Nasrettin Hocanın Mizahına Psikolojik Bir Bakış

İnsanoğlunun üretken tarihinin bugün geldiği noktada, birçok çeşidi ortaya çıktıysa da mizah, esasında bir çeşit, hikmetli söz söyleme sanatıdır.

Bugün, bizi güldüren her şeyi mizah olarak kabul etme yanlışına sık sık düşüyoruz belki ama “komik olan ile “mizahi” olan arasında bir fark olduğunu kabul etmeye yönelik tabii bir altyapımızın olduğu da bir gerçektir. En başta mizahi olanın zihnimizdeki işlenişi onu farklı kılar. “Mizahi olan şey” gerek bir söz gerek bir fiil olsun, her zaman için zihnimizin derinlerine ittiğimiz fakat dışarı çıkma isteği olan birtakım düşünce veya duyguların alternatif ve dolaylı yollardan açığa çıkmasını sağladığı için rahatlatıcıdır. Zihnimizin derinliklerine hapsetmek zorunda kaldığımız ve dışarıya çıkarmak için bir yol bulamadığımız düşünce veya duyguların mizah sayesinde kurulan bazı köprüler ve bağlantılarla açığa çıkması, bastırılmış olan bu duygu ve düşüncelerin zihnimizde bir gerilim yaratmasını da nispi biçimde engeller. Bu zaviyeden bakıldığında, mizahın toplumlar arasında farklılık göstereceği, her toplumun kendisine has bir mizah anlayışının olabileceği, toplumlar birbirine benzedikçe de mizah anlayışlarının birbirine benzeyebileceği gerçeği ortaya çıkar.

Zeitgeist, yani ‘zamanın ruhu mizahın da belirleyicisidir esasında. Bir devirde, insanların zihinlerinde cereyan eden çatışmalar, toplumun karşı karşıya kaldığı meydan okumalar veya baskılar, toplumu oluşturan fertlerin, o devirde esen rüzgarlar karşısındaki mütereddit, mütecessis veya endişeli duruşları o devrin mizahını belirleyecek unsurlardır. Bu unsurları hesaba katarak, bu unsurların yarattığı zihinsel gerilimin boşalmasını sağlayacak bir mizah ortaya koymak o mizahın başarıya ulaşmasının en mühim şartıdır.

Dünya mizah tarihinin mühim karakterlerinden biri olan Nasrettin Hocanın da bu bahsettiğimiz şartı yerine getirdiği için başarılı olduğunu ve gerek yaşadığı gerek yaşatıldığı her toplum ve devirde işlev gören bir mizah anlayışım tesis edebildiğini çekinmeden söyleyebiliriz, Yapılan objektif araştırmalar onun Anadolu’nun bağrında yaşamış bir şahıs olduğunu ortaya koymuş olmasına rağmen bugün, İran, Afgan ve Özbek kültürlerince de sahip çıkılan Nasrettin Hocanın dünya mizah tarihinde orijinal bir yer tuttuğu aşikardır, Bu sebeple de artık onun nereli olduğu üzerinde değil de neden farklı olduğu üzerinde düşünmek gerekir.

Başarılı Mizahın Ön Şartı

Mizahın, zihnimizdeki bastırılmış materyalle yakından ilgilidir. Zihnimizin, görünürde olan ve farkında olduğumuz kısmı, aslında çok daha büyük bütünün küçük bir parçasıdır. Bilincinde olduğumuz zihin kısmı, bilincinde olmadığımız büyük bir ambarla yakın ilişki içindedir, Bilinç-dışı adı verilen bu ambar, bilincinde olduğumuz zihin işleyişinde büyük rol sahibidir, fakat bu rolünü doğrudan doğruya, açık biçimde oynamaz. Zira bilinç dışı dediğimiz zihin kısmına içinde bulunduğumuz durumla uyumsuz bir takım arzular bulunur, bu arzuların aleni biçimde doyurulması mümkün olmadığından, doyum dolaylı olarak sağlanır.

Mizahında buna benzer dolaylı yollar oluşturduğu ve bu dolaylı yollar vasıtasıyla haz sağladığı daha fazla teknik detaya girmeksizin anlaşılabilir. Mizah bastırılmış olan ve zihinde gerilim yaratan materyale doyum için alternatif ve dolaylı yollar açarak oldukça mühim bir işlev görür. Mizahın toplumdan topluma devirden devire farklılık gösterebilmesinin sebebi de her toplumda ve her devirde bastırılmış olan materyallerin birbirinden farklı olabilmesidir. Bu işlev esas alınarak düşünüldüğünde başarılı  her mizahın bir ortak paydada buluştuğu görülebilir. Komedyanın babası olarak bilinen Aristofanes ile Nasrettin Hocanın birleştiği nokta her ikisininde içinde yaşadıkları toplumun kolay dile getirilemeyen sorunlarına göndermelerde bulunmalarıdır.

Mizahın İşlevleri

Toplumu oluşturan fertlerin zihinlerinde bastırılan ve bastırıldıkları için gerilime yol açan duygu veya düşüncelerin dolayı ve meşru biçimde açığa çıkmasına aracılık etmesi bakımından değerlendirildiğinde Nasrettin Hocanın mizahı, diğer devirlerde ve diğer toplamlarda yaşamış mizah ustalarının mizahı ile aynı işlevi görmüştür. Bu işlevi “bir çeşit özgürleşme” olarak nitelendirmek mümkündür. 

Nasrettin Hocanın rüşvet yiyen bir kadıya verdiği ders; Nasrettin Hoca bir gün atmacasını alıp ava çıkar. Atmaca bir süre gezdikten sonra gider bir ineğin başına konar.
Nasrettin Hoca:
-Benim atmaca bir inek yakaladı, der ve hayvanı getirip kendi ahırına bağlar. Bir süre sonra ineğin sahibi gelir ineğini geri ister.
Nasrettin Hoca:
-Onu bizim atmaca yakaladı veremem, der,
-Nasıl olur Hoca, küçücük bir kuş kocaman bir ineği nasıl yakalar.
-Orasını ben bilmem, der Hoca ve adama ineği vermez. İneğin sahibi kadıya gider. Orada da rüşvet yiyen bir kadı vardır.
Nasrettin hoca Kadıya:
-Kadı Efendi, sen benden yana ol, sana ineğin yağından, çökeleğinden gönderirim, der. Kadı da bu teklifi kabul eder. Mahkeme kurulur. İneğin sahibi ne kadar haklı olsa da, haksız gösterilir mahkemede ve İnek Hoca’da kalır, İleri ki bir zamanda Hoca bir kova alır, kovanın dibine yarıya kadar inek pisliği doldurur, geri kalanına ise yağ koyar ve kadıya götürür. Kadı’nın evinde, kovadaki yağ yarı olunca inek pisliği ortaya çıkmaya başlar. Kadı hemen Hocayı çağırtır;
Hoca! Bana bunu mu yedirecektin, der.
-Ne bu rezalet
Nasrettin Hoca da:
-Sen bu pisliği yeni yemeye başlamadın ki, diye cevap verir kadıya.
Hoca ineği sahibine geri verir. Kadı da bunun bir ders olduğunu anlar bir daha hiç rüşvet yemez.

Bu hikayede mizahın gördüğü işlevleri inceleyecek olursak rüşvet yiyen kadı yetki sahibi biridir ve hatta kanunun doğrudan temsilcisidir. Kadı’nın rüşvet yediği biliniyor olsa da bu aleni biçimde dile getirilemeyen bir gerçektir, Hoca, bütün kasaba halkını kışkırtıp kadının üzerine salabilecekken çok daha farklı bir yol izler bu şekilde hem kasabalının zihninde bastırılmış olan öfkeye dolaylı bir doyum sağlamış olur hem de kasabalının daha şiddetli bir tepkisinin önüne geçer, Hocanın ürettiği bu mizah esasında hem kadıyı bir gün olacak bir isyandan kurtarmıştır, hem de kasabalıyı rahatlatmıştır. Böyle çift işlevli olabilen mizah büyük çatışmalara yol açmaktansa, sulh ile çözüm üretmeyi sağlayabilir. Mizahında böyle bir üslup benimseyen Nasrettin Hoca bu sebeple hiçbir zaman içinde yaşadığı topluluk tarafından müfsit, kışkırtıcı ve huzur bozucu olarak görülmemiş, aksine her zaman hürmet görmüş ve asırlar boyunca da aynı hürmetle yaşatılmıştır.

Nasrettin Hocanın Mizahını Farklı Kılan Unsurlar

1- Zaman,
2- Mekan
3- Şekil
4- Amaç

1- Zaman: Nasrettin Hocanın mizahında zamanın özel bir ehemmiyeti yoktur, yani onun mizahı her an ortaya çıkabilir ve her zaman için içinde bulunulan durumla uyumlu bir üslup taşır. Önceden hazırlanmış, prova edilmiş ve zamanı gelsin diye bir kenarda bekletilmiş espriler yoktur. Hoca’da. Hoca mizahını gerektiği anda veya ihtiyaç duyulduğunu hissettiği zaman, büyük bir ustalıkla üretin Her an, çok çabuk biçimde üretilmesi Nasrettin Hocanın mizahının kendine özgü bir tarafıdır. Damda kiremitleri tamir ederken kendisini aşağıya çağırıp sonra da bir sadaka isteyen dilenciyi, damdan inip çıkmanın zorluğunu anlasın diye dama kadar çıkarıp orada: “Allah versin” demesi, damdan düştüğünde: “Bana damdan düşen birini getirin, halimden o anlar demesi, kendisine dünyanın merkezini soran papazlara, eşeğinin ön ayağının bastığı yeri göstererek “inanmazsanız ölçün” demesi ve buna benzer birçok örnek, hemen orada üretilmiş esprilerdir, ama bunlara hazır cevap demekten bizi alıkoyan şey bu esprilerin hep birtakım mesajlar ihtiva etmesidir. Yoksa Nasrettin Hoca tarihimizdeki ne ilk ne de son hazır-cevap kişidir ama küçük bir kasabada yaşayıp da namı ülke ülke gezen başka bir hazırcevap karakter yoktur. Sadece bir tahmin olarak söyleyebiliriz ki belki de bunun için Nasrettin Hoca fıkraları anlatılırken “Hoca cevabı yapıştırdı.” veya “Hoca ağzının payını verdi” gibi ifadeler yerine çok daha ince bir manası olan: “Hoca taşı gediğine koydu ifadesi kullanılagelmiştir.

2- Mekan: Nasrettin Hocanın mizahındaki mekan unsuru da ilgiyi hak etmektedir, zira onun mizahında mekanın da herhangi bir özelliği yoktur. Özelliği olmadığı halde ilgiyi hak etmesi ilk bakışta içinde bir tezat barındırıyor gibi görünebilir fakat onun fıkraları incelendiğinde, Hocanın mizahını üretmek için özel bir sahne seçmemesi, hatta bu mekânın cami minberi veya kadılık yaptığı dönemlerde davanın görüldüğü yer olabilmesinin gerçekten ilginç olduğu ortaya çıkacaktır. Nasrettin Hocanın mizah üretmek ve ortaya koymak için özel bir sahneye ihtiyacı yoktur. O her nerede olursa olsun, uygun bir lisan ve üslup ile mizahını üretebilir. Onun mizahındaki hikmetleri göz önünde bulundurursak, mizah yoluyla nasihat etmek isteyen ve hocalık vasfını haiz bulunan biri için esasında cami oldukça uygun bir mekândır. Bunun dışında, Hocanın evde, pazar yerinde, mahalle meydanında, hâsılı akla gelebilecek her yerde mizah ürettiğini tekrar vurgulamakta fayda vardır fakat bu mekânlardan çok farklı olan cami minberi veya mahkeme ortamı özellikle dikkati hak etmektedir.

Nasrettin Hocanın mizahındaki zaman ve mekân unsurlarını birlikte düşündüğümüzde iki psikolojik tahminde bulunmamız mümkündür.

Birincisi; Nasrettin Hocanın kişiliği üzerinde düşünecek olursak, onun mizahında zaman ve mekân sınırlamasının olmaması onda mizahın, esprinin ve gülmenin bir mizaç özelliği olduğu tespitine doğru bizi iter. Bu tahmini kök addedip tahminlerimizi biraz dallandıracak olursak şöyle bir senaryo yazabiliriz: Mizah, espri ve şakacılık küçük Nasrettin’in de mizacında vardır,

İkinci; Nasrettin Hoca’nın mizahının her an ve her yerde ortaya çıkması, bu mizaha şahit olanların psikolojisi üzerinde daha kuvvetli etkiler yaratmış olmalıdır. Modern psikolojinin de ortaya koyduğu gibi, ortaya çıkma ihtimali olan zihinsel meseleler hakkında tavsiyede bulunmak neredeyse faydasızken, zihinsel bir mesele ortaya çıktığı anda ve yerde, onun üzerinde çalışılması çok daha kalıcı etkiler yapar, Grup psikoterapilerinde “burada ve şimdi ilkesi” olarak adlandırılan bu yaklaşımın ‘muhtemel olanı üzerinde düşünmekten kat-bekat faydalı sonuçlar doğurduğu birçok yerde gösterilmiştir. Nasrettin Hocanın mizahında da şaşmaz biçimde bu, “burada ve şimdi ilkesi”nin işlemesi dikkat çekicidir. Bir mesele yüzünü gösterdiği anda, ona mizahla yaklaşarak bir görüş belirtmenin insanlar üzerinde son derece büyük bir etki yaptığının ispatı olarak, Hocanın yazılı olmayan mizahının asırlar boyunca dilden dile aktarılarak bugüne kadar gelmiş olması yeterlidir. Yazılı olmalarına rağmen birçok komedyanın günümüze ulaşmamış olduğu düşünülecek olursa (Mesela Aristofanes’in yazdığı 44 komedyadan yalnızca 11’i günümüze ulaşmıştır,) “burada ve şimdi”nin önemi daha iyi anlaşılabilir.

3- Şekil: Şekil mizahın kalitesini belirleyen mühim bir unsurdur, Verdiği eserler arasında “Espriler ve Bilinçdışı ile İlişkileri” isimli bir kitap da bulunan Sigmund Freud şekil konusunda güzel bir benzetme yapar: “…saat yapımcılarıma iyi bir mekanizmayı aynı derecede değerli bir mahfaza içinde sunmaları gibi, espri yolunda en iyi başarılar, en özlü düşünceler için bir zarf olarak kullanılır.” Bu benzetmeden yola çıkacak olursak Hocanın usta bir saatçi olduğunu, kurduğu mekanizmaları her zaman şahane mahfazalar içinde sunduğunu ama bununla beraber, Hocanın saatlerinin belli bir zümrenin değil de herkesin alabileceği kadar ucuz olduğunu söyleyerek benzetmeyi Hoca için uyarlayabiliriz, Nasrettin Hocanın mizahı kolay anlaşılabilir bir mizahtır ve pek az kişide olan bilgiler vasıtasıyla üretilmediği, harcı-alem unsurların bir araya gelmesiyle ortaya çıktığı için kitlesi son derece geniştir. Her zihin için yumuşak, küçük ve lezzetli olan bu mizah lokmaları kolay biçimde insanların zihinlerinde sindirilir ve hedeflerine ulaşırlar. Nasrettin Hocanın mizah üretirken, yalnızca karşısındakiler! değil, gerektiğinde kendisini ve hatta ailesini komik durumlara düşürmesi de onun mizahının orijinal şekil özelliklerinden biri olarak sayılabilir. Arkasından gelenlere sırtım dönmüş olmamak için eşeğe ters binmesi, hanımıyla arasında geçen: “Kedi buradaysa et nerede” diyalogu örnek olarak gösterilebilir.

4- Amaç: Amaç unsuru açısından bakıldığında Nasrettin Hoca’yı farklı kılan husus, onun ekseriyetle mümkün olanı hedef seçmesidir, Hoca’nın mizahında, değiştirilmesi zor, çok daha büyük sistemlerin, sözgelimi, iktidarın, yönetim sisteminin, ticaret usulünün hedef alındığını pek görmeyiz. Hoca, ekseriyetle küçük olan ama rahatsızlık veren ve değiştirilmesi için küçük çabaların yeterli olacağı meselelere dikkat çekmeyi yeğler. Bir tepsi baklava fıkrasında, önce Bana ne!”, sonra da “Sana ne! diyen hoca belli ki dedikodu alışkanlığını hicvetmektedir. Keza: “Ye kürküm” ye “Benim hindim düşünür” fıkralarında hep makul hedefler seçilmiş ve bu hedeflere göndermeler yapılmıştır. Mizahın amacındaki bu itidal düşünülecek olursa, Hocanın hiçbir zaman müfsit ve kışkırtıcı olmadığı, ütopyalarla yaşamadığı ve müspet manada pragmatist bir biçimde mizah ürettiği anlaşılabilir. Değişmesi mümkün olmayan meselelere göndermelerde bulunan mizah da eğlencelidir şüphesiz ama bu eğlencenin arkasından karamsarlığın gelmesi gibi bir tehlike de vardır. Bunun yerine gerçekçi hedefler belirleyen bir mizah, insanların zihninden başlayacak bir değişim için çok daha güçlü bir harekete geçirici kuvvettir.

Mizahındaki bu farklılıklar sayesinde Nasrettin Hoca toplumu tarafından benimsenmiş ve yaşatılmıştır. O kadar ki, Nasrettin Hoca, onu benimseyen toplumun sonraki kuşakları tarafından, kendisinden bir asır sonra yaşayan Timur Han’ın karşısına bile çıkarılmış ve Anadolu halkının Timur Han ile ilgili olumsuz düşüncelerine tercüman olmuştur. Timur ile Nasrettin Hoca’yı karşı karşıya getiren fıkraların tamamı sonradan Hoca’ya atfedilmiştir ama bu atıf da Hocanın insanların psikolojisinde nasıl bir yer tuttuğu ile ilgili güzel bir göstergedir,

Nasrettin Hocanın ortaya koyduğu ürün daha birçok farklı yönüyle irdelenmeyi hak etmektedir ama onu anma törenlerinde, onun fıkralarını canlandırmanın ötesine geçmedikçe bu yönler hep gölgede kalacaktır. Umulur ki böyle olmaz ve Hocanın hocalığı da akılda tutularak birileri onun rahlesine oturup ona gülmek kadar ondan mizah hakkında da ders alır.

YENİeski dergi, Haziran 2009 – Dr. Murat BEYAZYÜZ / Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği

Categories: Nasrettin Hoca