Semadaki Melek

SEMADAKİ MELEK

Gün bitti yine, küskün ayrıldı, yerini bıraktı geceye… Sevgisizlik onları da mahvetti.

Savaşların yaşandığı, ekonomik buhranların olduğu, bebeklerin. çocukların öldürüldüğü bu dünyada sevgisizlik her şeye sebep oldu. Günü geceye küstürdü. Gün çekip gitti. Ama her gün aynı umutla bekledi geceyi. Gecenin ise hep yüzü karanlık, yüzü asıktı; ki gündüz dayanamadı ve gitti ama içinde binbir umutla vuslata dair.

Bu umut sevgi adına bir umuttu. Sevgisiz kalınan her gün işte bizim için de böyle kapkara gecelere döndü. Oysa Yunus Emre dememiş miydi asırlar Öncesinden: “Yaratılanı sev» Yaratan’dan ötürü.” diye?

Bir çiçekte» bir böcekte görmemizi istemişti gönül dostumuz sevgiyi. Çünkü sevgiyi yakaladığımız an» mutluluğun artık yakamızı bırakmayacağını biliyordu.

Oysa İnsanoğlu kaptırdı kendini koşuşturmacaya yani kurmacaya. Her şeyi unuttu. Daha doğrusu unutmaması gerekeni unuttu. İnsanları sevmeyi! insanın içini sıcacık saran, tüm canlılara hayatı sunan sevgi değil miydi?

Yunus Emre: “Çok aradım özledim» yeri göğü aradım. Çok aradım bulamadım» buldum insan içinde” diyerek, Yaratanını yerde aradı, yani insanlarda» onların gönüllerinde aradı ve aradığını sevgi kapısında buldu. Yunus Emre’ deki sevgi kollarını öyle bir açmıştı ki dil, din, ırk, millet ayrımı gözetmeksizin herkesi kucakladı.

“Dünya benim rızkımdır. Kavmi benim kavmimdir.” dedi, tüm dünya insanlarının kardeş olduğunu vurguladı. Bize çok uzak olan kavramlar sanki. Kardeşlik! insanlık! İnsanların kendinden başkasını düşünmediği bir yerde, tüm dünyanın kardeşliğinden söz edilmekte.

Her geçen gün mutsuz bireyler olarak çoğalıyoruz. Aramızda iletişim diye bir şey kalmıyor, sözler gitgide azalıyor. Oysa bir söz değil miydi savaştan bitiren?

“Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı, Söz ola ağulu aşı, Balıla yağ ede bir söz.”

Az sözle çok şey anlatabiliyorduk. Ama sözlerin anlamsız kaldığı, yetmediği yerde de sevgi girmişti araya. Sevgi bağı ile bağlı olan gönüller birbirinin dostu olduğunu hemen anlayabilirdi. Şöyle ki; “Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin.” dedi tilki, “insanlarınsa hiçbir şey anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi hazır alırlar, ama dostluk satılmadığından alamazlar. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan evcilleştir beni.” “Ne yapmam gerekiyor peki?” diye sordu küçük prens. “Sabırlı olman gerekir. Önce çimenlerin üstüne, biraz uzağıma oturmalısın, ben seni izleyeceğim» sen hiçbir şey söyleme. Sözler belki de yanlışlığa neden olur ama her gün biraz daha yakına gelebilirsin.”

Sözlerin kifayetsiz kaldığı yerde, insanların birbirine yakın olması da yeterli değil miydi? önemli olan insanların yürekten davranmasıydı, doğru insan, dürüst insan olmasaydı:

“Cümleler doğrudur sen doğru İsen, Doğruluk bulunmaz sen eğri isen” diyerek Yunus, insanını doğru, dürüst, hoşgörülü, ümitli, sevgi dolu olmaya davet etti. Yunus hep sevginin peşinden koştu. Her kapıyı açan anahtarın sevgi olduğunu buldu ve bunu insanlığa sundu.

Anlaşılan şu ki her kapıyı açan da yürekleri birbirine bağlayan da sevgiydi. Gün ile gecenin arasındaki sevgi de öylesine büyüktü ki birbirlerine ne kadar küsseler de asla biri olmadan diğeri olamayacaktı. Bunu biliyor ve asla birbirlerini terk etmiyorlardı.

***

Serap YAŞAR – ESKİyeni Kültür dergisi, Mayıs 2009

Categories: Yunusemre