Seydi Mahmud Zaviyesi

Seydi Mahmud Zaviyesi

Seydi Mahmud Zaviyesi ve Eyvanlı Mescid

Eski tapu kaydında: “Sivrihisar Kurşunlu Mah. Tarih: Şubat 1928 C;33 Sah:85 No:87

Cinsi: Evkaftan İdare-i hususiye-i vilayete medaren Şıh Ziyaeddin Medrese’si namı ile maruf tekke olarak istimal edilen fev­kani (üstte) 11 oda 1 dersane ve bodrum ve tahtani iki oda iki hela maa avluyu ha­vi medrese.” diye geçer.

Buranın mülkiyeti 1958’de Jandarma Umum Komutanlığı’na (tapu kaydı iba­resi) geçmiş, Jandarmanın yeni binasına nakli ile de Belediye’ye intikal etmişti. Belediye ahşap binanın yanması endişesi ile ahşap kısımları yıktırmıştı. Bilahare Bel. Bşk. İbrahim Demirkol zamanında restore edilmesi şartı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü ne devredildi. Vakıflar resto­re etmeyince, Valiliğimizin destek vaadi üzerine, Orhan Keskin tarafından, yıkılan Şekline uygun olarak proje yaptırılmıştır. Bu proje ile Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden olur alınmasına rağmen, durum Kurula iyi anlatılamadığından olacak Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Ko­ruma Kurulu’nun 20.11.1995 tarih ve 29 nolu kararı ile reddedilmiş, külliyenin onarım ve çevre düzenlemesinin acilen yapılmasının uygun olduğuna karar verilmişti.

SeydiMahmudHaziresiHalbuki; hariminde Nasreddin Hoca’nın kızı Fatma Hanım’ın mezarı bulunan bu yerde, eski durumuna ve temellerine gö­re projelendirmeye gidilmişti. Hedef ola­rak da mimari ve tarihi kıymeti bulunan Eyvanlı Mescid’in korunması esas alın­mıştı. O tarihte Valimiz Sayın A. Fuat Güven, Kurul’dan mevcut projeyi kabul etmediklerine göre, kendilerinin proje hazırlamasını istedi ise de bu istekleri yerine getirilmedi. 1995 yılından bugüne kadar geçen sürede tarihi Eyvanlı Mescid’deki harabiyeti görecek olan kurul üyelerinin mezkur kararı verdiklerine ve Nasreddin Hoca’nın kızı Fatma Hanım’ın mezarının ayaklar altında kalışına üzüleceklerini umarım.

Mahmud Suzanî Külliyesi, halen ka­dastro neticesinde Sivrihisar merkez Kur­şunlu Mahallesinde tapunun 29. 28 K. b pıfta, 281 ada, 1 parselinde kayıtlıdır. Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) müfettişlerinden Ahmet Tevhid Bey 1929 tarihli Maarif Vekaleti Mecmuası’ndaki (sayfa 129) raporunda söyle diyor: “Elyevm (bugün) dispanser olarak kulla­nılan medrese içinde güzel bir mescid ve türbe vardır. Bu odaya ve diğer odalara birkaç ayak merdivenle çıkılıyor. Dispan­ser muhasebe-i hususiyenindir. 1926 se­nesi Teşrini Evvel’in 29’unda küşad (açıl­mış) edilmiştir. Altı yataklıdır. Merdi­venlerin yanında ve kısmen mescidin al­tında Seyyid Mahmud Suzani’nin türbesi bulunmaktadır. Merdivenlerin yanında sonradan konulmuş boyalı bir taşta; Emineddin Mikâil kitaplığındaki 1131 noda kayıtlı Melce-i Kuzafın son yaprak­larına yazılmış, kayıttan anladığımıza gö­re:

Kad intekale min dar il fenai ila dârül bekâi Ve min merkezil gurur ilâ meninissururi el merhumul
Mağfur essaid esselıid kutbul meşayih zahid abid
Seydi Mahmud bin Şerafeddin nevvaralla- hü kabrehu
Sene selâsin ve sittemiye amel hoca Ahmet bin Mahmut 630/1232″ yazmaktadır.

“(Temizlenen kitabede hattatın ismi dı­şındaki yazılar kısmen kazınmışsa da yu­karıdaki metinle aynı olduğu görüldü.) Seyyid Mahmud’un kişiliği hakkında bilgi sahibi değiliz. Ancak Hz. Muhammed’in to­runu Hz. Hüseyin neslinden gelenlere “sey­yid” denildiğini biliyoruz. Seyyid Mah­mud’un Batı Anadolu’ya gelen ve kentlere yerleşen halk arasında oldukça saygınlığı olan yüce bir kişi olduğu anlaşılıyor. Uç kentlerde onun adına zaviyeler vardı. Sultan Alâaddin zamanında Şeydi Mah­mud zaviyesi bulunduğu ve buraya Dumluca Köyünün vakfedildiği, Döğerek Kö­yünde üç yare yerin gelirinin Sivrihisar’da Şeydi Mahmud zaviyesine sarfedildiği, timara çevrilen bu üç parça yerin 1481’de zaviyeye iade edildiği anlaşılıyor.”

(H. Doğru, XV-XV1. yy.’da Sivrihisar s.89.) Moğolların saygılı davrandıkları tek ku­rum vakıflardır. Zaviyeler iletişim ve mi­safirperverliği artırmış, İslamiyetin yayıl­masında amil olmuştur. Aynı tarihte Es­kişehir’de de Seyyid Mahmud adına ku­rulmuş bir zaviye bulunuyordu.

Seyyid Mahmud Suzani’nin ayak ucu ve baş ucu mezar taşının baslığı Orta Asya çadırı şeklindedir. Yanında kademeli tarzda bir mezar taşı bulunan bir şahıs yatmaktadır. Ahmet Tevhid bu mezar taşının “Begim Sultan’a ait olduğunu yazmaktadır.

Mezar taşında: Kad intekale daril fendi ilâ daril bekâ-i el merhumun el mağfuryakub bin emir bey tabe seralıu sene hamse aşere ve semaniye mie (815) 1412

Türkçesi: Merhum ve mağfur Emiroğlu Yakub Bey fena aleminden beka alemine göçtü. Kabri cennet toprağı olsun.

Bu türbede bulunan mermer küçük mih­rabın Abbasiler dönemine ait olduğu Prof. Dr. Hüsrev Subaşı tarafından ifade edilmiştir. (Mar. Ün. İlah. Fak. Türk-İslam Sanatları Kür. Başkanı) Türbenin yanındaki mermer merdivenlerden yuka­rı çıkıldığında Mehmet Kaplan Caddesi’ne nazır kısımda uzanan boşluğun üzerinde medrese odaları ve odaların önünde ve halen izleri görülen sahanlık­lar üzerinde mahallen sayvant denilen sayeban ve önünde bahçesi ve Hamdi Baba Sokağa bakan doğuda önünde mer­mer bilezikli kuyusu ile aşevi ve hizmetli evi bulunuyordu.

SeyMahmudHaziresiHalen tabanı bahçe seviyesinde bulunan eyvanlı mescidin eyvanı ahşap olarak uzatılmış, çocukluğumda dispansere git­tiğimde hatırladığıma göre mihrabı, minberi ile büyük bir salon ve mescid şeklinde idi. Çift katlı olan eyvanlı mesci­din giriş bölümüne bitişik ahşap bina yıkıldıktan sonra eyvan üzeri açık kalıp tahrib olmağa başladığından Tarihi Eser­leri Koruma Derneği Başkanı Yasar Yurt­taş tarafından geçici örülen duvarlarla kırma çatı yapılmış iç ve dışta mimari öğelere dokunmadan ve özellikle eyvan üzerinde üçgen alınlıkta koruyucu ted­birlerin eğretiliği gözler önüne serilecek şekilde çatı yapılmış ve mescid kubbesin­de sekizgen kasnak üzerine piramidal külahla örtülü mescid çatısı tamir edilmiş­ti.

Bu mescide giriş önündeki sivri kemerli eyvanı dolayısı ile sanat tarihçileri Ey­vanlı Mescid demektedirler. Alt katta gi­riş, aynı cephede yer alan dikdörtgen bir kapı ile sağlanmıştır. Üst katta yer alan sivri tonoz örtülü eyvanlı girişte eksende basık kemerli kapı yer alır. İki yanında pencere bulunur. Kapının üzerindeki dört sıra mukarnasın üzerinde kare panoda beş satırlık inşa ki­tabesi vardır.

Eyvan

Farsça bir kelime olup Türkçe’ye de geç­miştir. Genel olarak binaların ortasında bulunan ve iç avluya açılan üç tarafı ka­palı üstü tonoz örtülü bir mekandır.

İslam mimarisinde eyvan kullanımı X. yy.’dan sonra görülmektedir. Eyvanın da­ha çok medreselerde yazlık dershane ve bi-meristanlarda yine yazlık teşhis ve tedavi mekanı olarak tercih edildiği görülmekte­dir. Özellikle zaviyeli camilerde ve medre­selerde ortaya çıkmaktadır. (T. D. V. İslam Ans. C. 12 s. 13-14)

Mescidin altında batı tarafında bulunan küçük bir kapıdan girildiğinde eski küm­betlerde cenazelik bu eserde ise çilehane olarak kullanılması muhtemel bir mekân vardır. Vakıf kayıtlarında Şeydi Mahmud Zaviyesi: 11. Alaaddin Keykubad zamanına inmektedir. Eyvanlı mescid kitabesinde (1348) ise imaret ve türbeden bahsedil­mektedir.

Zaviye

Evvelce zaviyeler bölümünde izah edildi­ği üzere: Tarikat mensubu dervişlerin bir şeyhin idaresinde topluca yaşadığı, gelip geçen yolculara bedava yiyecek, içecek, barınacak yer sağlayan bina veya binalar topluluğunu ifade etmektedir. Osmanlı ülkelerinde şehirlerde mescid, medrese, hamam gibi mimari ünitelerin bir araya gelmesi ile oluşan külliyelere de zaviye denir.

Zaviye bir şeyhe tahsis edilmiştir. İmaret ise yanında büyük zatların türbesi de olan ve herkesin barınabileceği yiyip içe­bileceği bir yerdir. İmaret daha genel, za­viye daha dar manalı olmakla ikisi de mahalle mescidinden farklı şeylerdir. Osmanlı’da abidevi çaptaki zaviyelere imaret denilmeye başlandı. Bu mescidin bir anıt mescid olduğu ve imaret içinde mescid olduğu, eyvanlı mescidin önündeki salona, dershaneye açılmak üzere sonradan dershaneye biti­şik inşa edildiği anlaşılıyor. Nitekim son­raları Seyh Ahmed Ziyaeddin Medresesi olarak kullanılan bu yerde Osmanlı Ma­arif Salnamesi’ne göre o tarihte 14 öğ­rencinin okuduğu anlaşılıyor. Öğrenciler kendilerine tahsis edilen odalarda kalı­yor. Mescidin eyvanı adeta bir kürsü gibi önündeki salondan, dershaneden biraz yüksekte, müderris burada dersini veri­yor, namaz vakti mescid de namaz eda ediliyor, bahçeye bakan batı yönündeki mekânda yemek yeniyor ve karsıdaki Şeydi Hamamı’ndan istifade ediliyor. Bu görüşümüzü ahşap bina ve dershane yı­kıldıktan sonra kabul etmek zarureti do­ğuyor. Zira eyvanlı mescide bahçeden geçmek mümkün olmadığı gibi buraya ulaşmak için, hiçbir merdiven veya mer­diven izi bulunmamaktadır. Dolayısı ile burayı korurken, restore ederken bu imareti tümü ile ele almak zorunludur.

Biz bu görüşten hareketle restorasyon projesini hazırlatmıştık.

İslâmi inanışa göre bir büyük zat, civa­rındaki bir çok zata şefaatçi olacaktır. Bu bakımdan Eyüp mezarlığı, Karaca Ahmed mezarlığı gibi büyük zatların civarında büyük mezarlıklar oluşmuştur. Türbenin adına yapıldığı büyük kadı Bahadır Ömer oğlu Hoca Sadreddin Yakup, Şeydi Mahmud’a yakın olmayı dilemiş bu mescidi (türbeyi) yaptırmıştır. Türbede yatan Yakup bin Emir Bey bunun torunu olmalıdır. Nitekim mezar taşı bu görüsü destekliyor.

Kaldı ki türbe kitabe tarihi 1348, mezar taşındaki ölüm tarihî 1412’dir. Bu ima­retin Mehmet Kaplan Caddesi civarında boydan boya mezarlık olduğu ve varlık vergisi sonrasında Kumluyol tabir edilen, bu yol yapılırken yolu genişletmek için mezar taşlarının kaldırıldığı anlaşılıyor. Bu kaldırılan talardan birisi de Hoca Nasreddin’in kızı Fatma Hanım’ın mezar taşı olup hamamın karsı kösesine kon­muş olduğu, rahmetli Necmeddin Dinçer tarafından bana beyan edilmişti. Bu taşın akibeti Nasreddin Hoca bahsinde açıklanacaktır.

Bu imaretin haziresinde birçok mezar bulunmaktadır. Yaklaşık hepsi kırılıp devrilmiş bulunan taşlar eklenip yerleri­ne konulduktan sonra yazıları belirlen­miş sonra mezarların konumu kroki ile gösterilip numaralandıktan sonra Eskişe­hir’de emekli vaiz bu hususta da uzman muhterem Hafız Mehmet Dönmez Hoca Efendi tarafından okunmuştur. Bu kita­bın yazılması devam ederken bu hazire ve medresenin perişanlık arz eden ve bir hemşehrimizin ifadesi ile Kumluyol kab­ristanına cenaze defnine giderken cema­ate iştirak eden yabancılara karşı utanıla­cak haldeki duvarları ve türbe restore edilmiş, hamiyetli birkaç hemşehrimizin finansörlüğü ve öncülüğünde Anıtlar Ku­rulunun da tavsiyesi uyarınca (Mayıs 2001) çevre dü­zenlemesi yapılmıştır.

* * *

Bütün Yönleriyle Sivrihisar
Orhan Keskin