Eskişehir Mitingi

Eskişehir Mitingi

Milli Mücadele’den Bir Yaprak:

Bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasıyla sonuçlanan Milli Mücadele’nın başlangıç safhası da en az bu sonucun elde edilmesindeki zorlukları yansıtacak değerde olaylarla yüklüdür. Osmanlı devleti açısından yaklaşık on yıl süren I. Dünya Savaşı’nın Mondros sürecindeki gelişmeler, savaşın bütünselliği içinde Türk milleti için “var olmak” noktasında bir kader yolculuğuna dönüşmüştür. Türk milleti, karşı karşıya bulunulan bu tarihsel yıkım süreci içinde, adeta küllerinden yeniden doğarak “varoluş” mücadelesini vermiş, bu suretle tarihsel kimliğine uygun konumunu yeniden belirleme imkânını elde etmiştir. Kuşkusuz bu mücadele hiç de kolay olmamıştır. Her türlü maddi yetersizliğin yanında yaşanılan büyük moral çöküntüsü, verilecek mücadeleyi daha da zorlaştırmaktaydı. Bu alanda karşılaşılan zorluklardan en önemlilerinden biri de işgal ortamında yer yer başlayan bölük pörçük yerel direniş hareketlerinin milli davaya kanalize edilmesiydi. Yaygın olan okur-yazar eksikliğinin yanında kitle iletişim araçlarının yetersizliği, verilecek mücadelenin ülkenin tümü için ve milletçe birlikte verilmesi yönündeki bilincin oluşmasını güçleştiriyordu. İşte bu ortamda mitingler, kitlelerin birbirleriyle canlı iletişimini sağlaması ve bağımsızlık yönünde kamuoyunun oluşturulmasının önemli bir aracı olarak devreye girmişlerdir.

Milli Mücadele’de İzmir’in işgaliyle başlayan mitingler dönemi 1920 yılı ortalarına kadar sürmüştür. İşgaller karşısında sessizliğini bozan Türk milletinin, nefs-i müdafaa anlamındaki feryadını yansıtan ve emperyalizme dur demek cesaretinin canlı örneğini oluşturan Milli Mücadele’nin mitingler dönemi; hak, adalet, özgürlük ve bağımsızlık söylemlerinin hayata geçirildiği ve bu suretle Milli Mücadele’nin ideolojik zemininin oluşturulduğu ve milli bilincin canlandırıldığı bir dönem olmasıyla da dikkati çeker. Ülke çapında daha çok İstanbul’da yapılanların ses getirdiği bu mitingler zamanla tüm Anadolu’ya yayılarak etkisini sürdürmüştür. İstanbul’da, 18 Mayısta Darülfünun toplantısıyla başlayan mitingler dönemi, 19 Mayıs Fatih Mitingi, 20 Mayıs Üsküdar Mitingi, 22 Mayıs Kadıköy Mitingi ve 23 Mayısta iki yüz bin kişinin katıldığı Sultan Ahmet Mitingi ile doruğa çıkmıştır.1 İtilaf devletlerinin baskısı sonucu, 25 Mayıs 1919’dan itibaren İstanbul Hükümetinin buradaki mitingleri yasaklaması ve bu kararı Anadolu’ya da uygulama düşüncesi karşısında ise Mustafa Kemal Paşa, 28 Mayısta Havza Genelgesini yayınlayarak buna karşı çıkmıştır.2 İzmir, Maraş ve İstanbul’un işgali sonrasında ortaya çıkan ve İtilaf devletlerini tedirgin eden bu mitingler, bazı ilçeleri de kapsayacak şekilde tüm yurda yayılarak milli bağımsızlık yolundaki kamuoyunun oluşturulmasında oldukça etkili olmuşlardır.

Eskişehir, İzmir’in işgaliyle başlayan tehlikeli süreç karşısında en erken duyarlılık gösteren merkezlerden biri olmuştur. Daha başkent İstanbul’da, bu yönde henüz bir hareket başlamadan Anadolu’nun pek çok yerinde mitingler düzenlenmeye ve İtilaf devletleri ile İstanbul Hükümetine protesto telgrafları yağmaya başlamıştır.

Bu mitinglerden biri de, İzmir’in işgalini protesto etmek amacıyla yaklaşık on bin kişinin katılımıyla 17 Mayıs 1919 Cumartesi günü Odunpazarı’nda yapılan Eskişehir mitingi olmuştur. Eskişehir halkının milli bağımsızlık yönündeki büyük duyarlılığını gösteren bu miting öncesinde, miting için hazırlanan beyanname halka okunmuş, daha sonra da konuşmalara geçilmiştir. Yaklaşık bir hafta sonra İstanbul’da çıkan İstiklal Gazetesinde aynen verilen beyannamede özetle şu hususlara yer verilmiştir:

“Tarihi ve coğrafi pek çok delil ile Türklüğe bağlı, milletimizin ebedi hatıralarıyla, memleketimizin ırkî ananeleri ve diniyelerini temsil eden İzmir’imizin Yunan ordusunca işgal edildiğini haber alan miting heyeti 20. asır medeniyetinin meydana getirdiği adalet ihtiyacından mülhem olduğuna kani olduğumuz Wilson prensiplerinin tevil ve tefsiri mümkün olmayan bu tatbik şekline karşı his eylediği hayretle karışık şikâyeti insanlığın vicdanına açıklamayı bir milli vazife telakki eylemiştir.

Dört harp senesi zarfında dahili siyasetin bütün tutarsızlığına rağmen, vatanın şeref ve namusunu müdafaa için severek evladını feda eden milletimiz, mücadele meydanından çekilirken adalet, milliyet prensipleriyle mütenasip kendisine hayat hakkı verileceği vaadine inanmakla beraber iki asırdan beri devletimizin bünyesini kemiren ecnebilerin onlardan daha fazla haklarının korunacağına dair İtilaf devletlerine mensup siyaset adamlarının ibraz eyledikleri muhtelif teminatlara tamamıyla itimat edilmiştir.

… Beşeriyeti mesut bir geleceğe ulaştırmak isteyenler iki yüz seneden beri elim ve kanlı maceralarıyla büyük bir insan kitlesinin mezarını hazırlamış olan yakın doğunun meselesini, doğuluların kabul ve hoşnutluğunu celb edecek bir tarzda halini arzu ediyorlarsa, İzmir’in meşru sahipleri olan Türklere vermekte bir an bile tereddüt etmemelidir. Ancak bu sayede Cemiyet-i Akvam’ın nüfuz ve teşkilatı baki kalabilir “.

Bu beyannamenin halka okunmasından sonra muhtelif hatipler heyecanlı nutuklar söyleyerek bu olay ve memleketin geleceği hakkında halkı aydınlatmaya çalıştılar.4 Mitingde yapılan konuşmaların en etkili olanlarından biri de Darülmuallimin Fenn-i Terbiye Muallimi Murad Bey’in konuşması olmuştur. Yine İstiklâl Gazetesi’nden özetleyerek verdiğimiz ve Eskişehir halkını son derece heyecanlandıran konuşmasında Murad Bey şunları söylemiştir:

“Kalpleri vatan endişesiyle çarpan muhterem hazır-ı kiram!

Bugün hepimizi buraya bu meydana sevk eden amil nedir? İşlerinizi tatil ettiren, dükkânlarımızı, mağazalarımızı kapattıran, bizi keder ve matemlere gark eden sebepler nedir? Of!… İzmir’imizin o güzel ve şirin İzmir’imizin uğradığı o elim akıbet değil mi?

.Buraya niçin geldik? Burada ne yapmak istiyoruz? Evet bütün cihana, vatanımıza dokunmayınız, ona tecavüz etmeyiniz! Diyeceğiz. Sonra hükümetimize hitap edeceğiz. Çekinmeyiniz, hakkımızı müdafaa ediniz, her türlü fedakârlığı yapaya hazır koca bir millet işaretimize bakmaktadır. Vatan müdafaası için size yardımcı olacaktır. Dört seneden beri hatır ve hayale gelemdik fedakârlıklar icra ettik. Harp cephelerinde çarpıştık, vurduk, vurulduk, soğuktan, sıcaktan, hastalıktan, açlıktan öldük. Cephe gerisinde aç, çıplak kaldık. Hastalık, sefalet çektik. Fakat yine tahammül ettik, ses çıkarmadık.. Acaba bu fedakârlıkları bize yaptıran hangi kuvvet, hangi saikti? Vatan endişesi, vatan müdafaa ve muhafaza etmek emeli değil mi idi?

Biz harbe ne Almanların muzaffer olması, ne medeniyet aleminin iki büyük kurucusu ve koruyucusu olan İngiliz ve Fransızların mağlup olması için girmedik. Biz sırf vatanımızı müdafaa için girdik.

Harbe devam ederken bir cedidin büyük reisi Amerika Cumhurbaşkanı Wilson cenaplarının adalet ilan eden sadası prensipleri kulağımıza ulaştı. Milli hakkımızı tasdik ediyorlardı. Artık harbe devama gerek kalmamıştı. Vatanımıza dokunmayacaklardı. Biz de adil devletlere silahımızı kendimiz teslim ederek adaletlerine iltica ettik.

Fakat. hazır-ı kiram, iğfal edildiğimizi zannediyoruz. Neticenin kötü olacağını görür gibi oluyoruz! Ah! Hayır, hayır! Biz bunu dinlemiyoruz. Biz buna asla inanmak istemiyoruz. Başkalarının fena hırslarını tahrik etmemek için ah İzmir, senin ismini ağzımıza almaya bile cesaret edemiyorduk. Oh güzel İzmir, şirin, sevimli İzmir, munis İzmir. Biz seni yabancı ellerde görmeye tahammül edemeyiz. Senin Türk’ün kalbi gibi sağ, berrak semanın kara bulutlarla, matem bulutlarıyla kaplandığını görmek bizi çıldırtacak..

Evet muhterem hazır-ı kiram ağlayınız! İzmir için ağlayalım. Onsuz yaşayamayacağımızı bütün dünyaya gösterelim. Fakat me’yus olmayalım. Ümitsizlik, bu büyük düşman kalbimize gem vurmasın. Azim ve iradeyi kemiren ümitsizlik biz istila etmesin. Her millet tarihinde böyle felaketli günler kaydetmiş, istiklallerini kaybedenler de olmuştur. Fakat bunların tekrar dirildiklerini, haksızlığın tamir edildiğini görmüyor muyuz?

Hazır-ı kiram, biz bu şekil işgali katiyen el hak tanımıyoruz. Bunun geçici olacağını ümit ediyoruz. Bizi müteessir ve azab eden cihet öteden beri memleketimize bilhassa, İzmir’imize karşı fena his ve emeller besleyen bir hükümet-i askeri tarafından işgalin yapılmasıdır. Biz işte buna tahammül edemiyor ve endişe ediyoruz. İzmir başka şey ile mukayese edilemez. İzmir, Anadolu’muzun, vatanımızın kalbi, ciğeridir. O koparılırsa biz yaşayamayız.. ..Biz mahvolursak, istiklâlimiz giderse bütün şark ve İslam alemi bizimle beraber mahvolacak, çökecektir. Biz yaşayacağız, istiklâlimiz için, vatanımız için icab ederse hepimiz öleceğiz. Bizden sonra gelecek ahfadımıza, “Biz namus ve şerefleriyle ölen bir neslin ahfadıyız” dedirteceğiz. Esir, sefil bir milletin ahfadı lekesini onlara sürmeyeceğiz. İzmir bizimdir, bizim olacak, biz ölmeden o gitmeyecek”.

Özetleyerek verdiğimiz buna benzer yapılan diğer konuşmalardan sonra miting kararları önce Eskişehir Mutasarrıf Vekili Kadı Ahmet Efendi ve İngiliz kontrol zabitine verildi. O gün ahali dükkânlarını hiç açmayarak o günü milli matem olarak değerlendirdi. Daha sonra miting kararları Sadaret makamına, Hariciye ve Dahiliye nezaretlerine gönderildi.

Eskişehir özelinde örneğini verdiğimiz ulusal bağımsızlık düşüncesi ve bu yönde gösterilen duyarlılık, ilerleyen dönemlerde memleketin tümüne yayılarak Milli Mücadele’nin belirlenen hedefe ulaşmasının temel dinamiğini oluşturmuştur. Biz burada, bu kritik sürece yalnızca Eskişehir’den bir pencere açarak memleketin genel manzarasını ve Türk milletinin istiklâl aşkını yansıtmaya çalıştık.

* * *

Yrd. Doç. Dr. Fahri YETİM | Eskişehir Osmangazi Üniversitesi

ESKİyeni Dergi

Categories: 26