Küçük Irgat

KÜÇÜK IRGAT

Hakkı’yı annesi altı yaşına geldiğinde köyün ağalarından Emin Ağa’nın yanına ırgat yardımcısı olarak vermek zorunda kaldı. Irgat yardımcısı ağanın evinde getir götür işleri yapar. Harman vakti gelince ekin biçimi, hasadı işlerinde yardımcı olurdu. Özellikle harman makinesi denilen ekin biçme aracını çeken atları idare eder atlara yön verirdi. Çünkü öndeki atı yönlendirmede küçük çocuk kullanmak atlardan daha çok verim almaktı.

Ekin makinesi şimdiki biçer-döverin ilkeli. Ekin makinesini en az iki çift at çekerdi. Bu bazen üç, dört çifte kadar çıkardı. Bu kadar çok atları tarlada idare eden iki kişi olurdu. Birincisi makinenin önündeki oturakta oturan atların dizginlerini elinde bulunduran yetişkin insan, diğeri en öndeki çift atların birinin sırtındaki küçük yaştaki çocuk bulunurdu. Birde makinenin arkasında destelik denen bir oturak daha bulunurdu. Burada oturan yetişkin genç, kuvvetli kıvrak birisi olurdu. Ekin makinesi bıçaklarından gelen ekin saplarını dirgen denilen aletle destelikten sürekli aşağı atması gerekirdi. Bu iş zahmetli ve zordu. Herkes bunu beceremezdi. Yazın ekin biçme makinesinde çalışmak zevkli bir işti. Ata binmeyi seven için cazibesi büyüktü. Ancak zorlukları zevkinden çoktu. Eğer tarlanın köşelerinde zamanında atları döndürmezseniz o zaman ağadan işiteceğiniz söze siz bakın. Artık sizi azarlar mı tokatlar mı Allah bilir. Öğle vakti atları güvem adında uçan böcekler ısırmaya başlayınca huysuzlanan hayvanları tut tutabilirsen. Birde uzun süre atın sırtında oturmak makatınızı yara eder. Güneş yükselince sıcak artar buram, buram terlersiniz. Susarsınız ağınız kurur diliniz damağınıza yapışır içiniz susuzluktan yanar dudaklarınız çatlar yalama olur. Güneş derinizi yakar açıkta kalan yerleriniz yanar yüzünüz deki deriler kavlar sıyrılır. Tarladaki bu saplar dirgen ve tırmıkla toplanır büyük yığınlar haline getirilirdi. Buna namlı denirdi. Daha sonra dört tekerli at arabalarına ağaçlardan yapılan sadece ekin saplarını taşımada kullanılan delece arabasına anlat denilen büyük dirgenlerle yüklenir harman yerine taşınırdı.

Harman yerinde saplar ezilerek ince saman haline getirilirdi. Bu alete düven denirdi. Öküz veya atın koşulduğu, büyüklüğüne göre bu hayvanların sayısı bir çift ,iki çift…olarak değişirdi.Düven büyük ağır tahtanın altına sert kesici birbirine sürtünce ateş çıkan adına çakmak taşı denilen taşlar yerleştirilmiş bir tarım aletiydi. Saplar düvenin üzerinde gezinebileceği genişlikte daire biçiminde yayılır,üzerinde düvenle saplar saman oluncaya,sap tanesinden ayrılıncaya kadar dönülürdü. Saplarda günün en sıcak saatlerinde on birle on altı saatlerinde saman haline gelirdi.Düveni çeken hayvanlar ve düvenin üstündeki kişi için bu iş azaba dönüşürdü. Hele bu sap arpa sapı ise kaşıntı cabası Saplar iyice saman halini alınca koni şeklinde toplanır bunun adına noda denirdi. Rüzgârlı havalarda yaba adı verilen tahtadan yapılmış dört parmaklı tarım aleti ile samanlar yukarı atılarak savrulurdu. Saman parçacıkları ekin taneciklerinden hafif olduğundan daha ileriye düşer böylece ekin taneleri ile samanlar birbirinden ayrılırdı. Ekinlerin içinden taş gibi yabancı nesneleri ayırmak için gözer ile elenir. Gözer söğüt ağacından yapılan kasnağa koyun derisi ip şeklinde bükülerek ekinin cinsine uygun sıklıkta gerilen tarım el aletine denir. Gözer buğday arpa yulaf gözeri gibi sınıflara ayrılırdı. Temizlenen ekinle şinik veya teneke ile ölçülür çuvallara doldurulur ambarlarda saklanırdı. Samanlarda vagon denilen özel arabalara yabaltı ile yüklenir samanlıklara götürülürdü. Harmancı olmak zor zanaattı. Hele küçük yaşta kimsesiz öksüzsen! Ne çare bu meşakkate katlanmak zorundaydı küçük Hakkı. Şöyle ki zorluk sadece tarlada harman yerinde değildi. Tarladan harman yerinden ağanın evine dönünce evin hanım ağası, ağanın çocukları tarafından bir hizmetli bir köle gibi görülür davranılırdı.

Hanım ağa -Hakkı, Hakkııı… Şu süpürgeyi al avluyu süpür kapının arkasındaki çocuğun bezlerini al orta çeşmede yıka da gel. Bir iş bitmeden diğer iş buyurular. Oradan oraya fakat yinede yaranmak ne mümkün?
Sofrada ona yer verilmez. Herkes yemeğini yedikten sonra sofraya oturur sofrada kalanlarla yetinirdi. Hakkı çoğu zaman hayvanlara verilmek için artan ekmek parçaları, kullanılmayan un ve kepeklerin konulduğu Tola denilen kaptan kurumuş ekmek, yufka kartlaş parçalarıyla karnını doyururdu. Küçük harmancı karın tokluğuna evlerinin geçiminde annesine yardımcı olmak için köydeki ağaların kapılarında çalıştı. Akrabaları onlara destek vermek istiyorlardı. Ancak ne çare onlarda yokluk yoksul sıkıntısı içindeydiler. Fakirliğin yanında o yıllar kuraklık onların yakasını bırakmadı.