Kayakent

Kayakent

kayakent-pazaryeri

Köyün eski adı Holanta‘dır. Bu sözcük “çukurluk” anlamına gelmekteydi. 1963 yılında köy adlarının Türkçeleştirilmesi çalışmaları sırasında Arayit Dağlarının çıplak ve kayalık olması ve çevrenin en büyük yerleşim merkezlerinden biri olması nedeniyle Kayakent adı uygun bulunarak değiştirilmiştir.

1260 yılında Osman Gazi ile birlikte gelen ve Söğüt’e yerleşen aşiret mensuplarından bir kısmı, Eskişehir ve çevresine Sakarya kıyılarının hayvancılığa elverişli olduğundan yazlık olarak yerleşmişlerdir.

Yeme-içme ve giyim-kuşam yönüyle burada halen yörük gelenekleri göze çarpmaktadır. Her geçen gün bu özellikler bozulup, önemini yitirmektedir. Örneğin, eksiden kullanılması zorunlu olan kilimler bugün çok evde kullanılmamakta, kilim dokumasını bilenlerin sayısı azalmaktadır.

Kayakent İç Anadolu Bölgesi’nin kuzeybatısında yer alır. Eskişehir ilinin en uzak yerinde ve Konya ile Ankara’ya sınırdır. Kapladığı alan ortalama 250 km- kadardır. Denizden yüksekliği 1096 metredir. Sakarya nehri merkezden 23 km uzakta ve Kayakent sınırları içinde bir yay çizerek Ankara topraklarına girer. Arayıt Dağları kasaba merkezinin güneyinde yükselir. Eskişehir ili Günyüzü ilçesine bağlıdır.

Kayakent, Günyüzü ilçe olmadan önce Sivrihisar ilçesine bağlı idi. 2000 yılı verilerine göre nüfusu toplam 2618’dir (Kadın: 1302, Erkek: 1316). Ev sayısı 510’dur. Kayakent, bucağa 11 km, ilçeye 49 km, Eskişehir’e 148 km uzaklıktadır.

Kayakent’in üç mahallesi vardır. Fatih ve Osmanlı mahalleleri merkezdedir. Sakarya Mahallesi ise merkeze 23 km uzaktadır. Yaylalarda oturanların aynı zamanda merkezde evleri olup, yazın yaylalara taşınmaktadırlar. Nüfus yoğunluğu merkezde toplanmıştır.

İklimi İç Anadolu Bölgesi karakterinde olup, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlıdır. Arayıt Dağları ağaçsız ve çıplaktır. Üst tarafında kayalıklar görülür. Ağaçlardan yoksun olunması, rüzgâr erozyonu yaratmakta, üst toprak yapısı toz halinde uçtuğundan arazi her geçen yıl verimsizleşmektedir. (Önlem alınmadığında çölleşmeye dönüşebilir.)

Kayakent şose ile bucak ve ilçeye bağlanmıştır. Eski Ankara yolu ile Polatlı’ya ulaşım sağlanmaktadır. Var olan dört otobüsten ikisi Eskişehir’e, biri Sivrihisar’a, diğeri de Polatlı’ya günlük sefer yapar. 

Kayakent halkının en önemli gelir kaynakları tahıl üretimi ve hayvancılıktır. Ekime elverişli 30.000 dekar arazi olup, yarı nadas yapılmakta, yarısı ekilebilmektedir. Kuru ziraat yapıldığından verim yüksek değildir.

Köyde 20.000 kadar koyun bulunmaktadır. Büyük baş hayvan sayısı 1500 dolayındadır. Fenni yemle besleme yapılmakta, kırda ot yetersizliği bulunmaktadır. Hayvancılık her yıl gittikçe gerilemektedir.

Eskiden beri yapılarak satışa sunulan halı, kilim dokuma çalışmaları azalmakta ve aile gelirine katkısı olmamaktadır. 1967 yılında açılan halıcılık kursunda 32 genç kız sanatı öğrenmiş, ancak üç kişi ilerletmiştir. Köyde gelir sağlamak, satmak amacıyla dokuma yapılmamakta, yalnız çeyiz için kızlar ve anneleri kilim dokumaktadır. Zor durumda olduğunda aileler kilimlerinden birini satmaktadır. Satılan kilim de genellikle pala olmaktadır.

Köyde dokumacılık alanında işbölümü yapılmaktadır. İp eğiren, ipleri boyayan birkaç kadın köyün tüm ip eğirme ve boyama gereksinimini karşılamaktadır. Dokumayı ise herkes kendi çeyizi için yapmaktadır.

Kırpılma zamanı (mayıs, haziran) gelen koyunlar yörede kırklık ya da hürriyet, Kayakent’te şakşak adıyla anılan makasla kırkılır. Kırkılmadan önce koyunlar yıkanır ve yün iyice temizlenir.

Anadolu Üniversitesi Yay. 2000
Eskişehir’in Halk Bilimsel Değerleri-1
Nesrin Baraz

Yelinüstü Mağarası

Kayakent mahallesinde Sivrihisar Dağlarının güneydoğusunda yer almaktadır. Mağaranın toplam uzunluğu 420 metredir. Mağaranın girişinden itibaren iki bölümden oluşmaktadır. Mağarada eski tarihlerde kullanıldığına dair bazı tarihi kalıntılar bulunmaktadır.

Yelinini Mağarası

Yılanlı Mağarası da denir. Yelinüstü Mağarasının güneyinde yer almaktadır. Mağara 271 metre uzunluğa sahiptir. Yelinini Mağarası güzel damlataşları ile dikkat çekmektedir. Bu mağarada da Yelinüstü Mağarası gibi yerleşim yeri olarak kullanıldığına dair tarihi kalıntılar bulunmaktadır.

YUNAN ZULMÜ

Yunan ordusunun gelirken köprüden geçen 3 fırkası Musalık ve civarında konaklamıştı. Düşman askerleri köye iaşe temini için gelip soygun yaptılar. Bu kıt’alar köyde halkı tazyik ediyorlardı. Hollanda’da eski devirlerden kalmış taşlar arasında bir kitabeye rastlamışlar, «Siz Yunanlı mısınız?» diye sormuşlardı. Köylüler buna karşılık «hayır biz Türküz» demeleri üzerine gazaplanarak köylüleri dövmeye başlamışlardı. Bundan başka, erzak ve silah aramak bahanesi ile evlere girerek hırsızlık ve yağma yapmışlar, bir taraftan da hayvan sürülerini önlerine katarak alıp gitmişlerdir.

Asıl mezalim, ric’atla başlamıştır. Şöyle ki; Köylüler düşmanın kaçarken Kavuncu köprüsü civarında yaptığı mezalimi haber almışlar, çoluk çocuklarıyla beraber Arayit dağına kaçmışlardır.

Yunanlılar, bir fırka tahmin edilen bir kuvvetle köye girerek yağma ve talana başladılar. Bir kısım halkın Arayit dağında olduğunu öğrendikten sonra dağdan toplayıp köye indirmişlerdir. Evvela kadınları erkeklerden ayırıp, erkekleri harman yerinde dövmeye koyuldular. Halktan devamlı olarak para ve yiyecek istiyorlardı, «yok» cevabı alınca da eza ve cefayı arttırıyorlardı. Tam bu sırada Refik oğlu Mehmet Mustafa’nın ve kör oğlu Ali İbrahim’in evlerini yakmaya başladılar. Bunlara haydi gidip evlerinizi kurtarın demeleri üzerine harekete geçen köy eşrafından Tevfik Efendiyi samanlığın bir direğine bağlayarak yanma yığdıkları otu ateşe vermek suretiyle bir taraftan evi, diğer taraftan da kendisini samanlığı ile birlikte yakmışlardır.

Yunanlıların gözleri mal ve para hırsı ile o kadar dönmüştü ki; Hatip oğlu Ahmet’in yeni kazılmış mezarını açıp, «mal sakladınız» diye içini aramışlar, cesedi sürükleyip dışarıya atmışlardır. Eski Muhtar Ali Ağa ve Muhtar Bekir Çavuş, kendilerine zengin köylüleri göstermeleri için feci şekilde dayak atmışlar. Hatip oğlu Mahmut’u parasını tamamen döverek cebir ve tazyik etmişlerdir.

Bunu takiben bütün köylüleri hep birden imha için cehennem gibi bir hazırlığa başlamışlardır. Kadınların etrafını zabitler alır, erkekler harman yerinde muhasara edilir. Bir taraftan da ortaya konulan çarkla kasaturalar bilenir. Diğer taraftan bir samanlık hazırlanır. Samanlık muhafaza altına alınmış, fakat zavallı halk kendini bekleyen feci sona teslimiyetle hazır oldukları bir sırada bir süvari gelerek Türk kuvvetlerinin yakına geldiğini haber verir. Bunun üzerine, hain Yunanlılar, halkı olduğu gibi bırakıp kaçmaya başlarlar. Bununla beraber, köyün 60 hanesini ateşe vermeye ve Kara Yusuf oğlunun karısı Fatma ile Dalyan oğlu Ali Osman anası Fatmayı bir eve kapatarak para için bayıltıncaya kadar dövmeye vakit bulabilmişlerdir.

Bundan başka, cami yağma edilirken ellerine geçirdikleri bir Kur’an-ı Kerim’i yırttıktan sonra, sair yerlerde yaptıkları gibi; yapraklarına pislemişlerdir. Bu olaya bizzat şahit olan Musa Çavuş, bilahare bu yaprakları birer birer yıkayıp toprağa gömmüştür.

Köyün Zayiatı ;
64000 okka arpa ve buğday, 45000 okka ekmek, 6000 okka peynir ve yağ, 3800 okka mercemek, 1300 okka üzüm, 400 okka bal, 4000 koyun ve keçi, 350 öküz, gasp edilmiş, 2000 de arı kovanı söndürülmüştür. Ayrıca çeşitli ev eşyaları ve caminin halıları da götürülmüştür.

***

Ahmet Atmaca – Sivrihisar ve Köylerinde Yunan Mezalimi

Categories: Genel