Katır Kadrosundan Emekli

KATIR KADROSUNDAN EMEKLİ

Bir Katır Hikayesi

Çiftlikte sabah erken başlar. Ellerin horozları daha ikinci ayaklarını yere indirmeden, buradakiler ötmeye başlar. Yüzünü yarım yamalak yıkayan, akşamdan hazırlanan kahvaltı sofrasından ağzına yarım yamalak bir lokma atan, ceketinin bir kolunu giyip ötekini serbest bırakan birçok yarı uykulu insan, gün ortalığı ışıtmadan koşuşturmaya başlar. Çünkü tabiat erken uyanır ve hizmet bekler. Ayrıca Koca kafalı Sadi Bey de düzen ve netice ister. Muhtemelen gece uyumamıştır ve iş yerinde işçilerin gelişini gözlemektedir.

Zaman içinde bu hareketler bir sistem kazanmıştır. Gereğinde güneş doğuşunu geciktirebilir, aksatabilir, fakat işçilerin ve diğer teknik zevatın buna hakları yoktur.

Bütün hengâmenin içinde asıl, görevini hassas bir saatin düzeni içinde yapan bir işçi vardı ki, saat sekizi beş geçe muhasebe servisinin önünden geçer, onun geçişiyle muhasebeci saatini sekizi beş geçeye ayarlardı. Olağandışı hassasiyeti ve ciddiyeti olan bir elemandı bu. İş dağılımının yapıldığı alana herkesten önce varır, üzerine semerini vuracak olan iş arkadaşını, bakıcısını veya sürücüsünü beklerdi.

İri yarı bir katırdı. Çiftlikte kadrolu işçiydi. Senelerdir bu işi yapıyordu. Harika bir araçtı. Giremediği yer yoktu. Çiftlik yönetimi ile arazi arasında hem yük, hem insan taşıması yapıyordu. Sabah saat tam sekizde, yarı açık ahırının kapısını kendisi açar, sadık ve munis adımlarla, tulumbalı yalağa varır, suyunu içer, kendisini semerlemek için bekleyen iş arkadaşının yanına giderdi. Arkadaşı onun semerini sırtına koyarken okşayıcı bir-iki laf eder, onu dinler, mutlu olur, sonra birlikte o günkü hizmetlere yardımcı olurdu. Biçme ekibine gidecek yedek parça, yemek, ulaştırılacak bir haber, uzak köşelerde çalışan işçilere yollanacak tohum onun sırtında oralara gider, oralardan boş döndürülmezdi. Son derece ciddi bir iş anlayışı vardı. Mesai sırasında kendisine verilen elma eşeğini kabul etmez, olur” olmaz yerde çişini yapmazdı.

Kuşluk vakti herkes, evinden getirdiği kuru-yavan azığını açar, bir gölgeye kendini atarken, iş arkadaşları tarafından çok sevilen bu elemanın başına torbası takılırdı. Torbanın içinde samanların üzerine sadece bir avuç dolusu serpilmiş arpa, ona harika bir öğle yemeği olurdu.

Çiftlikte servis işlerinde çalıştırılan birçok hayvan vardı. Fakat bunun yeri başkaydı. Bir sirk terbiyesi almış gibiydi. Veya şehirde, konaklarda çalışmış, oraların terbiyesini ve disiplinini almış yetenekli bir hizmetçi kız gibiydi. Hareketleri acemice değildi. Rahat talimat alıyordu. Bu sebeple de asla dayak yemiyordu. Dayak ne kelime, fiske vurulmuyordu. Hatta sert veya kötü bir söz söylenemiyordu. Onu söyleyecek olan, onun anladığını düşünüp, arkadaşına söyleyemediğini ona da söyleyemiyordu, işçilerden, yan şaka, yarı ciddi, saygı ve anlayış görüyordu.

Akşam mesaisinin bittiğini, çiftlik çavuşu onun hareketinden anlıyordu. Hayvan, alışılmış hareketleriyle saatin altı olduğunu veya mesainin bittiğini, işi bırakmak ve hava kararmadan dönmek gerektiğini hareketleriyle anlatıyordu. Yan hakemlere veya zaman hakemine bakan orta hakemi gibi düdüğünü çalıyordu.

Meydana tekrar gelindiğinde duruyor, semerinin sırtından alınmasını bekliyordu. Sonra kendiliğinden yalağa gidiyor, suyunu içtikten sonra, yine yarı aralık duran kapısını açıyor, ahırına giriyordu. Son derece düzgün çalışan bir elemandı.

Bir gün çavuşlardan biri onun yasal süresini doldurduğunu, müdür Sadi Bey’e söyledi. Kocakafalı Sadi Bey, bu sadık hayvan için bir tören yapılmasını ve emekliliğe böylece ayrılmasını emretti. Önce onun şaka yaptığını sandılar. O, ciddi söylüyordu. Bir merasim düzenlendi, idarenin önüne memurlar çıkmalı ve bu güzel arkadaşlarına veda etmeliydiler. O gün yine, her zaman olduğu gibi tam sekizde ahırından çıktı. Yalağa gitti. Saat sekizi tam beş geçe işe başlayacağı noktaya gidip durdu.

Her zaman sırtına semerini vuran bu defa öyle yapmadı. Onu yularından tutup dairenin önünde toplanan ve gülüşerek bekleşen kalabalığın önüne getirdi. Kocakafalı Sadi Bey ona yaklaştı. Yuları eline aldı, millete döndü ve etkili bir nutuk verdi: “Çoğunuzdan daha çalışkan, tertipli, üretici, disiplinli bir arkadaşınızı bugün itibariyle emekliliğe sevkediyoruz. O, hepinizden ziyade bunu hak etmiştir. Şimdi onu alkışlamanızı istiyorum. Bu arkadaşımız bundan sonra da bizimle yaşayacak. Allah ona uzun ömürler versin. Fakat bugünden itibaren çalışmayacaktır, ona yine yemini, arpasını vereceğiz. Kimse ona sakın yük falan vururuz diye düşünmesin. Alimallah, yükü onun sırtından alır, o yükü vuranın sırtına yüklerim. Emeğe saygı gösterelim arkadaşlar! Bu arkadaşımız dinlenmeyi hak etmiştir.”

Millet el çırptı. Islık çalan da oldu. Katır bundan bir şey anlamadı. Fakat yuları bırakılınca tekrar semerinin bulunduğu yere gitti ve beklemeye başladı. Semerini vuran kişi millet tekrar odalarına gidince onu alıp ceviz ağacının bulunduğu yerdeki çimenliğe götürdü, yularının ucuna bağlı demir kazığı yere çaktı ve onu orada bırakıp işine gitti. Katır, olan-bitene bir mana veremiyordu. Bir süre sakin kaldı. Fakat eğilip bir tutam ot yemedi. Başını kaldırıp yumuşak çayıra çakılmış zayıf kazığı çıkardı ve ipini sürüye sürüye semerini yükleneceği yere gitti.

Onu bir türlü emekliliğe alıştıramadılar. O, her sabah çiftlikte mesaiye koştu ve bekledi. Öğle saatlerini bekledi. Yatmak için altıları-yedileri bekledi. Onun için değişen bir şey yoktu. Sadece “iş elbisesini” giymiyordu ve yük taşımıyordu. Hepsi o kadar…

Katır kadrosundan emekli olduğunu ona ölünceye kadar anlatamadılar.

ESKİŞEHİR ŞEHRENGİZİ
Kamil UĞURLU ve Zakir ENÇEVİK
Çizgi Kitabevi Yay. – 2011

Categories: Şehrengiz