Eskişehir’in Çınarları

GEÇMİŞ ÜNLÜLER

Her şehrin, adı konmuş olsun veya olmasın, nefes aldığı, alabildiği mekanları vardır. Bazen şehrin ortasında, bazen kıyısındadır bu ağaçlı yol, bu meydan veya bu bedesten, arasta. Mutlaka vardır, onsuz bir şehir olamaz. Adı konsun veya konmasın bu bulvarın adı, şehirlinin kalbinde “Şükran Bulvarı”dır.

Çevreye dal budak salan ulu ağaçlar insanlara güvenli bir serinlik sunar, insanlarla onlar arasındaki alışveriş hiçbir şeye benzemez, harikadır. Kelimesiz konuşurlar, dertleşirler, halleşirler. Gönüllerinden geçenleri bilirler, sözsüz iltifatla-dırlar, rahatlarlar, bazen kendilerini hüzünlü hissederler.

Eskişehir’in bu bulvarında çevreye gölge sunan ulu çınarları vardır. Ülke tarihinde yerini almış azizlerin hepsi, bu gerçekten eski şehrin başka bir yönünü aydınlatmıştır.

Odunpazarı’nın mütevazi meydanına küçücük bir pencereden bakan Şeyh Şehabettin Sühreverdi bu çınarların belki de en yaşlısıydı. O da bir yerlerden gelip yükünü Eskişehir’e yıkanlardandı ve bir kandildi, yağı bitmeyen ve geleceği ve geçmişi aydınlatan bir ulu kandildi.

Fahrettin Kerim Gökay, bir dönem ülke kaderinde önemli vazifeler almış bir Eskişehir’liydi. Ailesi 93 Harbi’nde Dobruca’dan Anadolu’ya gelmiş ve burayı mesken tutmuşlardandı. Babası Abdülkerim Efendi, Kırım’ın Kerç Kasabasının, kendi halinde bir Tatar Türküydü. Eskişehir’e göçtükten sonra evlenmiş ve yedi çocuğu olmuştu. Bunların ilki Fahrettin idi ve yaman bir çocuktu ve yıl 1900’dü. Sınıfları nerdeyse atlayarak geçti, Kur’an okumasını öğrendi, bir yandan hafızlığa çalıştı, hocalarının gözdesiydi. Küçücük boyu ve davranışlarındaki tabiilik sebebiyle onu sevmeyen yoktu. Müthiş bir başarı gösterdi, İstanbul’da “Dersaadet Dar’ül Fünun”u bitirdi. “Emraz-ı Akliye ve Asabiye Mütehassısı” oldu. Ünlü Mazhar Osman’a asistanlık etti. Bakırköy’deki Akıl Hastanesi’ni hocası Mazhar Osman’la kurarken, kısa boyu ve durmadan devinen karakteriyle yine en sevilenlerdendi. 42 yaşında Ordinaryüs Profesör ünvanını aldı ki, bu o dönemler için ulaşılması zor bir menzildi.

Yeşilay’ı o kurdu. O sıralar bu derneğin adı Hilâl-i Ahdar Cemiyetiy’di. Yıl 1923 ’tü ve o, “Konuşma yetisi bilimsel kimliğine dayanmış en ünlü kişi” idi. Politikaya girdi. Burada da başardı oldu bu çalışkan Tataroğlu. Hem vali, hem belediye başkanı oldu. Yönettiği il, dünyanın göz bebeği bir şehirdi, İstanbul’du. Yeşilaycıvdı ya, kısa boylu ve şişmancaydı ya, işbu sebeple, Tekel’in piyasaya o zamanlar çıkardığı tombul yeni rakı şişesine “Fahrettinkerim” dedi İstanbul’un akşamcıları. Ünü her tarafı yayıldı. Şehrin asayişinden sorumlu olduğu için, o zamanlar denilirdi ki: bu küçük vali, etrafı huzursuz eden, serkeşlik edenleri korkutmak, vazgeçirmek, caydırmak için onların bellerinden su aldırırmış. Söylenti buydu. Belinden su alınan sarhoş, bir ay belini doğrultamazmış. Halk böyle söyler, buna inanırdı. Vebali rahmetlinin boynuna, biz de inanırdık.

Bu olağanüstü Eskişehirlinin bunca yoğun yaşadığı hayata rağmen, 200’den fazla büyüklü küçüklü eseri vardı. Evlendi, ama çocuğu olmadı. Gülümseten hatıraları ve eserleriyle daha çok konuşulacaktır. 1987’de vefat etti.

* * *

Üniversite eğitimine önemli bir boyut kazandıran Anadolu Üniversitesini kuran Orhan Oğuz hoca, aziz bir hemşehrisiydi Eskişehir’in. O da büyük çınarlardan biriydi. O da politikayı denedi ve başarılı oldu. Vasıflı bir kişilikti.

Bayrağı Orhan hocadan devralıp yere düşürmeyen isimlerin önemlilerinden birisi de Yılmaz Büyükerşen’di. Şu anda Eskişehir Türkiye’ye örnek olabilecek bir “öğrenci şehri”dir ve bunu Yılmaz Hoca’ya borçludur. Şu anda Belediyede de aynı başarıyı sürdürmektedir.

Eskişehir’liler politikada, özellikle maliye şubesinde başarılı oldular. Şehrin “Maliye Bulvarı ”nı ihya eden önemli çınarların başında Haşan Polatkan gelir. Rahmetli Menderes’in has adamlarının başında gelen bu yetkin Tataroğlu da politikada çok başarılı oldu. Maliye Bakanı oldu ve döneminde maliye, kurum kimliği kazandı. Sonra yanlış değerlendirmeler sonucu, bütün Eskişehirlileri yaralayan bir sonuç teşekkül etti ve onu astılar. O da gidip sevgi gömleğini hemşehrilerinin gönüllerine astı, geçip gitti öte yakaya.

Maliye konusunda, yine başarılı bir çizgiyi ehliyetle sürdüren Kemal Unakıtan da Eskişehir’den politikaya geçen bir isimdi. Gerçi o buralı değildi ama, olsun Eskişehir milletvekiliydi ve Eskişehirliler onu seviyorlardı (ağabey) “abi” diyorlardı.

Zeytinoğlu ailesi de yine aynı yöne doğru lambası tutan aydınlık ailelerden, önemli ailelerden biriydi. Şehrin, hatta zaman zaman ülkenin kaderinde önemli faydalı vazifeler almışlardı. Ailenin en tanınmış ve en yaşlı ferdi “Zeytinizade Tevfik Efendi” gerçekten karizmatik bir tipti. Renkliydi, şehrin zariflerinden biriydi. Üç hanımı vardı ve en zenginlerdendi. Daha sonra ailenin diğer fertleri bu şehrin tarihinde sahneye geldiler. Kimi uzunca kaldı, kimi pek eğlenmedi, çabuk terk etti. Kemal Zeytinoğlu da rahmetli Menderes’in gözdelerindendi. Birlikte bindikleri uçak Londra’da düştü. Birlikte kurtuldular ve birlikte aziz oldular. Bakanlıklar yaptı ve gerek ülkeye, gerek Eskişehir’e faydalı oldular. Bugün ailenin hayatta olan fertleri aynı üretici vasıflarını devam ettiriyorlar ve başarılı oluyorlar. Yavuz Zeytinoğlu, kızı Alev ve oğlu Mehmet, birçok aileye ekmek sağlamayı sürdürüyorlar.

Marka olarak öne çıkan “Cici Şekerleme” Eskişehir’lidir ve şehrin sevilen ailelerindendir. Kanatlılar “Eti”yi Türkiye ve dünya markası kıldılar. Buna rağmen tevazularından bir şey yitirmediler. Kızılcıklı Osman Pehlivan Caddesi üzerindeki “Yeşil Sarmaşıklı Ev”de oturmaya devam ediyorlar, (şimdi AVM oldu) insanlar bazen kazara da zengin olabilirler ve ekonominin önemli bir yerini işgal edebilirler. Asıl kazanılan, bu zenginliğin onurlu bir şekilde sürdürülmesidir; asıl kazananlar zenginliklerini onurlarıyla süsleyebilenlerdir. Bu aile bunu başarmıştır ve binlerce kişiye iş ve ekmek sağlamalarına rağmen alçak gönüllülüklerinde bir değişiklik olmamıştır.

Sarar ailesi için aynı şeyleri söylemek mümkündür. Birçok sebep göstererek, tesislerinin tamamını bir metropole taşısalar, onlara bir kişi bile laf edemeyecekti. Ama onlar burada direndiler ve bulvarda yerlerini aldılar.

Kılıçoğlu ailesi, yine gelecekte saygıyla anılacak ailelerden oldular.

* * *

Bir zamanlar Eskişehirspor fırtınası olarak bilinen, ortalığı kasıp kavuran bir afet vardı. Onların karşısına çıkan takımlar, sahaya çıkmadan önce oturur, dua eder, ondan sonra onların karşısına geçerlerdi. Gözleri bir çizgi gibi, dar alnının hemen altında yer alan, biraz kilolu, biraz kısa boylu, fakat çokça sempatik bir Tatar yönetirdi bu takımı, bu fırtına takımı. Adı Aydın Begiter’di. Fethi adında bir oyuncuları vardı ki o da efsaneydi. Mahallede maç yapan çocuklardan kimin “Fethi” olacağı tartışma konusu olurdu. Çünkü herkes Fethi olmak isterdi.

Aydın Begiter, 15 yaşında futbola başladı, 24’ünde bıraktı. 1965’te 10 arkadaşıyla kurduğu spor kulübü, 8 ay sonra birinci ligdeydi. 10 yıl sahalarda esti-savurdu. Ve Begiter 33 yaşında Türkiye Milli Takımının teknik direktörüydü. Bugün 70’inin üstünde ve çakı gibi, arkadaşlarının çağırdığı şekliyle “Tatar Aydın.”

* * *

Mühendis Şinasi Acar, bu şehre gerçekten gönül verenlerden aziz bir isimdir. Bizim hatırlamakta zorlandığımız veya bulmakta başarısız olduğumuz birçok sokağın başında Şinasi Bey’in yazıları bize yol göstermiştir. Ahmet Atuk, başlı başına bir hazine isimdir. Bu kitapta kullanılan resimlerin çoğu onun paha biçilmez koleksiyonundan sağlanmıştır. Ertuğrul Algan, Halime Doğru, Aziz Bolel, Mustafa Özçelik, İsmail Otar, Erol Altınsapan… Eskişehir’in kültürüne boyutlar eklediler.

Ve şükran bulvarını gölgelendiren, serinleten, şehrin geçmişini ve güzelliklerini koruyan bu güzel insanların Eskişehirliler uzun zaman sevgiyle hatırlayacaktır.

Bu bulvarda dolaşan hoş insanlar kervanında bazen Emin Hocaları, Kocakafalı Sadileri, Kara Kâmilleri de görmek, konuya hem boyut, hem derinlik eklemektedir ki, gereklidir, güzelliktir, zenginliktir.

* * *

ESKİŞEHİR ŞEHRENGİZİ
Kamil UĞURLU ve Zakir ENÇEVİK
Çizgi Kitabevi Yay. – 2011

Categories: 26 Eskişehir, Şehrengiz