Sivrihisar Hatıraları

SİVRİHİSAR KARKIN KÖYÜNDE ÖĞRETMENİM…

Okulun geniş bahçesi var. Ben, bahçedeki iki öğretmen lojmanından birinde ailemle kalıyordum, bahçenin bir köşesinde küçük sebzeliğim vardı. Okulumuz yüksek dolgu üzerine yapıldığı için iki katlı gibi görünürdü. Okul çevresinde harman yerleri vardı. Okulun köye bakan cephesine, uzaklardan görülecek şekilde, Atatürk’ün resmini yapmıştım. Yanında da bayrağımızın gönderi vardı. Okulda benimle birlikte üç öğretmen görev yapıyoruz. Ben 4. ve 5. sınıfları bir arada okutuyorum. Köyde yaşayanlar bilir, o yıllarda köylerde elektrik, televizyon, internet, gazete yok, diğer imkanlar da sınırlı. Buna rağmen, köydeki kaynaşma, karşılıklı sevgi, saygı ortamı ve öğrencilerimizdeki öğrenme hevesi bizim çalışma şevkimizi artırıyordu.

İki Hatıra…

ÜÇ TEKERLİ BİSİKLET…

Oğlum Engin ve kızım Esin, ben Karkın’da görevli iken dünyaya geldi. Fotoğraf, 1973 yılında, Karkın’da okulun bahçesinde çekilmişti. Engin üç, Esin’ de bir yaşlarında idi. Onları evde bir kaç bebek, oyuncak arabalar ve tahtadan yapılmış şeylerle oyalıyorduk. Artık büyüdüler diyerek, onlara üç tekerli küçük bir bisliklet alarak süpriz yapmak istemiştim. Aman Allah’ım o da ne, her ikisi de bunu kabullenmedi, başladılar birlikte ağlamaya, susmak bilmiyorlardı, bisiklete binmek istemiyorlardı, gösterdikleri bu tepkiye bir anlam verememiştim… Yoksa, kardeşler kendi aralarına üçüncü bir varlığın girmesini mi istememişlerdi… Ya da, onlar toprağa dokunuyorlardı, çiçeği seviyor, karıncayı, böceği, kuşları, köydeki diğer hayvanları izliyorlardı, uğraşları çoktu… acaba onun için mi dönüp bakmamışlardı üç tekerliye… Bilemiyorum.

Bundan sonra, benden bir daha bisiklet istemezler diyordum, meğer yanılmışım, ta ki orta okul çağına geldiklerinde benden iki tekerli büyük bisiklet istedikleri ana kadar…

ALİ’NİN ŞİİRİ…

Karkın köyündeyiz…

23 Nisan Çocuk Bayramı yaklaşıyor. Bir taraftan dersler, bir taraftan bayram hazırlıkları… Köylerde bayramlara katılım da iyi olur hani…

4. sınıftan iki, 5. sınıftan da iki çocuğa bayramda okumaları için şiir verdim ve onlardan şiirlerini ezberlemelerini istedim. günler geçti, bayram yaklaştı, üç öğrencimin şiirlerini dinledim, güzel ezberlemişlerdi. Bayramda daha yüksek sesle ve heyecanlı okumalarını istedim. Bu arada 5. sınıftan Ali’nin şiirini dinleme ihtiyacı duymamıştım, çünkü o sınıfta en güvendiğim öğrencilerden biriydi, sadece ona, ‘Ali şiirini ezberledim mi’ diye sordum, o da her zaman ki özgüvenle; ‘ezberledim öğretmenim’ dedi, ‘tamam öyleyse sen de bayramda güzelce okursun’ dedim.

Derken, 23 Nisan geldi. köylüler, öğrenciler, öğretmenler okul bahçesinde yerlerini aldılar. Okulun yüksek merdivenle çıkılan ve geniş sahanlıklı bir girişi var. Bayram konuşmaları, şiirlerin okunması oradan yapılırdı. Okul Müdürü bayram açılış konuşmasını yaptı. Öğrenciler de 23 Nisan ile ilgili yazıları ve Atatürk’ün veciz sözlerini okudular. Şiirler okunmaya başladı, bir kaç öğrencinin şiir okunmasından sonra sıra Ali’ ye geldi ve Ali başladı şiirini ezberden okumaya ;

BU DAĞ, BU OVA, BU CENNET VATAN
ETRAFI GÖSTEREREEEK…

TÜRKİYEM, BANA
ATAMDAN ARMAĞAN
ATATÜRK RESMİNİ GÖSTEREREEEK…

BAYRAĞIM, KORKMA BU ŞAFAKLARDA DALGALAN
BAYRAĞI GÖSTEREREEEK…

ATAM MECLİSİ AÇTI, BU GÜNÜ ÇOCUKLARA ETTİ
ARMAĞAN
ÖĞRENCİLERİ GÖSTEREREEEK…

Ali’nin şiiri bu şekilde devam ediyordu. Ne var ki okuduğu şiir, benim ona verdiğim şiirden farklı geldi bana, bir terslik vardı bu işte… Ali şiirini tamamladı, çok da alkış aldı…
Daha sonra Ali’ yi yanıma çağırıp, ondan ezbere okuduğu şiirin kağıtta yazılı halini istedim. Meğer sevgili Ali, parantez içindeki ezberlenmemesi gereken (…………………. GÖSTEREREK) açıklamalarını da ezberlemiş ve okumuştu.

Ali’nin şiiri, beni her zaman gülümsetir, hem de eğitim hayatımda, bana hep tecrübe olmuştur. (önce kontrol et, sonra güven)

YAŞAR YURTDAŞ – 5 Ağustos 2017

***

SİVRİHİSARLI “ÇOBAN RESSAM” SÜLEYMAN ŞAHİN “Ben toprak ressamıyım.”

Süleyman Şahin, 1949 yılında, Sivrihisar’ın Günyüzü nahiyesi, Beyyayla (Sürez) köyünde dünyaya geldi. ( Günyüzü o yıllarda henüz ilçe olmamıştır.)

Süleyman Şahin, fakir ama gururlu bir çocuktur. gururuna yedirmediği bir olay yüzünden, ilkokul tahsilini yarıda bırakır. küçük yaşta okulu terkeder, Süleyman Şahin için hayat mücadelesi erken başlamıştır…Eve katkıda bulunmak için bulduğu her işte çalışır… Ancak, o ne yaparsa yapsın, onun en büyük hobisi resim yapmaktır.

Süleyman Şahin’in ‘çoban ressam’ olarak ün salmasına ve onu profesyonel ressamlığa götüren hayat hikayesine birlikte bakalım…

YAPTIĞI İLK RESİM BAŞINA İŞ AÇAR…

Çocuk Süleyman’ ın yaptığı ilk resim, kağıt 2,5 liranın (ki, o zamanlar bu para tedavüldedir) benzerini yapmak olur, sonra da bu para ile köy bakkalından şeker, leblebi, keçiboynuzu alır, paranın sahte olduğunu farkeden bakkal Osman, küçük Süleyman’ı babasına şikayet eder ve ondan verdiklerinin parasını alır. Ancak, babası Süleyman’ın yaptığı bu yaramazlığa çok öfkelenir ve onu bir güzel döver…

KÖYDE ADI ‘DELİ SÜLEYMAN’A ÇIKAR…

Süleyman Şahin, yaptığı sahte 2,5 lira yüzünden, babasından yediği bu dayağı ömrün boyunca unutamayacaktır… Ancak, o resim yapmaktan da asla vazgeçmez, onun bütün dünyası resim yapmaktır, okul sonrası kırlara gider, hiç durmadan desenler çizer… onun bu halini gören köylüler, ona bir süre sonra ‘deli Süleyman ‘ diye hitap etmeye başlarlar.

SÜLEYMAN ŞAHİN, OKULU TERKEDER…

Süleyman Şahin, köyündeki ilkokulun 4. sınıfında okumakta iken, okulu neden bıraktığını, kendi ifadesi ile şöyle anlatır; “Karşı köyün okul öğrencileri bizim okula misafir olarak geldi. Öğle yemeği için herkese birer, ikişer çocuk dağıtıldı. Ailem fakir diye bana çocuk vermediler. Bütün dünyam yıkılmıştı. Ertesi gün okulda öğretmenime kızarak, ‘ben okulu terk ediyorum ve bir daha gelmeyeceğim’ dedim ve ayrıldım.”

OKULU BIRAKINCA… BULDUĞU İŞTE ÇALIŞMAYA BAŞLAR…

Polatlı’ya çalışmaya gider, orada bir handa yardımcı olarak çalışmaya başlar. Kısa bir zaman sonra tekrar köye gelir, bu sefer onu çoban olarak Ankara Balgat’a gönderirler . Orada da bir süre çobanlık yaptıktan sonra, inşaat boyacılığı işlerinde çalışmaya başlar ki, bu renklerle, toz boyalarla ilk tanışmasıdır… Bundan sonraki süreçte ne o boyaları bırakacak, ne de boyalar onu… O kendini boyaların renkli dünyasının cazibesine kaptırmıştır… Bugüne kadar, sadece kara kalemle resim çalışmaları yapan Süleyman Şahin, bir taraftan çalışırken, bir taraftan da boyalarla daha güzel resimler yapmayı tasarlar… Onu ressamlığa götürecek yolun taşları da yavaş, yavaş döşenmektedir… ve o artık, ileride önemli ressamlar arasında ‘ÇOBAN RESSAM ‘ olarak yerini alacaktır…

EVİ BOYAMAK İSTER AMA… ÜMİTLERİ SUYA DÜŞER…

Süleyman Şahin anlatıyor ;
‘Boyacı ustamdan aldığım birkaç toz boyayla, beş ay sonra köye döndüm. Anneme evimizi rengârenk boyamak istediğimi söyledim, fakat karşı çıktı. Sonra ısrarlarıma dayanamayıp “Git halandan merdiveni al gel” dedi. Ben sevinçle merdiveni alıp döndüğümde, tüm boyalarımı evimizin arkasındaki akarsuya dökmüştü bile. İkinci kez büyük bir hayal kırıklılığına uğradım. Saatlerce o akarsuyun başında ağladım. Bir yandan da suya dökülen boya karışımlarını izliyordum. Sonra bende evde ne kadar bakliyat ve erişte varsa sokağa döktüm. Ardından Ankara’ya geri döndüm.’

BÜYÜK GAZETELER; ‘ÇOBANLIKTAN RESSAMLIĞA’

Süleyman Şahin, Ankara günlerini şöyle anlatır ;
“Ankara’da resimlerimi satabilmek için bir dergiye gittim.Ulus’ta Başkent Dergisi, sahibinin ismi de Tahsin idi. Kendi reklamımı yapmak istediğimi söyledim. Hikâyemi dinledi ve “Yahu senin bu işin tam anlamıyla bir haber” dedi. Benim yanımda Hürriyet, Milliyet, Günaydın gibi büyük gazeteleri aradı ve benim için randevular aldı. Gazetecilere hikâyemi anlattım. Bir, iki gün sonra ajanslarda dahil olmak üzere baş sayfalarda büyük haberlerim çıktı. “Çobanlıktan Ressamlığa” diye. Yani aslında bana bu ismi basın koydu.”

İLK RESİM SERGİSİNE, İSMET İNÖNÜ EŞİYLE BİRLİKTE TEŞRİF EDER….

1968 yılında TÜRK-İŞ Genel Merkezinde ilk kişisel sergisini açar. Cumhurbaşkanlarımızdan İsmet İnönü, Çoban Ressamı merak eden eşi Mevhibe Hanım ile birlikte sergiye teşrif eder, gazetelerde büyük haber olur. Sonrasında bütün bankalar, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık resimlerini kapışırlar. Her yıl geleneksel bir şekilde kişisel sevgilerini açmaya devam eder, “Anadolu Türk Tarihinde İlk Çoban Ressam” diye hakkında yüzlerce makale yazılır.

ÇOBAN RESSAM SÜLEYMAN, TUVALLERE VURDUĞU HER FIRÇA DARBESİ İLE SANATININ ZİRVELERİNE ÇIKMAKTADIR…

1972’de askerlik sonrası Bursa’ya yerleşir, sergilere devam eder.1983-1987 Paris’e aralıklarla gidip gelmeye başlar. Orada da portreler, suluboyalar ve yağlı boyalar çalışmaları yapar. Montmartre’deki sanat etkinliklerinden etkilenip, aynısını Türkiye’ye getirmeyi planlalar ve Bursa’da ‘Tophane Ressamlar Sokağı’ nı kurar. Burada yirmi iki yıl aktif çalıştıktan sonra Ankara’ya tekrar döner. Ankara’da, ardından Kayseri ve Mudanya’da da ressamlar sokağını kurar. 27 Şubat’ tarihinin ‘Dünya Ressamlar Günü’ olarak. kutlanmasını UNESCO’dan talep eder. Çok sayıda etkinlik ve karma sergiye katılır. Yurt içi ve dışında 107 kişisel sergi açar. Halen çalışmalarına Ankara’da devam etmektedir.

HEMŞEHRİMİZ ‘ÇOBAN RESSAM’ A BAŞARI DİLEKLERİMİZLE…

“Ben toprak ressamıyım. Gün doğmadan kalkarım. Işığın benim için önemli olduğunu bildiğim için ışığı hiç boşa harcamadım. Sürekli ve yoğun bir şekilde çalışarak sanat ile iç içe yaşarım. Sanat adına ne tür bir gelişme var ise ben ordayım.” diyen Süleyman Şahin’ e saygılarımızı sunuyoruz…

YAŞAR YURTDAŞ – 7 Haziran 2017

***

‘YOLU SİVRİHİSAR’DAN GEÇEN SANATÇILARIMIZ’ başlığı altında;

Genç yaşta, uçak kazasında kaybettiğimiz, dünyaca ünlü Arp Sanatçısı Fatma Ceren NECİPOĞLU’nun, o kısacık ömrüne sığdırdığı inanılmaz başarılarından ve hayat hikayesinden kesitler.

18 Ocak 1972 ‘ de dünyaya gelen Fatma Ceren NECİPOĞLU, ilk ve ortaöğrenimini İstanbul’ da bitirdi. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Arp bölümünde aldığı eğitimin ardından,1997 yılında Boğaziçi Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü’nde lisansını tamamladı. Yüksek lisansını ABD’nde Louisiana Devlet Üniversitesi ve İndiana Üniversitesi Arp bölümlerinde bitirdi.

2002-2003 akademik yılında aldığı davet üzerine Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Arp Sanat Dalı eğitimini başlatma görevini üstlenerek bu kurumun ve Eskişehir’in ilk arp öğrencilerini yetiştirmeye başladı.

İyi derecede İngilizce, Fransızca ve Almanca bilen Fatma Ceren NECİPOĞLU , solo ve ortak çalışmayla 100 civarında konser vererek birçok ödül aldı, ulusal ve uluslararası projelere imza atarak, dünya çapında ünlü Arp sanatçıları arasında yerini aldı.

NECİPOĞLU, 1 Haziran 2009 tarihinde, Brezilya’daki Rio Arp Festivali’nden dönerken Atlas Okyanusu’ na düşen uçakta hayatını kaybetti. 37 yaşında hayatını kaybeden, Fatma Ceren NECİPOĞLU’nun cenazesine ancak iki yıl sonra ulaşılabildi, 24 Kasım 2011 tarihinde toprağa verildi.

FATMA CEREN NECİPOĞLU SİVRİHİSAR’DA…

Eskişehir Anadolu Üniversitesi, kuruluşunun 50. yılı nedeniyle düzenlenen ’50. YIL KONSERLERİ’ dizisinin 3.’ sünün Sivrihisar’ da kilisede yapılması teklifi ile geldiğinde kilisenin, uzun süre kullanılmadığını, konser için hazır olmadığını belirtmiş isek de Rektör Prof. Dr. Fevzi Sürmeli, orkestra şefi Burak Tüzün ve 2 Eylül Gazetesinden, Hemşehrimiz Can Hacıoğlu, kilisenin doğal akustik yapısı nedeniyle, ısrarla konserin kilisede yapılması teklifinde bulundular. Bunun üzerine kısa sürede kiliseyi konser için hazır hale getirdik. Hemşehrimiz, Heykeltıraş Metin Yurdanur da, konser gecesine katkı olmak üzere, sürpriz yaparak, heykellerini, güzel bir ışıklandırma ile kilise çevresinde sergiledi.

20 Ağustos 2008 gecesi konseri izlemeye gelen insanlarla doldu, taştı, bir kısmı da bina dışında takip etmek zorunda kaldı. Konserde solist olarak yer alan Arp Sanatçısı Fatma Ceren NECİPOĞLU o gece konserde müthiş bir performans sergiledi. Konserde emeği geçenlere, (SEV) Sivrihisar Eğitim Vakfı ve Belediyemiz tarafından plaketker verildi.

Fatma Ceren NECİPOĞLU konser sonrası; “sanat hayatımda çok zevk aldığım bir sunum yaptım.” diyerek duygularını ifade edecektir. Ne yazık ki, bundan kısa bir süre sonra, Brezilya Rio Arp Festivali’ne konser vermeye giden, Fatma Ceren NECİPOĞLU elim bir uçak kazasında hayatını kaybedecek ve sevenleri, bu müessif olayı, onun Türkiye’deki en son konseri olan, Sivrihisar’daki konser görüntülerinin eşliğinde öğrenecekti…

Fatma Ceren NECİPOĞLU, 01 Haziran 2009′ da vefat etmişti, onbeş gün sonra, 01 Haziran 2017 tarihinde ölümünün 8. yılı olacak. Fatma Ceren NECİPOĞLU ‘ na Allah’ tan rahmet diliyoruz. Mekanı cennet olsun.

Akif Yaşar YURTDAŞ – 15 Mayıs 2017

Categories: Akif Yaşar Yurtdaş

Yorum Yaz

Mail adresi yazarsaniz yayinlanmayacaktir.
Gerekli alan*