Eskişehirlilerin Hamam Geleneği

ESKİŞEHİRLİLERİN HAMAM GELENEĞİ

eskisehir-hamamEskişehir bir su kentidir. Üstelik kentin tam ortasından sıcak sular çıkar. Çok değil birkaç yıl öncesine kadar, çarşı içinde her köşe başında çakılı olan tulumbalardan sıcak sular akardı.

Antik Çağ’dan günümüze dek Eskişehir’de hamamlar hep önemli olmuştur. Bizans döneminde Eskişehir, Bizans İmparatorlarının ve ailelerinin dinlenme merkeziydi. Matrakçı Nasuh’un Eskişehir minyatüründe hamamlar hemen göze çarpar. Birçok gezgin ve yazar Eskişehir’in hamamlarından söz eder. Evliya çelebi, Seyahatnamesinde Eskişehir hamamlarından şöyle söz eder: “Eskişehir ılıcaları, şehrin dışarısında, kuzeyinde bağ ve bahçeler içinde kagir kubbeli latif bir hamamdır ki ona on büyüklükte olan havuzu sıcak su ile doludur. Suyu gayet sıcak olduğundan, soğuk su katılınca ılık olur. Çok faydalıdır. Parmakta yüzük cinsinden halis gümüşten yapılmış şeyler bulunursa sapsarı yapar… Uyuz ve cüzzam hastalıklarına faydalıdır.”

Sıcak suların bu denli önemli olduğu bir şehirde kuşkusuz oluşmuş bir hamam folkloru da vardır. Eskişehir’in yerli ahalisi için hamamlar yalnızca bir temizlenme ve yıkanma mekanı değildir. Hamamların sosyal bir boyutu da vardır. Şehir merkezinde yer alan çok sayıda hamamda eş, dost, komşu ve akraba hanımlar, kına, düğün, kırk uçurma ve benzeri sebeplerle bir araya gelirler. Zaman zaman müstakbel gelinler bu hamamlarda görülür ve beğenilir. Hamamlar kadınların dinlendikleri, eğlendikleri, sosyalleştikleri yerlere dönüşür.

Eski önemini kaybetmiş olsa da yirmi yıl öncesine kadar hamama gitmek bir törene dönüşürdü. Hamam için günler öncesinden hazırlıklar başlar, ipekli haham bohçalarına havlu takımları, gümüş tas, gümüş kakmalı fildişi taraklar, sedef ve gümüş kakmalı nalınlar, güzel kokulu sabunlar konurdu. Hamamın soyunma bölümünde kerevetlerin üzerine, “su bezi” adı verilen yaygılar hazırlanırdı. Evlerde yemekler hazırlanır, eğer evde temizlik yapılıp hamama gelinmişse evin erkekleri, hamama çarşı fırınında pişirilmiş güveç gönderirlerdi. Hamama girerken fıta veya futa adı verilen ipekten yapılmış peştamallara sarındırdı.

Eğer gidilen düğün hamamı ise, düğün evi bir hamamı kiralardı. Hamama sadece düğün evi tarafından çağrılanlar giderdi. Hamam takımlarının en pahalısı böyle günlerde ortaya çıkartılırdı. O gün hamama giderken en gösterişli giysiler giyilirdi. Kadınlar tüm takılarını takardı. Hamam giren ve hamamdan çıkan konuklara düğün sahibi yiyecekler, içecekler ikram ederdi. Gelin de en gösterişli peştamalıyla hamama girer, yaşlıların ellerini öper, yaşıtlarıyla kucaklaşır, bekar olanlara “darısı senin de başına” temennisinde bulunurdu. Gelin ve genç kızlar kuma başında türküler, şarkılar söyleyip eğlenirlerdi.

Hamama fayton (payton) veya landon adı verilen arabayla gidilirdi. Araba ya hamam önünde bekler veya belli bir zaman sonra yıkanan kadınları almaya gelirdi.

Gelin hamamı dışında bir de loğusa hamamı geleneği vardı. Doğumun kırkıncı gününü takiben doğum yapan kadın, yeni doğmuş çocuk ve akrabalar hamama götürülürdü. Lohusa hamamında, cıngıl adı verilen bir ipe dizili anahtar, kilit, delik para gibi nesneler son yıkanma suyunun içine konur ve nazara karşı koruması için anne ve bebeğin başından aşağı dökülürdü. Bir kadının doğumu zor geçerse veya zor doğum yapacağına inanılırsa ebeler, bu kadınların hamama gitmelerini ve sıcak su havuzu içinde oturmalarını söylerlerdi.

Hamam gelenekleri Eskişehir kültür tarihinde önemli izler bırakmıştır. Özellikle gurbette yaşayan Eskişehirlilerin her zaman hamamları aradıklarını belirten bir de söz vardır: “Eskişehir kızı anam der ağlar, hamam der ağlar…”

eskisehirli-ve-hamamEskişehir Hamamları Hakkında

İnsanoğlunun temel yaşam kaynaklarından olan su Türk ve Dünya kültürlerinde kutsal sayılan, kendisine büyük önem atfedilen tabiatın önemli bir parçasıdır. Arapça’da ısıtmak, sıcak olmak anlamındaki hamm (hamem) kökünden türeyen hamam kelimesinin sözlük anlamı ısıtılan yer olup, yıkanma yeri manasında kullanılır. Tarih boyunca hem temizlenmek hem de hastalıklarına şifa arayanlar için hamam ve ılıcalar vazgeçilmez bir merkez görevi üstlenmiştir. Bu günkü Pakistan’da M.Ö. 2500-1500 yıllarına tarihlenen Mohenjo-Daro meydanında hamamlar olduğu ortaya çıkmıştır. Eski Mezopotamya’da Asur hükümdarlarına ait bir yıkanma tesisi bulunmuştur. Bunlar en eski hamam buluntuları olup yıkanma geleneğinin çok köklü olduğunu ve hemen hemen her medeniyette karşımıza çıktığını gösterir.

Klasik devirde Yunanlıların deniz ve dere kıyılarında yüzme sporu için özel tesisleri, temizlik için de büyük halk hamamları vardı. Eski Yunan’ın hamam binaları hakkında tek fikir veren Assas Hamamı harabeleridir. Eski Türkler sıcak ve ılık su kaynağı bulunmayan yerlerde sıcak dam adlı hamamlar yaptılar. Uygurların ise buhar banyoları vardı. Bir kurum yapısı olarak hamam İslam uygarlıklarında yeniden önem kazandı ve en iyi örnekleri Anadolu Selçukluları ve daha sonra Osmanlılar tarafından ortaya konuldu.

Yıkanma ihtiyacının karşılanmasının yanında yer altından çıkan ve genellikle sıcak ya da ılık seviyede olan sular şifalı ise bu yerlere ılıca denilmiştir. Ilıcalar hastalıklarına iyi geleceğini düşünenler tarafından da uğranılan yerlerdir. Aslında tüm kaplıcalar açılma tektoniği ile canlılığını koruyan ve kendini zaman zaman depremlerle gösteren faylar üzerinde yer almaktadır.

Hamam geleneği Türklerde oldukça eski dönemlere dayanmakla birlikte kadınlar ve erkekler için ayrı hamamlar yapılmıştır. Erkek hamamı, erkekler için ayrılmış özel hamamlardır. Erkekler genellikle kuşluk vakti hamama gittiğinden bu hamamlara kuşluk hamamı da denilir. Temizlenmek için gidilen hamama erkekler ayrıca düğünden önceki Perşembe günü “damat-güveyi hamamı” (güveyi çimme günü) olarak da giderler. Bugünde damat yakını erkekler sabahtan hamama gider, damat evi konuklara yiyecek içecek ikramında bulunulur, sonra da damadın evine geçilir. Bir diğer erkek hamamı ise “asker hamamı”dır. Bu hamamı askere gidecek olanın annesi düzenler, erkeğin yakınları toplanır ve askere gidene “su gibi gidip gelsin” dileğinde bulunulur. Osmanlı döneminde yangın söndürmekle görevli olan tulumbacılar yangını söndürmelerinin ardından hamama giderler ve hamamcı onlardan para almadan yıkanmalarını sağlardı

Kadınlar için ayrılan hamam ise kadınların temizlenip, güzelleştikleri bir yer olmasının haricinde eş-dost-arkadaşlarıyla görüşüp konuştukları da bir mekan özelliği göstermiştir. Hanımlar, Osmanlı döneminde yıkanmanın haricinde oğullarına kız arayan annelerin de uğrak yerlerinden olmuştur. Kadınlar için bir hamam geleneği olan “gelin hamamı” gelin olacak kızın düğünden önce hazırlanıp eğlendiği, hem kız hem erkek tarafının hanımlarının çağrıldığı bir hamamdır. Gelin hamamın soğukluğunda konuklarını karşılar ve daha sonra konuklara yiyecek-içecek ikramında bulunulur. Bir diğer hamam geleneği ise bebeği olan kadının doğumdan kırk gün sonra yakınlarıyla birlikte gittiği hamamdır ve buna kırk hamamı denir. Kalabalık bir davetli grubunun eşliğinde gidilen bu hamamda bebeği doğurtan ebe, bebeği ve anneyi yıkadıktan sonra, annenin belini genişçe bir kuşakla sararak, elini kırk defa içine batırarak kırkladığı bir tas suyu lohusanın başından aşağı dökerdi. Vücuduna bir tas içindeki ördek yumurtası sürülürdü

Eski çağlardan beri sıcak sularıyla ünlü Eskişehir’de hamamlar Padişah II. Mahmut tarafından vakfedilmişti. Bu hamamlar halka hayrat olarak terk edilmiş, kadınlara ücretsiz, erkeklere mahsus hamamın ise kiralayanlar tarafından bu hamamların tamir edilmesi karşılığında küçük bir ücretle işletilmelerine izin verilmiştir. İnönü’nün batısından Beylikahır’ın doğusuna kadar uzanan büyük bir fay çizgisi üzerinde sıcak ve soğuk su kaynakları dizilmiştir. Türk Hava Kurumunun uçuş alanı içinde 25 derece sıcaklıkta bol sulu bir kaynak aynı çizgi üzerinde İnönü’nün doğusunda ikinci bir ılıca vardır. Bu kaplıcaların su sıcaklığı 25-55 derece arasında değişiklik gösterir.

Eskişehir’deki sıcak suların üstünde yağımsı bir madde bulunduğunu ve halkın bunu toplayarak ilaç olarak kullandığı anlatılmaktadır. Şehir merkezindeki hamamlara gelince Erler Kaplıcası, merkezde Çarşı semtinde bulunur ve halen işlemektedir. Bu kaplıcanın Bizanslılar zamanında yapıldığı tahmin edilmekte ve bu kaplıca için o dönemlere dayanan bir efsane dillendirilmektedir. Buna göre; Bizans kralının tek kızı bir cilt hastalığına yakalanır ve ne tedavi uygulandıysa bu rahatsızlığından kurtulamamıştır. En sonunda hekimbaşının tavsiyesi ile Eskişehir’deki bu kaplıcada bir-iki ay süren bir tedavi tatbik olunur ve sonunda kız, hastalığı atlatır. Kral, kızının isteği üzerine buraya çok görkemli bir kaplıca yaptırır. Bu kaplıcanın yapım masrafları kral kızının bir çift küpesinin teki ile karşılanır ve küpenin diğer teki de kaplıcanın ileride meydana gelecek masraflarına harcanmak için kaplıca direklerinden birinin altına gizlenmiştir.

Eskişehir’de birçok hamam bulunur ancak; Asri Hamam (Evkaf Hamamı – Yenice Hamamı – Yeni Kaplıca), Asker Hamamı (Has Hamamı), Şengilcik (Bahçeli Şengül), Alçak Hamam Eskişehir’in en eski hamamlarıdır. Erkekler Hamamı Bizans hamamıdır. Şengilcik diye bilinen ve sadece kadınlar için olan bu hamamın hemen hemen yüz senelik bir hamam olduğu söylenmektedir. Alçık hamamı Şengilcik Hamamı’nın yanında bulunur ve bu hamam alçak manasında alçık adıyla bilinir ve de yaklaşık 115 yıllıktır. Han hamamı yapımı bilinmemekle Hüsrev paşa vakfı tarafına ait 1630 tarihli vakfiye bulun-muştur. Hara hamamı II. Mahmut zamanında harayla birlikte inşa edilmiştir. 1815. Belediye Hamamı Mihalıççık 1969, Seyitgazi Külliyesinde yer alan Selçuk Hamamı 1511 yılında II. Beyazıt döneminde ya-pıldığı bilinmektedir. Şeyh Sücaaddin Külliyesi, Arslanbey Köyünde 1515 senesinde Sultan Beyazıt’ın oğlu Sultan Selim’in saltanatı zamanında yapılmıştır. Sivrihisar Gavur hamamı, vakfiyesi yoktur fakat kapısında 1867 yılına ait olduğu yazmaktadır. Seyidiler hamamı Seyit Nurettin Karaca’nın Seyide Nuriye Tarafından yaptırıldığı bilinip 15.yüzyıla tarihlenir.

Eskişehir’de bulunan kaplıcalar çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Bunlardan Günyüzü Çardak (Hamamkarahisar) Kaplıcası, Kızılinler Kaplıcası, Merkez Hasırca Kaplıcası, Mihalgazi (Gümele) Sakarı ılıca Kaplıcası, Mihalıççık Yarıkçı Kaplıcası, Çifteler İhsaniye Ilıcası, Seyitgazi Alpagos Ilıcası romatizma, kalp-damar ve dolaşım bozukluklarına, sinir rahatsızlıklarına, deri ve kadın hastalıklarına iyi gelen kaplıcalardır. Merkez Aşağı ve Yukarı Ilıca, Sivrihisar Kaplıcası ise ağrılı hastalıkların tedavisinde etkilidir. Alpu Uyuzhamam Kaplıcası suyundan ve çamurundan deri hastalıklarının tedavisinde yararlanılır.

***

Hamamlarıyla ünlü Eskişehir’e hamam müzesi kuruluyor. 2017 yılında yapılacak müzede kentin hamamlara dair tarihi sergilenecek.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Odunpazarı bölgesine yeni bir müze kazandırıyor. 2017 yatırım programında yer alan müzenin projesi hazırlanacak. Onay sürecinden sonra ihaleye çıkacak olan projede, Eskişehir’in hamamlara ait kültürünün yer aldığı motifler sergilenecek. Müzede geleneksel hamam gereçlerinin yanı sıra, tellak kostümlü heykeller ve kesecilerin de yer alması bekleniyor.

Müzede ayrıca, tiyatro gösterileri, konferanslar ve sergiler ile hamam geleneği tanıtılacak. Gelecek kuşaklara hamam kültüründeki değişimlerin aktarılmaya çalışılacağı müzede teknolojiden de faydalanılarak “kiokslar” kanalıyla slayt gösterileri, resimler ve videolar gösteriye sunulması bekleniyor. Projenin 2017 yılında hayata geçmesi planlanıyor. -16 Kasım 2016-


Kaynaklar: 81 İLDE KÜLTÜR ve ŞEHİR ESKİŞEHİR VALİLİĞİ YAY. – 2014
Eski bir Şehrin Hikayesi – Doç. Dr. Zafer KOYLU Ağustos 2015 ESKİŞEHİR ISBN: 978-605-137-496-3
Rifat Bozkurt, “Eskişehir Kaplıcalarının Jeolojik ve Kimyasal Özellikleri”,
Eskişehir Kaplıca Turizmi Semineri, Eskişehir: işcan Güzel Sanatlar Ofisi Yayını, 1999
Emine Bilirgen, Feza Çakmut, Selma Delibaş, Deniz Esemenli, Ömür Turfan, Hamam,Osmanlı’da Yıkanma Geleneği ve Berberlik Zanaatı, İstanbul: Korpus Yayıncılık, 2009
Kadriye Türkan, “Türk Masallarında Mimari: Hamam ve İşlevleri”, Milli Folklor Dergisi, 2009
“Hamam”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ans. c. XV, İstanbul: Türk Diyanet Vakfı Yayınları, 1997
Dilek Türkyılmaz, Türk Kültüründe Hamam Geleneği ve Eskişehir Hamamları, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Halk Bilimi, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara: 2001
“Hamam”, Ana-britannica Ansiklopedisi, c. XIV, İstanbul: Ana Yayıncılık, 1994
İsmail Sarar, “Termal Turizmi ve Eskişehir’in Termal Turizmdeki Yeri”,
Eskişehir Kaplıca Turizmi Semineri, Eskişehir: İşcan Güzel Sanatlar Ofisi Yayını, 1999
Erol Altınsapan, Eskişehir Hamamları, Eskişehir: Eskişehir Valiliği Yayınları, 2011
Gürcan Banger, Eskişehir’in Şifalı Sıcak Su Zenginliği, Eskişehir: E.T.O. Yay. 2002

Ergün VEREN

“Eskişehir hamamları kudrettendir.” der yaşlılar.. Hamamlarının külhanlı değil, termal olduğunu anlatır bu söz. Hamam, Eskişehir’de olduğu kadar başka hiçbir yerde bu kadar özdeşleşmemiştir insanla. Günlük hayatın vazgeçilmezi, kültürün parçası hatta hayatın ritmi olmamıştır. Bu şehirde yaşayanların sıcak su tutkusu, “Eskişehir’in kızı anam der ağlar, hamam der ağlar” deyişiyle yer etmiştir dillere, gönüllere…

1970li yılların sonlarına doğru Eskişehir’de toplu konut yaşamının artmaya başlaması yıkanma ihtiyacını karşılama bu konutlarda daha modern hale dönüşmüş, hamamlar da o tarihe kadar olan işlevi ve önemini bir anda kaybetmeyle karşı karşıya kalmıştır. Ancak belli bir süre sonra evlerdeki banyoların hamam tadını vermediğinin anlaşılmasıyla tekrar kendine çekmiştir Eskişehirliyi…

Bugün yaşı 45 dolaylarında olan her Eskişehirli erkek, hamamcı teyzelerin (!).. Hanın hanım! Artık babasını da getir istersen.” serzenişine annesinin ya da ninesinin; “Teyzesi, küçük o daha, bakma boyunun büyüdüğüne…” şeklindeki savunmalarına tanık olmuşlardır.

Erkek çocuklar İlkokula başlayıncaya kadar annesinin ayrılmaz parçasıydı o tarihlerde. Eğer boyu kısa ise bu ikinci hatta üçüncü sınıfa kadar devam ederdi. Evlerde şimdiki gibi ısınma ve banyo sistemi yoktu. Sobayla evlerin ancak bir veya İki odası ısıtılırdı. Kışın sobada kaynatılan sularda ve sıcak odalarda büyük galvanizli saçtan yapılmış leğenlerde yıkanılırdı.

Yazın ise durum biraz daha iyiydi. Ocaklarda ısıtılan suyla evin banyoluğunda paklanılırdı. Ertesi gün okula ve işe gidileceği için haftada bir defa pazar günleri kurulurdu yıkanma düzeni. Evin kadım için çileydi yıkama işi: çocukları yıka arkasından kayınvalideyi yıka derken kendine sıra gelmezdi zaten. Bu eziyete rağmen istenildiği gibi de temizlenilmezdi.

En iyisi hamama gitmek doya doya su dökünüp yıkanmaktı. Eşe dosta rastlanılırdı, yolda ya da hamamda. Hem gezinti, hem temizlik hem de iletişim imkânı sağlardı hamam ve hamama gitmek. Kadınlar hamama giderken yolda rastladıkları tanıdık kadınlar tarafından “hayırlı komşu versin, Allah” temennileriyle uğurlanılırdı. Sebebi çok basitti; hamam, kadın ve kavga… Kadınlar hamamının vazgeçilmeziydi. Ancak bazı mahallelerin kadınları bu konuda daha cengâver olduklarından onlara karşı dikkatli olunurdu. Bunlar bakışlarından, tavırlarından ve şivelerinden tanınırlardı. Hamam kavgalarının silahları ise; bakır tas, takunya ya da peştamala sarılı sabun kalıplarıydı. Kavga sebepleri ise, su sıçratmak, çocuk tartışması, paylaşılamayan kurnalar ya da gusül abdesti alınırken diğerinin örtmesi gereken yerlerini örtmemesi olurdu.

Çocuklar hamama girerken ya anadan doğma olur ya da don giydirilirlerdi. Kadınlar ise sadece belli yerlerini kapatırlardı. Bu da oğullarına, yeğenlerine ya da komşularına gelin arayanların işini kolaylaştırırdı. Fiziki durum baştan aşağı böylece kolaylıkla incelenebilir, sonra usulden sohbet açıp konuşması dinlenilir, “sırta kese sürme” isteği bahanesiyle de elinin işe yakışıp yakışmadığı anlaşılmış olurdu. Bebek kırklamalar ile gelin hamamları ayrı birer gelenek ve keyifti. Giderken hazırlanan sarmalar, dolmalar, börekler ise piknik havası katardı hamama. Ramazan aylarında iftara yakın gidilir, oruçlar hamamda açılır sonra rahat rahat paklanılırdı.

Kadınlar genellikle kendileri yıkanırlar, “sırta kese sürme” kurna komşularıyla imece usulü yapılırdı. Ekonomik durumu biraz daha iyi olanlar ya da tanınmış ailelerin kadınları özel banyo tutarlar ve natıra teslim ederlerdi kendilerini.

Şehir efsaneleri gibi hamam efsaneleri de anlatılırdı. Haftanm belli günleri erkekler ile kadınlara dönüşümle hizmet veren hamamlarda “hamile kalmış genç kız ya da dul kadın” efsaneleriydi bunlar. Bu hamamlara annelerinin koltuğunun altında giden ve “daha küçük teyzesi” sözleri ile savunulan o erkek çocuklar (!) yülar geçip de evlenecekleri çağa geldiklerinde, eşinin götürüldüğü gelin hamamlarmı, eşlerine tarif ederlerdi. Hem de hamamın tüm ayrıntılarını…

O zamanlarda kadınlar hamamı, erkek çocuklar için karşı cinsi çıplak gördüğü, incelediği ve öğrendiği doğal anatomi laboratuarı görevi görürlerdi. “Hamamcı teyze” tarafından kovulmak erkek çocuğun büyümeye başladığının işaretiydi. Bu andan sonra artık babası, dedesi ya da büyük ağabeyleriyle erkekler hamamına götürülmeye başlanırdı. Eski zamanlarda sabah namazından önce paltosu ya da ceketi omzunda asılı olarak koşar adımlarla önüne bakarak yürüyen erkeklere selam verilmemesi gerektiği anlatılır, bu hareketleriyle kişiler, “benim gusül abdestim yok, Allah’ın selamım alamam” mesajı verdikleri söylenirdi. Yine hamamda selâmlaşılmaz, sıhhatler olsun demekle yetinilirdi. Bu da dini inancın yansımasıydı. Erkekler hamamına peştamallı girilirdi, bu hem dini bir uygulama hem de toplumsal terbiyenin gereğiydi. Boş kurna bulunur ya da birinin yanına İlişilir ve yıkanılırdı. Erkekler, kadınlar kadar uzun süre kalmazlardı hamamda… Yıkanılır, abdest tazelenir ve çıkılırdı. Tellağa kendini yıkatacaklar bir süre terlemek için bekler ve vücutlarma ıhk su dökerlerdi. Hamama girer girmez havuza giren ya da sıcak su dökünenin acemi ve yabancı bir müşteri olduğu hemen anlaşılırdı. Çünkü sıcak su kiri vücuda yapıştırır ve keseyle çıkmasma engel olurdu.

El şakası, kurna kavgası, imece usulü “sırta kese sürme” uygulaması erkekler hamammda olmazdı. Orta yaşa yakınlar hemen yıkanıp çıkarken, yaşlılar biraz zaman geçirmek biraz da kas ve kemik ağrılarına şifa olacağı inancıyla daha uzun süre kalırlardı hamamda ve akan suyun altında otururlardı.

Hamam havuzları yüzme eğitiminin ilk basamağıydı erkek çocuklar için… Havuzlar 8-10 kulaçlık ve çok sıcak da olsa, içinde çırpma çırpına oyalardı erkek çocukları… Su sıçrattıkları için çevredeki yaşlı amcalardan azarlanmayı göze alarak… Gençlerin ise, gövde gösterisi yaptığı yer olurdu hamam havuzları. Suya yüksekten atlamak, suyun altında uzun süre durmak gibi…

Damat hamamları olsa da, bunlar patırtısız ve sakin yapüır, çoğu zaman kimse anlamazdı büe. Erkek hamamlarında kimse kızma, yeğenine ya da komşusuna “damat” aramazdı ve kapılarında peştamal asılı olmazdı. Çünkü kapıdaki asık peştamal hamamın o gün “kadınlara mahsus” olduğunun işaretiydi. Erkek hamamlarında “hamam oğlan” efsaneleri anlatılsa da gören ya da muhatap olana rastlanmazdı.

Hamamdan çıkıp da havlulara sarılmış halde dinlenirken gazoz içmek çocukların vazgeçilmeziydi. Havluya sardı halde bir süre dinlenilip terlenümeden, alelacele giyinilerek çıküdığında sokakta buram buran ter dökülürdü. Yaz aylarında pek sorun olmazdı da, kış mevsiminde Eskişehir ayazmda zatüreye davet olurdu bu. Hamam parası, keseci hakkı, gazoz açtırması, dolapçı bahşişi, ayakkabıcı harçlığı derken erkek hamamları, kadın hamamlarına göre daha masraflı olurdu. Ama keyfin bedeli olmazdı cebi paralılar için…

Hamama çok tok girümediği için, çikmca acıkümış olunur ve köftecinin yolu tutulurdu. Yamnda şırası ve kızarmış ekmeğiyle…

Hamam temennileri; “Sıhhatler olsun”, “Sağlık suların olsun” ve “Güle güle kirlen” olurdu…

“Hamamcı teyze” tarafından kovulan erkek çocukları büyüdüklerinde, Eskişehir dışında Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki hamamlara gitseler de, Eskişehir hamamlarının yerini tutmadığım anlarlardı.

Diğer yerlerdeki hamamlarda rahatsız edici iki uygulama görürlerdi. Biri tellakların, dolapçının, ayakkabıcının “arsızca” bahşiş isteyişi, diğeri de tellakların yıkama yöntemleriydi. Eskişehir hamamlarında arsızlık olmazdı, herkes hakkına razı ve alçak gönüllüydü. Hamamdan çıkan müşteri huzurlu ve dingin olurdu. Tellakları da, diğer yerlerin hamamlardaki gibi müşteriyi yüzüstü ya da sırtüstü yatırmaz, peştamalı çıkarttırıp avret yerlerini örtmek suretiyle keseleyip sabunlamazdı, çünkü bu durum müşteriyi savunmasız ve huzursuz ederdi. Tam tersi müşteriyi oturduğu yerde, örselemeden güven verici ve rahatsız etmeyecek şeküde temizlerdi.

Bugün artık kadın hamamlarında erkek çocukların görülmediği, “hamamcı teyze” ile “anne” diyaloglarına rastlanılmadığı, cengaver mahalle kadınlarının olmadığı, gelin hamamlarının, bebek kırklamalarının pek yapılmadığı anlatılıyor. Erkek hamamlarında ise, “eski tas eski hamam”

Categories: 26