Nasreddin Hoca’dan Nasılettin Hoca’ya

Nasreddin Hoca Fıkraları Üzerine Araştırmalar

– Nasreddin Hoca’dan Nasılettin Hoca’ya –

Fıkra türünün bir önemli özelliği de biçim, içerik ve söylemin kurgusunda bir tipleme gereksinimidir. Toplum, eleştirilerinde bu tiplemeler ile ortaya çıkan kahramanları konuşturur. Toplumun sesi olma işlevini yüklenen metinler, bu yönleriyle önemlidirler. Dolayısıyla, fıkra türü metinlerin kurgusunda, eleştiri göreviyle yükümlü tiplemeler kaçınılmazdır. Bunlara bilindiği gibi, fıkra tipi adı verilir. Tiplemelerde hem gerçek, hem tarihi ve hem de kültürel imkanların sunduğu veriler, imkanlar kullanılabilir. Kimi tiplemeler, tarihen yaşadığı bilinen, döneminde de öyle özelliklere sahip gerçek kişiler üzerine yapılabilir. Ancak, bu işlemlerde, kültürel özelliklerin yarattığı tiplemeler de, fıkra metinlerinde görülmektedir.

Türkler arasında fıkra türü metinleri de, bu metinlerin etrafında kurgulandığı fıkra tipleri de çok zengin bir koleksiyon meydana getirir. Bu fıkra tipleri, Türk toplumunun bütününü olduğu kadar, çeşitli kesimlerinin de, sözcülüğünü yapmak üzere yaratılmış olabilirler.

Türk sözlü edebiyatında ve belki de dünya edebiyatında, bu sonuncu tanıma uygun bir tek örnek görülmektedir, O da büyük Türk Milletinin müşterek zekâsının ürünü olan Nasreddin Hoca’dır. Nasreddin Hoca fıkralarında sonuç olarak ortaya çıkan gülme, sadece sıradan bir refleks değildir. Bu bilinçli bir gülmedir. Gülen kişi bu yolla kendini ve karşısındakini belli bir hoşgörü atmosferi içinde yargılar ve bu durumu yine hoşgörü ile çözüme bağlar.

Nasreddin Hoca fıkra metinlerinin hemen hemen hepsi mizah çeşidi olarak değerlendirildiğinde, nükte başta olmak üzere hiciv ve ironiye örnek teşkil etmektedir. Bu fıkralarda motif ve amaç, keşfetme, aydınlatma ve düzeltmedir. Fıkraların alanı insan tabiatı, kelime ve fikirler, ahlak ve davranıştır. Fıkralarda metot veya araç olarak gözlem, sürpriz ve vurgulayarak etkilemenin kullanıldığını söyleyebiliriz. Fıkraların hâkim olduğu dinleyici kitlesini de sempatik tipler, zeki tipler ve kendinden emin tipler oluşturmaktadır.

Nasreddin Hoca fıkralarında mizah unsuru oluşturulurken birden çok metot ve yöntem kullanılmıştır. Bunların belli başlı olanlarını, mantık dışı durum ve sözlere başvurma, uyumsuzluk, kelime oyunları, kafiye oyunları, benzetme, şaşırtıcı zekâ oyunları, beklenmedik, akla gelmedik nedenler, ihtimaller ortaya atma, umulmadık, şaşırtıcı davranış ve sözler, abartma, imâ, taşlama ve çağrışım şeklinde sıralayabiliriz.

Nasreddin Hoca fıkralarındaki mizahın genel niteliklerinden biri de fıkralarında sözden doğan komiğin daha çok, durumdan doğan komiğin daha az oluşudur. Yani fıkralarda söz komiği, hareket komiğine ağır basmaktadır. Bu durum Nasreddin Hoca fıkralarının sinema ve tiyatroya uyarlanmasında sorun oluşturmaktadır. Nasreddin Hoca’nın mizahında söz ve hareket komiği genellikle birbirini tamamlayan iki unsurdur.

Nasreddin Hoca fıkralarındaki son espri cümlelerinden bazıları zamanla atasözü ve deyim haline gelmiştir. Acemi bülbül ancak bu kadar öter, bindiğin dalı kesme, ipe un sermek, kazın ayağı, buyurun cenaze namazına, el elin eşeğini türkü çağıra çağıra arar, damdan düşenin halini damdan düşen anlar, fakirin malı gözünün önünde gerek, mavi boncuk kimdeyse benim gönlüm ondadır, yorgan gitti kavga bitti, parayı veren düdüğü çalar vb. gibi atasözü ve deyimler bunlardan bazılarıdır.

Geleneksel kültürün canlı kalabilmesi, benimsenmesi onun güncellenmesi ile mümkündür. Konuya bu açıdan baktığımızda, Nasreddin Hoca başta olmak üzere fıkra kültürümüzde güncelleme yapılabilmekte ve dolayısıyla Nasreddin Hoca ve onun etrafındaki anlatmalar çağları aşabilmektedir. Birçok fıkra zamanla Nasreddin Hoca’ya bağlanmış, başka kişilere ait fıkralar Nasreddin Hoca fıkrasıymış gibi anlatılmaya başlanmıştır. Bu fıkralara yenileri eklenmiş ve fıkra sayısı zamanla daha da artmıştır. Bu bakımdan yaşaya gelen Nasreddin Hoca’nın fıkraları değil, Nasreddin Hoca fıkralarıdır.

Nasreddin Hoca’yı ahmak ve sersem gösteren fıkralar da vardır. Bu, bir sıkıntıdan kurtulmak için aptallık taslamak, kendini aptal yerine koymak, bağlamında değil, yabancılaştırma öğesinin ya da özelliğinin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Nasreddin Hoca fıkralarında gerçekler şudur, ya da budur şeklinde öğüt verilerek açıklanmaz. Durumun çelişkisi ele alınır ve insanın düşünmesi sağlanır. Fıkralarda yer alan eleştirilmesi gerekli alandır. Uyumsuzluk Nasreddin Hoca fıkralarının özünü oluştururken büyük ölçüde biçimini ve kurgusunu da oluşturur.

Nasreddin Hoca fıkralarında heyecan ve dramatik gerilim yoktur. Bu fıkraların biçim ve içerik özelliğindendir. Fıkralarda anlatılan olaylar ne kadar kötü olursa olsun dramatize edilmez. Dinleyicide acımaya, korkuya ve gözyaşına yol açmaz. Aksine güldürür ve bu güldürmenin sonucunda halkın kendisini eleştirdiğini, yargıladığını, düşünmeye ve denemeye itildiğini görürüz.

Nasreddin Hoca fıkralarında konu, önce küçük bir olay öykü biçiminde anlatılır. Bu olay içerisinde kişiler ve çevre hakkında da bilgi verilir. Sonuç olarak da Nasreddin Hoca’nın o konu ve olayla ilgili nüktesi bulunur. Bu nükteler anlaşılır, kısa ve açıktır. Nasreddin Hoca fıkralarının asıl konusu insan ve insan ilişkileridir. Bu fıkralarda insanoğlunun nefsanî tutumları, gülünç tarafları, yanlışları, zaafları, hataları, sakarlıkları ve çaresizliği ele alınır. İnsan ilişkilerindeki kimi sorunlar üzerinde durulur. Fıkralarda hakaret ve saygısızlık içeren unsurlara rastlanmaz. Fıkraların bütününde, insana, topluma, çevreye ve diğer varlıklara karşı saygı ve sevgi esastır. Yine fıkralardaki eleştirinin temel amacı, kişinin kendi yaptığı yanlışın farkına vararak bundan ders almasıdır. Kişinin kendisinin hatalarının farkına varmasını sağlamak için ustalıkla işlenmiş bir dil kullanılır.

***

Yrd. Doç. Dr. Zülfikar BAYRAKTAR – ESKİyeni dergi Temmuz 2011

Nasrettin hoca fıkraları hakkında bilgiler

Categories: Nasrettin Hoca