Selamün Aleyküm Amcalar

Sivrihisar Sosyal Hayatından Kesitler

10- Selamün Aleyküm Amcalar

Sakarya Meydan Muharebeleri milletin ölüm kalım mücadelesi idi. Daha çocukluk yaşlarında, Ankara-Sivrihisar arası ulaşım olmadığından araba ile gittiğim Biçer İstasyonundan trenle Ankara’ya giderken, Sakarya Nehri civarında yer yer tepeler teşkil etmiş alel-acele kazılıp gömülmüş şehitlerimizin mezarlarını görünce, o dehşetli anı tahayyül edebilmiştim. Sakarya’nın bulanık oluşunda belki o günlerin yadı var diye düşünüp üzülmüş, ürpermiş şehitlerimize fatiha göndermiştim.

Sakarya deyince, Sivrihisar’da nüfus me­muru merhum Ahmet Ertürk ağabey’in, o harp sonrasına dair bir hatıratını ken­di ağzından anlatayım dedim.

“Sakarya Harbi esnasında Sivrihisar’daki eli silah tutan tüm erkekler harbe alınmış, hatta sokakta çelik çomak oynayan yeni bıyıkları çıkmaya başlayan 14-15 yaşında çocuklar bir arada toplanmış uzun boylu gelişatlı olanlar “şahsen” kaydı ile askere sevk edilmişti.

Sivrihisar’da evimizde kadınlar ve 80 yaşında dedemle 8-10 yaşlarında ben vardım. Çarşıda Lise’ye giden Eskişehir yolu üzerinde ahşap cumbalı üç katlı evimiz vardı. Sakarya Harbini takip eden günlerde Yunanlılar Afyon’a çekilmiş çekilirken de Askerlik Şubesini yakmışlardı. Daha sonraları Sivrihisar’ı yakmayan Yunan kumandanının Atina’da idam edildiğini duyduk.

Yunan Mezalimini Tahkik Komisyonunun raporunda da yazıldığı üzere, yakılıp yıkılmadık bir tek köy kalmamıştı. Sakarya Muharebesinde muzaffer ordumuzun düşmanı takip esnasında gördüğü bu manzara ve perişan köylülerin yaşadıkları dramı anlatırlar, onların düşmana karşı bilenmelerinde hınçla dol­malarında amil olmuştu. Başkumandan­lık Zaferinde bu durumunda rolü vardır denilse yeridir.

İşte tam bu günlerde evimize biri müla­zım, diğeri mülazım-ı sani iki zabit misafir oldu. Dedemle otururlarken ben onlara hizmet ettim. Belki de bir çocukla ilgili olduğu için iki subayın anlattıklarını hiç unutamam. Anlattıklarına göre:

Bizim ordumuz Sakarya’nın doğusunda, düşman orduları ise batısında mevzilenmişlerdi. Misafirimiz iki subayın topçu bataryasındaki erleri, düşman atışları neticesinde şehit olmuşlardı. Düşman havan mermileri bataryanın sağına soluna düşmeye başlamıştı. Her yer cehennemi bir ateş altında, top sesleri ayyuka çıkıyordu. Tam o sırada bir çocuk top bataryasının olduğu yere geldi. “Selamün Aleyküm amcalar müsaade ederseniz bir de ben atabilir miyim?” demişti. Mülazım-ı evvel (Üsteğmen) bu cehennemi ateş içinde bu çocuğun işi ne? Bunda bir hikmet var düşüncesi ile Ku­mandanına:

-“Biz sabahtan beri yüzlerce mermi attık, bırakalım bir de o atsın” ricasında bulunuyor. Kumandanın da rızası olduğunu gören küçük delikanlı, yay gibi topun başına geçip profesyonel topçu gibi topu hedefe döndürüyor meylini ayarlıyor besmele çekip Ya Allah deyip hedefe gönderiyor. İlk patlamadan sonra hedefte bir patlama daha duyuluyor. Düşman bataryası susuyor. Çocuğa bir daha at diyecekler ama çocuk kaybolmuş. Düşman çekilince bu olayı anlatan subaylar: Bize kan kusturan bataryayı bir görelim diye gittiklerinde, düşmanın tam kendilerini hedef aldıklarını, kendi bataryalarından atılan merminin düşman havan topunun ağzından girip oradaki mermiyi de patlattığını 2. patlamanın bundan doğduğunu ve düşman batarya mensuplarının tümden öldüğünü hayretler içinde görüyorlar. Evet bu inanılmayacak bir şey ama aynen vaki oldu, bu olsa olsa Allah’ın lütfü yardımı dediler. Hem Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak “siz Allah yolunda savaşırsanız biz de size bilemeyeceğiniz güçlerle yardım ederiz” buyurmadı mı? diye ilave ettiler.

Bütün Yönleriyle Sivrihisar
Orhan KESKİN

Categories: Orhan Keskin

Yorum Yaz

Mail adresi yazarsaniz yayinlanmayacaktir.
Gerekli alan*