Nasreddin Hocanın Eğitim Vizyonu

Genel anlamıyla eğitim; iyiye, güzele ve yararlıya doğru bir davranış değiştirme işi, bir etkileme ve proaktiv bilinci uyarma sürecidir, insanları iyiye, güzele ve doğruya yöneltmede, psikolojik ve sosyal bakımlardan etkilemek daha doğru bir yaklaşımdır. Böylece insanın sadece bilgi evreni değil, duygu evreni de zenginleştirilmiş olur Yani insan; bildikleri ile ilgili tutumlar da geliştirir.

Eğitim süreci, birbiriyle ilişkili birçok değişkeni barındırmakla birlikte, önemi üzerinde bileşilen ve hemen her ortamda kuramcıların ve uygulayıcıların tartışma konusu yaptığı üç temel faktör vardır. Okul, aile ve toplumdan oluşan bu üç temel faktörün aynı titreşimde senkronize olması eğitimde kalıcılığı, uyumsuz kalması ise bölünmeyi ve etkisizleşmeyi getirir Bu üç temel faktör arasında önem farklılığı tartışma konusu iken, kişinin her zaman ve en kolay etkilenebileceği faktör toplumdur.

Bu kapsamda informal eğitim ön plana çıkmaktadır, informal eğitim, gelişigüzel kültürlemeyle gerçekleşen eğitim olarak da adlandırılabilmektedir informal eğitim sürecinin başlıca öğrenme yolları gözlem, taklit ve sezgidir informal eğitim yaşam içinde kendiliğinden oluşan bir süreçtir Kişi karşılaştığı durum ve içinde bulunduğu grubun üyeleriyle etkileşimde bulundukça farkında olmadan yeni şeyler öğrenir. Bu kapsamda; bireyin her an öğrenme ve öğretme döngüsü içerisinde bulunmasından hareketle, Nasreddin Hoca fıkraları; içerdiği eğitsel mesajlardan ve zaman zaman da öğretim sürecinde yararlanılmasından dolayı dikkat çekicidir.

Günümüz Türkiye’sinde eğitimin güncel ve en önemli sorunlarından birisi bilişsel öğrenmelerin ön plana çıkmış olmasıdır Buna karşılık eğitim kurumları; bireylerin öz benindeki doğal yetileri uyandırma bağlamında yetersiz kalmaktadır Böylece eğitimin, bireyleri sadece sınavlara hazırlayan bir süreç halini aldığı görülmektedir. Hâlbuki insanların bildikleri, insan bilincinin dönüşümüne katkı sağlamıyorsa genellikle bir anlam ifade etmezler.

Atatürk’ün 1923 yılında söylediği; “Eğitim ve öğretimde uygulanacak yol, bilgiyi insan için fazla bir süs, bir zorbalık vasıtası yahut medenî bir zevkten ziyade, maddî hayatta muvaffak olmayı temin eden pratik ve kullanılması mümkün bir cihaz haline getirmektir. Milli Eğitim Bakanlığı bu esasa önem vermelidir” sözü, bu konunun önemine işaret etmektedir Bu bağlamda; yetişmekte olan yeni kuşaklara insani değerler olarak; hoşgörü, sevgi ve iyilik gibi güzel duygular kazandırmak, onları laik ve demokratik bireyler olarak yetiştirmek ve genç kuşağın öz benindeki doğal yetileri uyandırmak için Nasreddin Hoca fıkraları önemli bir araç olarak kullanılabilir. Çünkü Hoca; ahlaka, yasalara, devlete ve toplumsal geleneklere bağlı bir model sunar .

Genel olarak mizahın, özel olarak da Nasrettin Hoca fıkralarının bireylerde ilgi uyandırdığı, iletişim ve etkileşimi kolaylaştırdığı dolayısıyla eğitsel değerleri benimsetmede önemli bir işlevi yerine getirdiği yaygın kabul görmektedir.

İçinde yaşadığı topluma olduğu kadar farklı kültür ve toplum yapılarına da kolaylıkla uyum sağlayabilecek biçimde esnek ve donanımlı olmayı, sorgulayabilmeyi, araştırabilmeyi, toplumsal ve bireysel ilişkilerde saygılı olmayı, ulusal değerlere sahip çıkarken yaşamı evrensel boyutta algılayabilmeyi, kendisiyle ve çevresiyle barışık bireyler yetiştirmeyi ve bu konuda bireyde farkındalık yaratabilmeyi amaç edinmiş bir eğitim sisteminin, bu amacı gerçekleştirmeye çalışırken bu konuda ön plana çıkmış bilge kişileri ve eserlerini kucaklamadan başarıya ulaşması mümkün görünmemektedir. Günümüzde rehberliğin en önemli konularından birisi olan kendini gerçekleştirme bağlamında, kişisel gelişimle amaçlanan; insanın, kendisi olması, alçak-gönüllü olması, egoist düşüncelerden kurtularak biz bilincine ulaşması, sürekli kendini yenileyen bir düşünce yapısında olması ve her yönüyle kendisinde var olan kapasiteyi en verimli biçimde geliştirmesi, yardımsever bir kişiliğe ulaşması, tedbirli hareket etmesi, dengeli bir hayat yaşaması, vb. özelliklerin Nasreddin Hoca fıkralarında mizah ve gülmece unsuruyla birlikte mükemmel bir şekilde verildiği görülmektedir.

Nasreddin Hocanın fıkralarında, onun din ve mantığı birleştiren bir kişi olduğu görülür. Birleştirici özelliğinin yanı sıra; sabırlı, hoşgörülü, mert, güler yüzlü, ağırbaşlı ve mütevazı olduğu; dalkavukluğa karşı ise sabırlı olduğu görülür. Bu nedenle Türk ve İslam ahlakının önemli bir temsilcisi olan Nasreddin Hoca’nın, ülkemizde yalnızca insanları güldüren, çocukları eğlendiren bir gülmece ustası gibi takdim edilmesi doğru değildir Çünkü onun amacı; nükteleriyle olayları alaya ve hafife almak, insanları güldürmek, çocukları eğlendirmek olduğu kadar; insanları kılavuzlamak, aydınlatmak, insanlara rehberlik etmek ve mesajlarını; insanları sıkmadan, rahatlatarak, onların gam, keder ve endişelerini azaltarak vermektir. O, insanları mizahi bir dille sonuca doğru yönlendirmeyi amaçlar Hocanın her sözünden bir ders çıkarmak mümkündür Nasreddin Hocanın eğitimdeki ustalığına ışık tutması bakımından Dökmen’in şu sözlerini aktarmakta fayda vardır:

“Eğitimde; öğretmen üç rolü dengede tutmalı, bu üç rolü iyi kontrol etmeli, karıştırmalı, gerektiğinde espri yapmalı, gerektiğinde şaka yapmalı, gerektiğinde koruyucu ana baba olmalı, gerektiğinde iletişimci tavır sergilemeli, gerektiğinde kurallara uyulmazsa uyarmalıdır. Öğretmen disiplini sağlayacak, otorite olacak, ana baba tavrı gösterecek, maddî ve manevî ihtiyacı inceleyecek… Yetişkin tavrı gösterecek. Üçünü iyi kontrol edecek. Ama öğrenci yetişkin yerine konacak. Bunu, kültürümüzde en iyi yapan Nasreddin Hoca’dır Anadolu insanı da ana, baba, çocuk rollerini dengeli kullanıyor. Bakın Hoca akılcıdır Baba ördeği öne koymaz. Ana-baba tavrı vardır Gerektiğinde kulak büker ama fazla da ezmez. Altta da kalmaz. Bunda ana-baba tavrı var mıdır? Vardır Çocuk tarafı da vardır.

Hoca gülünç değildir Felsefi bir yön taşır fıkraları. Günümüzde, Amerikan dizisi Bill Cosby Nasreddin Hocanın çağdaş versiyonudur Cosby ailesinin kuralları vardır: Eve belli saatten sonra girmek yoktur. Cosby diyor ki; “Sen, ben varken de öldükten sonra da uyuşturucu kullanamazsın.” Despot bir baba. Akılcı mı? Çok. Pozitif düşünüyor Çocuksu mu? Evet. İşte, üçünü bir araya getireni beğeniyorsunuz. Nasreddin Hoca da fıkralarında bunu yapıyor ve bu yüzden unutulmuyor. Öğretmen de ana, baba, çocuk rolünü bu yüzden kontrol etmeli. Bu üç renkten birini taşırırsa kötü gözükebilir. Öğrenciyi de yetişkin yerine koymalıyız. Saygı göstermeliyiz. Evde de baba olarak eşimizi ve çocuğumuzu yetişkin yerine koymalıyız. Onun onuruna saygı duymalıyız.”

Nasreddin Hoca, eğitimde herkesi aynı düzlemde düşünmez. Ferdi farklılıkları dikkate alır Batılı eğitimcilerin ancak 17. yy. da fark edebildikleri bu meseleyi Nasreddin Hoca, onlardan çok önce fark etmiş ve uygulamıştır. Buna bağlı olarak da insanlara akılları, kabiliyetleri ölçüsünde hitap etmekte, onların psikolojik özelliklerini mutlaka dikkate almaktadır Örneğin, cimri bir komşusuyla ilgili şu fıkraya bakılırsa: Cimri komşusu bir gün göle düşer. Arkadaşları ona yardım etmek isterler. “Elini ver de seni çıkaralım” derler. Fakat, adam boğulup ölme tehlikesine karşı elini vermez. Cimrilik bu denli ruhuna işlemiştir. Onun bu halini bilen Hoca bu duruma uygun bir yöntemle adama “Al elimi, sizi çıkarayım” deyince adam Hoca’nın elini tutar ve boğulmaktan kurtulur.

Nasreddin Hoca; yine söylenmesi gereken doğruları, ulu orta her yerde söylemez, uygun zamanı kollar, fırsatını bulur bulmaz da kendine özgü tatlı bir üslupla söyler. Çünkü sözün etkisi için zamanlama çok önemlidir. Yine, muhataplarının seviyelerini dikkate almak Nasreddin Hoca’nın bir başka eğitim yöntemidir. Zira Nasreddın Hoca’nın öğrencileri bütün bir halktır. Hatta bunlar arasında Türk ve Müslüman olmayan bile vardır. O, bu anlamda kime hangi dil ve üslupla söyleyeceğini iyi bilir. Sözlerinin tesirli olmasının bir sebebi de budur.

Soru-cevap yöntemi, Sokrates’in kullandığı gibi Nasreddin Hoca’nın da sıkça kullandığı tekniklerden biridir insanı düşünmeye, tasavvura ve araştırmaya yönelten bu teknik, konuları hem ilgi çekici hale getirir hem de soruyu soranın cevabını bizzat kendisinin bulabilmesinin yolunu açar. Üstelik soruyu sadece kendisi de sormaz, karşısındakinin de soru sormasına imkân verir.

Eski çağlarda; Sümerlerde disiplinden sorumlu “kamçı görevlisi”nin bulunması, Mısır’da korku ve dayak eğitiminin ön plana çıkması, İsrail’de öğretmenin çocuğu hem dövüp hem de sevmesinin temel ilke olarak kabul edilmesi, Çin’de kâhinlerin çocuk hakkında eğitimle ilgili iyi şeyler söylememesi sonucu çocuğun anne ve baba tarafından öldürülebilir olması cezanın ne derece eğitimde rol aldığının sadece birkaç örneğidir. Eğitimde ceza bugünün de önemli bir sorunudur. Ancak, ödüllendirmeyle kontrol edilen öğrenmelerin cezalandırma ile kontrol edilen öğrenmelerden daha etkili olduğu da bir gerçektir. Hatta çağdaş eğitimde ceza onaylanmayacak bir tutum olarak kabul edilmektedir. Cezanın bir eğitim aracı olarak kullanılmasının doğru bir yaklaşım olmadığını bir fıkrasında Nasreddin Hoca çağlar öncesinde şöyle anlatır: Hoca, öğrencilik günlerinde sınıfa girer girmez duvardaki falakayı görür. Hocasına ne olduğunu sorar, o da “O falakadır Cennetten çıkmadır. Yaramaz çocukları terbiye etmeye yarar” der Hocasından bu cevabı alınca “Peki cennetten çıkanı ne yaparlar?” diye sorar Hocası da “Cehenneme atarlar” der. Hoca, bir fırsatını bulup falakayı ocağa atıp yakar. Hocası durumu fark edince de “Ne yaptın falakayı?” sorusuna “Siz cennetten çıkanı cehenneme atarlar demediniz mi? ben de falakayı bu yüzden cehenneme attım.” der. Bu tutum, Hoca’nın hem muhatabını kendi ifadeleriyle bağlama, hem de soru cevap yoluyla muhatabını cevap vermez hale getirmesinin de bir örneğidir.

Ayrıca anlatılan konuya dikkat çekmek, yeri geldiğinde dolaylı, duruma ve konuya göre öğretme teknikleri kullanmak, deneye başvurmak, tanımlarla uğraşmayarak uygulamaya önem vermek, tek bir kitaba bağlı kalmamak, yararlılık ilkesini gözetmek, yanlıştan dönebilmek, yetenekleri keşfetmek gibi daha pek çok özellik Nasreddin Hoca’nın eğitim notları arasındadır. Nasreddin Hoca, birey ve toplumu çürüten, tembelleştiren boş inançlara iten, ahlaki bozukluklara sürükleyen konuları ele alır ve bunlarla kendi yöntemleri ile mücadele eder. Örneğin emeksiz kazanç peşinde olanlara şu fıkrasında kendine özgü yorumu ile cevap verir:

Hoca pazara giderken mahallesindeki çocuklar ona düdük ısmarlar. Hoca, “Peki getiririm” der. Ama içlerinden birisi para verir. Hoca akşamüzeri pazardan dönerken etrafını çeviren çocuklar “Hani bizim düdükler?” derler. Hoca’da cebinden sadece bir düdük çıkarıp para veren çocuğa verir Diğerlerine de “Parayı veren düdüğü çalar” diyerek iyi bir ders verir.

Tembellik Hoca’nın en çok mücadele ettiği konulardan biridir. “Allah versin” fıkrasına bakıldığında; Hoca, bir gün evinin kiremitlerini aktarmakla meşguldür. Gücü kuvveti yerinde bir adam ısrarla kapıyı çalar. Hoca, damdan bakar ve adamı görünce ne istediğin sorar. Adam, “azıcık aşağıya gelin de size bir şey söyleyeceğim” der. Hoca işini gücünü bırakıp aşağıya iner Kapıdaki “Allah rızası için bir sadaka” der. Bunun üzerine Hoca, hiç istifini bozmadan “Peki öyleyse gel yukarı” der. Adamı dama kadar çıkarır. Sonra da “Allah versin” diye başından savar. Adam “A Hoca, sende hiç insaf yok mu? Bunu söylemek için mi beni buraya çıkardın?” deyince; Hoca, “insafsızlık sende. Sen beni sadaka istemek için aşağıya indirirken iyi de ben seni yukarıya çıkarırken fena mı oldu?” diyerek muhatabını susturur.

Nasrettin Hoca, fıkralarında kimilerince kurnaz bir tip olarak gösterilse bile, onun en çok tenkit ettiği ve hadlerini bildirdiklerinin başında böyle insanlar gelir. Çünkü kurnazlık, bencilliği ve peşinden muhatabını kandırmayı, onun saflığından yararlanmayı getirir:

Nasreddin Hoca’yı .Akşehir’in zenginlerinden birisi evine davet eder. Üstelik bunda çok ısrarcı davranır Ama samimi değildir. Nasreddin Hoca bu durumu fark eder. Bu yüzden gitmek istemez. .Ama ısrarlara da dayanamaz ve daveti kabul eder. Bir akşamüstü bu adamın evine gider. Eve yaklaşınca da adamın pencerenin önünde oturduğunu görür. Kapıyı çalar, içeriden gelen “Kim o” sorusuna kendini tanıtarak cevap verir ve ev sahibine haber verilmesini ister. Bir süre sonra kapının ardından birisi “Ev sahibi evde yok, dışarı çıktı” diye cevap verir. Hoca, muhatabını incitmek, ona kızmak bağırmak yerine çelebice şu keskin cevabı verir; “Efendine söyle bir daha dışarı çıkarken başını pencerenin önünde unutmasın.”

Nasreddin Hoca sadece olumsuzluklarla mücadele etmekle kalmaz aynı zamanda doğruları da öğreten örnek ve önderdir. Mesela toplum arasında bir konuda hemen herkes bir olumsuzluğu tenkit eder ama çözüm önerisine gelince kimseden ses çıkmaz. Nasreddin Hoca, böyle bir yanlış karşısında doğru olanı öğreten bir örnektir:

Adamın birinin evi güneş görmediğinden, Hoca’ya bu durumdan yakınır. Hoca adamı dinledikten sonra “Güneş gören tarlan var mı?” diye sorar Adam “Var” cevabını verince “O halde evini tarlaya götür” diyerek adamın sorununa çözüm yolu gösterir.

“Basılan dalın kesilmesi” bir atasözü haline gelmiştir. Kendi faydasını gözetmeyen aptalca, budalaca hareket edenlere söylenecek tek söz budur. Yine batıdan dilimize çevrilen “Altın Tavuk” masalı da bunu anlatmaktadır. Her gün bir altın yumurtlayan tavuğunu kesen adamın durumu ile bastığı dalı kesen adamın durumu birdir. Her ikisi de yaptıkları işin kötülüğünü iş işten geçtikten sonra anlarlar. “Yorgan gitti kavga bitti.”atasözünün de aslı Nasreddin Hoca’dan gelmedir: Kapısı ününde kavgaya tutuşanları ayırt etmek için dışarı çıkan Hocanın sırtından yorganını aşırırlar. Bu gürültünün ne olduğunu yorgan gittikten sonra anlayan Hoca, «yorgan gitti, kavga bitti» der. Bunda da büyük bir gerçek gizlidir. Hayat savaşında herkes bir şey kapma peşindedir. Kimi servet, kimi şöhret, kimi de mevki sahibi olmak için her çareye başvurur Sonuçta emeline ulaşınca ortadan silinip giderler. Her insan bir fayda uğruna savaşır. Bazen tek, bazen çok sayıda insanla yapılan bu savaşın sonucu, kuşkusuz bir faydanın sağlanması yolundadır. Bu arada yapılan kavganın amacını bilmeyenler, ellerindeki en gerekli eşyalarını kaybederler. Nasreddin Hoca burada hem kavgaların sonucunu, hem de anlamadan, dinlemeden bir kavganın aracılığına girişmesinin zararını dile getirmiştir.

Ye kürküm ye, fıkrası da zamanın insanlarının içe değil, dışa itibar ettiğini göstermesi bakımından önemlidir. Bununla ilgili olarak, şair Cenap Şebabettin, “iyi bir elbise, güzel bir tavsiyedir” demektedir. “Hindi” fıkrası da, bir malın değerinin niceliğinden çok, niteliğinde olduğunu göstermesi bakımından önem taşır. Papağanın konuşması karşısında, hindinin susup düşünmesini de ayrı meziyet olarak göstermesi dikkati çeken bir yaklaşımdır. Papağan gibi kendine öğretileni söyleyenlere göre susmasını bilen, düşünen insanların daha faydalı olduğu bilinmektedir. Bununla beraber Hoca; kalıba, kılığa bakıp da insanlara değer vermenin yanlışlığını ortaya koyar.

Her yıl Nasreddin Hoca şenliklerinde temsili göle yoğurt çalma töreni yapıldığı bilinmektedir. Bunu, bir mizah olayı saymak yanlış bir düşüncedir. Bu olay Hocanın olmazı, olur yapma düşüncesini göstermekte ve “olmaz olmaz deme, araştır ve dene!” mesajını vererek, insanların devamlı deneyerek araştırması gerektiğini ve umudunu hiç yitirmemesini öğütlemektedir. Bilimin de temelinde aslında bu düşünce yatar. Yani, kalıp düşüncenin olduğu yerde bilimsel düşünce ve yaratıcılığın olması söz konusu değildir, insanın yaşamı boyunca olmazlarla savaşması, biraz da başarıya ulaşmak sırrına erme çabasıdır. Daima girişilen işlerde olmazı değil, olması bekleneni ön plana çıkarmak gerekir Olmaz gibi görünenler gerçekleşince büyük kazançlar sağlanır.

Örnek olarak, Atatürk’ün Cumhuriyet’in ilk yıllarında kıraç Ankara’da yemyeşil bir Gazi çiftliği yaratması, Hoca’nın göle yoğurt çalmasına benzetilebilir. Yine onun büyük taarruz konusunda verdiği karar, bütün savaş tarihinde olmazı olur yapma başarısının parlak bir örneğidir. Ayrıca, bilim adamlarının araştırma, deneme ve buluşları bir anlamda “göle yoğurt çalınması” olarak değerlendirilebilir. Örneğin, Edison, ampulün dayanıklı ve ekonomik olabilmesi için yaptığı altı bin deneyinde de başarısız olur. Çevresindekiler; bu kadar uğraştan sonra artık bu işi bırakmasını öğütler Edison’un ise öğütlere karşılık cevabı şu oldu: “Ben, bu kadar çok sayıda başarısız deneyim ile bir şey öğrendim. Ampul, altı bin şekilde, istediğimiz gibi üretilemiyor. Bu önemli bir bilgi ve kazanç. Bu nedenle yaptığım hiçbir çalışma boş olarak görülmemelidir.”

Nasrettin Hoca fıkraları aracılığıyla gönderilen iletiler, eğitimsel işlevlerle yüklenmiştir Onun eğitsel misyonu genelde halkı eğitmek üzerine kurulmuştur. O nedenle halkı oluşturan bireylere eğilerek, onların olumsuz tutum ve davranışlarının düzeltilmesiyle işe başlayan Nasreddin Hoca, böylelikle bireylerde görülen düzelmelerin topluma da yansıyacağını düşünmektedir.

Bu çerçevede: Suya giderken testiyi kırmasın diye çocuğa peşin dayak atması; Ağaca çıkarken pabuçlarını yanına alarak, “Belki ağaçtan öte yol gider” esprisi ile gelişecek olaylara karşı tedbir alması; “Baklava sizin eve gidiyor Hocam!” diyenlere, “Gitsin size ne?” derken; gevezelik ve hafiflik yapanları terslemesi, “Fil” fıkrasında; kendisini, kral karşısında kaçarak yalnız bırakan köylülerini ikinci fil ile cezalandırması, “Hiç kimseyi memnun edemezsin, milletin ağzı çuval değil ki büzesin” derken; insanları memnun etmenin çok zor olduğunu, mutlaka her işte bir kusur bulacaklarını ifade etmesi,“Damdan düşen halden anlar” derken; bir başkasının halinden ancak, o hali yaşayanların anlayabileceğini söylemesi,“El elin eşeğini türkü çağıra çağıra arar” derken; en doğru olanın herkesin kendi işini kendisinin yapması ve takip etmesi gerektiğini, aksi takdirde insanların yaradılış gereği kendisini ilgilendirmeyen, kendisine ait olmayan, menfaatlerinin olmadığı işlere gereken önemi vermediğini ifade etmesi,“Mahkeme kadıyı mülk değil” derken; bütün makamların gelip geçici olduğunu hatırlatarak insanları uyarması, “Hırsızın hiç mi suçu yok?” derken; suçu tek taraflı aramanın yanlış olduğunu belirtmesi,“Ye kürküm ye” derken; toplumun, gerçek değerleri görmezden gelip, şekilciliğe ve dış görünüme önem verdiğini anlatması,“Kazan öldü”, “Yorgan gitti, kavga bitti” derken; kişilerin toplum hayatında kendisini ilgilendirmeyen olaylara karışmaması konusunda telkinde bulunması,“Dostlar alış verişte görsün” derken; toplumun, aylak, işsiz insanı sevmediğini, sonuç verimli olmasa da, bir iş yapıyormuş gibi görünmenin boşta gezmekten iyi olduğunu belirtmesi, “Acemi bülbül bu kadar öter”, “Geçinmeye gönlüm yok ki adını öğreneyim”, “Şimdi kuşa benzedin”, “Papağan konuşursa hindi de düşünür.”, vs. derken her birinde ayrı dersler vermesi, Nasreddin Hoca fıkralarında eğitsel mesajların ön plana çıktığının gösterir.

Sonuç

-Nasrettin Hocanın yaşamı boyunca çoğunlukla eğitimci yönünün ön plana çıktığı görülmektedir. Mizahın insan bilincinin evrimindeki vizyonunu bilge kişiliği ile doğru değerlendiren Hocanın bu yönü ve mizah dilinin eğitsel yaratıcılığa olan etkisi onun fıkralarına yansımıştır.

-Nasreddin Hoca fıkralarının eğitsel değerinin olduğu görülmektedir. İslami ahlak geleneği içeren bu fıkralarda; ego, bencillik, insana dikte ettirilmek istenen bir tutum yoktur, sadece güldürerek düşündürme ve seçimi karşısındaki insanın özgür iradesine bırakma anlayışı vardır.

Nihai sonuç; Nasreddin Hoca’nın etkisi günümüze kadar uzanan bilge/yaşayan bir bilinç olduğu ve fıkralarının Türk eğitim sisteminin güncel tıkanıklıklarını aşmada referans alınabilecek nitelik taşıdığı gerçeğidir.

Hakan DEDEBAĞI – ESKİyeni dergi, Haziran 2011

Kaynakça: 1.AKGÜNDÜZ, Hasan(2005-2007). “Eğitime Dair Kuramsal ve Tarihsel Çözümlemeler” Yüksek Lisans Ders Notları, Diyarbakır

2.AYTAÇ, Ahmet(Temmuz-Ağustos 2005).” Milli Kimlikli Bir Kültür Öğesi Nasreddin Hoca”, Sarmaşık Kültür Dergisi. Sayı:4, İstanbul

3.CUMBUL, Sadi(1966). Nasreddin Hoca Antolojisi. Nasreddin Hoca Derneği Yayınları:5,C.1, Akşehir.

4.DEDEBAĞ1, Cemal(06,08 Haziran 2005). “Nasreddin Hoca Kimdir?”, Nasreddin Hoca Paneli. Eskişehir Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Eskişehir

5.DEMİREL, Ozcan(2004). Öğretimi Planlama ve Değerlendirme: Öğretme Sanatı. 7. Baskı, Pegem A Yayıncılık, Ankara

6.KAVCAR, CahitH999). Edebiyat ve Eğitim. 3. Basım, Engin Yayınları, Ankara

7.KAYA, Alim(2005). Psikolojik Danışma ve Rehberlik. 2.Baskı, Anı Yayıncılık, Ankara

8.KOCATÜRK, Utkan(1999). Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri AKDTYK. Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara

9.ÖZBEK, Abdullah(2004). Bir Eğitimci Olarak Nasrettin Hoca. EsraYayınları, Konya

10.ÖZÇELİK, Mustafa(2005).Nasreddin Hoca. (Editör: Nebahat ERKÖK). Odunpazarı Belediyesi Yayınları, Eskişehir

11.SÖNMEZ, Veysel(2005). Eğitim Felsefesi. 7. Baskı, Anı Yayıncılık, Ankara

12.SÖNMEZ, Veysel. Öğretmenlik Mesleğine Giriş. 4. Baskı, Anı Yayıncılık, Ankara

13. TÖR, Nükhet(1990). “Nasreddin Hoca’nın Hayatı ve Eğiticiliği”, Nasreddin Hoca’nın Hayatı ve Eğiticiliği Fikri ve Felsefi Yönüyle Nasreddin Hoca Sempozyumu Bildirileri, Konya

Categories: Nasrettin Hoca