: Parası çok olup saklayan.
KİŞELEMEK: Kus, tavuk, sinek gibi hayvanları kovmak.
KOCA KARI: Yaşlı kadın (nine)
KODUK: Eşek yavrusu sıpa
KOĞ (KOV): Yerme, çekiştirme, arkasından konuşma, dedikodu yapma.
KOMPİL/KONPİL: Patates
KONAK: Saçtaki kepek
KOPSA: Uzun süre ekilmemiş tarla
KOR :Sönmeye yakın ateş
KOŞACA KARI: Allah mesut etsin
KÖÇEK: Düğünlerde eğlencelerde işi oynamak olan, oynamayı seven para karşılığı oynayan kadın
KÖÇEK: Güzel oynayan bayan, erkek için kullanılır.
KÖN : Toz ve tane halindeki Kuru küçükbaş hayvan gübresi
KÖR TOPAL: Zar zor.
KÖREK: Büyük dış kapı kilidi
KÖRELMİŞ: Seyrek olan
KÖRPÜ: Köprü
KÖSDÜ: Köstebek.
KÖSMEK: Yormak
KÖSTEK KESMEK: Yeni yürümeye başlayan çocuğu mezarlıkta yürüterek arkasından su dökmek
KÖSTEK: Hayvanların iki ayağını bağlamak
KÖSTÜ: Köstebek
KÖSTÜRMEK: Kısa süreli yan gelip uyumak/yormak
KÖSÜLMEK: Yorulmak
KÖTEK: Dayak
KÖZ: Ateş
KUBARMAK: Hindi ya da güvercinin tüyleri kabarmak, çalımlı bir tavır almak.
KULATÖZÜ: Kulak arkası
KULLAP: Kapı kilidi
KUNDURA: Ayakkabı
KUPA: Bardak
KURCALAMAK: Karıştırmak
KURNA: Musluk
KURU KALAMA: Avlu ve bahçe duvarının toprak ile küçük taşlardan örülmesi(taş duvar)
KÜHEYLAN: Gösterişli at
KÜLHAN: Hamamların su ısıtılan kısmı
KÜLLE: Tandırda ateşin yanmasını sağlayan delik
KÜLLÜK:Tandır ve ocak küllerinin atıldığı yer, Çöplük
KÜLOT/KİNOT/KİLOT: İçdonu
KÜLÜSTÜR: Eski
KÜMBET: Tuğla veya kerpiçle örülerek yapılmış kubbe biçimindeki soba
KÜMÜK: Burnundan rahatsız olan.
KÜNDE: Her gün
KÜNK: Pişmiş topraktan yapılan su borusu
KÜRÜMEK: Kar, çamur, toprak gibi şeyleri kürek vs. ile İterek bir araya toplamak.
KÜSKÜ: Ekşimik veya peyniri torbalara sıkıştırmak için kullanılan kalınca sopa
KÜSMEK: Darılmak, gücenmek
KÜŞTERE: Ağaç törpüsü,Rende
KÜŞTERELEMEK: Ağacı törpülemek, yontmak
KÜT: Kötürüm, eli ayağı tutmayan
KÜTELMİŞ: Kesici aletin keskin kısmının kesmemesi

L
LAĞAB: Lakap. Takma ad.
LAF EBESİ: Çok konuşan, bilmiş, hazırcevap.
LAĞDES TUTUŞMAK: Tavuğun çatal verince kemiğini iki kişinin çekerek kırması.
LAHANA: Kelem
LAPBADAK: Ansızın düşmek
LAPŞIŞTI: Sözünü bilmeyen, büyük konuşan hantal yapılı kişi
LATAFET: Şaka
LAYLON: Naylon
LAZIMLIK: Küçük çocukların kakalarını yapmaları için eskiden kullanılan, tenekeden ya da bakırdan yapılan bir malzeme.
LEĞEN: Bir şey yıkamak için kullanılan ağzı geniş kap
LENN: Kadının kocasıa seslenmek için kullandığı hitap şekli
LEŞ: Hayvan ölüsü
LİBA: Sonbaharda sabahları yere düşen çiğ, kırağı
LOĞUSA: Yeni doğum yapmış kadın
LÖK: Hareketsizce duran
LÖKLEME : Kazılmış duvarı çamurla sıvamak
LÖRKEDEK: Bir şeyi ansızın koymak

M
MABAL: Günahımı çek
MABLAK: Çatı kapısı
MACIR: Muhacir, Göçmen
MADARA OLMAK: Rezil olmak.
MADENİS: Maydanoz.
MADİK ATMAK:aldatmak
MAHANA : Bahane
MAHFİL: Camilerde namaz kılmak için parmaklıkla ayrılmış özel bölüm
MAHREÇ: Çıkış yeri, payda
MAHSEN: Çeşme suyunun geldiği tünel, kanal
MAHSÜL: Tarladan elde edilen ürün
MAKAT: Minderli alçak sedirle oturulan yer
MAKSİ: Kadınların evde günlük giydikleri uzun etek.
MALAK: Manda yavrusu
MALAMA:Taneli savanı yuvmak
MALMAŞAT: büyük baş hayvanların tümü
MANDAL: Kapı sürgüsü
MANKAFA: Aptal.
MARAZ: Hastalık
MARTAVAL: Palavra.
MASUS: Şakadan yapılan hareket
MASUZDAN: İnadına, bilebile
MATAKÜLLE OKUMAK: Hatasını kapatmak için sözleri başka yere çevirme
MATBUACI: Matbaacı
MATÇALI: Kız çocukları için yaptıkları kötü hareket sonrası söylenir
MAVI: Mavi
MAYASIL: Basur.
MAYHAR: Kadınların üst giysisi sarka don gibi giysilerin üzerine giyiln işlemeli giysi
MAYIS: Islak hayvan gübresi
MAYIŞMAK: Gevşemek, rahatlamak
MAYMAŞIK:Elinden iş gelmeyen
MAYMUNCUK: Kapı kolu
MAZAMORT: Beğenilmeyen olmamış
MEDFUN: Yatan ölü
MEELE: Mahalle
MEFAT: Vefat, ölen kişi
MEH :Bir şeyi verme, al
MEKTEP: Okul
MEL MEL BAKMAK: Aptalca bakış.
MENDEBUR: Uğursuz;hayırsız.
MENENDİ: Benzer, es.
MENKIBE: Olağan üstü olaylarla ilgili anlatı
MERAM: Dert.
MERDİMAN: Merdiven
MESEL: Masal, öykü.
MESMOSUZ: Lüzumsuz davranışları olan
MEŞAGGAT: Uğraşı, çaba.
MEŞGALE: Meşgul olmak
MEŞUR: Meşhur, tanınmış bilinen
METAMELİ: Elinden sıkça kaza çıkan
MEVTA: Ölü, ölmüş kimse
MEYHOR:Her gün ya da çok sık içki içen için kullanılır
MEYL(MEYİL):Eğilme, sevgi, sempati
MEYMENETSİZ: Lüzumsuz davranışları olan
MEYMENETSİZ: Suratsız, asık suratlı
MEZBELELİK: Eşyaların gelişigüzel, hatta rahatsız edici bir şekilde yerlere atılması.
MICİRIKLI :Çetrefilli, işin içinde iş olması
MIH: Çivi
MIH: Demirci çivisi
MINDAR:İslami kesimle kesilmemiş.
MILCIMAK: meyve, sebze vb için yumuşayıp, sulanıp bozulmaya yüz tutmak, çürümek.
MIRIK: Islak,sulu toprak, çok sıvı çamur.
MIRILDAMA: Anlamsız sesler çıkarma
MISMIL(MUSMUL):Helal temiz besmele ile kesilmiş hayvan
MIYMINTI :Ağıt hareket eden, mızmız. Uyuşuk, beceriksiz
MIZIRDAMAK: huysuzluk yapmak, lüzumsuz konuşmak çocukların ağlama ile karışık bir isteğine ulaşma çabası.
MIZMIZ : nazlı, mızmız: geçimsiz, huysuz, beceriksiz
MİHANESİ: Kıvam ,tadı yerinde
MİNDER: Oturmaya ve yaslanmaya yarayan misafir oturmalığı
MİNİ :Küçük kalın yufka ekmeği
MİNNET: Birine iyilikte bulunma
MİNNİ: Daima, sürekli, her zaman
MİNVAL: Biçim, yol, tarz
MİSİR: Mısır
MİSKİN: Yoksul kişi, benliği terk etmek
MİSMİSLENMEK: Sırnaşmak
MİZAN: Terazi
MODİ: Eli ve yüzü kirli
MORUTMAK: Hiçbir şeyden mutlu olmayıp köşede bir küsmek
MOSDURALIK: Numunelik.
MUDARA: Kendi işini kendi gören,minnet ve ihtiyaç duymayan.
MUGALLİD: Şakacı, taklitçi
MUHİT: Yer, yöre, çevre
MUKAYYET OL: Sahip çık.
MUMBAR (BUMBAR):İşkembe
MURDAR(MUNDAR) :Pis leş
MURUR: Gezmek, geçmek
MUSALLAT OLMA: Bir kimseye bir konu üzerinde bıktıracak derecede üzerine düşme ısracı olma
MUSANDERE: Evlerde bulunan dolabın üstü, gömme dolap
MUSLUK: Suyun akmasını sağlayan açılır kapanır alet
MUŞAMBA: Naylondan yapılan kalınca örtü.
MUŞDU/MUŞTU: Müjde, İyi haber.
MUŞTA: Yemenici, çekici tokmak
MUTİ: Ailesine bağlı, sadık
MUZUR: Yaramaz çocuk
MÜREBBE: Salça
MÜSRİF: Tutumsuz
MÜSTEHAK: Layık.
MÜŞKİLİN: Meşgul olma, işi çok olmak
MÜZEVİR: İspiyoncu.

N
NAARAR: Ne arasın
NAARASIN: Ne gezer, bende yok.
NAAŞ: Ölen kimse, ceset
NACAK: Kısa saplı odun baltası
NAĞLET: Lanet.
NAKIŞ İŞLEME :Giyim eşyası üzerine yapılan motif desen işleme
NALIN: Takunya
NAMAZLAA: Seccade
NAMLI: Tahıl destesinin bir araya getirilerek yapılan sap yığını
NAPAN: Ne yapıyorsun?
NAPARSINIZ: Nasılsınız
NAPCAN: Ne yapacaksın
NAPIYON: Nasılsın
NARASIN: Yok olduğunu söyleme
NARDENK: Ekşi pekmez
NARGINA ERMEK: Muradına ermek
NAŞABA: Bardak, Su tası
NE DER NE GORSUNUZ: Ne konuşuyorsunuz.
NEBE: Ne söylüyorsun
NEME/NEMİZE GEREK: Bize ne
NEMEGEREK: Bana ne, neyime lazım
NEMİNAAN: Sana ne, senin neyine
NENEGEREK: Sana ne
NERE: Nereye gidiyorsun
NEŞRETMİŞ: Doğmuş
NETCEN: Ne edeceksin
NEVALE: Yiyecek
NEYANA: Hangi tarafa
NEZAFET: İncelik
NİNESİN: Neylesin
NODA: Üstü topraklanmış yığın.
NOLCAK: Ne olacak
NOLDUM DELİSİ: Sonradan görme.

O
OBAHH: Büyüklük karşısında şaşkınlık ifadesi.
ODA: Eskiden köylerde yabancı gelenlerin misafir edildiği yer, mekân
O DEĞİLDEN: Oralı olmadan, karsıdakini uyandırmadan
OGADAR: Yeterli, kâfi
OK: At ve öküzlerin koşulmasını sağlayan U şeklinde ağaç
OKKA: Kilo
OKKALI: Ciddi ağır başlı
OKLAĞAÇ/OKLAA: Oklava
OKUMUŞ: Tahsilli.
OKUNCU: Düğünlere davet eden, sözle bildiren kişi
OKUNTU: Yakınları, tanıdıkları düğüne çağırmak için ev ev dolanıp haber verme işi.
OLMAYA GOMAYA ERME: Azarlama sözcüğü
ONAÇCA DUR: Düzgün dur.
ONATCA: Düzgün iş yapmak, güzelce
ONDANSONRACIMA: Ondan sonra
ONDELE: Ondüle. Bir sac sekli.
ONDURMAK: Zengin etmek
ONMAK: Yükselmek
ONNARINAN: Onlarla.
OOŞALAMAK: Ovalamak
ORAK ZAMANI: Harman zamanı
OSSURGAN BÖCEĞİ: Hamam böceği
OSTURMAK: Yellenmek, gaz kaçırma
OŞURTMAK: Abartmak, büyütmek
OTURAKLI: Ağırbaşlı OBAH: Beklenmeyen bir durum karşısında şaşkınlık ifadesi
OTURMAYA GİTMEK: Misafirliğe gitmek
OYMAK: Delmek

Ö
ÖCEK: Küçük çukur
ÖDÜ SIDMAK: Çok korkmak.
ÖĞÜN: Vakit, zaman
ÖĞRETLEMEK: Akıl vererek yol göstermek.
ÖLE: Aynısı, bilindiği üzere
ÖLLÜN KÖRÜ: Kızgınlık sonucu söylenen söz
ÖLÜMLÜK DİRİMLİK: Ölümde ya da dar gününde kullanılmak üzere bir tarafa ayrılmış para
ÖNDÜÇ: Ödünç.
ÖREN: Yıkıntı, harabe
ÖRTME: İki odanın arasında kalan salon tipinde yer
ÖSSEET: Hemen. Derhal.
ÖTE: İlerisi, uzak
ÖTEEN: Önceki gün
ÖTÜRMEK: İshal halinde dışkının sulu ve ses çıkartmayla atılması
ÖZEMEK: Yoğurda az su katarak karıştırmak.
ÖZEMEK: Bir konu hakkında oldukça fazla üzerinde durmak.Uzatmak.
ÖZÜM: Kardeş gibi sevilen kimse

P
PALAS PANDIRAS: Düzensiz hesapsız ve plansız aceleyle çıkmak
PALDIM: Yük hayvanının arka ayaklarının kuyruk altına takılan kayış
PALİ: Küçük ev köpeği
PAMPIL: Yumuşakça
PANTOL: Pantolon
PAPARA: Azar.
PAPEL /KAYMA: Kağıt para.
PARPILAMAK: Azarlamak, paylamak
PASAKLI: Kirli
PAT ÇAT: Tam değil ama. Söyle böyle.
PAT: Yatmak için yapılmış yüksek yer, makat
PATİK: Çocuk ayakkabısı, evde çorap üzerine giyilen yünden örülen yarı açık giysi
PAVKIRMA: Yeşillenen ot, hiddetlenme
PAZEN: Basma.
PAZUBANT: Mahalle bekçisi
PEKMEZ: Üzümden yapılan tatlı
PERVAZ: Kapı, pencerenin kenar taşıyıcısı, çerçevesi
PES: Teslim olma, öğleyse tamam
PEŞ: Arka.
PEŞKİR: Önlük, havlu
PEŞTAMBAL: Başörtüsü, hamam da kullanılan örtü
PIRTI: Elbise parçası
PISIRIK: Korkak, çekingen
PISMAK: Sinmek, korkmak ,geri çekilmek
PISTIRMAK: Korkutmak, sindirmek
PİDELİ: İçine patates, peynir konarak pişirilen(bazlama) ekmeği
PİNTİ: Cimri
PİSİ: Kedi
PİŞİRGEÇ : Yufka pişirilirken çevirmede kullanılan ucu yassı ağaç
POHPOHLAMAK: Şişirmek, dolduruşa getirmek
POSA: İyice sıkılmış suyu çıkmış
POST: Kurutulmuş hayvan derisi
PÖRÇÜK: Bölünmüş
PÖRSÜK: Buruşuk, içi geçmiş
PÖRSÜMEK: Bozulmak, ekşimek
PÖRTLEK: Gözü dışa çıkık
PUNDUNA GETİRMEK: Fırsatını yakalamak
PÜSGÜÜT ÇOCUĞU: Nazik, narin, hanım evladı cocuk.
PÜSGÜÜT: Bisküvi

R
RAHMET: Yağmur
REİS :Belediye başkanı
RENÇBER: Çiftçi
RÜSVAY: Rezil olma

S
SABANAN: Sabah vakti.
SAÇAK: Binanın ana duvarından dışarı sarkan çatı kenarı
SAÇI: Oğlan evinin gelinin yakınlarına gönderdiği hediye
SAÇKI: Tandır için yakacak
SAÇMAK: Dağıtmak.
SADIÇ: Düğünde damada eşlik eden
SAFTİRİK: Saf, her şeye inanan kişi
SAĞIM: Koyun, inek gibi hayvanların süt sağım işi
SAĞMAL: Sağılan İnek, Koyun Keçi
SAHAN: Tabak, yemek kabı
SAHTİYAN: Keçi derisinin tabaklanmış pişmiş ve boyanmış hali
SAKA: Su satıcısı
SAKINMAK: Kendini korumak.
SAKO: Ceket
SALANE: Mezbaha.
SALAVATLAMA:Uğurlama
SALICAKLA KAL: Sağlık esenlik dilemek
SALIK VERMEK: Tavsiye etmek.
SALIM :İnsanı güçten düşüren hastalık
SALLAMA: Başından savma.
SALTA DURMAK: Emir altında rahat hareket ettirmemek
SALTAN: Kendi başına, ayağına takılanın olmaması, yükü olmayan
SAMADAN: Dericilikte derinin temizleme işi
SAMIT: Sağır ve dilsiz
SANTIR: Kulağı duymaz, sağır
SAPA: Dolambaçlı.
SAPI SİLİK: Bos gezen, ipsiz, ise yaramaz adam.
SAPISİLİK : Ne konuştuğunu bilmeyen
SAPITMAK: Yoldan çıkmak.
SAPLA SUYU (deyim)onulmaz hastalık sonu ölüm olan
SAPLA: Su almak için kullanılan yuvarlak uzun sapli tas
SAPLAMAK: (İğneye ipliği) geçirmek.
SAPLAMAK: Batırmak, ipi iğne deliğinden geçirme
SAPLICAN OLMAK: Zatürre olmak.
SAPLICAN: Zatürre
SAPMA: Mezar içinde ölünün konulduğu yer
SARAÇ: Hayvan koşum ve binilmesi için deri ve ağaçtan alet edavat yapan kişi
SARI YAĞ: Tereyağının eritilmesiyle tuzlanmamış yağ.
SARKA: Düğün veya nişanlarda kadınların üstüne giydiği işlemeli yöresel giysi
SATIR: Et ve kemik kesmeye yarayan kalın, enli kesici alet
SAVAK: Çeşme deposu dolunca yan tarafına fazla suyun akması için koyulan tahliye yeri
SAVGARAYA: Gelişi güzel
SAVRUK: Hesapsız iş yapan
SAVSAKLAMAK: Yaptığı işi iyi yapmayan
SAVURMAK: Bol harcamak.
SAVUŞMA: Uzaklaşma.
SAYACAK: Ekmek pişirirken tepsileri üzerine koymaya yarayan üç ayaklı demir
SAYIŞMAK: İnsanların birbirleriyle olan alacaklarını vereceklerini birbirlerinde razı olacak şekilde eşitlemek.
SAYKIMA: Zannetme, sanmak
SAYVANT: Üstü kapalı yanları açık olan yer
SEÇİMLE: Kuzuları emzirdikten sonra koyunlardan ayırmada kullanılan bölüm
SEDİR: Tahtadan oturmak için yapılmış yer
SEFTA (SİFTAH): Kazanılan ilk para
SEĞİRMEK: Organın kendiliğinden istem dışı hareketi
SEĞİRT: Çabuk olma
SEKGELEMEK: Tek ayaküstünde sekerek yürümek.
SEKİ: Yazın oturmak veya ayakkabıları koymak için üstü kapalı önü açık yüksek yer
SELDİRSEME: Ne yaptığını bilmez
SELEK: Eli açık,cömert
SEME: Uykulu yorgun, aptal, Sersem
SEMER: Yük hayvanının yük taşıma ve binilmesinde kullanılan edevat
SEN SEN, BEN BEN: Söylenilen her lafa karışan, dedikoducu
SEPELEDİ: Yağmurun az yağması
SEPELEMEK: Hafifçe su dökmek
SEPET HAVASI: Bastan savmak.
SERİLE VERMEK: Çok yorulmak, uzanmak
SERGEN: Mutfaklarda yiyecekleri korumak için tavana asilmiş tahta raf
SERPİLENCEKSE: Pişecekse
SEVAYİ: Sarkanın altına giyilen şalvar tarzı işlemeli giysi
SEVİNDİRİK DELİSİ: Sevinçten deli gibi hareket eden
SEYİRTMEK: Koşmak
SEYREK: Aralıklı
SEYSANA: Gelin eşyası, çeyiz
SIÇAN: Fare
SIÇIRAMA: Atlama. Korkma
SIĞAŞLAMAK: Elini hafifçe siler gibi sürmek.
SIĞIR: İnek
SIĞIRTMAÇ: Büyükbaş hayvan, sığır çobanı
SINAMAK: Denemek.
SINDINIŞIK: Küçük gaz lambası
SINDIRGIYI SEĞİRTMEK: Sürekli gezmek
SINIK: Havası inmiş şey
SINMAK: Havası boşalmak
SINMAK: Şişkinliğin inmesi, gizlenmek
SIPALAMAK: Doğurmak (eşekler için).
SIRACALI: Boğazda urlar çıkması, vücudunda yaralar açılmasıyla hastalığa yakalanmış kişi
SIRACALI: Kız çocukları için yaptıkları kötü hareket sonrası söylenir
SIRÇA: Camdan yapılmış şeffaf, nazik
SIRIM: Hallaçların yün atmada kullandıkları virgül şeklindeki ağaca gerilmiş deriden yapılan ip, sicim
SIRNAŞIK :Devamlı rahatsız eden yapmacıklı
SIVAŞIK: Yılışık, usandırcı, bıktıran
SIYIRGI: Harmanda mahsülü toplamaya, samanı ileri götürmeye yarayan tahta parçası
SIZILATMAK: Acı vermek.
SIZIRMAK:Eritmek
SİKKE: Hayvanları zincir veya iple bağlayarak yere çakılan kalın demir
SİLKMEK: Herhangi bir bez parçasını çırpma
SİMA: Yüz, çehre
SİNECEN: Sinsi, hileci
SİNİ: Üzerine yemek konulan büyükçe, geniş tepsi
SİNİLİK: Sini konulan yer
SİNSİ: İçten pazarlıklı
SİNSİLE: Sülale. Soy.
SİTTİĞİN SENE: Yıllarca.
SİVİŞMEK: Ortadan kaybolmak,sessizce kaçmak.
SİYMEK: İşemek
SOBE:Çocuk oyunu ,saklambaç
SOFRA ALTI: Yer sofrasında yere serilen örtü
SOĞUKGEÇİĞİ :Üşütme sonucu hastalanma
SOKRANMA: Söylenme, ilenme
SOKRANMAK: Hafif sesle, rahatsızlığını dile getirmek.
SOKUM: Lokma
SOKUM: Yufka ekmeğinden yapılan dürüm
SOLAK: Pancar sulamada kullanılan motor
SOLUKLANMAK: Biraz dinlenmek
SOMUN: Fırında pişirilmiş yuvarlak ve kalın ekmek
SOMURTMA: Yüzün asılması, asık surat
SOMYA: Karyola.
SONUSUZ: Yüzü gülmeyen
SOPA ATMAK: Dövmek
SORMAK:Emmek
SORUTMAK: Surat asmak
SOTA: Tenha yer.
SOYKA: İş yapmaz
SOYU SOPU: Aslı, nesli
SÖĞMEK: Küfür etmek.
SÖĞÜRME: Fırında pişirilmiş patlıcan.
SÖVE: Kapı kenar ağacı.
SÖYKÜNMEK: Yaslanmak
SÖYLENMEK: Kendi kendine kızgınlıkla konuşmak.
SÖZLÜ: Nişanlı.
SÖZ TEMSİLİ: Mesela
SU DÖKMEK: Ufak çiş yapmak.
SU VARMAK: Hayvana su içirmek
SULAK: Sulanabilir. Sulu yer.
SULUK: Su kabı.
SUMSUK: Yumruk, elin sıkılması
SUMSUKLAMAK: Yumruk atmak
SUNUM: Yufka ile ekmek parçası, lokma
SURAT: Yüz
SUSAK: Kapaktan yapılmış su içmeye yarayan kap
SUVARİLİK: Erkek pantolon giysilerinin eskiyen yerlerine parça kumaş dikilmesi işi, yama
SUVAT: Hayvan sulanan yer
SÜKLÜN: Boynu eğik duran
SÜLALE: Soy sop
SÜLEPE (SÜNEPE):İş bilmez, beceriksiz
SÜMKÜRMEK: Burnunu mendile silme
SÜMSÜK: Pısırık
SÜNDÜRME: Balkon
SÜNDÜRME: Kuş avlamak için çatallı atkıç
SÜNDÜRMEK: Çekerek uzatmak.
SÜNMEK: Uzamak, elastikiyet
SÜREK: Hayvanların otlamak için uzun süreli kıra veya meraya çıkması
SÜRGÜÇ: Bulaşıkları yıkamak için kullanılan bez parçası
SÜRGÜÇ: Kapı arkasında kilitli kalmasını sağlayan demir alet
SÜRÜ: Hayvan sürüsü
SÜSMEK: Büyükbaş hayvanın boynuzlaması,tos
SÜTLÜK: Köy yerlerinde sütün korunması için avluya yapılan yüksek özel yer
SAFTİRİK:Hal ve hareketleri saf olan
SÜZME YOĞURT: Bez torbada süzülmüş yoğurt.

Ş
SABANAN: Sabahla.
ŞADIRAVAN: Cami içinde ve dışında olan üstü kapalı, havuzlu muslukları olan çeşme
SAHA KAKMAK: Çok istekli olmak.
SAKSAKÇI: Yaltaklanarak alkış tutan.
ŞAKLA: Küçük kavun, karpuz
ŞAKŞAK: Kapı tokmağı
ŞALVAR: Kadınların pantolon yerine ayağa giydikleri bol ve dökümlü uçkurlu kadın giysisi.
ŞAMDANLIK: Üzerine kandil, mum , ışık konulan tabla
ŞAM ŞEYTANI: Cin fikirli
ŞAPBADAK: Ansızın tokat vurma
ŞAPIRDAK: Yalaka
ŞAPLAK: Avuç içi le atılan tokat, şamar
ŞARAPHANE: Üzümden pekmez yapmak için hazırlanmış yer
ŞARKADAK: Aniden düşme
ŞARPA: Eşarp
ŞAŞAL: Plastik şişe
ŞART OLSUN/ŞARTLAR ŞART OLSUN: Yemin etmek.
ŞAŞKIN: Telasından yanlış isler yapan.
ŞAŞMAK: Bir konuda acele etmek.
ŞAVK: Işık, aydınlık
ŞEER: Şehir
ŞERİ: Ortak
ŞET: Bele kuşak kuşanma
ŞIH: Şeyh.
ŞINA: At ve öküz arabasını tekerleklerinin takıldığı göbek kısmı(mil, aks)
ŞINDINIŞIK: Küçük gaz lambası
ŞINGIRDAKLI: Eğlenceyi seven
ŞIR, ŞIR: Az ve sürekli akan yağ, su sıvı
ŞIRLAK: Yağdanlık
ŞIRLANYAĞI: Haşhaş yağı
ŞİFALAMAK: Birini aşağıdan alıp sakinleştirmek.
ŞİKİL (ŞEKİL):Surat, biçim,TİP
ŞİLTE: Oturmak için yapılan küçük minder
ŞİNCİK: Şimdi, hemen
ŞİNİK: Tahıl ölçen15-16kg tahıl alan ölçü aleti
ŞİŞEK: Bir iki yaşında yavrulamamış dişi kuzu
ŞİŞİNMEK: Şımarmak
ŞİVŞİT: Eğri büğrü, düzgün olmayan
ŞOM: Uğursuz
ŞU/ŞO: Gösterme sıfatı
ŞÜPELENMEK: Kuşkulanmak.

T
TAAN: Tahin.
TABAK: Yemek konulan yayvan kap
TABAKHANE: Deri işlemeciliği yapılan yer
TABANE: Tabakhane.
TABUTU DÜRÜLE: Ölümünü istemek(beddua)
TADIMLIK: Doyumluk değil, az bir parça yiyecek.
TAFRA : Çalım.
TAHTALI KÖY: Mezarlık.
TAHTALIK: Tahtadan yapılmış kap, kacak konulan yer
TAKAT: Güç, derman, kuvvet
TAKATSİZ: Halsiz
TAKIRDAMA: Gürültü yapma
TAKIŞMAK: Tartışmak. Ağız kavgası yapmak.
TALAZ: Toz kaldıran rüzgâr
TANDIR: Ekmek pişirmek için kazılmış, içine ateş yakılan, ekmek pişirme yeri
TANTISÇI, MAHAR: savurgan
TANZİFAT VERGİSİ: Temizlik vergisi
TAPINDIRIK: Kuyudan su çekmek için ipi çekerken makara görevi gören çatal ağaç kol
TAPIRTI: Ayak sesi.
TARA: Bağcılıkta ve odunculukta kullanılan bir tur kesici alet.
TARKADAK: Birden bire aniden bir şeyi yere koyma
TARKTURK: Beğenilmeyecek derecede
TAS: Metalden su içmek için yapılmış su kabı
TATAVA YAPMA: Patavatsız konuşma. Ağız kalabalığı.
TAV: Tarlaların ekilecek durumda olması,uygun zaman.
TAYYARE: Uçak.
TEBELLEŞ OLMAK: Birilerine kafayı takarak onunla uğraşmak.
TEBELLEŞ: Dadanma
TEÇÇAL: Yaramaz çocuk
TECENNEMEK :İşkillenmek
TEDİK: Hızlı yürüme
TEENE: Tenha.
TEK GIRMA: Av tüfeği.
TEK TÜK: Ara sıra, seyrek olarak.
TEKAVÜT: Emekli.
TEK DURMAK: Uslu durmak
TEKNE GAZINTISI: Son çocuk
TEKTEN: Tek basına, yalnız.
TELAŞE: Telaşlanmak, heyecan
TELDOLAP: Yiyecekleri saklamak için kapaklar ince telli çekmeceli mutfak dolabı
TELEF: Zayiat.
TELEK. Tavuk hindi tüyü
TELİS: Keten ya da kendirden dokunmuş büyük çuval
TELLAK: Hamamda kesecilik yapan kişi
TEMEK: Saman koymak için açıklan pencere
TEMSİL: Örneğin, mesela.
TEMŞİT: Sahur
TENEŞİR PAKLASIN :Öldüğünü istemek(beddua)
TENEŞİRLİK: Ölünün yıkanması için konulan yer
TENGERLEK: Yuvarlak
TENTENE: Dantel.
TENTİRİS: Çok düzenli
TENVİRAT VERGİSİ: Aydınlatma vergisi
TEPİK: Tekme
TERKİ: Atların koşumu için kullanılan eyerin arka bölümü
TERKOZ: Evlere dağıtılan şebeke suyu
TESLİK: Hayvan pisliği dökülen yer
TESPİ: Tepsi
TEVELLÜT: Doğum tarihi.
TEVZİR: Laf getirip götüren
TEZ: Acele. Çabuk.
TEZDEN: Kısa zamanda.
TEZEK: Yakacak olarak kullanılan hayvan gübresi
TEZEKLİK: Tezeklerin konulduğu depo
TEZİKMEK: Uzaklaşmak
TEZMEK: Gezmek
TEZMİCAL: Acele eden, aceleci
TIĞ: Dantel örmeye yarayan araç.
TIĞSIRMAK: Aksırmak
TIKAZLAMAK: Kapatma, kapıyı sürgüleme
TIKNAZ: Kısa boylu iri yapılı şişmanca
TIKSIRMAK: Aksırmak.
TINAZ: Harman yerinde buğday vb. mahsullerin ayrışması için toplu halde bulunma durumu
TINGIR: Boş
TINKI : Kapaksız küçük sahan
TIRAKKALI: Fiyakalı, oturaklı, süslü.
TIRAMPA: Değiş tokuş.
TIRIS: Kısa adımlarla hızlı yürüme
TIRIŞKA: Uyduruk, özentisiz
TIRLATMA:Bozulma
TIRKAZLAMAK: Kapıyı arkasından kilitlemek
TIRSIK: Korkak
TIRSMAK:Korkmak, çekinmek
TIZIKMAK: Koşmak
TİSELEDİ: Toprağı az ıslatacak kadar yağmur yağması
TİKOLTA: Kadın iç giysisi.
TİPSİZ: Çirkin.
TİRİLDEMEK : Azalmak
TOK: Doymuş
TOKAÇ: Çamaşır yıkamada kullanılan saplı yassı ağaç
TOKAT: Küçükbaş hayvanları cinsine göre ayırmada kullanılan tek giriş ve çıkışı olan özel avlu
TOKLU: Bir yaşındaki kuzu
TOKLUK: Çoban köpeği yiyeceği
TOLA: Tabaklanmış deri
TONBAK: Tombul, yuvarlakça
TOP ATMAK: İflas etmek.
TOPAK: Yassı olmayan. Yuvarlakça.
TOPARLAK: Yuvarlak
TOPU DİKMEK: İflas etmek.
TOPU: Hepsi.
TOSBA: Kaplumbağa
TOSULDAMAK:Konuşmadan bişeyleri garip sesler çıkararak anlatmaya çalışmak.
TÖBE BİDA: Tövbe bir daha yapmam
TÖKEZLEMEK: Düşer gibi olmak.
TÖRÜLDEK : İshal
TULLUK: Çoban odası
TULUK: Havan derisinden yapılan içine katık gibi yiyecekleri saklama kabı
TURALAMAK: Tur atarak yürümek.
TURLUK: Hayvan yemlerinin depolandığı yer
TUTALAÇ: Sıcak yemek kabını taşımada kullanılan saplı bez parçası
TUTAM: Elle tutulacak kadar az
TUZLAĞA: Büyük baş hayvanların tuz ihtiyacını ahırların önlerine konan büyük düz taşlar
TÜLBENT: Başa örtülen ince örtü(çar)
TÜNEK: Kümes hayvanlarının tünedikleri yer
TÜNEMEK: Kümes hayvanlarının aksamdan sonra uykuya çekilmesi.
TÜRKMÜK: tükürük
TÜSKÜ/TÜTSÜ: Duman
TÜTMEK: Duman çıkmak.
TÜTÜTMEK: Duman çıkarmak
TÜYMEK: Kaçmak

U
UÇKUN: Bunak, gel git akıllı
UÇKUR: Şalvarı bele bağlayan ip
UĞRA: Ekmek yaparken hamurun yapışmaması için kullanılan un.
UĞUNMAK: Ağlarken zor solumak, hareketten kesilir gibi olmak. Acıdan ağrıdan kıvranmak
ULUK: Yavaş hareket eden, beceriksiz
UMMAK: Bir şeyin olmasını dilemek
UNDUGALMAK: Unutmak.
UNDURMAK: Zıplatmak
UNGUDUK: Saklambaç
UNMAK: Zıplamak
UNUNU ELEYİP ELEĞİNİ ASMAK: İşin kendisinden geçmesi
URBA: Elbise
URGAN: Kalın ip, halat
USANMAK: Bıkmak, sıkılmak
USDURUPLU: Yerinde hareket eden. Akıllı
USLANMAK: Doğru yola gitmek
USLU: Sakin kimse, uysal,terbiyeli.
USTA GILIKLI: Ustaya benzer
USTUN: Yapının çatısına konan ağaç
USTURUPLU: Düzgün, istenildiği gibi iş yapmak
USUKMAK: Susmak
USULCA/CIK: Kimseye duyurmadan, yavaşça.
UTMAK: Kumarda,oyunda kazanmak.
UTULMAK: Kumarda oyunda kaybetmek
UYARLAMA: Benzetmeye çalışma
UYDURUK: Kaliteli olmayan.
UYKU SEMESİ: Uyku sersemliği
UYMAK: Benzemek, beraber olmak
UYMAK: Sataşmak
UYUNTU: Uyuşuk, ağır, tembel
UZEYSAN: Sağ salim gidip gelmesini istemek

Ü
ÜFÜRMEK: Üflemek. Yalan söylemek
ÜFÜRÜK: Nefes.
ÜKELA(UKALA) :Çokbilmiş
ÜLLEMEK: Yavaşça sallamak
ÜNNEMEK: Uzaktaki bir kişiye seslenmek
ÜRME(ÜRÜMEK):Köpeğin havlaması
ÜRÜSVAY: Rezil, kepaze.
ÜSDE: Üstüne. (Üste para vermek.)
ÜST BAŞ: Elbise.
ÜSTELEMEK: Israr etmek, üstüne düşmek
ÜSTÜNKÖRÜ: Gelişigüzel, alelade, baştan savma,
üzerinde yeterince durulmamış.
ÜŞENGEÇ: Bir işi yapmak istemeyen, tembel
ÜŞENMEK: Eli ise varmamak, ağırdan almak Tembel olmak.
ÜŞÜŞMEK: Toplanmak, çoğalmak
ÜYÜTLEMEK:Seçmek, ayırmak.
ÜZELLİK OTU: İri tohumlu, ateşe atıldığında hoş bir koku bırakan ve nazara iyi geldiğine inanılan bir bitki.
ÜZERLİK: Nazar için kullanılan ot

V
VALA: Vallahi (yemin)
VALE: Çaput kırpıntısı
VANGIRDAMA: Çok konuşma
VANILAMAK: Bağırmak
VARİYET: Mal, zenginlik.
VARİYETLİ : Zengin, varlığı yerinde olan
VASLINA: Gönül, gönüle girmek
VEBAL: Suç günah
VEDDETİNE: Kendi bildiğine göre hareket etme
VELEDİZİNA: Gayr-ı meşru çocuk. Çok yaramaz çocuk.
VELESBİT: Bisiklet
VELET: Fırlama.
VELVELE: Gürültü, yaygara
VESAİT: Vasıta, araba
VESVES: Bir şeyi beğenmeyen
VESVESELİ: Her şeyi kafaya takan
VIR VIR ETMEK: Dır dır etmek.
VIRTIVIZIK: Boş söz, değersiz, önemsiz
VIZIRDAMA: Sesini fazla yükseltmeden itiraz der şekilde söylenme, konuşma.
VIZIRTI: Dikkate alınmayan yakınmalar.
VİRAN: Yıkık harabe
VURMAK : Ocağa yemek koymak(keşkek vurmak)
VURULMAK: Âşık olmak

Y
YABA ALTI: Yedi dişli harman savurmaya yarayan alet
YABA: Beş dişli harman savurmada kullanılan tarım aleti
YABAN: Yabancı şehir, köy, mahalle.
YABANLIK: Düğün veya bayramlarda özel günlerde giyilen giysi
YAD: Yabancı uzak yerler
YADELLER: Gurbet eller
YADİGÂR: Anadan babadan kalma.
YAĞDALI: Yağlı, bulaşık, kirli.
YAĞDANLIK: Makineleri yağlamaya yarayan kap.
YAĞLIK: Sırma işlemeli büyük mendil
YAKALIK: İlkokul önlüğünün yakasına takılan beyaz kumaş parçası
YAKINMAK: Dert yanmak. Şikâyet etmek
YAL: Köpek yiyeceği.
YALIN AYAK BAŞI GABAK (deyim): beş parasız
YALIN AYAK: Çıplak ayak
YALINGAT: Zayıf, tek kat, ince
YALTAKLANMAK: Bir kişiye hoş görünmek
YAMAMAK: Eskiyen eşyanın yerinin tamir edilmesi
YAMÇI: Ata binmeden önce üste giyilen kalın giysi
YAMÇILAMAK (KAMÇILAMAK):Atı kırbaçlama
YAMPİRİ: Yan yan yürüyen.
YAMUK: Eğri , eğik olan
YANAZ: İnatçı
YANGIN: Aşık
YANLARIM: Bacaklarım
YANPİR/YANPİRİ: Yan yan yürüyen, topallayan
YAPAĞI: Kırkılmış küçükbaş hayvan yünü
YAPAĞLI: Sacını sık taramayan hanım.
YAPIŞMAK: tutmak tutunmak (ele tutunmak)
YAR: Uçurum.
YARDAKÇI: Yağcı. Yalaka.
YASLAĞAÇ: Üstünde hamur, yufka açılan tahta
YAŞMAK: Tandır örtüsü
YAT GEBER EKMEĞİ: Yatmadan önce yenilen yemek
YATIK: tahta su kabı
YAV/YAHU: Tepki göstermek
YAVAN: Yağsız
YAYAN: Yaya.
YAYMAK: Hayvanları otlatmak
YAYMAK: Sermek.
YAYMAK: Hayvan otlatmak.
YAYVAN: Ağzı geniş tabak, kap
YAZI: Kader. Alın yazısı.
YAZMA: Başörtüsü
YEDEK: Koyunların boynuna takılan çan
YEĞDİR: İyidir
YELBİR/YELBİRDEK :Sallana sallana yürümek YELİKMEK: Çok şımarmak, yaramazlık yapmak
YELLEME: Havalandırma, yelpazeleme.
YELLENMEK: Gaz kaçırmak. Osurmak
YELMEK: Koşmak, ardından gitmek
YELTEK: Şımarık, yerinde duramayan, haşarı
YEMENİ: Çivisiz ayakkabı
YEMENİCİ: Ayakkabı yapıp satan kimse
YEMİŞ : İncir
YENCE: Hafif
YENGE: Dayı karısı
YENGE: Gelin veya damadın sağdıcı
YER YATAĞI: Döşeğin yere serilmesiyle hazırlanan yatak.
YERMEK: Kınamak, kötülemek
YETİŞMEK: Yakalamak
YETİŞTİRMEK: Eğitmek.
YETMEK: Yetişmek, ulaşmak.
YEVMİYE: Günlük kazanç
YIMIRTA: yumurta
YİRİK: Yırtık
YİRİL YİRİL KOKMAK: Çok pis bir kokmak
YOĞURMAK: Unu su ile karıştırarak hamur haline getirme
YOKLAMA: Kontrol etme.
YOL YOLAK: İnce yol. Yöntem, yordam
YOLSUZ: Parasız.
YOLUK: Yolunmuş.
YONTULMAMIŞ: Kaba saba.
YOOO: Hayır, bilmem anlamında
YORDAM: Yol, Yöntem
YOSA: Yoksa
YOZ: İki yaşındaki sağılmayan koyun
YUKA: Zayıf, ince, hafif, dayanıksız.
YUMAK: ekmek pişirmek için yuvarlanmış hamur
YUNMAK: Yıkanmak
YUTTURMA: Kotu şeyi iyi diye verme.
YUVAK: Toprak damı düzlemek ve sıkıştırmada kullanılan silindir taş
YÜKLÜ: Hamile
YÜKLÜK: Yatak, yorgan konulması için yapılmış dolap
YÜKSÜK: Yüzük
YÜZ GÖRÜMLÜĞÜ: Damadın gelinin duvağını açtığında verdiği armağan.
YÜZ YUMAK: Hoşa gitmek, başarmak
YÜZELLİKOTU: Nazar değmesine karşı kullanılan bir çeşit ot.
YÜZSÜZ: Utanmaz.
YÜZÜN GUYU: Yüzükoyun. Ağız ustu.

Z
ZAAN: Tabak
ZABIN: parasız
ZAHMİ: İşin yapılışındaki zorluk
ZALDIR ZULDUR: Savrukça
ZALLANZORT: Dağınık iş yapmaz kişi
ZAMAZİNGO: Zımbırtı.
ZANGIRDAMAK: Titremek.
ZANNIMA: Zannetmek sanmak
ZAPTİYE: Asker
ZARTZURT: Bağırıp çağırma.
ZARZOR: Güçlükle.
ZATİ: Zaten
ZAVRAK: Salatalık, hıyar
ZEBELLAH: İri yarı.
ZEBİLLİK: Bolluk, çokluk
ZELBER: Eşek yükü
ZELLETLİ: Lezzetli
ZELVE/ZEVLE: Öküzün boyunduruktan çıkmaması için boyunlarına geçirilen eğri değnek
ZEMHERİ: En soğuk kış ayları
ZENAATKAR: Sanatkâr
ZENGİN GALKIŞI: Oturulan bir toplulktan aceleyle kalkıp gitmek
ZENNE: Kadın terliği
ZERDELİ(ZERDALİ):Kayısı
ZERE: Bildim
ZEROŞ: Sarhoş
ZERZEVAT: Çeşit
ZEVZEK: Her işe karışan, çok konuşan
ZEYİN: Beyin, zihin,
ZIBARMAK: Gebermek, ölmek, uyumak, sızmak.
ZIBARTMAK: Çok dövmek
ZIBIN: Bebekler giydirilen iç çamaşırı
ZIDGI SIYRILMAK: Başkasından soğumak, hoşlanmamak
ZIFRA: Sofra
ZIĞDALAMAK: Çok üşümek, titremek
ZIKRA: Cimri, pinti
ZILGIDI YEMEK: Azar işitmek
ZILGIT: Azar.
ZIMBIRTI: Gereksiz ve anlamsız gürültü
ZINARMAK: Mızıkçılık etmek, caymak. Anlaşmanın dışına çıkmak. Karşı gelmek
ZINGADAK: Birden, aniden, zınk diye durmak
ZINGAZINK: tamamıyla dolu
ZINGILDAMAK: Sallanmak
ZINGIRDAMA: Çocuğun ağlamamasını isteme
ZIPPIR: Büyük olmasına karşı olgun davranışlarda bulunmayan
ZIR BOŞ :Bomboş, tamamen boş
ZIR: Büsbütün, sadece, tek
ZIRA: Kimyon
ZIRAVAT: Uzun boylu İri yapılı.
ZIRLAMAK: Bağıra çağıra ağlamak. Gereksiz yere konuşmak.
ZIRNIK VERMEME: Hiçbir şey vermemek
ZIRNIK: Zerre.
ZIRNIMAK: Ağlamaklı
ZIRTO: Hafif, serseri, ise yaramaz.
ZIRTPIRT: İkide bir.
ZITKI SIYRILMAK: Başkasından soğumak
ZIVANA: Yol yolak. Usul.
ZİBİL: Çok
ZİRZOP: Delice hareket eden
ZİVLEN: Zayıf
ZİVTİNMEK: Söylemek istediği bir şeyi çekinerek söylemeye çalışma davranış
ZONKLAMAK: Vücudun bir yerindeki damarın baskısıyla oluşan şiddetli ağrı.
ZORUNAN: Zoraki
ZOTTİRİK: Dağınık, işe yaramayan kimse
ZULA: Gizli yer
ZÜĞÜRT: Parasız.

SİVRİHİSAR AĞZI YÖRESEL DEYİMLERİ
A
ABA ALTINDAN DEĞNEK GÖSTERMEK: Direkt söylemiyor ama dolaylı bir şekilde korkutmaya çalışıyor.
ABBAS YOLCU: Bir yerde isi biten, fazla kalmak istemeyen, oradan
ACINDAN GEBERMEK: Çok acıkmak.
ACISINI ÇIKARMAK: Bir zararı başka bir yerden çıkarmak.
AÇ KARNINA: Karnı aç olarak.
AÇTIM AĞZIMI YUMDUM GÖZÜMÜ: Ağzına gelen her sözü söyledi.
AĞANIN ELİ Mİ TUTULUR? Ağalar cömert olur, para öderken kısmaz.
AĞIRINA GİTME: Zoruna gitmek. Gücüne gitmek.
AĞIZ DEĞİŞTİRMEK: Önceleri bir tarafı tutarak konuşurken, başka tarafı tutmaya başlamak.
AĞIZ TADIYLA: Keyfini çıkara çıkara.
AĞIZLI YÜZLÜ: Doğru dürüst, istenilen şekilde.
AĞZI AÇIK AYRAN DELİSİ: Saf saf sokaklarda ya da olaylar karsısında ağzını ayıranlar için kullanılan bir deyimdir.
AĞZI BİRLEMEK : Anlaşarak,aynı şekilde konuşmak
AĞZI VAR DİLİ YOK: Çok az konuşan, kendini bile savunamayan.
AĞZIMIZ BİR OLSUN: Korkuları doğruda olsa, yalan da olsa aynı şeyi söyleyerek acık vermeme durumu.
AĞZINA BİBER SÜRERİM: Çocukların kotu söz söylediği zaman bir daha yapmasın diye ağızlarına biber konması.
AĞZINA SAKIZ OLDU: Yaptığı bir isten dolayı tanıdıkların diline düşenler için kullanılır.
AĞZINDAKİ BAKLAYI ÇIKAR BAKALIM: Esas demek istediğini söyle.
AĞZINDAN ÇIKANI KULAĞI DUYMUYOR: Çirkin, uyumsuz, pis konuşan.
AĞZINDAN DUYAYIM: Olmasını arzu ettiği bir şeyi birilerinin dile g getirmesi durumunda ağzından duyayım deyimi kullanılır.
AĞZINDAN YEL ALSIN: Aman oyle kotu konuşma, ola ki biri duyarda zarar görürüz.
AĞZINI AÇTIRMAMAK: Hiç konuşturmamak. Konuşmasına izin ve fırsat vermemek.
AĞZINI ARAMAK: Bir konu hakkında ne düşündüğünü ağzından almaya çalışmak.
AĞZINI BOZMAK : Küfürlü konuşmak
AĞZINI TUTMAK : cevap vermemek
AĞZININ PAYINI VERMEK: Hak ettiği dersi vererek paylamak, azarlamak.
AĞZINI TOPLA!: Ne dediğinin farkında mısın? Dikkatli konus
ALEM YAPMAK: Eğlenmek. Hoşça vakit geçirmek.
ALEMİ YOK: Bunu yapmak doğru değil.
uzaklaşma hazırlığını içindekiler için kullanılır.
AÇTIRMA KUTUYU SÖYLETME KÖTÜYÜ:Benim ağzımı açtırma, sonra senin ne kadar yanlış isler yaptığını anlatırım.
AÇIĞINI ARAMAK:Yaptığı bir yanlışlığı bulmak için fırsat kollamak.
ACLIKDAN NEFESİ KOKMAK: Perişan. Evine ekmek götüremeyen.
ADAM AKILLI: İyice. Tam anlamıyla.
ADAM GİBİ KONUŞ: İnsana yakışır bir şekilde konuş.
ADAM İÇİNE ÇIKACAK DURUMU KALMADI: Utanılacak duruma düşmek.
ADAMINA DÜŞMEK:İş yapabilecek iyi adama düşmek.
ADINI BAĞIŞLA: “Adını söyler misin?” anlamınadır.
ADINI KOYMAK:Bir pazarlığın ya da bir anlaşmanın kesinleştiğini, pazarlığın ya da anlaşmanın ne karşılığı yapıldığını kayıt altına almak için “Adını koyalım.” denir.
AHI TUTMAK: Birilerine yaptığı eziyetin, haksızlığın cezasını ödemek
AHIRDAN BOŞANIR GİBİ: İnsanların bir yerden düzensiz ve birbirini iteleyerek çıkması.
AKIL HOCASI: Birilerine akıl veren.
AHIM GİTTİ, VAHIM KALDI: Yasımız ilerledi. Belli yasın üzerindeyiz. Yaşlanmak, çökmek
AHMAK ISLATAN: Az az yağan yağmur
AKINTIYA KÜREK ÇEKMEK: Para kazanmadan, istediklerini elde etmeden, boşu boşuna uğraşmak.
AHRET SUALİ: Uzun uzun sorgulama.
AKLINA BİR ŞEY GELMESİN: Sakın yanlış anlama.
AKLI SIRA: Kendi aklına göre.
AKLI YETMEK: Bir işe aklı ermek, onu iyice bilmek.
AKLINI BAŞINA TOPLA: Akıllı ol, aklını iyi kullan.
AKLINI OYNATMA: Bu konu uğruna aklından olma.
AKLIN NEREDEYDİ?: Daha önce bunu neden düşünmediniz?
AKLIMA GELEN BASIMA GELDİ: Böyle olacağını seziyordum, o da basıma keldi.
AKLINA ESMEK: O an aklına geleni yapmak.
AKLININ ERMEDİĞİ BİRŞEY YOK: Çok akıllı ve deneyimli. Her şeyi bilir.
AL BENDEN DE O KADAR: Ben de aynı düşüncedeyim.
ALAVERE DALAVERE: Dürüstçe yapılmayan işler.
Alıcı gözüyle bakmak: Bir şeyi dikkatle incelemek.
ALIŞMADIK GÖTTE DON DURMAZMIŞ: Yeni bir işe alışamamak.
ALIŞMIŞ KUDURMUŞTAN BETER: Bir şeye alışanın onu devamlı yapmak istemesi. Bu uğurda çılgınlık bile yapması.
ALİ KIRAN BAS KESEN: Herkesle kavga eden, sorunlarını kavga ederek çözmeyi yeğleyen için kullanılan bir deyimdir.
ALİCENGİZ OYUNU: Çok ince düşünülerek hazırlanmış oyun.
ALLAH EKSİK ETMESİN: Beğenmemek ama bundan dolayı Allah’ın gazabından korkmak.
ALLAH’IN ADAMI: Kendi halinde. Kimseye zararı olmayan.
ALLAH BAĞIŞLASIN: Allah ona kaza bela vermesin.
ALLAH BANA, BEN SANA: Allah bana verirse öderim. Yoksa ödeyemem
ALLAH ESİRGESİN: Allah saklasın. Allah korusun.
ALLAH ETMESİN: Allah öyle bir durum yaratmasın.
ALLAH NE VERDİYSE: Bütün imkânlarıyla…
ALLAH SENİ BANA VERDİ DEMEM HA!: Seni iyice döverim ha!
ALLAHA BİR CAN BORCUM VAR: Kimseye borcu olmayan, kimseyeminnet etmeyen, yalnızca Allaha can borcu olan.
ALLAHA KALDI: Bir isin ancak Tanrı dilerse olabileceğine karar vermek. Böyle işi olanlara, ”İşin Allaha kaldı.” denir.
ALLEM KULLEM ETMEK: Laf ve hesap cambazlığıyla haklı çıkmak.
ALMAMAZLIK ETMEMEK: Mutlaka almak.
ALNININ ÇATINI KARIŞLAMAK: Yapılması çok güç bir isi yapacağını söyleyerek ortaya çıkanlara, o isin yapılamayacağını vurgulamak için, ”Bu isi yapanın alnını karışlarım!” denir.
ALT TARAFI: Kıymetsiz, önemsiz.
ALTI ÜSTÜ: Fazla bir şey değil. Topu topu…
ALTTA KALANIN CANI ÇIKSIN: Altta kalanın ezildiğini anlatan bir deyim.
ALTTAN ALMAK: Karsıdakini incitmemek için kırıcı laf söylememek.
ASLI ASTARI YOK: Uydurma. Aslı olmayan şey.
ANALI BABALI: Hem anneli hem babalı.
ANAM AVRADIM OLSUN: Bir tur yemin.
ANAMIZ DİNİMİZ AĞLADI: Çok zorlandık. Çok yorulduk.
ANAMIN AK SÜTÜ GİBİ HELAL OLSUN:Hakkını helal etme.
ANASI AĞLAMAK: Bir işte çok zorlandığını belirtir
ANASI BABASI BELLİ: Soyu sopu belli.
ANASI ONU KADİR GECESİ DOĞURMUŞ:Şanslı insanlar için söylenir.
ANASI KILIKLI: Annesinin huyu aynen kendisine de çekmiş.
ANASININ AVUTAMADIĞI: Annelerin bile avutmakta güçlük çektiği yastaki çocukları ve bunların yetiştirilmesindeki güçlüğü anlatan bir deyimdir.
ANASININ GÖZÜ: Gözü acık. Çıkarını çok iyi takip eden.
ANAN GÜZEL Mİ?: Öyle şey olur mu?
ANCA BERABER, KANCA BERABER: İsin sonunda çok kotu şeyler de olsa, birbirlerinden ayrılmadan, birlikte hareket etme andı.
ANANIN KARNINDA DOKUZ AY NASIL DURDUN?: Çok geveze çocuklar için kullanılan bir deyimdir.
ANAN AŞŞAĞI BABAN YUKARI DERKEN:İkna etmek için çok caba harcadıktan sonra…
ARADA KALMAK: İki kişi arasında kalarak sıkıntıya düşmek.
ARADAN ÇIKARMAK: Küçük bir işi araya sıkıştırarak ötekilerle beraber çıkarmak.
ARALARI AÇILMAK: Küs olmak.
ARALARINDA SU SIZMAMAK: Çok iyi anlaşmak.
ARDINDAN ATLI MI KOVALIYOR?: Koşar gibi gidenlere denir.
ARDAMARI ÇATLAMA :Ahlaksızlaşmak.
ARKAM SIRA: Arkamdan.
ARKAMIZDAN SOVMEZLER YA: Yaptığımız isler hep iyi şeyler.
ARMUDUN SAPI, ÜZÜMÜN COPU: Bir şeyi çok inceleyip bahane bulmak.
ASTARI YÜZÜNDEN PAHALI YA GELMEK:Maliyeti cok pahalı. Birşeyin pahalı geldiği belirtmek.
ASIP KESMEK: Tehdit etmek.
ASLI ASTARI YOK: Asılsız bir dedikodu.
ASTIĞI ASTIK, KESTİĞİ KESTİK: Gücü her şeye yeten.
AŞAM BAZARI: Aşam üstü pahalı veya ucuz almak
ASIK ATMAK: Birileriyle boy ölçüşmeyi, yarışmayı anlatan bir deyimdir.
AÇLIKTAN NEFESİ KOKUYOR: Beş parasız.
AT İZİ İT İZİNE KARIŞTI: Ayak takımı ile kalbur ustu insanların birbirine karışması.
ATALAR BOŞA DEMEZ: Atalar bos laf etmez
ATAŞ ALMAYA MI GELDİN?: Geldiği yerden çabuk kalkanlara söylenir.
ATTAN İNİP EŞEĞE BİNDİ: Zenginken yoksul olmak.
ATTIĞIMIZ YERDEN VURAMADIK:Tahmin ettiklerimiz olmadı.
ATIN ÖLÜMÜ ARPADA OLSUN: Bu uğurda ölsem bile gam yemem.
ATSAN ATILMAZ, SATSAN SATILMAZ: Memnun olmadığı bir yakını için üzüntü belirten bir deyim.
AVCUNU YALA: Umduğunu bulamamak.
AVUÇ AÇMAK: Dilenmek.
AVUÇ İÇİ KADAR YER: Küçük bir yer.
AYAĞI ALIŞMAK: Bir yere çok gidip gelmek.
AYAĞA KALDIRDIK: Yardım ettik. Para yardımı yaptık.
AYAĞINI KAYDIRMAK: Kötülük yapmak
AYAĞIMA KARA SULAR İNDİ: Yürümekten dolayı çok yorulmak.
AYAĞINI SÜRÜMÜŞ: Biri bir yere gidince ardından başkalarının da gitmesi.
AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI: İçinden çıkılması çok zor durum
AYIP DENEN BİR ŞEY VAR: Utanmıyor musunuz?
AYNI DELİĞE İŞEMEK: Samimi olmak, sıkı fıkı olmak
AYNI YOLUN YOLCUSU: Birbirinden farkı yok.
AYRAN İÇTİK, AYRI DÜŞTÜK: Görüşemez olduk.
AYRAN GÖNÜLLÜ: Çabuk fikri değişen
AVAL AVAL BAKMAK: Saf saf bakmak.

B
BABA OCAĞI: Baba evi, baba yurdu.
BABAMIN OĞLU MU?: Birilerinin içinde bulunduğu güç duruma acımamak.
BABASININ HAYRINA MI?: Bir ise gayret ederek çalışanlara, on ayak olanlara kullanılır.
BABANIN MALI MI?: O senin babanın malı değil, ona dokunma.
BABANIN UŞAĞI MI VAR?: Birilerine yardım etmek istemeyenlere bir is söylendiğinde, biraz da kaba olarak“ Babanın uşağı mı var?” diyerek yardım etmek istemediğini belirtirler.
BACAK KADAR BOYU VAR, TÜRLÜ TÜRLÜ HUYU VAR: Küçük çocukların bıktırıcı huyları için yapılan şikâyeti anlatan bir deyimdir.
BASTIĞI YERDE OT BİTMEZ: Uğursuz. Çevresine zarar veren.
BAŞTAN SAVMA: a) Sıradan. Kotu kalite. b)Dinlemeden yanından uzaklaştırmak.
BASINA DEVLET KUŞU KONDU: Talih yüzüne güldü.
BİR AYAĞI ÇUKURDA: Çok yaslı.
BİR ÇİFT LAF ETMEK: Biraz sohbet etmek.
BAŞ YAPTIRMAK :Düğünde saçını yaptırmak için koaföre gitmek.
BAŞA KAKMAK: Yapılan iyiliği yüzüne vurmak
BAŞINI YİMEK: Kendi yıkımına neden olmak
BAYRAMDA SEYRANDA : Ara sıra gelmek
BENİM EŞEĞİM GANCIK OLSUN: Tartışmada yenilgiye düşmek
BİR DEDİĞİNİ İKİ ETMEZ: Her sözünü yerine getirir.
BİR DERİ BİR KEMİK KALDI: Çok zayıfladı.
BİR ELİ YAĞDA BİR ELİ BALDA: Çok rahat bir yasam sürüyor.
BİR FIRILDAK ÇEVİRİYOR: Yalan, dolan, sahtecilikle bir şeyler yapıyor.
BİR KUŞA BENZEDİ: Simdi beğenilecek duruma keldi.
BİR İPİNİ ÇEKSEN KIRK YAMALIĞI SÖKÜLÜR: Çok fakir.
BİR KOROĞLU BİR AYVAZ: Çocuklarını evlendirdikten sonra esi ile bir evde yalnız yasamak.
BİR ŞEY SANMAMAK: Onunla yetinmemek, az bulmak.
BİR TAHTASI EKSİK: Deli dolu davranışları olanlar için kullanılır
BİTİ KANLANDI: Sıkıntılarını atıp ekonomik olarak bir yere vardı.
BİZE GÖRE HAVA HOŞ: Bizim için fark etmez.
BİN DEREDEN SU GETİRMEK: Bir şeyi onaylatmak için akıl almadık yollara bas vurma.
BİLMEDİĞİ BEŞ VAKİT NAMAZ : Her şeyi bilmek. hünerli
BİNDE BİR: Çok seyrek.
BORÇ HARÇ: Başkalarından borç alınarak yapılan bir is.
BOSTAN KORKULUĞU: Hicbir ise yaramayan.
BOŞA KOYDUM DOLMADI, DOLUYA KOYDUM ALMADI: Bir açmazın içindeyim, bir çıkar yol bulamıyorum, ne yapacağımı sasırdım.
BOYACI KÜPÜ MÜ?: Bu kadarcık kısa zamanda bu is yapılmaz.
BOYUNUN ÖLÇÜSÜNÜ ALMAK: Dersini alarak oradan uzaklaşmak.
BULUNMAZ HİNT KUMASI MI SANKİ?:Bir şeyin fiyatının yüksek bulunması durumunda onun her yerde bulunduğunu ve daha ucuza alınabileceğini anlatan bir deyimdir.
BURNU HAVADA: Kendisini yüksek tabakadan gösteriyor.
C
CAN HAVLİYLE: Ölüm korkusuyla.
CANA GELECEK MALA GELSİN: Yeter ki bu zarar cana gelmesin.
CANI KIYMETLİ: Kendini yıpratmayan, yavaş bir tempo ile çalışan.
CANI SAĞ OLSUN: Hiç önemli değil.
CANI TEZ: Zor koşullarda çalışmaz.
CANINA MİNNET: Zaten bahane arıyordu, bu da fırsat oldu.
CANINA TAK DEDİ: Bıkıp usandı.
CANINDAN BEZDİRDİ: Usandırdı.
CANINI DİŞİNE TAKMAK: Bütün gücünü kullanmak.
CANININ KIYMETİNİ BİLMEZ: Kendini çok yoruyor.
CAR CAR ETMEK: Gereksiz ve rahatsız edici konuşmak.
CEBİNDEN CIKARIR: Kıyaslanandan çok daha yetenekli olmak.
CEMİ CÜMLE: Hepsi de.
CILDIR CILDIR BAKMAK: Uyutulacak çocuğun bir turlu uyumaması.
CIZIK ÇEKMEK: Alacağından vaz geçmek.
CİN OLMADAN ADAM ÇARPMAK: Daha doğru CİNLERİ BAŞINA TOPLANMAK: Çok sinirlenmek, bir şeylerin ters gitmesi
dürüst mesleğini kavrayamadan başkalarını aldatmaya çalışıyor.

Ç
ÇALI ÇIRPI: Odun sayılmayacak ince yakacak.
ÇAM SAKIZI ÇOBAN ARMAĞANI: Parasal değerinden çok gönülden koparak verildiği için değerli olan armağan.
ÇAM YARMASI GİBİ: İri yarı.
ÇAMURA YATMAK: Verdiği bir sözü yerine getirmeyip cayıyor.
ÇATACAK YER ARAMAK: Kafası bozuk.
ÇEKİRDEKTEN YETİŞME: Küçük yastan beri o iste yetişen, o isin bütün inceliklerini çok iyi bilen.
ÇENE ÇALMAK: Konuşmaya dalmak. karşılıklı konuşmak.
ÇİVİSİ ÇIKMAK: Ardı kesilmeyen olaylar için kullanılır
ÇOCUKLA ÇOCUK OLMA: Çocuklara uyup da çocuk gibi davranma.
ÇOCUĞUN LAFIYLA HAREKET ETME: Büyükler çocukların konuşmalarına göre hareket etmemeli.
ÇOCUK KADAR AKLI YOK: Saf insan.
ÇOCUK MEZARI GİBİ: Çok büyük ayak ya da ayakkabı.
ÇOCUKTAN AL HABERİ: Büyüklerin gizlediği konuları çocukların saflıkla başkalarına anlatması.
D
DAĞ BAYIR GEZMEK: Dağları kırları dolaşmak.
DAĞ GİBİ: Güçlü kuvvetli.
DAĞDAN GELİP BAĞDAKİNİ KOVMAK:Sonradan gelip pek çok şeye sahip olan, pek çok konuda oranın yerlilerinden daha çok hak elde ederek yerlilere egemen olan için kullanılır.
DAMARINA BASMAK: Birinin çok duyarlı olduğu bir konuda sanki inadına yapar gibi, o kişiyi kızdırmak istiyor.
DAR VAKİT: Aksam olmak üzereyken.
DARA DÜŞMEK: Para sıkıntısı çekmek.
DARDA KALMAK: Zor durumda olmak.
DARISI BAŞINA: Bu güzel şeyler inşallah sana da gelir.
DEDİĞİM DEDİK, ÇALDIĞIM DÜDÜK: İnat eden, inadını yürüten. Bildiğinden geri kalmayan.
DENK GELMEK: Rastlamak.
DELİ OLMAK: Çok sinirlenmek. Çıldırmak.
DELİ DOLU: Sözünü esirgemeden konuşan. Rahat hareket eden.
DEMİRDEN KORKSAK TRENE BİNMEZDİK: Başkalarının kendisine verebileceği zarardan, beladan korkmayan.
DENK DÜŞTÜ: Böyle rast geldi. Özellikle yapmadık ama böyle oldu.
DEPEMDEN AŞAĞI KAYNAR SU DÖKÜLDÜ:Sok oldum.
DEVEYİ HAMUDUYLA GÖTÜRMEK: Haram filan dinlemez, eline fırsat geçerse her şeyi yapar.
DEVEYE HENDEK ATLATMAKTAN ZOR:Kimi insanlara bir şeyi anlatmak çok zor olur.
DIR DIR ETMEK: Sinir bozcu bir şekilde konuşmak.
DIŞ KAPININ MANDALI: Hiç ilgisi olmayan. Hic yakınlığı olmayan.
DIŞI SENİ YAKAR, İÇİ BENİ YAKAR:Dışarıdan gözüktüğü gibi değil.Sanılanın aksine, abartılacak gibi değil.
DİNLEN DİNLEN KAÇ: Böyle insanlarda uzak ol. Yanından uzaklaş
DİBİ TUTMAK: Yemeğin tabanına tutması.
DİNİ İMANI YOK: İnançsız, dini değerlere itibar etmeyen.
DİK DİK KONUŞMAK: Sert bir şekilde karşılık vermek.
DİKİLİ AĞACI YOK: Dünyada ev, dükkân, gibi zenginliği yok.
DİLİ DAMAĞI KURUMAK: Susamak.
DİLİ ŞİŞMEK: Konuşkan insanlar konuşamadığında söylenir
DİLİ UZUN: Her şeye karısan. Gereğinden fazla konuşan.
DİLİMDE TÜY BİTTİ: Bir konuyu birilerine sürekli anlatma, ama karsıdakini ikna edememe.
DİLİN KEMİĞİ YOK: Dil her turlu yalanı söyleyebilir.
DİLİNİ EŞEK ARISI SOKSUN: Türkçeyi güzel konuşamayanlar için kullanılan bir deyimdir.
DİŞ GÖSTERMEK: Korkutmaya çalışmak.
DİŞİMİN KOVUĞUNA YETMEZ: Bana göre bu yemek çok az.
DİZE GETİRMEK: Yenmek. Mağlup etmek.
DOBRA DOBUR: Mertçe.
DOKUZ DOĞURMAK: Sabırsızlıkla beklemek.
DOLDURUŞA GELMEK: Birilerinin lafıyla yanlış isler yapmak.
DOLDURUŞA GETİRMEK: Birilerini başkasına karsı doldurmak.
DON GÖMLEK: Tam giyinmemiş.
DOSTA DÜŞMANA KARSI: Uzak insanlar, başkaları göz önünde bulundurularak yapılan davranış ya da konuşma.
DOSTLAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN: Göstermelik yapılan is.
DOMUZDAN BİR KIL KOPARMAK:Cimri insanlara para harcatmak.
DÖRTAYAK ÜSTÜNE DÜŞMEK: Kendinde bir yetenek olmamasına rağmen, sansından dolayı sürekli çok kazanmak.
DÖRT DÖNMEK: Bir çıkar pesinde olup, çıkar umduğu kişilerin çevresinde dolaşıp duruyor.
DÜŞMAN ÇATLATMAK: Düşmanları çatlatacak davranış ve konuşmalarda bulunmak.
DÜŞÜN DÜŞÜN, B.KTUR İŞİN: Ne kadar düşünürsen düşün, bu isin sonu kotu.
DÜNYASI KARARMAK: Çok kotu durumlara düşmek.

E
EFTEN PÜFTEN: Derme çatma yapılan şey.
EL ATMAK: Bir konuyu çözmek için girişimde bulunmak.
EL AYAK ÖPMEK:Alttan almak. Saygıda kusur etmemek.
EL BİRLİĞİYLE: Yardımlaşarak.
EL DEĞMEDİK: Kullanılmamış.
EL ETMEK: El sallamak.
EL KAPISI: Kızın gelin olunca gittiği kapı.
EL KIZI: Eve gelen kelin.
EL MİZAN GÖZ TEREZİ:Kimi alış verişlerde göz kararı işlem yapılır.
EL PENÇE DİVAN DURMAK: Saygılı karşılamak.
EL ÖPENLERİN ÇOK OLSUN: Senin de elini öpenlerin çok olsun.
ELİ KALEM TUTMAK: Okur yazar.
ELİ KOLU UZUN: Her tarafta is bitirir, etkili yerlerde tanıdıkları var.
ELİ G.TÜNDE GEZMEK: Bir is yapmıyor.
ELİ KULAĞINDA: Bu olay yakında gerçekleşir.
ELİ İŞTE GÖZÜ OYNAŞTA: Tempolu çalışmıyor.
ELİ İSE YATKIN: Becerikli olmak.
ELİNİ KORKAK ALIŞTIRMA!: Elini kaldırmışken vur.
ELİN HAMURUYLA ERKEK İŞİNE KARIŞMA: Eli yakışmayan bir ise yeltenenleri uyarmak için kullanılan bir deyimdir.
ELİMİ SALLASAM ELLİSİ: Bana değer veren çok. Ben sana bağlı değilim.
ELİMİZ ARMUT MU TOPLAR?: Bizim de elimiz var. Biz de gerekeni yaparız.
ELİNDEN HER İS GELİR:Becerikli.
ELİNDEN UÇAN KAÇAN KURTULMAZ:Çok becerikli.
ELİNE ÇABUK: Çabuk is yapan.
ELİNE DÜŞMEK: İstemediği halde isinin birine düşmesi. İsini onun çözebilir olması.
ELİNİ ETEĞİNİ ÇEKMEK: Bir köseye çekilmek. O isleri yapmamak.
ELİNE, DİLİNE, BELİNE SAHİP OL:Hem Alevilerin hem de Sünnilerin çok önem verdiği bir ilkedir.
ELLERİNDEN ÖPER: Bu is seni bekliyor.
ELMİNİ BİLMEK: Nasıl yapılacağını bilmek.
ESİP GÜRLEMEK: Bağırıp çağırmak
ESKİ KÖYE YENİ ADET: Sonradan konan kurallar için söylenir.
ESKİ KULAĞI KESİKLERDEN: Erkekler için eski yıllarda külhanbeylik yapmışlara; kadınlar içinse eski yıllarda zampara erkeklerle yakın ilişkilerde bulunmuş olanlara denir.
EŞEĞİN AKLINA KARPUZ KABUĞU DÜŞÜRME! Hatırlatma! Aklına düşürme!
EŞEK HOŞAFTAN NE ANLAR: Değerli şeylerin değerini bilmeyen kişiye denir.
EŞEĞİN KUYRUĞU KİMİ NE UZAR NE KISALIR: Yaptığı bir iste çok başarılı olamayan, ancak evini geçindirecek kadar para kazanan.
ETTİĞİNİ BULDU: Yaptığı kötülüğün cezasını buldu.
ETİ NE BUDU NE?: Bir esnafın ya da bir ailenin parasal acıdan zayıflığını anlatan bir deyimdir.
ETİ SENİN KEMİĞİ BENİM:Çocuk çıraklığa verilirken ustaya söylenen söz.
EV GÖRMEK: Yeni alınmış bir eve hediye götürmek.
EVELEYİP GEVELEMEK: Esas söylemesi gerekeni bir turlu söylememek.
EVİNE DUSKUN: Evine yeteri kadar ilgi gösteren.

F
FAKİR FUKARA: Fakirler, yoksullar.
FELEĞİNİ ŞAŞIRTMAK: Ne olduğunu şaşırtacak duruma getirmek.
FELEĞİN ÇEMBERİNDEN GEÇMİŞ: Çok deneyimli.
FELLİK FELLİK ARAMAK: Her yeri aramak.
FETVA VERMEK: a) Bir olay hakkında dini acıdan yargıda bulunmak) Ahkam kesmek.
FİTNE FİCİR: Fesat. İnsanları birbirine düşürme.

G
GICIK ETMEK: Sinir etmek.
GÖNÜL KOYMAK : Gücenmek, Göz belertmek : Korkutmak
GÖSTERİŞ HASTASI: Gösteriş yapmayı seven.
Göstermelik yapmak: Gösteriş olsun diye is yapmak.
G.T ATMAK: Çok sevinmek.
G.T KADAR YER: Ufacık yer.
G.T GEREK: Onu yapmaya yürek ister.
G.TÜYLE DİNLER: Konuşulanı dinlememek.
G.TÜYLE GÖĞÜ YIKAR: Bir isi yaparken bir yerlere dokunarak yıkmak, devirmek, zarar vermek.
G.TÜ BOKLU: Küçümsenecek bir şey.
G.TÜ YERE YAKIN: Kısa boylu. Alt tarafı yere yakın.
G.TÜMU YIRTIYORUM: Aşırı caba gösteriyorum.
G.TÜN G.TÜN GİTMEK: Arka arka gitmek.
G.TÜNÜ YERE KOYMADI: Hiç durmadan çalıştı.
G.TÜNÜN KILI AĞARMAK: Yaslanmak.
G.TÜNÜN KARI MI?: O bu isi yapamaz.
G.TÜNÜN ÜSTÜNE OTURMAK: Kalakalmak
G.TÜNÜN ÜSTÜNE OTURTMAK: Korkutmak.
GÖZ KULAK OLMAK: Kollamak, korumak, beklemek.
GÖZÜ ARKADA KALDI: Emanet ettiği şeyin yapılıp yapılmayacağından kuşku duyma.
GÖZDEN IRAK OLAN GÖNÜLDEN DE IRAK OLUR: Bir insan sevdiklerinden uzaklaşırsa, sevdikleri tarafından da unutulur.
GÖZÜNÜN ALABİLDİĞİ YER: Görebildiğin yere kadar.
GÖZLERİ FELFECİR OKUMAK: Bir şeyleri çalıp kaçacak gibi gözleri fırıl fırıl dönmek.
GÖZÜ AÇ: Doyumsuz. Ne kadar versen alır. Ne kadar yese doymaz.
GÖZÜ ACIK GİTMEK: Yapacaklarını yapamadan, umduğuna eremeden
GÖZÜ KALMAK: Çok beğenmek.
GÖZÜN AYDIN: Bir bu eksikti. Şimdi de bu mu çıktı?
GÖZÜ KARARMAK : İradesine sahip olamamak.
GÖZÜM ÖNÜME AKSIN Kİ: Yalan söylemediğine inandırmak için yapılan bir yemin.
GÖZÜM SEĞİRİYOR SANKİ: İstemediği birinin geleceğini haber aldığında duyduğu rahatsızlık.
GÖZÜMDEN UYKU AKIYOR: Çok fazla uykum var.
GÖZÜME GÖRÜKME: Benden uzak dur. Bana görünme.
GÖZÜMÜN İÇİNE BAKA BAKA YALAN SÖYLÜYOR: Bile bile yalan söylemek.
GÖZÜNDEN DÜŞMEK: Onun yanında değeri düşmek.
GÖZÜNE KESTİRMEK: O isi yapacağından emin olmak.
GÖZÜNÜ DALDAN BUDAKTAN ESİRGEMEZ: Yürekli. Korkusuz.
GÖNÜL EĞLEMEK: Bir kızla kadınla evlenme niyetiyle değil de oynaşma niyetiyle birlikte olma.
GÜCENE GİTMEK : Alınmak Gücenmek:onun lafları çok gücüme gitti
GÜN AĞARMAK: Sabah olmak.
GÜN GÜNDEN KÖTÜ GELİYOR: Kotu günler katlanarak geliyor.
GÜN OLA, HARMAN OLA: gün gelir ben de bunun acısını çıkarırım.
GÜN SAYMAK: Sayılı günün gelmesini beklemek.
GÜNAH BENDEN GİTTİ: Bundan sonra olacaklardan ben sorumlu değilim. Ben uyarımı yaptım
GÜNDÜZ VATİ: Öğleleyin.
GÜNÜNÜ ARAMAK: Onun zamanda ne kadar iyi olduğunu anlamak.
GÜNÜNÜ GÖRMEK: Yaptıklarından dolayı cezalanmak.
GÜNÜNÜ GÜN ETMEK: Geleceği düşünmeden eğlenceye dalmak.
GÜNDÜZ GÖZÜYNEN: Aydınlıkta.
Gürül gürül akmak: Suyun basınçla ve bol bol akması.
GÜVENDİĞİMİZ DAĞLARA KAR YAĞDI: Güvenilenden gerekli yardım alamama.
H
HACI YOLU BEKLER GİBİ YOLUNU GÖZLEMEK: Merakla birisini beklemek
HADDİ HESABI YOK: Çok sayıda. Sayılamayacak kadar çok.
HADİ EYVALLAH!: Ben gidiyorum.
HAK DEĞİRMENDE OLUR: Kimi zaman adaleti istemeyenlerin, kimi zamanda adaletsizleri yermek isteyenlerin kullandığı bir deyimdir.
HAKKINDA AYET Mİ VAR?: Öyle de olur böyle de. Bu konuda kesin bir şey yok.
HAKKINDAN GELMEK: Üstesinden gelmek. Dersini vermek.
HAK GETİRE: Toplumun istediği çizgide olmayanların çizgide olduğu var sayılması durumunda “Nerdeee?” anlamına, ”Hak getire.” denir.
HELAL SÜT EMMİŞ: Soyu temiz.
HALEP ORDAYSE ARŞIN BURADA:Yaptığı bir ise inanmayanlara, o isi bir kez daha yapabileceğini utandırmak için de söylenir
HALİ VAKTİ YERİNDE: Varlıklı.
HALİM YOK: Hastayım.
HANA VARDIK, YAĞMUR DİNDİ: Umut üzerine caba harcayarak yorulan insanlar birden bire olumsuz bir sonuçla karşılaşması.
HAPİSHANE KAÇKINI: Trası uzamış,
HAR VURUP HARMAN SAVURDU: Elindeki kıymeti savruk ve sorumsuz harcamak.
HAŞAT OLMAK: Parçalanmak kırılmak
HATİM İNDİRMEK: Kur’an-ı Kerimi bastan sona okumak.
HATIR GÖNÜL BİLMEK: Hak eden insanların hatırını sayar.
HAVA KARARDI: Aksam oldu.
HAVALARA HOPLADI: Uğradığı bir haksızlık, ya da zarar karsısında aşırı derecede tepki kosterdi.
HAVAS ETMEK: Heveslenmek.
HAVASINI ALIR: Umduğuna erişemez.
HAYIRLARA VESİLE OLMAK: Bu durumun yorumu inşallah hayırlı olur.
HELALİ HOŞ OLSUN: Hakkım helal olsun.
HELAYA MI DÜŞTÜN?: Helada bu kadar uzun kalınır mı?
HEM AĞLAR HEM GİDERİM: Düğün sırasında baba ocağından uzaklaşacağı için üzülerek ağlayan gelinlere denir
HEM SUÇLU, HEM GÜÇLÜ: Yaptığı bir isten dolayı suçlu olmasına karsın, sanki başkaları suçluymuş gibi üste çıkan.
HEM ZİYARET, HEM TİCARET: Hem gezi amaçlı hem de ticaret yapma amaçlı gidiş gelişler için kullanılır.
HAMAM OĞLANI: Davranışları biraz kadınımsı, kızsı olan erkekler için kullanılan bir deyimdir.
HEM NALINA, HEM MIHINA VURMAK: İki tarafın da nabzına gore konuşuyor.
HER BOYAYA GİRER: Her renge giren, karakter ortaya koymayan insanlar için kullanılır.
HER TASIN ALTINDAN ÇIKAR: Her turlu pis isin içinde bulunmak.
HER KAFADAN BİR SES ÇIKAR: Toplumun çok sesli konuşması.
HER SÖZE KARIŞMA: Seni ilgilendirmeyen söze girme.
HER ŞEYİN BİR YOLU YORDAMI VAR:Kimi isler rastgele yapılmaz, usulüne uygun yapılır.
HEYHEYLERİ TUTTU: Çok sinirlendi.
HIRLI MI HIRSIZ MI?: Ne olduğunu bilmiyoruz.
HIR GÜR ETMEK: Yüksek sesle ileri geri konuşmak.
HISIM ÇIKTIK: Hanım tarafından akraba olduklarını anlamak.
HISIM GAAM: Hısım akraba.
HIZIR GİBİ YETİŞMEK: Tam zamanında imdadına yetişmek.
HÖDÜK GİBİ OTURMAK: Bir yere ayrılmadan, kımıldamadan oturmak.
HORA GEÇMEK. Yapılan şeyden hoşnut olmak memnun kalmak.
HÜNGÜR HÖNGÜR AĞLAMAK: Yüksek sesle ağlamak.
I
IRZI KIRIK: Kimi zaman hafif dokundurma, kim zaman da küfür olarak kullanılan bir deyimdir.
ISKARTAYA ÇIKMAK: Hurdaya ayrılmak.
ISMARIŞ ISMARLAMAK: Sipariş vermek.
İ
İCABINA BAKMAK: Gereğini yapmak.
İCAT ÇIKARMAK: Daha önce konuşulmamış sorunlar çıkarmak.
İÇ GÜVEYSİNDEN HALLİCE: Yaşantısı çok iyi bir düzeyde olmayan.
İÇTEN PAZARLIKLI: Düşüncesini dışa yansıtmayan
İÇİ BENİ YAKAR, DIŞI SENİ: Dışarıdan göründüğü gibi değil.
İÇİ DIŞI BİR: Yapmacıklı değil. Nasıl görünüyorsa öyle.
İÇİMİ İYİ: İçmeye iyi geliyor. Rahat içiliyor.
İÇİN İÇİN AĞLAMAK: Dışarıdan belli değil ama çok üzülüyor.
İÇİNE ATAŞ DÜŞMEK: Yüreğine sıkıntı düşmek.
İÇİNE ATMAK: Dışa vurmadan sineye çekmek.
İÇİNE DÜŞMEK: Neredeyse içine düşecekmiş kibi yaklaşmak.
İçine girmek: İçine girecekmiş gibi yakın olmak.
İÇLİ DIŞLI: Birbirlerinin bütün sırlarını ayrıntılarıyla bilen ve bu kadar birbirlerine yakın olanlar.
İFLAHIM KESİLDİ: Çok yoruldum.
İFRİT OLMAK: Nefret derecesinde tiksinmek
İKİ AYAĞINI BİR PABUCA SOKMAK: Telaşlandırmak. Acele ettirmek.
İKİ ELİN KANDA OLSA GENE GEL: Hiçbir bahaneyi kabul etmiyorum, her isini yarım bırak gel.
İKİ UCUNU BİR ARAYAGETİRMEK/GETİREMEMEK: Bir isi belli bir noktaya kadar getirerek sonuca yaklaşmak/ yaklaşamamak.
İKİ CANLI: Hamile.
İKİ ELİM YAKANDA: Söz verdiklerini yapmazsan, bana karsı haksızlık edersen obur dünyada iki elim yakanda olacaktır. Hakkımı helal etmem.
İKİ KÖZÜM AKSIN Kİ: Doğru söylediğine inandırmak için söylenen bir yemin.
İKİ KÖZÜM KOR OLSUN Kİ: Bir yemin deyimidir.
İKİ UCU BOKLU DEYNEK: Bir sorunu çözmek için ne yandan yaklaşılırsa yaklaşılsın çirkinlikler ortaya çıkması, çözmeye çalışanların bile zorlanması.
İKİ YAKASI BİR ARAYA GELMEMEK: Ekonomik güçlükler arasında bocalamak.
İLİKLERİNE KADAR ISLANMAK: Sırılsıklam ıslanmak.
İNCİLERİN Mİ DÖKÜLÜR: Bu isi yaparsan forsun mu bozulur?
İĞNE ATSAN YERE DÜŞMEZ: Çok kalabalık.
İĞNE İPLEĞE DÖNMEK: Aşırı zayıflamak.
İĞNEDEN İPLİĞE KADAR: En küçük ayrıntıya kadar.
İPİYLE KUYUYA İNİLMEZ: Ona güvenilmez. O sözünden dönebilir.
İPLİĞİNİ PAZARA ÇIKARDIM: Ne kotu bir insan olduğu herkese gösterdim.
İSTİFİNİ BOZMAMAK: Bulunduğu güç duruma aldırmamak, oralı bile olmamak anlamınadır.
İŞ ÇIĞIRINDAN ÇIKTI: Kontrol edilemez hale keldi.
İŞİN GÜCÜN RAST GELSİN: İsin rastgelesin, haydi yoluna kit.
İT İTE BUYURUR İT DE KUYRUĞUNA: Birine bir iş buyrulduğunda kendi yapmayıp da başkasının yapmasını isteyenler için kullanılan bir deyimdir.
İTİ AN, ÇOMAĞI HAZIRLA: Sevilmeyen insandan söz edildiğinde bazen o insan hemen oraya gelir. O uzaktan göründüğünde bu deyim kullanılır.
İTİN G.TÜNE SOKUP ÇIKARMAK: Rezil etmek. Çok ağır laf söylemek.
İZZETLİ İKRAMLI: Misafirlerine saygıda ve ikramda kusur etmeyen.
K
KABADAYILIĞA BOK SÜRMEMEK: Kendisine ya da ailesine leke gelmemesi için uğradığı bir zarara aldırış etmeme.
KABALA ALMAK: Götürü usul iş yapmak.
KAFA TUTMAK: Diklenmek. Meydan okumak.
KAFA ÜTÜLEMEK: Gereksiz yere bir sürü laf ediyor.
KAFA YOK: Akıllı değil.
KAFAMI ŞİŞİRME: Benim hoşuma gitmeyen, ilkimi çekmeyen sözlerle beni rahatsız etme.
KAFANI YORMA: Üzülme. Kendini yorma.
KAFASI KALIN: Anlama yeteneği zayıf.
KALDIRIM MÜHENDİSİ: Okumayan, iş tutmayan, sokaklarda issiz dolasan, insanlar için kullanılır
KALIBININ ADAMI DEĞİL: Kalıbı cüssesi adam güçlü kuvvetli adam görünümünde olup da beklenen iii yapamayan.
KANI ÇEKİLMEK: Donup kalmak.
KANSIZ: Kotu adam.
KAPI KAPI DOLAŞMAK: Amacını gerçekleştirme uğruna insanların ayağına giderek derdini anlatmaya çalışmak.
KAR GİBİ: Bembeyaz.
KAR KIŞ: Kısın şiddetli olduğu zaman.
KARA ÇALMAK: İftira etmek.
KARGADAN BAŞKA KUŞ TANIMAM:Bildiğimden şaşmam.
KARNI BURNUNDA: İleri düzeyde hamile.
KARNIM ZİL ÇALIYOR: Çok acıktım.
KART HORUZ: Söz ustası. Zampara.
KEFEN PARASI OLSUN: İnşallah olur de benden haksızlıkla aldığı parayı kefen masrafı olarak kullanırlar.
KEL BASA ŞİMŞİR TARAK: Uykun olmayan is.
KENDİ BASINA BUYRUK: Kimseyi dinlemeyen, kimselerin verdiği öğüdü tutmayan.
KENDİ BİNDİĞİ DALI KESMEK: Yaptığı işle kendi kendine zarar veriyor. Böyle yapmasa daha iyi.
KENDİ ÇALIP KENDİ OYNAMAK: Başkalarının düşüncelerini almadan kendi kendisine programlar yapıyor, herkesin de buna destek vereceğini sanıyor.
KENDİ İPİNİ KENDİ ÇEKTİ: Uyarılara karsın kendi bildiğine kitti ve sonunda büyük bir zarara uğradı.
KENDİ YOK ALLAH’I VAR: Kendisi burada değil ama Allah biliyor.
KESEDEN GİTTİ: Kestirmeden bir yere ulaşmak.
KESENDEN BİR ŞEY ÇIKMIYOR Kİ: Cebimizden para çıkmıyor.
KESTİRİP ATMAK: Sözü uzatmadan yargıya varmak.
KIÇI KIRIK İT GİBİ: Değersiz.
KILI KILINA: Tamı tamına. Tam olarak, eksiksiz.
KILI KIRK YARMAK: Bir konuyu gereğinden fazla incelemek.
KILINI KIPIRDATMAMAK: Biri için yararlı bir faaliyette bulunmamak.
KIRAN MI GİRDİ?: Hiç mi kalmadı? Bunlar nereye kitti?
KIRDIĞI CEVİZ KIRKI GEÇTİ: Çok yanlışları oldu.
KIRK DEREDEN SU GETİRMEK: İkna etmek için dil dökmek.
KIRK YILIN BAŞI: Çok seyrek.
KIRKI KARIŞMAK:İki çocuğunda doğumu kırk gün içinde olmak.
KIRMADAN DÖKMEDEN: İncitmeden.
KIT KANAAT: Çok zor koşullarda geçinmek.
KITLIKTAN MI ÇIKTIN?: Çok hızlı yemek yiyenleri uyarmak için söylenen bir deyimdir.
KIZ GİREN DUL ÇIKAR: Verdiğin malzemeyi iyi kullanmaz, bozar.
KIZIM SANA DİYORUM, GELİNİM SEN ANLA: Kızına söyler gibi laf konuşup, geline dokundurma.
KİM KAYBETMİŞ Kİ BEN BULAYIM?: Senin o dediğin kimin eline keçiyor ki benim elime keçsin?
KİM KİME, DUM DUMA: Karambol ortamı. İnsanların birbirinden haberi yok.
KİM VURDUYA GİTTİ: Öldüreni belirsiz olmak.
KİMİ EŞİKTE, KİMİ BEŞİKTE: Çeşitli yaslarda çocuğu bulunan aileleri anlatmak için kullanılan bir deyimdir.
KİMİ KİMSESİ YOK: Yakın akrabası yok.
KİMSEYE EYVALLAHI YOK: Hiç kimseden çıkar beklentisi olmayan. Çıkarı için başkalarına eğilmeyen.
KİMSEYİ ADAM YERİNE KOYMAZ: Kibirli. Kendini herkesin üzerinde tutar.
KİRLİ ÇIKI: Fazla para harcamayan, kendisini yoksul olarak kösteren ama kerçeğinde mal varlığı yerinde olan, gerektiği zaman para çıkarabilenler için kullanılan bir deyimdir.
KİTABINA UYDURMAK: Yasaya ya da kılıfına uydurmak.
KOKMAZ ESKİMEZ: Bu malın bize hiçbir zahmeti yok, bozulmaz da. Alayım, bir tarafta dursun.
KOKUSU ÇIKAR: Gizli kalmaz, yakında açığa çıkar.
KÖKÜ KESİLMEK: Devamı gelmemek.
KÖKÜ TEMİZ: Temiz bir aileye mensup olmak.
KÖR DÖĞÜŞÜ: Kararlama yapılan is,
KÖR EBEM DE YAPAR: Bu is öyle zor bir is değil, bunu gözü görmeyen yaslı ninem de yapar.
KÖRLER SAĞIRLAR, BİRBİRİNİ AĞIRLAR: Kısır bir döngü halinde birbirlerine ikram ve iltifatta bulunanlar için kullanılan bir deyimdir.
KÖRÜN TAŞI DEĞER: Kerçekleşmesi küç bir olayın beklentisi içerisinde olup, denk kelmek.
KÖTEK ATMAK: Dayak atmak.
KULAĞINA GİRMİYOR: Laf dinlemiyor. Konuştuklarımı anlamıyor.
KULAĞINA KAR SUYU KAÇMAK: Duyduğu sözlerden dolayı tedirgin olmak. Rahatsızlık duymak.
KULAĞINI ÇEKMEK: Nasihat etmek.
KULAĞININ BİRİNDEN GİRİP, ÖTEKİNDEN ÇIKMAK: Soz dinlemiyor, laftan anlamıyor, konuşulanları kabul etmiyor.
KULAK ARKASI ETMEK: Duymazlıktan gelmek.
KULAKTAN DOLMA: Kanıtlı, belgesi olmayan.
KULP TAKMAK: Bahane bulmak. Bir şeyleri ya da birilerini kötülemek.
KUSURA GALMA: Kusura bakma.
KUŞ KADAR BEYNİ YOK: Aklı kıt.
KUYRUĞU TİTRETTİ: Öldü.
KÜFÜR KÜFÜR ESMEK: Serinletici bir rüzkâr esmesi.
KÜLLEYEN YALAN: Tamamı yalan.
KÜS OLMAK: Kırkın olmak. Onunla konuşmamak.
KÜSTÜĞÜM DAĞIN ODUNUNU YAKMAM: Dargın olduğu ya da hoşlanmadığı insanlarla yakın ilişkide olmam.
L
LA DEYİP LO DEMEMEK: İkna olmamak.
LADES TUTUŞMAK: Bahse kirmek.
LAF EBESİ:güzel ve mantıklı konuşan
LAF CAMBAZI: Kelime oyunlarıyla muhatabını yenen, güzel konuşan.
LAF DİNLEMEZ: Söz dinlemeyen, bildiğini yapan.
LAF DİYE KONUŞMA: Böyle lafları hiç konuşma.
LAFA BOĞMAK: Laf kalabalığına getirmek.
LAFI ÇEVİRMEK: Daha önce savunduğu tezden vaz geçmek.
LAFI G.TÜNDEN ANLAMAK: Sözü ters anlama.
LAFIN İCİNE ETMEK: Küzel bir sohbete, ilgisiz bir laf sıkıştırılması.
LAKIR LAKIR ETMEK: Yerlestirilen yere bol geldiği icin ses cıkarmak.
LAHAVLE ÇEKMEK: Kırıcı şeyler yapmamak için sinirlerine hâkim olmaya çalışmak.
LANGIRT KÖY SANDIĞINA: Kamunun mallarından haksız kazanç sağlayarak cebe indirme.
LORD OLMAK: Zenkin olmak.

M
MALININ HESABI YOK: Çok zenkin.
MATRAK GEÇMEK: Şakalaşmak alay etmek
MAYMUN İSTAHLI: Hicbir iste sebat etmeyen, sürekli is değiştiren.
MEDİNE FUKARASI: Başkalarından yüzsüzce isteklerde bulunanlar için kullanılan bir deyimdir.
MEKİK DOKUMAK: İki yer arasında çok hızlı ve sık gidip gelmek.
MENENDİ YOK: Benzersiz.
METELİĞE KURSUN ATMAK: Parasızlık cekmek.
MEVSİMLİK DELİ: Mevsime bağlı deli.
MEYİL VERMEK: Könül vermek. Asık olmak.
MIH GİBİ: Sağlam yerleştirilmiş.
MIRIN KIRIN ETMEK: İsteksiz olmak.
MİDE FESADINDAN GİTMEK: Çok fazla yeme miden rahatsız olur.
MİDEM ALMADI: Bir isi, bir yemeği iğrenilecek bulma.
RİCA MİNNET : Hatır koyarak yapılan is.
MİTİLİM CIKDI: Çok yorulmak.
MOTORU BOZMAK: İshal olmak.
MUALLAKTA KALMAK: Kesinleşmemek.
MUM GİBİ ERİDİ: Zayıfladı.
MUM GİBİ OLDU: Çok düzkün yapıldı. Bağırınca sustu.
MUNDAR ETMEK: Berbat etmek. İşe yaramaz hale getirdi.
MUŞMULA SURATLI: Cirkin.
MUŞTULUK VERMEK : Müjdelemek, Karşılığında hediye almak
N
NE OLDUĞU BELİRSİZ: Belirsizliği anlatan bir deyimdir.
NE OLDUM DELİSİ OLDU: Sonradan zengin olan ve kendisini olağanüstü görerek, parasına güvenerek çılkınlıklar yapan.
NE OLDUM DEME, NE OLUCUM DE: İnsanların mal varlığına güvenerek başkalarını rahatsız edici konuşmalarını davranışlarını eleştiren bir deyimdir. Bu mal varlığının yarın belki elden gideceğini anımsatan bir deyimdir.
NALINCI KESERİ GİBİ HEP KENDİNE YONTAR: Olaylarda hep kazançlı çıkacak şekilde davranmak.
NAÇAR KALMAK: Çaresiz kalmak.
NALLARI DİKMEK: Ölmek
NE SİS YANSIN NE KEBAP YANSIN:Her iki tarafı da gozetip, iki tarafında zarar gormesini engellemek.
NE OLDUM DELİSİ OLMAK : Sonradan görerek ne yapacağını şaşırmak
NERDEN GELİR BU YOĞURDUN BOLLUĞU?:İsraf etme. Malzemeleri, parayı gereksiz yere harcama.
NEVRİ DÖNMEK : Şaşırmak, ne olduğunu bilmemek.
NİKÂHTA KERAMET VAR: Nikâhlananlardan birinin bu ise fazla istekli olmaması halinde yakınları “nikâhta keramet” var diyerek zamanla onun da bu evliliği kanıksayacağını anlatır.

O
O TARAKLARDA BEZİM YOK: O islerden anlamam.
O KADARCIK KADI KIZINDA DA OLUR: Yapılan bir kusurun çok küçük olduğunu anlatır.
OĞLUM OKUDUĞUN YETER, GÖZLERİNE YAZIK: Gözlerini yoracak kadar çok okuyanları yakınları yukarıdaki deyimle uyarır.
OCAĞINA DÜŞMEK: Ona muhtaç olmak.
ODUN GELDİ ODUN GİDECEK: Kendini geliştiremedi.
ODUN GİBİ ADAM: Kaba saba adam.
OF BİLE DEMEMEK: Çektiği sıkıntıyı dışa vurmamak.
OKLAVA YUTMUŞ GİBİ YÜRÜMEK: Dimdik yürüyor.
OLDUM OLASI BÖYLE: Bastan beri bu böyle.
OLMAZ OLMAZ DEME: Hiç olmayacak zannettiğin olur.
OLUR OLMAZ ADAMLARLA KONUŞMA: Yaramaz insanlarla
arkadaşlık etme.
OMUZU KALABALIK: Yüksek rütbeli subay.
ONCA ZAMAN:Bu kadar zamandır..
ONUN YAPTIĞINI GÂVUR YAPMAZ:Kimi insanlar arasında öyle düşmanlıklar olur ki, o düşmanlıklara ve haksızlıklara uğrayan kişi, ”Bunun yaptığını gâvur yapmaz” deyimiyle isyan eder.
ORALI OLMAMAK: Aldırış etmemek.
ORDU BOZAN: Aykırı davranışları olanlar için de kullanılır.
ORTALIKTA FOL YOK, YUMURTA YOK :Henüz ortada belli bir şey yok.
ORUÇ AĞIZ: Oruçluyken.
ORUÇ BAŞINA MI VURDU?: Senin bu şekilde abuk sabuk konuşman, davranman oruçlu olduğundandır. Yoksa böyle yapmazdın.
OYUN ETMEK: Hile yapmak.
OYUNA GELMEK: Başkasının hilesine düşmek.
OYUNCAK ETMEK: Ciddi şeyleri ciddiyetsiz hale getirmek.
OYUNCAK OLMAK: Hafife alınacak hale gelmek.
Ö
ÖDÜ BOKUNA GARIŞMAK: Çok Korkmak, ne yapacağını bilmemek
ÖKÜZ OLDU, ORTAKLIK BİTTİ: Ortaklığın sebebi ortadan kalktı.
ÖLDÜM FİYATINA: Çok ucuz.
ÖLENLE ÖLÜNMEZ: Ölüsü için çok uzun yas tutanları avutmak, onları normal yasama döndürmek için söylenen bir deyimdir.
ÖLLÜĞÜN KÖRÜ: Ölümün körmezliği.
ÖLME EŞEĞİM YAZ GELSİN: Maddi açıdan çok sıkışık bir durumda olan ve bir yerden para beklentisi içerisinde olup da bir turlu eline para geçmeyenler, kendilerini avutmak için söylenir.
ÖLÜ KİBİ YATIYOR: İs küç tutmuyor, sürekli yatıyor.
ÖLÜ UYKUSUNA YATMIŞ: Çok ağır bir uykuya daldı.
ÖLMÜŞÜZ DE AĞLAYANIMIZ YOK: Maddi açıdan kotu durumda olanlar icin kullanılır.
ÖLÜM ÇIKSIN: Bir şeye inandırmak için yapılan yemin.
OLUM VAR KALIM VAR: Dünya ölümlüdür, bunu göz önünde bulundurmalıyız.
ÖLÜMDEN DÖNDÜ: Neredeyse ölüyordu.
ÖLÜMLÜK DİRİMLİK: Yaslıların ölüm halinde harcanmak üzere ya da kötü künler için ayırdıkları paraya ölümlük, dirimlik denir.
ÖLÜMÜ GÖRESİN: Birine bir isi yapmaması için verilen yemin.
ÖLÜMÜ GÖSTERİP SITMAYA RAZI ETMEK: Bir yığın olumsuzlukları ve güçlükleri köstererek konuşulan isin olmayacağına kesin gözüyle bakılırken, ani bir gelişme ile o isin biraz noksanı ile oluvermesi durumu.
ÖLÜMÜNE İŞ YAPMAK: Ölümü köze alarak, ölümüne neden olabilecek şekilde is tutmak.
ÖLÜP ÖLÜP DİRİLMEK: Çok zor anlar yasamak.
ÖLÜSÜ DE, DİRİSİ DE BEŞ KURUŞ ETMEZ: Beş para etmeyen insan.
ÖMRÜMÜ YEDİ: Omur boyu beni yıprattı, bana eziyet etti.
ÖRTBAS ETMEK: Duyulması istenmeyen bir şeyin üzerini kapatmak.
ÖNE DÜŞMEK: Bir isin yapılmasında önderlik etmek.
ÖZENE BEZENE: İtina ile seçmek, yapmak

P
PALAS PANTARAS: Düzensiz.
PAMUK GİBİ: Yumuşacık.
PARA TUZAĞI: İnsanlara yararı olmayan, gereksiz yere aile bütçesine yük olan şeyler.
PARA ETMEZ: Değersiz.
PARAYI KIRMAK: Çok para kazanıyor.
PARA İSTEME BENDEN, BUZ GİBİ SOĞURUM SENDEN: Para vermekle arası olmayanları anlatan bir deyimdir.
PARA VEREN ALTIN BULSUN: Kendine para verenler için yapılan dua.
PARA ZORUYLA: Paranın gücü ile yapılan, paranın gücü olmasaydı yapılamayacak olan isler.
PARACI: Paraya çok değer veren.Tek ölçüsü para olan.
PARANIN UCUNU GÖRDÜ: Devamı olan paranın az bir kısmını göstermek.
PARAN GEÇMEZ: hesap öderken misafire para verdirilmeyeceğinde söylenir.
PARÇA PİNCİK ETMEK: Param parça etmek.
PARAYI MEZARA MI GÖTÜRECEKSİN?: Para harcaması gerektiği halde cimrilik edenler bu şekilde uyarılır.
PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR: Alacağı şeyin karşılığı olarak para ödeyenlerin amaçlarına ulaşabileceğini anlatan bir deyimdir.
PARAYLA DEĞİL: Çok ucuz. Kelepir fiyata.
PALDIR KÜLDÜR KONUŞMAK: Kaba, anlamsız ve düzensiz konuşma.
PİSBOĞAZ: Boğazına düşkün.
PİSİ PİSİNE: Gereksiz yere.
R
RAHMETLİ OLDU: Öldü.
RAPORLU DELİ: Kafası normal değil.
RUHU BİLE DUYMAZ: Hiç haberi olmamak.
RUHUM SIKILDI: İçi daralmak. İçinde sıkıntı duymak.
S
SAĞ KÖZÜN SOL GÖZE FAYDASI YOK: En yakından bile fayda kelmeyeceğini anlatan bir deyim.
SAĞI SOLU BELLİ OLMAZ: Ne zaman ne yapacağı belli olmayanlar için kullanılan bir deyimdir.
SAĞ SOLU KURCALAMA: Buradaki eşyalarla oynama. Onlara dokunma.
SAĞIR SULTAN DUYDU: Herkes duydu, ama duyması kereken duymadı.
SABAH OLA, HAYIR OLA: Bu is bizi üzeceğe benziyor ama hele sabah
SAÇIP SAVURMAK: İsraf ederek elindeki zenkinliği yitirmek.
SACINI BASINI YOLMAK: Çok üzülmek, dövünmek.
SACINI SUPURGGE ETDİ: Çocukları ve yuvası uğruna kendini cok fazla yıpratmak.
SAKALIM YOK Kİ SÖZÜM DİNLENSİN: Yaslandım deneyimlerim arttı ama yine de sözüm tutulmuyor.
SAHİP ÇIKMAK: Yakını olduğu için arka çıkmak.
SAAT KİBİ ÇALIŞIYOR: Bir cihazın sağlıklı bir şekilde çalışması.
SAKIZ GİBİ YAPIŞTI: Israrcı olmak.
SALDIM CAYIRA MEVLAM KAYIRA:Kaderine terkedip Allaha bırakmak.
SALLANA SALLANA: Acele etmeden, duyarsız bir şekilde.
SALTANAT SÜRMEK: Krallar kibi yasamak.
SAMAN ALTINDAN SU YÜRÜTMEK: Kimseye sezdirmeden birilerini kışkırtmak, bir şeyler yapmak.
SAP YİYİP SAMAN SIÇMAK: Kızkınlıktan, öfkeden çılkınca şeyler yapmak, kötü kötü konuşmak, saçmalamak.
SAPI SİLİK: Ahlaksız. Serseri.
SARI CİZMELİ MEMED AĞA: Kim olduğu belli olmayan biri.
SANA İKİ ÇİFT LAFIM VAR: Sen beni suçluyorsun, beni zorluyorsun ama bu iş bittikten sonra haklı olduğumu köreceksin. O zaman sana iki çift lafım olacak.
SEBAT ETMEK: Sadık kalmak, devam ettirmek.
SELAM VERDİK, BORÇLU ÇIKTIK:Yakınlık kurmaya çalıştık amma zararlı çıktık.
SEN EŞEK OLURSAN SEMER VURAN ÇOK OLUR: Sen iyi ve uyumlu olursan sana is yaptıran çok olur.
SEN SAĞ BEN SELAMET: Bir konuda iyi anlaşamayanlar ayrılırken bir daha körüşmeme arzusuyla bu deyimi kullanırlar.
SENİ BAΗA SAYIYLA MI VERDİLER: Seni ben döversem, öldürürsem benden hesap mı sorarlar.
SESİ BUNA GİTMEMİŞ: Bu melodiyi söylemek için sesi elverişli değil. Detone
SESİ SEDASI KESİLDİ: Sesi çıkmaz olmak.
SEVİNDİRİK DELİSİ: Sonradan körmelerin, içinde bulunduğu zenkinliğe sevinerek coşkun davranışlarda bulunmasını anlatan bir deyimdir.
SIÇAN DÜŞSE BUZDOLABINA KAFASI YARILIR: Bir evde olması kereken malzemelerin tükendiğini, anlatan bir deyimdir.
SIHHATLER/SAATLER OLSUN: Hamamda ya da berberde karşılaşanların birbirleri için ettikleri dua.
SIR SAKLAMAK:bildiği bir şeyi asla söylememek
SIRIM GİBİ: İnce, uzun.
SIRRA KADEM BASMAK: Bir daha körünmemek. Kaybolmak
SIRTINI SIVAZLAMAK: Başarısından ya da iyi niyetinden dolayı sırtına okşayıcı bir sekilde vurmak.
SIZIM SIZIM SIZILAMAK: Her yanı ağrımak, sızlamak.
SİCİM GİBİ: İnce ve hızlı bir şekildeyağan yağmur, akan közyaşı.
SONRADAN KÖRME, DİNİNDEN DONME: Böylelerinin toplumun değer yarkısının dışında davranışları olacağını anlatır.
SOKUR SOKUR SOKRANMAK: Bozulduğu ve kızdığı bir konu hakkında kendi kendine sesli olarak, kızkınlıkla konuşmak.
SOLAĞINA GELMEK: Ters tarafınakeldiği için tam anlamıyla çalışamamak.
SOLUĞ G.TÜNDEN ALMAK: Nefes almakta zorlanmak.
SOLUĞUNU TÜKETME: Kendini bos yere üzme.
SORGU SUAL YOK: Çok küvenilir insan.
SÖĞÜT GÖLGESİ Mİ?:Lokanta kibi, kahve kibi yerlere kelen ama bir şeyler yemeyen, içmeyenlere denir.
SÖYLEMESİ AYIP: Söz bası olarak söylenir. Örneğin zenkinlikten konuşurken, övünme olarak alkılanmaması için “Ayıptır söylemesi…”diye söze başlanır.
SÖZÜNÜ BALLA KESTİM: Birilerinin sözü kesilirken könül kırmamak için nezaket amacıyla söylenen bir deyim.
SÖZÜM MECLİSTEN DIŞARI: Bu kaba sözleri burada bulunanlar için kullanmıyorum.
SU DÖKÜNMEK: Yıkanmak.
SUDAN ÇIKMIŞ SIÇANA DONDU: İyice ıslandı.
SOFRASINDA KUŞ SÜTÜ EKSİK: Sofrada yiyecek her sey, hem de fazlasıyla var.
SULAK YERDE BÜYÜMÜŞ: Uzun boylu.
SURATI BOZUK: Sevimsiz,
SURATI SALLANMAK: Bir şeyden hoşnut olmadığını belirtmek için yüzünü asmak.
SURATI SİRKE/TURŞU SATMAK: Asık suratlı.
SULU GÖZ: Çok ağlayan.
SOĞAN ERKEĞİ: Sözünü keçiremeyen erkek.
SULUK GİBİ YAPIŞMAK: Çıkarı için çok ısrarcı olmak.
SÜMME HAŞA: Hiç öyle değil. Asla!
SÜRÜNCEMEDE KALDI: Cozumlenmemek. Uzadıkca uzamak.
SÜRÜNE SÜRÜNE: Çok zor şartlar altında.
SÜDÜ BOZUK: İyiliğin ve arkadaslığınkıymetini bilmeyen, iyiliğe kotulukle cevap veren.
SÖZÜMDEN DONDUM: Onceden oyle demiştim ama simdi cayıyorum.

Ş
ŞAKA GÖTÜRÜR: Yapılan sakaya bozulmaz.
ŞAPŞAL: Her söze karısan. Her iste kendini öne atan.
ŞAR ŞAR AKMAK: Hızlı sekilde suyun akması.
SAVKI VURMAK: Aydınlığı kelmek. Işığı oraya kadar kelmek.
ŞEŞİ BEŞ GÖRMEK: Yanılmak.
SEYTAN DOLDURUR: Silah şakaya kelmeyen, hafife alınmayan tehlikeli alettir. Onunla ulu orta oynanması kimsenin hoşuna kitmez. Silahla fazla oynayanlar “Dikkat et, şeytan doldurur.” Deyimiyle uyarılırlar.
ŞEYTANA PABUCUNU TERS GİYDİRİR: Şeytanın hilelerinden daha fazlasını yapabilecekler için söylenen bir deyimdir.

T
TADI DAMAĞINDA KALMAK: Cok beğendi.Yapılan bir isi ya da bir yemeği çok beğenmek.
TADI TUZU KALMAMAK: Ortamın huzursuz edici hale gelmesi.
TADINDA BIRAKMAK: Bir sakayı, birisi güzelken yerinde bırakmak.
TADINI KAÇIRMAK: Bir konuda abartılı davranarak başka insanları üzmek.
TAHSİL YAPMAK: Yüksek okul okumak.
TAKIM TAKLAVAT: Alet edevat.
TASI TARAĞI TOPLADI: Burada tutunamadı, ya da buradan uzaklaşmak durumunda kaldı.
TAŞ ATIP DA KOLUN MU YORULDU: Emeği geçmedi.
TAŞ ÜSTÜNE TAŞ KOYMAK: Ortaya bir eser bırakmak, yaptıklarıyla iz bırakmak.
TAŞI GEDİĞİNE KOYMAK: Tam zamanında diyeceğini demek.
Tatlı melem: Küzel konuşan, ama birilerine bir konuda zarar verecekse yumuşak konuşarak, fark ettirmeden zarar veren.
TAVSAN YAMACI AŞTI: Fırsatın kaçtığını anlatan bir deyimdir.
TAVŞANA KAÇ, TAZIYA TUT DEMEK: Görünüşte bir taraftan gibi olmak ama ikili oynamak.
TEK DURMAK: Uslu sakin durmak
TELAŞE MEMURU: Her isini telaşlı olarak yapan.
Tembel teneke: Tembel insanlar için kullanılan bir deyimdir.
TEMBELE İŞ BUYUR KENDİN YAP: İsyapma isteği olmayanlara bir iş buyrulduğunda takip edilmesi kerektiğini anlatan bir deyimdir.
TEMCİT PİLAVI GİBİ: Sürekli aynı konuyu konuşanlar icin söylenen bir deyimdir.
TENEŞİR PAKLAR: Ölünceye kadar bu huyundan vaz keçmez.
TERS TARAFINDAN KALKMIŞ: Sinirli ve kafası bozuk olmak.
TEVELLÜDÜ ESKİ: Yaslanmıs.
TIKO PARA: Pesin para.
TIMARHANA KACKINI: Deli kibi hareket eden.
TİĞNİYETİ BOZUK: Mayası bozuk. Ahlaksız.
DİKEN ÜSTÜNDE DURMAK: Bir yerde hemen kalkacakmış kibi rahatsız bir şekilde oturanlar için kullanılan bir deyimdir.
TİR TİR TİTREMEK: Çok üşümek.
TOHUMA KAÇMIŞ: Bir kız ya da birerkek yaslanıp da evlenmediği zaman “Tohuma kacmıs” denir.
TOHUMUNA BES KURUS PARA MI VERDİK: İsterse kebersin, benim yanımda hic değeri yok..
TOPRAKSI TOPRAKSI KOKUYOR: Cokyaslı, cok hasta. Olecekmis kibi.
TOZA BELENMEK: Üstünü basını toz toprak etmek
TOZU DUMANA KATMAK: kayretli bir
sekilde is yapmak, calısmak.
TÖVBE ETMEK: Bir daha o isi yapmamayasoz vermek.
TÖVBE TÖVBE!: Hic aslı yok.
TÖVBE Mİ?: Bir daha yapmamaları için çocukları sıkıştırmak.
TÜYÜ BİTMEDİK YETİMİN HAKKI VAR: Devletin malı üzerinde titizlik kösterilmesini anlatan bir deyimdir.
TÜKENMEZ MALI VAR: Cok zenkin.
TÜKÜRDÜĞÜNÜ YALAMAZ: Sözünde durur.
TÜRKÜ DÜZMEK: Türkü bestelemek.
U
UCU BUCAĞI YOK: Çok keniş.
UCUNDA ÖLÜM YOK YA: Denemekten korkulmayan.
UCUNDAN KIYISINDAN: Tam anlamıyla değil.
Ucuz atlatmak: En az zararla kurtulmak. Şanslı olmak.
UCUZ PAHALI DEMEYİP SATMAK: İhtiyaç olduğu zaman satılarak paraya çevrilecek malın parasal değerinin altında da olsa hemen satılması kerektiği.
UÇAN KUŞA BORCU OLMAK: Çok borçlu insan.
UNU ELEYİP ELEYİ ASMAK: Yaşlanmak, işlerden uzak durmak
UZUN OTURMAK:Yarı yatmış durumda oturmak.
Ü
ÜÇE BEŞE BAKMAMAK: Beğendiği için masraftan kaçınmamak.
ÜMÜĞÜNE BASMAK: Boğazına çökmek.
ÜST BAŞ ALMAK: Kiyecek almak.
ÜSTÜN KÖRÜ: Bastan savma. Sıradan yapılan is.
ÜSTÜNE BİR TAS SU İÇ: Umudunu kes. O is olmayacak.
ÜSTÜNE YATMAK: BORCUNU ÖDEMEMEK.
Üstünü bastırmak: Üzerini örtmek.

V
VAKTİ SAAATİ VAR: Acele etme.
VALLA DE!: İnanamıyorum. Kerçekten mi? Yemin et.
VAR GERİSİNİ SEN HESAP ET: İnanması küç olayları anlatırken kullanılan bir deyimdir.
VARINI YOĞUNU ORTAYA DÖKMEK: Bütün sermayesini ortaya koymak.
VAY BUNU DİYEN SEN MİSİN?: Dediğime diyeceğime pişman ettiler.
VERDİ VERİŞTİRDİ: Hak ettiği sözleri söylemek. Azarlamak.
VERİLMİŞ SADAKAN VARMIŞ: Bir zarardan kıl payı kurtulanlar için kullanılan bir deyimdir.
VERİP VERİŞTİRMEK: Ağzına geleni söyleyerek karsıdakini paylamak.
VIKIR VIKIR KAYNAMAK: Cok kalabalık.
VIR VIR ETME: Çok konuşup rahatımızı kaçırma!
VIZ GELİR TIRIS KEDER: Bir şey yapamazsın. Sinek kibi vızlayarak gelirsin, hiçbir şey anlamadan tırısa kalkarak gidersin.
VUR ABALIYA: Alt tabakadakilerin her zaman ezildiğini anlatan bir deyimdir.
VUR DEDİK ÖLDÜRME: Bir insanın üzerine bu kadar kitme.
VUR PATLASIN CAL OYNASIN: Sorumluluk duygusundan yoksun olarak eğlenceye dalanları anlatan bir deyimdir.

Y
YA BU DEVEYİ GÜDECEK, YA BU DİYARDAN GİDECEKSİN: Bu isi kesinlikle yapmalısın, yoksa sen burada yasayamazsın.
YA HERRO YA MERRO: Ya riske kirerek bu isi yapar istediğimi elde ederim, ya da mahvolurum.
YALANCISI OLMAK : Başkasından duyduğunu diğer kişiye aktarmak.
YALINAYAK BAŞI KABAK: Başında örtü ayağında pabuç olmaması
YAĞ ÇEKMEK: Hoşuna kidici sözler söylemek.
YAĞ DÖK YALA: Çok temiz.
YAĞ TULUMU: Şişman.
YAĞLI KAPI: Paralı insan.
YAĞLI MÜŞTERİ: Her zaman iyi alışveriş yapan, ödemeleri aksamayan müşteri.
YAĞMASSAN DA GURLE: Gereken yardımı yapmasan bile yapacakmış gibi, inandırıcı sekilde konus.
YAĞMUR ÇİSELEMESİ: Hafiften yağmur yağmak.
YAĞMUR NEREYE YAĞARSA TARLAYI ORAYA GÖTÜRÜR: İlke olarak çıkarı neredeyse orada olan; kim kendisine çıkar sağlıyorsa onunla görüşmelerini sıklaştıran.
YAĞMIRDAN KACARKEN DOLUYA TUTULMAK: Zarar göreceği bir olaydan kaçarken daha çok zarar görmek.
AĞZI VAR, DİLİ YOK: Kendi halinde çalışan, zararı olmayan.
YABANA ATMA: Önemsiz zannetme.
YAKAMI KURTARANA KADAR NELER ÇEKTİM: İş yaptığı birinden daha çok zarar körmeden kurtulmak.
YALAN BORCUM MU VAR?: Neden yalan söyleyeyim?
YAMYASSI ETMEK: Ezmek.
YANA YANA ARARIM: Cok istekli bir şekilde aramak.
YANI SIRA: Yanında. Birlikte.
YANLARIM AĞRIR:Bacakların ağrıması
YAPIP CATMAK: Bir isi meydana ketirmek.
YAPTIĞINI YANINA GOMAMAK: İntikam almak
YARALI PARMAĞA İŞEMEZ: Bir konuda kayretine kerek duyulan, ama kendisi yardımsever değil.
YARIM AĞIZ CAĞIRMAK: Kelmesini istemediği birini, adet yerini bulsun diye isteksiz çağırmak.
YARIM YAMALAK: Bir işi eksik düzensiz yapmak
YARIM ALMA, KÖNÜL ALMA: Fazla değeri olmayan bir hediye ile könül almak.
YARIM YAMALAK: Tam anlamıyladeğil.
YAŞ YETMİŞ, İŞ BİTMİŞ: Yetmiş yasın üzerindekileri anlatan bir deyim.
YAŞI BENZEMESİN: Bunun yası da onun yası kibi kısa olmasın. Bunun ömrü uzun olsun.
YAŞINI BASINI ALMIŞ: Belli yasın üzerinde.
Yaşına doymamak: Bir güzel gün göremeden ölmek.
YAZ VAR GÜZ VAR: Bir insandan borcunu ödemesi istendiğinde, o kişi buna yanaşmıyorsa kullanılır.
YANGINDAN MAL KAÇIRIR GİBİ:Sanki elinden alacaklar gibi is yapıyor.
YEDİĞİ ÖNÜNDE YEMEDİĞİ ARDINDA: Her türlü ihtiyacı karşılanıyor. Hiçbir eksiği yok.
YEDİ CANLI: Birkaç kere yaralanıp ta ölmeyen.
YEDİ KAT EL: Akrabalık bağı hiç yok.
YEDİSİNDE NEYSE YETMİŞİNDE DE O:Çocukken nasılsa ileri yaslarda da aynı hareketleri yapan.
YEMEYİP İÇMEYİP YETİŞTİRMEK: Konuşulanları zaman kaybetmeden başkalarına anlatmak.
YEMİN ETSEM BASIM AĞRIMAZ: Gerçekleri biraz saptıran ama bu saptırmanın yalan olmadığına inanan.
YER YARILIP İÇİNE GİRMEK: Çok utanmak. O anda yerin dibine girip görünmemek.
YER YERİNDEN OYNADI: YAPILAN İŞ BÜYÜK YANKI BULDU.
YERDEN GÖĞE KADAR HAKLISIN: Tamamen haklısın.
YERE BAKIP YÜREK YAKAN: Utangaç olup da kendinden umulmayacak yüz kızartıcı isler yapan.
Yere göğe sığdırmamak: Çok değer vermek, çok övmek.
YERİ İYİ: Rahat bir yaşantısı var. Dirliği düzeni iyi.
YERİ ÖPTÜRDÜM : Hızlı bir tokatla yere düşürmek.
YERİM DAR: Bunları konuşmak için bulunduğum yer uygun değil. Bunları başka yerde konuşalım.
YERİNDE BİR AVUÇ KURT KAYNIYOR: Yerinde duramayanlar için söylenen bir deyimdir.
YERİNE DÜŞMEK: Bir isi yaptıracak iyi bir ustaya, ehil bir sanatkâra düşmek.
YERİN DİBİNE BATTIM: Çok utandım
YER MİSİN, YEMEZ MİSİN?: İyice dövmek.
YENİ YETME: 16-20 yas arası olup da mesleğinde ya da yaptığı iste yeni ve acemi.
YIKILACAK YER ARAMAK: Bir işi yaptırmak bir para ödetmek için bazı oyunlar oynamak.
YIL ON İKİ AY: Sürekli. Kesintisiz.
YIRTIK DONDAN CIKAR GİBİ:Yerli yersiz laf konuşanları azarlamakiçin kullanılan bir deyimdir.
YİYİCİ TAKIMI: İs üretmeyen, yemek tüketen.
YİYEMİYCEN BOKUN BASINA GEÇME: Aklının ermediği, beceri ve yeteneklerinin dışında olan bir ise kalkışma.
YOĞURT CALMAK: Yoğurt mayalamak.
YOKUS YOKARI: Rampa yukarı.
YOK DEVENİN BASI: Daha neler… O kadar da değil…
YOK, YERE: Gerekmediği halde. Boşu boşuna.
YOKLAMA ÇEKMEK: Sınamak. Niyetini öğrenmek.
YOL YOLAK BİLMEK: Neyin nasıl yapılacağını bilmek.
YOL YORDAM BİLMEK: Neyin nerede nasıl yapılacağını bilmek.
YOLA ÇIKMAK: Yola koyulmak.
YOLA DÜŞMEK: Bir yere kitmek üzere yola koyulmak.
YOLGEÇEN HANI: Herkesin uğradığı yer. Ayakaltı.
YOLSUZ KALMAK: Parasız kalmak.
YOLUNDA ÖLMEK: Cok sevmek.Onun uğrunda olumu köze almak.
YOLUNU BULMAK: Bir isten kendisi için küçük çıkarlar sağlıyor.
YORGAN DÖŞEK YATMAK: Hasta yatmak.
YÜRÜ BOYUNU GORELİM: Hadi bakalım sen bu isi yapabilecek misin? Birde seni korelim.
YUMUŞAK BASLI: Uyumlu. Uysal.
YÜKSEKTEN ATMAK: Yaptıklarını, yapacaklarını abartılı bir şekilde anlatmak.
YÜKSEKTEN UÇMAK: Abartılı bir beklentide olmak.
YÜKÜNÜ TUTMAK: Zenkin olmak.
YÜREĞİ ACIMAK: Karsıdakinin içinde bulunduğu duruma üzülmek.
YÜREĞİ DAYANMAMAK: Durumlarına çok acımak.
YÜREK HOPLAMASI: Cok korkmak.
YÜREK TÜPÜRTÜSÜ: Hep bir panik hep bir telaş içinde beklemek.
YÜREĞİM SIZLADI: Bir olaya üzüntüden yüreğinde sızı duymak.
YÜREĞİ YUKA: Acıma duykusu fazla.
YÜREĞİM AĞZIMA GELDİ: Cok korktum.
YÜREĞİM KALDIRMIYOR: İçim elvermiyor. Bu duruma içim razı değil. Çok üzülüyorum.
YÜREĞİME OTURDU: Çok ağırıma kitti. Etkisinden kurtulamadım, rahatsız oldum.
YÜZ KÖRÜMLÜĞÜ: Yeni kelinin yüzündeki örtüyü açması için verilen hediye.
YÜZ VERİRSEN ASTAR İSTER: Yardım ettikçe daha çoğunu isteyenler için kullanılan bir deyimdir.
YÜZ VERMEK: Birilerine umut vermek. Yakınlık köstermek.
YÜZ YÜZE BAKAMAYACAK DURUMA GELMEK: Bir daha konuşamayacak, körüşemeyecek kadar araları bozulmak.
YÜZ YÜZE BAKAMAYACAK SÖZ SÖYLEME: Bir kırkınlık sırasında yüz yüze bakılmayacak kadar ağır söz edilmemesi gerektiğini anlatır.
YÜZÜP YÜZÜP KUYRUĞUNA GELMEK:Yapılan bir isin sonuna kelmek.
YÜZÜ KOYUN YATMAK: Ağzı ustu yatmak, uyumak
YÜZÜ YOK, ALLAH’I VAR: O burada değil ama çok iyi bir insan.
YÜZÜ YUMUŞAK: Söz dinler, iyi huylu.
YÜZÜM YERDEN KALKMIYOR: Cok utanıyorum.
YÜZÜNDEN DÜŞEN BİN PARÇA: Canı sıkkın. Morali bozuk.
YÜZÜNE BAKANIN KIRK KÜN KISMETİ KESİLİR: Sevimsiz, uğursuz insan.
YÜZÜNE BAKMAZ: Tenezzül etmez.
YUZUNE KOZUNE BULASDIRDI: Elindeki imkanları iyi kullanamadı, yaptığı isi berbat etti.
YÜZÜNE VURDUM: Yaptığı yanlısı karsısına keçerek söylemek.
YÜZÜNÜ EKŞİTMEK: Bir şeyi beğenmediğini mimiklerle belirtmek.
YÜZÜNÜ GOREN CENNETLİK :Seyrek körülen insanları anlatan bir deyimdir.
YÜZÜNDE AR PERDESİ YOK: Her şeyi rahat konuşan, utanmaz,
YÜZÜN DİYE SÖYLEMİYORUM: Sen buradasın diye söylemiyorum, her zaman her yerde seni ovucu sözler söylerim.
Z
ZABIN GİBİ OLMAK: Parasız kalmak,
ZAMANE COCUĞU: Keleneklerinden habersiz büyüyen çocuk.
ZAR ZOR: Çok küç.
ZART ZURT ETMEK:İleri keri konuşmak.
ZANK DİYE DURMAK: Birdenbire durmak.
ZANKADAK DURDU: Birinin ya da bir olayın aniden durması.
ZEBELLAH GİBİ ADAM: Çok iri yarı adam.
ZEHİR GİBİ: Çok acı. Yaptığı her işte uyanık ve dikkatli olan; bir isi ya da olayı çabuk kavrayanlara “Zehir kibi.” deyimi kullanılır.
ZEYTİNYAĞI GİBİ SU YÜZÜNE ÇIKMAK: Haksız bile olsa kendisini haklıymış kibi köstermek.
ZENGİN KALKIŞI YAPMAK: Misafirlikteyken birdenbire kalkarak müsaade istemek.
ZIR CAHİL: Aşırı cahil, bilkisiz, kaba insan.
ZIR DESEM AĞLAYACAK: Olaylardan çabuk etkilenerek ağlayan.
ZIR ZIR ETME!: Çok konuşarak sinirlerimi bozma!
Hınca hınç dolu: Bos yer kalmamacasına dolu.
ZIR DELİ: Tam deli.
ZIVANADAN CIKMAK: Sinirlenmek
ZİFİRİ KARANNIK: Göz Gözü körmeyecek kadar karanlık.
ZOBAYI KALAMAK: Sobayı yakmak.
ZORU ZORUNA: Zorlayarak
ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YER: Hiç olmayacak yer ve zaman…
ZÜĞÜRT TESELLİSİ: Gücünün yetmediği şeylere sahip olamayasına bir kılıf bularak kendini avutma.

SİVRİHİSAR DEYİMLERİ

SİVRİHİSAR’A ait çok anlamlı, bazen karşılık dahi bulamadığımız bazı deyimlerde vardır. Onlardan bazıları şöyledir. Yeni konu çalışacak insanlara yol açmak adına bunları karşılıksız bıraktım. Sürç-i lisan etmişsem affola…
Adama fesini ters giydirmek.
Adamın yere bakanından kork.
Adın ne reşit, bi söyle bin işit.
Ağaçtan yukarı yol gitmez.
Ağızdan akıllı.
Ağlayan destiye, sirke kurulmaz.
Ağzı açık ayran delisi.
Ağzı daha süt kokuyor.
Ağzımızla halt ettik. Kartal pınarına temizlemeye gidiyom.
Ahım gitti vahım kaldi.
Ahiret suali sormak
Akıllıya bir bağ sarımsak sermayedir.
Aklı bir karış havada.
Aklına eseni yapmak.
Akli olmayan çavuşlar döner bo..nu avuçlar.
Aklima gelen başuma gelir.
Akşam güneşi güzele vurur.sabahınki sidikliye
Akşamun işini sabaha bırakma.
Ala göze sürme mezedir, bu gün bize yarın sizedir.
Alacağım olsunda, ala kargadan olsun.
Alacağına güvenipte borca girme.
Alacaya garaca yakışmaz.
Alan razı, veren razı.
Alanda satanda memnun.
Alışmadık kıçta don durmaz.
Âlimden zalim, zalimden âlim doğar.
Allah boy vermiş, kaldırıp koyvermiş.
Allah dağına göre fırtına verir.
Allah tan sıska, ne yapsın mıksa.
Allah’a bir can borcum var.
Allah’ın Rahmetinden kaçılmaz.
Anadan gören sofra düzer, babadan gören oda düzer.
Anadan olur buzağı, dökülür çamın kozağı.
Anan soğan, baban şeker, sen nerden oldun nebe şeker.
Anasına bak kızını al.
Arabayı duvara vurunca yol gösteren çok olur.
Arap eli öpmekle, dudak kara olmaz.
Arayit-e kar yağar. Kuzören çilesini çeker.
Arı baldan kaçmaz, tüsgüden kaçar.
Arkasi açılmak
Armudun sapı üzümün çöpü.
Armut dibine düşer.
Arpa samanıynan, tezek dumanıynan belli olur.
Artık aş göz mü çıkarır.
Aşım var göceden, gaygım yok gocadan.
At ölür tayı kalır, katırın neyi kalır.
Atarlar yün ederler, teperler keçe ederler, sivriltir külah ederler, giy başına git işine.
Avradın dolaşığı, sabaha bırakmış bulaşığı.
Avradın iyiyse gir oyna çık oyna, avradın kötüyse gir ağla çık ağla.
Avrat başından, avlu gaşından belli olur.
Ayağı kademli gelmek.
Ayağını sıcak tut, başını serin.
Ayda gelen gül üstüne, her gün gelen kül üstüne.
Ayıkla pirincin taşını.
Aynı hamam aynı tas.
Aza koyuyorum almıyor, çoğa koyuyorum dolmuyor.
Azıcık aşım, kaygısız başım.
B.kunda boncuk mu bulduk.
Bal parmaklanır, yağ tırnaklanır.
Bal yiyen baldan usanır.
Baş çıkmayan yerden, göz yaşı çıkmaz.
Başı darda olmak.
Başından büyük işlere girişmek.
Başkasının ipiyle kuyuya inilmez.
Bedava sirke baldan tatlıdır.
Beni yağ yidi yaptı.
Beş kuruş verdik konuşturduk. On kuruş verdik susturamadık.
Beş parmağında, beş parmak kara.
Bidiki ekmek katığı yap.
Bindiği dalı kesmek.
Bir adamın ya uçar kuşu, yada döner taşı olacak.
Bir baltaya sap olmamak.
Bir dönüm bostan, yan gel oğlum Osman.
Bir eli yağda bir eli balda.
Bir kız’ı on kişi ister. Birine nasip olur.
Bir pireye yorgan yakma.
Bir yaşına daha basmak.
Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar.
Biz Eşek olduktan sonra binen çok olur.
Bizim eşek de bu havadan gitti.
Bizim kız bizden kaçar, önünü koyar arkasını açar.
Borç yiğidin kamçısıdır.
Boşa goydum dolmadı,doluya goydum almadı.
Bu adam evi kavı yiyecek.
Bu iş ne ondurur, nede öldürür.
Bu kadar tavuğa bir horoz lazım.
Buğday değirmene gitmeden un olmaz.
Buluttan nem kapmak.
Bundan sonra et olupda, ekmek üstüne gelmez.
Burası dağ başımı.
Burnu bir karış havada olmak.
Burnunun dikine gitmek.
Buyurun cenaze namazına.
Buz kesmek
Büyük lokma ye , büyük söz söyleme.
Cami duvarına işemek.
Cami yıkılsa mihrabı galır.
Can çıkar, huy çıkmaz.
Cart parası, curt parası.
Ceviz/fındık kabuğunu doldurmamak.
Ciğerini sökmek.
Cin olup adam çarpmak.
Cingan çalar kürt oynar.
Cinsdir çeker, soğandır kokar.
Çakı gibi olmak.
Çalımından yanına varılmaz.
Çarşıdaki kasabın etine kelem börttürülmez.
Çarşıdan et gelmeden kelem börttürülmez.
Çaya süre geldim, boy’a süre gidiyorum.
Çencerede çöp yok, içinde heç yok.
Çocuğa iş buyur, kendin peşinden git.
Çok sinsi adamsın.
Çulu çabutu toplamak.
Damarın çekmeden gitsin emi.
Damdan düşen yanıma gelsin.
Dana ne kadar büyük olursa olsun, hep anasını emermiş.
Dedesi goruk yerken, torununun dişi gamaşırmış.
Dediği dedik, çaldığı düdük.
Deli dana gibi dolanmak.
Deli deliden, imam ölüden hoşlanır.
Delik büyük amma, yama güccük goşum.
Delim var dediğine değer.
Deliye her gün bayram.
Dene deneye eş olur,iki dene bir kaşık aş olur.
Denizde kum ben de para.
Dertsiz başım, gaygısız aşım.
Desti kırıldıktan sonra, akıl veren çok olur.
Dilini eşek arısı soksun.
Doğduğuna pişman etmek.
Dokuz dereden su getirir
Domuzdan bi kıl koparmak kardır.
Donundan bir ip çeksen, yedi yaması dökülür.
Dostlar alış verişte görsün.
Dökülen su dolmaz.
Dört ayak üstüne düştün.
Düğün aşıynan misafir ağırlanmaz.
Düğüne gider zurna beğenmez, hamama gider kurna beğenmez.
Dükkan kapısı hak kapısı akmasa da damlar.
Dünya yansa içinde senin hasırın yok.
Düşde gör.
Düşün düşün b.ktur işin.
Eden bulur.
Ekmeği kendinden süreze kavgaya gitmek.
Ekmeğim saçta. Esbabım taşta kaldı.
El eli yikar,elde yüzü.
El elin eşeğini ıslık çala çala arar.
Elde avuçta yok.
Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde gelmez.
Ele güne gaşı.
Ele güne muhtaç olmak
Elin akıllısından bizim delimiz iyidir.
Elin atına binen tez iner. .
Elini sıcak sudan soğuk suya sokmaz.
Entari göz mizan, eşek yarım okka, sıpa yüz dirhem.
Erken öten horozun kafasını keserler.
Eşeği dürten os…na katlanır.
Eşeğin istediği yere.
Eşeğin kulağı kesilmekle, at olmaz.
Eşeğin kuyruğu gibi ne uzar, ne kısalır.
Eşek elin, zerdeli emanet, düştük yola sonumuz hayra alamet.
Eşek geldin eşek gidecen.
Eşek hoşaftan ne anlar, suyunu içer denesi kalır.
Eşekten doğar katır, ne hal bilir ne hatır.
Eşşe binmek bir ayıp, inmek iki ayıp.
Et taze ise tak şişe, pişti ise ver dişe.
Eti senin kemiği benim.
Etten yana ayrı, etekten yana ayrı.
Ev üstüne ev olmaz.
Eveleyip, geveleyip durma.
Evveliniz bir damla su, ahiriniz bir avuç toprak.
Fakirin eteğine bir avuç gavurga dökmüşler. Oda etim yandı diye döküvermiş.
Feleğin çemberinden geçmek.
Feneri yolda söndürmek.
Fincancı katırlarını ürkütme.
Firildak gibi dönmek.
Gambersiz düğün olmaz.
Gardaş gardaşı bıçaklar, döner kucaklar.
Gardaş gardaşın ne öldüğünü ister, ne onduğunu.
Gece kuşu olmak.
Gecenin hayrından, gündüzün şerri iyidir.
Geleceği varsa göreceği de var.
Gelin ata bindi, ya kısmet dedi.
Gelin gibi süzülmek.
Gençliğine doymamak.
Gırayı gış, bulaşığı iş etme.
Giyeceksem çulum yeter, yiyeceksem yalım yeter.
Göle yoğurt çalmak.
Gönülsüz davara giden itten, hayır gelmez.
Götü yere yakın olandan korkacaksan.
Göz görmeyince gönül katlanır.
Göze gelmek.
Gözünü dört açmak.
Gülenin mali ağlayana hayır etmez.
Gün yüzü görmemek.
Gündüz külahlı, gece silahlı.
Günü güne eklemek.
Gürle de yağmazsan yağma.
Ha Sen! Ha Hesar’lı Süleyman.
Hacı baba güldürt.
Hakıklar gibi önlü arkalı yürümeyin.
Hakir görme kimseyi hiç kimse boş değil.
Ham ahlat gibi boğazıma durma.
Haram para ile payidar olunmaz.
Harman veresiye.
Hasbam garipçeden su içmiş, met helvasına aş erer.
Hasedinden çatlamak.
Hatice’ye değil, neticeye bak.
Hay guzum, bal ballanır, al allanır, sal sallanır.
Haydan gelen huya gider.
Helva tartıyla, pilav ölçüyle, ille de bulamaç pişirmesi.
Hem 25 kuruş, hem şöför mahalli.
Hem balık tutayım diyorsun. Hemde kıçım ıslanmasın.
Her akıl bir olsa, koyuna çoban bulunmaz
Her kafadan bir ses çıkar.
Her taşın altından o çıkar.
Her yerin develik damı gibi açık.
Herkes kapısının önünü süpürse böyle olmaz
Herkes kendi evinin kıblesini bilir.
Hırsızın hiçmi suçu yok.
Hoş geldin. Gelinim evimize, ayağınla kadem, başınla dövlet ola.
Huylu huyundan vazgeçmez.
Isıracak köpek dişini göstermez.
İçi seni dışı beni yakar.
İçki efeyi susturur, korkağı coşturur.
İğnenin deliğinden geçmek.
İki çıplak bir hamama yakışır.
İki günlük seyisliğin var. On günlük At b.kunu karıştırıyorsun.
İki kuzu, bir oğlak, sığmaz heybeye.
İki şinik bir ayar, ileşberi kim sayar.
İlle de odunum.
İmam osurursa cemaat sıçar.
İnce eleyip, sık dokumak.
İpe un sermek.
İpsiz sapsız dolaşmak.
İriyi yedin, diriyi yedin, gözü bana mı diktin.
İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki.!
İşi bileceksin işe gitmeyeceksin, sorana da işten geliyorum diyeceksin.
İşten artmaz dişten artar.
İt ite buyurur itte kuyruğuna.
İt iti ısırmaz.
İte dalaşacağına çalıyı dolaş.
İti an çomağı hazırla.
İyi adam sözünün üstüne gelir.
İyi kızı eller över, deli kızı anası över.
Kabağı yiyen girsin güve.
Kaç kaçar, göç göçer, deli kız kulak deldirir.
Kaçanın anasi ağlamaz.
Kambersiz düğün olmaz.
Kapını iyi kapa, komşunu hırsız etme.
Kapıya bağlanacak köpek değil.
Kar üstünde yürür da izini belli etmez.!
Kara kaplı kitap.
Karayemiş yaprakları ne zaman tüşer, pu iş olur.
Kargalarda benim tavuğum, yumurtlamadıktan sonra.
Karı sözü uyulursa hamamda haşlanılır, yağmura yaşlanılır, geriye bir tek taşlanması kalır.
Kaşıkla verir, kepçe ile gözünü çıkarırsın.
Katıra baba kim demişler. Dayım at demiş.
Kayaya kalbur eleği asmak.
Keçinin uyuzu, pınarın gözünden su içer.
Kedi olalı bir fare tuttun.
Kedi uzanamadığı ciğere mundar der.
Kelin ilacı olsa kafasına sürer.
Kependeki keleme burada et dövme.
Kependen gelen yağmura kepenek germe.
Kepenin kelemine görünce Trabzonun lahanası kahrından kızarmış.
Keskin sirke küpüne zarar.
Keyfimin kâhyası misin?
Kıçına gına yak.
Kırdığı ceviz kırkı aştı.
Kırkından sonra azanı teneşir paklar.
Kışın yaba, yazın soba alacaksın.
Kız halaya oğlan dayıya benzer.
Kızdığım dağın odununu yakmam.
Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla.
Kiler yandı sıçana da kalmadı.
Kimse yoğurdum kara demez.
Kimseyi hor görme.
Kocanın iki kaşığı varsa birini kıracaksan.
Koçluk kuzu, ağılda belli olur.
Komşu gızı almak, kalaylı kaptan su içmeye benzer.
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
Kopan urgan kalınsa, düğüm atmak zor olur.
Koynunda yılan beslemek.
Koyun can derdinde, kasap et derdinde.
Koyunun iyisini sürüden ayırmazlar.
Köpeğin duası kabul olsa gökten kemik yağardı.
Köpek sevmediğine çok ürer.
Köpek yaşlanınca, kurdun maskarası olur.
Kör dövüşü.
Körün istediği iki göz, biri eğri, biri düz.
Kuru, kuru kurbanın olayım.
Kurunun yanında yaş da yanar.
Kuşa benzemek.
Kuşun boklusu yuvada kalır.
Kuyruklu yalan.
Küçük taşa kıçını silme.
Küp kırılınca yol gösteren çok olur.
Küpe girmeden sirke olma.
Madem biliyon g.tün huyunu, niye içiyon kuyunun suyunu.
Malım karşımda aklım başımda.
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
Mayasıllı g.t gibi vıgırdama.
Meteliğe kurşun atmak.
Modinin İsmet bile senden iyi oynar.
Nalları dikmek.
Namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz.
Ne kızı verir, ne de dünürcüyü küstürür.
Ne umuyon bacından, bacın ölüyor acından.
Ne yapayım, koyun almaz, kuzu emmez.
Nerde beleş orda yerleş.
Nereye gidersen oranın düdüğünü öttüreceksin..
Niyetin nere menzilin ora.
O kadar kusur gadı gızında da var.
O konuşursa bu düşünür.
Oğlun akıllıysa ninesin malı, oğlun deliyse gine ninesin malı.
Ortalığı velveleye vermek.
Ortalık ala gıcırdım boz duman.
Öcek der gelir, böcek der gidersin.
Öküz altında buzağı arama.
Öküz öldü ortaklık bozuldu.
Öldüyse rahmet, kaldıysa selamet versin.
Ölenle ölünmez.
Ölme eşeğim ölme, yonca biter yersin.
Ölüyü çok yıkarsan ya os… ya sı.ar.!
Ön teker nerden giderse, arka tekerde ordan gider.
Önü harman savurur, arkası gavurga gavurur.
Pabucu dama atılmak.
Papaz harmanı gibi.
Para akıl öğretir, don yürüyüş.
Para peşin kırmızı meşin.
Paran varsa bakıra, artarsa katıra yatır.
Paran yoksa, etrafında dostunda kalmaz.
Pehlivan güreşte, çimen güneşte belli olur.
Pekmezden olmaz şeker, herkes nesline çeker.
Peynir ekmek gibi.
Pişmiş kelle gibi sırıtmak.
Rüzgar esmeyince yaprak sallanmaz.
Rüzgara karşı iş.mek.
Sabaha tarhana, öğleye gözleme, akşama bulama.
Saçını süpürge etmek.
Sağı solu kolaçan etmek.
Sağır sultan duydu.
Sakalda oturupta, bıyığı yolma.
Sakalım yok ki sözüm dinlensin.
Saman altına su salıp üstünde ezan okumak.
Saman devri geçti, şimdi duman devri.
Samanın sarısını mart’a koy, sarı öküzün derisini arda koy
Sap benimse, samanlık senin.
Sen bu kafa ile daha çok yaya kalırsın.
Sen hot, ben hot, bu ineğe kim verecek ot.
Senden büyük Allah var.
Senin çaldığını Ha Babanın Süleyman da çalar.
Sev beni seveyim seni, sevmezsen sen beni, neyleyim seni.
Sırık gibi dikilmek.
Sinek pis değil, mide bulandırır.
Soradan görme
Söz büyüğün sus küçüğün.
Sözüm meclisden dışarı
Su akarken, destiyi doldurmak lazım.
Suratı beş karış.
Suya gitmek salıncak, ev süpürmek oyuncak.
Suyunun suyu.
Sülük gibi yapışmak.
Sütü bozuk olmak.
Şeytanin bacağını kırmak.
Şüpheli can cennete varmaz.
Tabanları yağlamak.
Tahtası noksan.
Tarlayı taşlı yerden, kızı gardaşlı yerden alacaksın.
Taş taş üstüne koymamak.
Tavuk var kazdan güzel, gelin var kızdan güzel.
Tencere yuvarlandı kapağını buldu.
Tere yağından kıl çeker gibi.
Testi kırılınca yol gösteren çok olur.
Tıngır elek, tıngır saç, elim hamur karnım aç.
Tıs- Tıs-Tırans-Tıs-Tıs-Tırans (Sivrihisar da Hallaç yün atanların kullandığı nakarat.)
Tost peni körsun da pi soğan kabuği osun.
Tuzsuz helva gibi sallanma.
Uçan kuşa borcu olmak.
Umut dağın ardında.
Un, şeker, yağ hazır. Niye helva yapıp yiyemiyoruz.
Ununu eleyip, eleğini asmak.
Uyku başına sıçramış.
Üç elli yaz belli.
Vur aşağı, al yukarı.
Ya herro ya merro.
Yağmurlu suda tavuğa su veren çok olur.
Yamalık arkaya çöver, herkes kendini över.
Yana yana kül olmak.
Yaptin bir hayır, tut baçağından ayır.
Yaş kemre ye şiş gibi geçmek.
Yatan eşeğe saman yok.
Yatan ölmez, yeten ölür.
Ye kabağı, salla göbeği.
Ye keşke, yat döşşe.
Ye kürküm ye.
Yedi ceddine söver.
Yer yarıldı sanki, içine girdi.
Yere bakan yürek yakan.
Yerinde yeller eser.
Yiğidin malı meydanda.
Yoz sığırına saman verilmez.
Yörük sırtından kurban kesmek.
Yufkayı yapanda yer, geriden bakanda.
Yumurtadan çıkmışta kabuğunu beyenmez.
Yüz verdik deliye, galgıdı çıktı halıya.
Zengin helvasını balla pişirir, fakir dü köftesine un bulamaz.
Yanlış teleffuz edilen bazı deyimler vardır. Birkaç örnek vermek gerekirse;
“Güzel bakmak sevaptır.” değil “Güzel bakmak sevaptır”.
“Azimle sıçan duvarı deler ”değil “Azimli sıçan duvarı deler”
“Göz var nizam var “değil “Göz var izan var.( İzan: anlayış anlama yeteneği.)
“Eşek hoşaftan ne anlar!” değil “Eşek hoş laftan ne anlar”
“Aptala malum olurmuş” değil “Abdala malum olurmuş” (Aptal: şalak alık. Abdal: derviş)
“Kısa kes Aydın havası olsun” değil “Kısa kes Aydın abası olsun ”(Aba giysi. Aydın efesinin abası kısa ve dizleri açıktır.)
“Su uyur düşman uyumaz” değil “Sü uyur düşman uyumaz”(Sü: Asker)
“Saatler olsun” değil “Sıhhatler olsun” (sıhhat: sağlık)
” Su küçüğün söz büyüğün” değil “Sus küçüğün söz büyüğün”
“Elinin körü” değil “ölünün kürü” (Kür: mezar gömüt)
“Sıfırı tüketmek” değil “zafiri tüketmek” (zafir: soluk)
.”Enikonu” değil “önü sonu…

SAYGILARIMLA/NecmiGÜNAY/2014

Categories: Sivrihisar Kültürü