Nasreddin Hoca Kimdir

HAYATI – Biyografisi

Nasrettin Hoca, H.605-M.1208 yılında Sivrihisar‘ın Hortu (bugünkü adıyla Nasreddin Hoca) Köyünde doğmuş, H.683-M.1284 yılında 76 yaşında vefat etmiştir. Asıl adı Hasan’dır.* 13. yüzyıl içinde Selçuklular’dan 1. Alaaddin Keykubad, 2. Gıyaseddin Keyhüsrev, 4. Kılıçaslan ile 3. Gıyaseddin Keyhüsrev’in zamanında yaşamıştır. Sivrihisar ve Konya’da tahsil görmüş, devrinin ileri gelen ilim ve irfan hocalarından dersler almıştır. Kısa bir dönem Sivrihisar’da gölge kadılığı (kadı adayı) yaptıktan sonra hocası Seyyid Mahmut Hayraninin daveti üzerine Akşehir’e gitmiş, burada imamlık, vaizlik, medrese hocalığı yapmış ve ömrünün son zamanlarında doğduğu topraklar olan Sivrihisar’a gelerek burada vefat etmiştir. Fatih’in hocası ve İstanbul’un ilk kadısı Sivrihisarlı Hızır Bey, Nasreddin Hocanın torunlarındandır.

*Bir keresinde ok atışında maharetini göstermek isteyen Hoca, ilk attığı ok uzağa düşünce “sekbanbaşı oku böyle atardı” der. Attığı ikinci okta da hedefi bulamayan Hoca “subaşı da böyle ok atardı” der. Üçüncü atışta oku hedefe isabet ettiren Hoca “Hasan Nasreddin de oku böyle atardı” der. Bu sözlerinde Hoca, isminin Hasan olduğunu kendi ağzından beyan etmiştir. Doç. Dr. Şevket TOPAL – Rize Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

Anadolu’nun muhtelif yerlerinde imamlık, vaizlik, müderrislik, alimlik, sosyologluk, kadılık görevlerinde bulunan ve ünü, dünyayı özellikle Türk dünyasını sarmış hikmet ve mizah aleminin en çok bilinen ve sevilen seçkin siması Nasreddin Hoca hakkında yazılan kitapların büyük ekseriyeti, onun Sivrihisar’ın Hortu (Nasrettin Hoca) köyünde doğduğunu kabul ederler.

Nasreddin Hocanın gerçekten yaşamış bir şahsiyet olduğunu gösteren en önemli kaynaklardan birisi ve en önemlisi 15. Asırda (1480) yazılmış olan Saltuknâme’de Sarı Saltuk’un Nasrettin Hocayı Sivrihisar’da ziyaret etmesinden söz edilmektedir.

Nasreddin Hoca ve hayatı ile ilgili bilgileri çeşitli kaynaklarda görmek mümkündür. Nasreddin Hocanın hayatı hakkında, bazı delillerle birlikte gerçeğe en yakın bilgi olarak Prof. Dr. Fuad Köprülü’nün de esas kabul ettiği, Sivrihisar Müftüsü merhum Hasan Efendinin evkaf kayıtları ve mahkeme sicillerine itibar ederek H.1275-M.1861 yılında yazmaya başladığı “Mecmua-ı Maarif‘ isimli tamamlanmamış eserde aktarılan ve araştırmacıların çoğu tarafından da kabul edilen bilgilerdir. Buna göre: Babası, Abdullah efendi Hortu köyünde imam iken dünyaya geldiği, annesinin Sıdıka Hanım olduğu, ilk öğrenimine dünyaya geldiği köyde başladığı, ilk bilgileri babasından aldığı; o tarihlerde yetiştirdiği ünlü kişilerle rüşdünü ispat etmiş olan Sivrihisar medreselerinde yetiştiği, babasından sonra aynı vazifeyi sürdürdüğü, bir taraftan da Sivrihisar’da vaizlik yaptığı bazı kaynaklara göre de Başkent Konya’da fıkıh (Hukuk) öğrenimini sürdürdüğü anlaşılmaktadır.

Son zamanlarda yapılan araştırmalar neticesinde ezberleri bozan bilgiler elde edilmiştir. Selçuklu dönemine ait özellikler taşıyan taş sanduka ve mezar taşı üzerinde mukayeseli çalışan Doç.Dr. Mahir Tulum’un araştırmaları sonucunda ulaşılan tarihi gerçekler şunlardır:

1. Nasreddin Hocanın kızının adı “Hatun”dur, “Fatıma” takma adıdır.
2. Nasreddin Hocanın tam adı Nasrüddin Hoca Nusrat’tır.
3. Hatun’un mezar taşı tam ve doğru olarak okunabilmiştir.
4. Hocanın adına dahil olan “Nusrat” kızının taşında da mevcuttur.
5. Hocanın taş sandukasında kırık olan yerde de “Nusrat” yazar.
6. Hocanın babasının adı “Şemsüddin Baba”dır.
7. Nasreddin Hoca “Sivrihisarlı”dır ve Sivrihisar’da (medfun) metfundur. Yakın zamana kadar Akşehir’de vefat ettiği ve kabrinin Akşehir’de olduğu kabul ediliyordu.

Ayrıca 1996 yılı UNESCO tarafından Nasreddin Hoca Yılı olarak ilan edilmiştir. Buna göre her yıl 3-10 Haziran tarihlerinde Nasreddin Hoca anma şenlikleri düzenlenmektedir.

“Nasreddin” Adı Üzerine

Hoca’nın adı, halk arasında yaygın olarak “Nasreddin”, kimi zaman da “Nasruddin” yahut “Nusreddin” biçiminde söylenmektedir. Nitekim bazı taşbasmaların başlıklarında bu isimle de yer alır. Ortak kabul gören söyleyiş “Nasreddin” yahut günümüz Türkçesinin yazım kurallarına göre “Nasrettin” şeklindedir.

Nasreddin adı “Batı dillerindeki kimi özel adlar gibi anlamsız bir ad değildir.” Manası itibariyle Hocanın kişiliğini ve misyonunu da yansıtır. Çünkü bu ad, Arapça’da “yardım”, “zafer”, “galip gelme” anlamına gelen “NASR” kelimesiyle “DİN” kelimesinin “el-” harf-i tarifiyle (-ED-) bağlanmasından doğmuş bir isimdir. HOCA kelimesi ise Farsça “hâce” kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Nasreddin ismine bir sıfat olarak eklenmiştir.

Nasreddin Hocanın Kişiliği

Nasreddin Hocanın hakkındaki bilgiler iki çeşit kaynağa dayanmaktadır:
1- Fıkraları ve halk arasında oluşan inanışlar
2- Hakkında yazılan kitaplardır

Seçkin kaynaklara göre Hocanın DİN ADAMI, EĞİTİMCİ, HUKUKÇU, SUFİ ve ALİM kişilik yönleri bulunmaktadır.

Medeniyetimizin güleç yüzlü bilgesi Nasreddin Hoca hikmet ve mizah dünyamızın seçkin siması ve Türkler arasında söylenen nükteli ve latifeli fıkraların kahramanı; efsaneleşmiş halk filozofu ve bilge bir kişidir. Onun fıkralarında daima sağlam bir şahsiyet dokusu göze çarpar, belli bir dünya görüşü sezilir. Mizah çeşnisi taşıyan fıkraları, diğer Bektaşi, İncili Çavuş ve Bekri Mustafa fıkralarından kolayca ayrılır. Onun fıkralarında akıl ve his dengesine değer veren cemiyet nizamına bağlı, aklı selimi kuvvetli, neşeli, babacan, hicvinde bile yapıcı düşündürücü ve yaşanan hayatın hakim olduğunu görürüz. Merhum Ahmed Kabaklı’nın tespitlerine göre;

– Nasreddin Hoca zekidir ama kurnaz değildir. Küçük hesaplara başvurmaz. Onu Batılılar da “hayatın manasını mizahla yorumlayan bir hikmet eri” olarak görür.

– Onda güldürmek için güldürmek yoktur. Amacı sosyal veya beşeri ders vermek, veya bir acıyı bir düzensizliği göz önüne sermekti. Eskilerin deyimi ile “Latife latif gerektir”.

– Hoca sağlam, hünerli ve çalışkandır. – Kanuna, devlete, geleneğe saygılıdır, ahlaksızlığa karşıdır.

– Her mihnetin, her çıkmazın hoş yanını arar bulur. Ancak halkın dertlerini, onunki kadar kudretle acı mizah (kara mizah) çeşnisi içinde dile getirecek, filozof ve sanatçı da kolay bulunmaz.

– Dostlarının münasebetsiz alaylarına katlanır, öç almaya kalkmaz hatta karşılık vermez.

– Akıl mantık yolu ile kestirme çareler, susturucu cevaplar verir. (Dünya’nın merkezi eşeğimin ayağını bastığı yerdir, isterseniz ölçün bakın.) gibi.

Nasreddin Hocanın sağlam bir İslam inancı, köklü bir din bilgisi vardır. Tasavvuf kültürünü de bilen Hoca, din konulu birçok yazma eserde evliyalar arasında anılır. Nasreddin Hoca, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde bilge olarak tanıtılır. (Özdemir; 2006, 15-16)

– Hoca İslamın bütün inceliklerini yerine getirir fakat mutaassıp değildir. Tuvalette sakız çiğnemek caiz mi? sorusuna caiz olmasına caizdir. Fakat sizi gören başka şey yediğinizi sanabilir diyerek cevaplar. İslami edep incelik bütün hal ve harekatına hakimdir.

– Varlıklıyı kıskanmaz yoksulu küçümsemez cimri değildir. Zaruretler karşısında hoş görücüdür.

– Hoca kindar, dalkavuk ve riyakar değildir. Bir şeye olduğundan fazla değer vermez.

– Kimsenin hakkına tecavüz etmez kendi hakkını da çiğnetmez

– Bu mert, güleryüzlü, gerçekçi, sabırlı hafife alıcı yanları ile yüksek mizahını temsil ettiği Türk halkının kendisidir, o halkın ideal adamı “Alp Eren” dediğimiz olgun insandır.

Onun Akşehir’de medfun Seyyid Mah­mud Hayrani’ye bağlı olarak, tasavvufi meyli hoşgörüyü bir inanç felsefesi olarak indirgemesine sebep olmuştu. Hocanın fıkralarından çıkan sonuç ahlak, adet ve terbiyeye zıt olamaz, ne kadar şaşırtıcı olsa da sağ duyuya dayalıdır. Sade ve çıplak anlatım esastır. Hocanın gerçek fıkralarında göz kamaş­tırıcı hayal zirvelerine de rastlanır. Akşe­hir Gölü’ne maya çalması. Eski ayların yıldız olduğunu düşünmesi. Koyunları çalılar üstünden geçirerek ilişen tüylerini toplayarak borcunu ödemeye kalkması gibi.

Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, Tasavvufi Halk Edebiyatı ve Hocanın 1. Milletlera­rası Nasreddin Hoca Sempozyumu Bildirilerinde, “Birçok bilginler Nasrettin Hocayı; Müslüman Türk karakterinin ana hatlarını, mizahi bir anlatım içinde İrşad terminolojisi ile işleyerek ortaya koyan, nefsi davranışları gerektiğinde en güzel şekilde tenkit eden bir veli, Mevlana gibi, Hacı Bektaş gibi bir mutasavvıf saymışlardır. Bilgili, hazır cevap, adaleti seven ve onu savunan bir hocadır. Onun dünya görüşü akıl ile duygunun dengesine dayanır. O toplumun rahatsızlıklarını teşhis ederek bunlara espri gücü ile neşter atan, bir sosyal hekimdir.” der. Sonraları Hoca’ya atfedilen latifeler bu ölçülere uygunsa yine onun sayılır. Çünkü o bir ekoldür. Nasıl ki Sinan’ın çizdiği projeye uygun uygulamaları, eserleri Sinan’ın saymakta mazur isek bu da böyledir. 

Hocanın hayatı hakkında verilen bilgilerin yanında onun fıkraları olarak da çok farklı bilgilere ulaşmamız mümkündür. Hocamıza mal edilen fıkra sayısı 1500’e ulaşmıştır. Ancak bu fıkraların kaç tanesi Hocamıza aittir? Bunun tespit edilmesi çok zor ve araştırılması gereken bir konudur. Günlük hayatta yaşanılan bir olaya açıklama veya misal getirmek için hemen fıkralardan yararlanırız. Bu fıkraların en önde gidenleri de Nasreddin Hoca’ya ait olanlarıdır. O an anlatmak istediğimizi, bu fıkralar öylesine karşılar ki, belki saatlerce dil döksek bir fıkranın birkaç cümle ile başardığını başaramayız. Bunu fıkraların veciz oluşuyla açıklayabiliriz ancak.

Eş ve Çocukları

Fıkralarından çıkan sonuca göre Nasreddin Hoca iki defa evlenmiş olup, (aynı zamanda değil, birinin vefatından sonra diğeri ile evlenmiş) bu evliliklerden Fatma ve Dürr-i Melek Hatun isimli iki kızı ile Ömer isimli bir oğlu olmuştur. Eşleri hakkında fazla bir bilgiye rastlanmamış olup, F. Köprülüye göre eşlerinden ilkinin Akşehir’in Kozağaç köyünde gömülü olduğunu söylemektedir.

Fatma Hatun hakkında diğer bir görüşe göre Hoca, Konya’daki tahsilini tamamladıktan sonra Akşehir’e gitmeden önce memleketi olan Sivrihisar’a, Hortu köyüne gelmiş, burada Atike isimli bir hanımla evlenmiştir. Bu evlilikten de Fatma isimli bir kızı olmuştur. Kemal Uzun’un yorumuna göre; Nasreddin Hocanın Atike’den doğma ilk kızı Fatma, Sivrihisar’da ölmüş, ikinci kızının adını da Fatma koymuş, Atike, ikinci kızı Fatma ile Akşehir’e gitmiştir.

Fatma Hatunun Mevlâna Celâleddin isimli oğlu olmuş ve Sivrihisar’da kadılık yapmıştır. İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey’in oğulları Sivrihisar ve civarında ve Akşehir’de imamlık yapmışlardır. Bu da Hoca ve ailesinin Akşehir’e geldikten sonra Sivrihisar’la olan bağlarını sürdürdüklerini göstermektedir.

Sivrihisar mezarlığında bulunan ve daha sonra Akşehir’e götürülen Fatma Hatun’un mezar taşı (vefat tarihi 1226 yazılı) aynı zamanda Nasreddin Hocanın tarihi kişiliği ve varlığı hakkında ileri sürülen şüpheleri ortadan kaldıran önemli bir belgedir. Diğer kızı Dürr-i Melek’in mezar taşıyla birlikte Akşehir müzesindedir.

Evi

Sivrihisar, Nasreddin Hocanın hem doğumuna hem de ölümüne tanıklık eden topraklar olması bakımından önemlidir. Nasreddin Hocanın evi; zemin ve üzeri tek kat adi kagir olarak inşa edilmiş, iç avlulu evlerden oluşmuştur. Evler bitişik nizam şeklinde olup çatısı masif tomruk üstü hasırla örtülmüştür.

* * *

Nasrettin Hoca ile ilgili diğer konular için tıklayın >

Nasreddin Hocanın doğduğu ev, Sivrihisar-Hortu

Alıntı Kaynaklar:
Ahmet Kılıçaslan – Sivrihisar Örf ve Adetleri – 1997
Orhan Keskin, Bütün Yönleriyle Sivrihisar – 2001
Eskişehir Valiliği, ESKİyeni Aylık Şehir Kültürü Dergisi
Sivrihisar Belediyesi – 2016
Mustafa Özçelik – Anadolu ve Dünya Bilgesi Nasreddin Hoca – 2013
M. Fuat Köprülü – Nasreddin Hoca
Saim Sakaoğlu – Nasreddin Hoca
Yeni Türk Ansiklopedisi c.7 sh.2600
Kemal Uzun – Nasreddin Hoca Araştırması
Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, C.7, s.446
M. Sabri Koz, Eski basma kaynaklardan Nasreddin Hoca üzerine notlar, Yedi İklim dergisi, sayı, 138
Öner Yağcı, Nasreddin Hoca, Yaşamı ve Fıkraları
Şükrü Kurban, Nasreddin Hoca
D. Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük
url:eskisehirkulturturizm.gov.tr/TR,157549/nasreddin-hocanin-evi-sivrihisar.html