Sivrihisar Hikayeleri

Sivrihisar’da hırsızlık vakası hemen hemen olmazdı. Çocuktum iyi hatırlıyorum. Yabancı bir hırsız bir karın sarı yağ (Tere yağ) çalmıştı. Ağustos ayının sıcağı idi. Jandarmalar: Bu 15 kiloluk bir karın sarı yağı hırsız adamın kucağına verdiler. O sıcakta yağlar erimiş üstüne başına aka aka çarşıda dolaştırmışlardı. Görün işte hırsızı yakaladık dercesine.

O tarihlerde İstanbul gazeteleri yazmışlardı. Sivri­hisar Türkiye’de en iyi ilçedir diye!.

Hiç meyhanesi olmayan kaza

Hiç cinayet işlenmeyen kaza

Nüfusuna göre en çok camisi olan kaza

Sivrihisar kazası: Çok tutumlu, boş yere para harcamayan, doğru dürüst insanların harman olduğu bir kazadır. İftihar ederiz.

Bir Kese Sarı Lira:

O devirde şöyle bir hikaye dinledim. Ticaret ve nakliyecilik yapan, bir yabancının Sivrihisar’a yolu düşer. Yanında bir kese sarı lirası var. Bu altınları yolda çaldırırım beni soyarlar korkusu ile, akşam güneş batma sularında, Sivrihisar’da bir esnafa emanet eder. Yarın gelir alırım der. İki gün gelemez, üçüncü günü gelir. Bir kese sarı lirasını alır, sayar, hiç eksiği yok. Teşekkür eder Sivrihisar’dan ayrılır. Para emanet edilen Sivrihisarlı esnaf ise, iki gece hiç uyumaz. Paraya bekçilik yapar. Emanete bir şey olmasın diye.

Sivrihisar’ı imtihan eden yahudi:

Sivrihisar’ımızın çok zeki insanları var dedik ya: Bir gün Sivrihisar’a bir Yahudi’nin yolu düşer, bir oğlu birde eşekleri var. Kumlu yolda, silindiriğin yanma konarlar. Bu geceyi burada geçirelim hem dinlenir hem de Sivrihisarlıyı imtihan ederiz derler. Oğlunun eline az bir para verir. Oğlum bu yolu takip et çarşıya git, bakkala var deki. Emmi bu paraya öyle bir şey vereceksin ki, hem benimle babamın ekmeğine katık olacak, hem eşeğimize yiyecek olacak, hem de bize sabaha kadar eğlence olacak der. Bakkal düşünür, oradan büyük bir karpuz verir.

Al oğlum içini ekmeğinize katık yapın, kabuklarını eşeğinize yedirin, çekirdekleri de size sabaha kadar eğlence olsun der. Karpuzu yerler ertesi günü tası tarağı toplar. Sivrihisar’dan ayrılırlar. Oğlum bize burada ek­mek yok, buranın halkı çok zeki ve akıllı der.

(Bu hikâyeyi Kayserililer içinde anlatırlar.)

Demek ki Kayserililerde çok zeki insanlar.

Gazeteci Ahmet Atmaca: Zaman zaman gazetesinde yazar ve söyler. (Sivrihisar dışarıya beyin ihraç eder) diye. Çok doğruda söyler. İngiltere bakır kıralı Sivrihisarlı Tevhid Çamoğlu’dur. Sivrihisar’a yurt yaptırdı. Sivrihisar’ı İngiltere’de de olsa unutmamış Allah hem­şehrimizden razı olsun, bu gün Eskişehir’in sanayine, ticaretine Sivrihisarlılar hâkim dürümdalar. Polatlı da un fabrikaları olanlar var. Polatlı’da bir haylide küçük esnaf var. Ankara’da da çok Sivrihisarlı aile var. hatta Eskişehir ve Ankara’da kurulmuş, ve kurulmakta olan Sivrihisarlılar dernekleri var.

Sivrihisar Derneği: Merkezi Strazburg Cad. 11/5 Sıhhiye – Ankara. Genel Başkan Ata Gürbüz Çörtoğlu. Tel: 311 73 74 ve Sincan: 270 76 79 dan aranabilir.

Bir zamanlar saymıştım Eskişehir sarraflar çarşı­sında 14 tane sarraf vardı. Bunların 13 tanesi Sivrihisarlıydı. Şu anda nasıldır bilmiyorum. Yani iş bilen iş yapan kimselerdir.

Bazı hemşehrilerimiz ne kadar zenginleseler de doğ­dukları yeri yani Sivrihisar’ı unutmuyorlar. Yükseğe çıkmışlar amma: yüksekten uçmamışlar. Sılalarına dâima yardımları dokunmuştur, işte faydalı insanlar bunlardır.

Paşalarımız, Prof’larımız, Doçentlerimiz, yok mu? Doktorlarımız yok mu? var hem de en başarılı olanları var. Avukatlarımız, Hakimlerimiz, Mühendislerimiz, Öğretmenlerimiz, yok mu? Var hem de binlerce var. Gazetecilerimiz, yazarlarımız, şairlerimiz yok mu? Var. Çoban Ressamımız bile var. Çobandan Fransa’da sergiler açan ressam çıkarsa sen düşün gerisini. Bestecilerimiz yok mu var. Her kademede subay ve ast subaylarımız yok mu? Var. Hem de yüzlerce var. Nasreddin Hoca bile bizim toprağımızdan çıkmıştır. Yunus Emreler ve Aziz Mahmud Hüdâyiler – İstanbul Kadısı Hızırbey de bizim toprağımızdan çıkmıştır.

İstanbul’daki Kadıköy onun adına kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmet Han zamanında dışarıya beyin ihraç etmişiz. Hâlâ da etmekteyiz. Bununla iftihar ede­riz.

***

Rahmetli Nuri Ahmet Emmi Anlattı

Hikaye

KABACIĞIM

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde deve tellâl iken, pire berber iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken.

Bir adamın evlenme çağında bir kız çocuğu var. Adamın karısı ölür, adam yeniden evlenir. Eve üvey ana gelir. Gelir amma az sonra, ben bu kızı istemem bu kızı ya at, ya sat der. Üvey ana kızın babasını iyice bunaltır. Babada kızını atmaya karar verir. Köylerinin uzağında bir orman vardır. Baba ile kızı ormana odun toplamaya giderler. Baba kızma sen karşıya git, bende burada odun toplayayım der. Kulağın burada olsun. Şu büyük ağaca getirdiğim boynu kabağı asacağım. Kabak Ağaçta tak tak edince yanıma gel der. Kız karşı ormana gider. Odun toplamaya başlar. Baba kabağı ağaca asıp çoktan gitmiştir. Akşama doğru rüzgar çıkar. Kabak sallandıkça ağaca vurur, ses çıkarır. Kızda topladığı odunları sırtına sarar. Kabak asılı ağacın yanına gelir. Gelir ammâ: Babasını arar, bağırır çağırır, boşuna babası çoktan gitmiştir. Hava iyice kararmaya başlar. Gece olur, kız hem ağlar hemde şöyle der.

Tak tak eden kabacığım
Beni azıtan babacığım

Kabak asılı ağacın dibinde ağlayarak uyur kalır, sabah olur, şafak söker, ortalık aydınlanmaya başlar. Bir Bey oğlu adamlar ile ormanda avlanmaya gelir. Bey oğlu kızı ormanda görür. Sorar inmisin cinmisin der. Oda ne inim, ne cinim, terk edilmiş birisiyim. Kimsem yok der. Beyoğlu atının terkisine bindirir. Beyler köşküne getirir. Kızın durumunu iyice öğrenen, bey oğlu. Bu kızla evlenir. Nurtopu gibi bir oğlu dünyaya gelir. Bey oğluna yalvarır. Adını ben koyacağım der. İzin alınca çocuğun adını (Ne idim) koyar. İki sene sonra bir oğlu daha olur. Yine adını anaları koyar (Ne oldum) Bir kaç sene sonra bir çocukları daha doğar adını (Ne olacam) koyar.

Gel zaman git zaman çocuklar büyür. Aradan 20-30 yıl geçer. Bir gün kapıya gözleri âmâ bir dilenci gelir. Kapıyı anaları açar. Dilenci karnım aç beni doyururmusun der. Kapıya gelen dilenci kızın babasıdır, tanıyamaz. Çocuklarına seslenir. Ne idim bir yiyecek getirin diye, o ses vermeyince, Ne oldum diye seslenir. O da ses vermeyince, Ne olacam diye bağırır. Yiyecek gelir. Amma yaşlı âmâ adam hem yer hemde sorar. Böyle ad hiç duymadım ne biçim, nasıl ad bunlar der. Kadında başından geçenleri kısaca âmâya anlatır, âmâ adamda kendi kızı olduğunu anlar utancından ve üzüntüsünden yemeği de yiyemez. Bir şey söyleyemez ağlaya ağlaya o kapıyı terk eder.

Sivrihisar Örf ve Adetleri
Ahmet KILIÇASLAN

***

Terzi Ruhi GÜL amcanın acilen Eskişehir’e gitmesi gerekmektedir. Dörtyol’a iner, ancak vakit geç olmuş, hava kararmış, Sivrihisar’dan Eskişehir’e kalkan arabalar bitmiştir. Yaklaşık bir saat geçmiş ama hiçbir otobüs durmamış hepsi transit geçmiştir. Âşık Mehmet yine trafik polisi kıyafetiyle Ballıhisar tarafından Sivrihisar’a gelirken Ruhi Amcayı görür. Ruhi abi ne oldu hayrola der. O da Eskişehir’e acil gitmem lazım Âşık fakat otobüsler durmuyor der. Aşık Ruhi Amcanın düştüğü durumdan etkilenir ve hemen yola çıkar, Ankara yönünden “ANKA” seyahatin otobüsü görünür. Araba sür’atini almış hızlı şekilde gelmektedir.

Aşık Mehmet trafik polis kıyafetiyle elini yukarıdan aşağı sertçe indirerek otobüse “DUR” işareti yapar, otobüs kazıklama frenle yanlarına gelir ve durur. Otobüs şoförü ehliyet, ruhsat soracağını sanarak ön kapıyı açar. Aşık şoföre, “Kaptan kardeşim abimizi Eskişehir’e at” der. Kaptan da uygulamadan sağlam! geçtiği için “Derhal abi” der. Ruhi Amca otobüse geçer boş koltuklardan birine oturur. Muavin arkalara doğru ilerleyince Ruhi Amca cebine elini atar ücret ne kadar ödeyeyim der. Muavin Ruhi Amcaya “Olmaz Abi sen Trafik Polisi abinin bize emanetisin, senden para alamam” der.

Sivrihisar’ın Somut Olmayan Kültürel Mirası

Categories: Sivrihisar Kültürü