Dorylaion

Dorylaion

Eskişehir’in Tarihini Aydınlatan Işık Dorlion

Eskişehir ili, Eski ve Ortaçağlarda Yunanca Dorylaion, (Dorlion) Latince Dorylaeum ismi ile tanınan bir kentti. İslam kaynaklarında ise şehrin ismi Darauliya, Adruliya ve Drusilya olarak geçmektedir. Hem Eskiçağ, hem de Ortaçağ kaynaklarında vurgulanan husus, Dorylaion’un önemli yolların kavşak noktasında, kaplıcalarıyla ünlü, ticaretle zenginliğe kavuşmuş bir Phrygia (Frigya) şehri oluşudur. Bölgeden geçen yollar Dorylaion’u, Nikae (İznik) üzerinden Marmara’ya, Kotyaion (Kütahya) üzerinden Ege kıyılarına, Akronios (Afyon) üzerinden Akdeniz’e, Nakoleia (Seyitgazi) ve Amorion (Emirdağ-Hisarköy) üzerinden de Ikonion’a (Konya) oradan da Güneydoğu Anadolu ve Suriye’ye bağlıyordu. Kentin kurucusu olarak Eretrialı Doryleos gösterilir. Eskiçağ’ın ünlü coğrafyacısı Strabon, Dorylaion’u Phrygia Epiktetos kentleri arasında sayar. Roma döneminde -bugünkü verilere göre İmparator Vespasianus’dan (M.S. 69-79) I. Philippus’a (M.S. 244- 249) kadar adına bronz sikke bastıran Dorylaion, Roma İmparatorlığu’nun Asia Eyaleti’ne bağlı önemli kentlerinden biridir. Bizans kaynaklarında şehrin adı ilk kez 325 yılında gerçekleştirilen İznik Konsili’ne katılan Dorylaion piskoposu Athenodoros dolayısıyla geçmiştir. Bu bilgi ışığında Dorylaioriun bu tarihten önceki bir süreçte piskoposluk merkezi olduğu kabul edilir. Sonraki yüzyıllarda (4-9. yüzyıllar) toplanan Konsiller’de de Dorylaion bir piskopos ile temsil edilmiştir. 10-11. yüzyıl piskoposluk kayıtlarında ise Dorylaion, Phrygia Salutaris eyaletinin başkenti Synnada’ya (Şuhut) bağlı yardımcı piskoposluk merkezi konumundadır.

Eskişehir’in Kent Kimliğine Ulaştığı ilk Yerleşme yeri: Dorylaion / Şarhöyük

dorlionDorylaion, Bizans Çağı’nda sadece dini bakımdan değil askeri açıdan da Bizans İmparatorluğu için önemli bir merkez konumundadır. Yazılı kaynaklara göre Dorylaion, 6. yüzyılda Scholae askeri birliğinin kuzeybatı Anadolu’da başlıca yerleştiği yedi yerden bindir. 11. yüzyılın sonuna kadar da İstanbul’dan doğuya hareket eden imparatorluk orduları Dorylaion’dan geçmiştir ve şehir, karargah olarak sefer güzergahı listelerinde Melangia’dan sonra ikinci sırada yer almıştır. Hem Bizans hem de İslam kaynaklarına göre, Dorylaion İslam fetihleri döneminde imparatorluğun doğu sınırlarını aşıp Anadolu içlerine ilerleyen Müslüman orduların kısa süreli istilasına uğramıştır (708, 779). Ancak, işgal fazla sürmemiş ve şehir kısa süre içinde tekrar Bizans hakimiyetine girmiştir. 11. ve 12. yüzyılda Dorylaion’un çevresindeki geniş ova, zaman zaman Bizans ve Selçuklu ordularının toplanma yeri olmuştur. Tarihe “Dorylaion Muharebesi” olarak geçen büyük savaş, 1097 yılında Haçlı ordusu ile Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan arasında, Eskişehir ovasında yapılmıştır. I. Kılıç Arslan, haçlıların sayıca çokluğu karşısında 1 Temmuz 1097’de yenilgiye uğrayarak geri çekilmek zorunda kalmış, bununla beraber bölge tamamen kaybedilmemiş ve kısa zamanda buradaki Türklerin sayısı artmıştır.

12. yüzyılın ortalarından itibaren Dorylaion Türklerin hakimiyeti altına girmiştir. Ancak, 1175 yılma gelindiğinde Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, Selçuklu ordularını geri püskürterek, Sultan II. Kılıç Arslanı geçici olarak ovadan uzaklaştırmış, savaşta tahrip olan Dorylaion kentinin kalesini yeniden yaptırmıştır. Zamanın yazarlarının övgü ile bahsettiği bu inşaatta Manuel Komnenos’un da bizzat çalıştığı kaydedilmiştir. Bir yıl sonra, Manuel Komnenos’un ordusu II. Kılıç Arslan tarafından Myriokephalon savaşında yenilgiye uğratıldıktan sonra kent surları yıkılmış, Dorylaion ve çevresi 1180 tarihlerinde tamamen bir Türk yurdu haline gelmiştir. Konya’da oturan Selçuklu Sultanı’na ulaşan bir ön saha olduğu için Dorylaion bundan sonra “Sultanönü/ Sultaneyüğü” olarak anılmaya başlamıştır. Bölgeye gelmeye devam eden Türkmen göçmenler, yıkılmış olan Dorylaion kalesinin çevresine yerleşmek yerine Porsuk ovasına hakim bir tepenin eteğine, günümüzdeki Odunpazarı semtine yerleşmeyi tercih etmişlerdir. Yeni yerleşme yerinde savunma kaygısı olamadığı için kale ve tahkimat duvarları yapılmamıştır. Selçuklu naibi tarafından müstahkem mevkii olarak kullanılmaya devam eden yıkık Dorylaion kalesine kroniklerde Eskıhisar/Eskişehir adı verilmiş, bu ad da o zamandan günümüze modern kentin ismi olarak uzanmıştır. Zaman içinde terk edilen Dorylaion, XVI. yüzyıla ait Tapu Tahrir Defterlerinde küçük bir köy olarak Şehröyük (Şehr= Şehir) adı ile geçmiştir. Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni devrine ait vakıf defterlerinde ise Şehrhöyük’ün saraya tay yetiştirmek üzere vakfedildıği bildirilmektedir. Şehröyük köyü XVII. yüzyılda diğer köyler gibi terk edilmiştir.

19.yüzyılda birçok gezgin ve bilim adamının, bu bölgeye yaptıkları gezi ve araştırmalar sonucunda, Eskişehir il merkezinin 3km kuzeydoğusunda, Porsuk Nehri (Tembris) ile yan kolu Sarısu (Batys) arasında kalan geniş ovanın güney kenarında yer alan Şarhöyük ören yerinin, antik Dorylaion kentinin merkezi olduğu saptanmıştır.

Günümüzde ise Şarhöyük ören yerinin doğu eteklerindeki düzlükte her geçen gün artan nüfusu ile Şarhöyük mahallesi yer almaktadır.

Şarhöyük nasıl bir yerdir? Arkeolojik kazılarda bugüne kadar ne gibi sonuçlara ulaşıldı?

Şarhöyük, Orta Anadolu’nun orta büyüklükteki, sayılı höyüklerinden bindir. Ovadan yüksekliği 17 metre, çapı 450 metre, çevresi 1800 metredir. Eskişehir ovasında en yüksek rakımlı (815.60), en büyük höyüktür. Eskişehir’in Kurtuluş Savaşı’ndaki savunması gereği, höyüğün üstüne kazınmış olan top tabyaları, yüzeyinde son derece engebeli bir alan oluşturmuştur. Höyüğü çevreleyen bir Aşağı Şehir ve höyüğün yaklaşık 1 km kadar batısında Nekropol (mezarlık) alanı bulunmaktadır. Bu yerleşmenin Eskişehir’in tarihi bakımında en önemli özelliği kentin ilk kurulduğu yer olmasıdır. Bir diğer özelliği ise kent merkezine üç kilometrelik mesafesi ile modern şehrin sınırları içinde bilimsel kazılarla araştırılan, ülkemizin bu büyüklükteki sayılı höyüklerden birisi olmasıdır. Hem Eskişehir’in hem de Phrygia Bölgesi’nin yerleşim tarihine ışık tutması bakımından buradaki arkeolojik kazılar son derece önemlidir.

Şarhöyük Özellikle 19.yüzyılın sonlarında, İstanbul-Bağdat demiryolu inşaatı sırasında, Şarhöyük-Dorylaion’un üzerindeki Bizans dönemine ait kaleyi çevreleyen taş surun kaplamaları ve taşları demiryolunun traversleri arasında kullanılmak üzere sökülerek parçalanmış, bir kısmı ise o dönemde Alman ve Fransız araştırmacılar tarafından yurtdışına gönderilmiştir. Hatta Fransız araştırmacı G. Radet, höyüğün güney ve doğu eteklerinde küçük çapta kazılar bile yapmıştır. Höyükte ilk bilimsel kazılar 1989 yılında Prof. Dr. A. Muhibbe DARGA’nm başkanlığında başlamıştır. 2005 yılından itibaren kazı çalışmaları Doç. Dr. Taciser SİVAS’ın başkanlığında devam etmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü ve Anadolu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu Başkanlığı’ nın maddi ve lojistik destekleri ile sürdürülen çalışmalara, Anadolu Üniversitesi Arkeoloji ve Tarih bölümlerinden öğretim elemanları ve stajyer öğrencileri katılmaktadır. Kazı çalışmalarında elde edilen arkeolojik bulguların ışığında höyükte ilk Tunç Çağı, Hitit, Phryg, Klasik-Hellenistik, Roma ve Bizans kültürlerinin varlığı saptanmıştır. Bugünkü verilerimize göre günümüzden 5.000 yıl öncesinde, yani yaklaşık M.Ö. 3.000 yılından itibaren höyükte iskan başlamıştır. Çalışmalar sırasında Osmanlı dönemine ait iskan izi saptanmamış olmakla birlikte Tapu Tahrir ve Vakıf defterlerinden tay yetiştiren çiftliklerin var olduğu bilinmektedir.

İlyada destanında ünlü ozan Homeros şöyle der; ‘Atlarıyla ünlü yemyeşil Phrygia topraklarına gitmiştim”. Şehröyük köyündeki Osmanlı dönemi tay yetiştirme çiftlikleri ve Mahmudiye’nin bugün haraları ile ünlü bir ilçe olması, geçmişten günümüze bölgenin at yetiştirme konusundaki yetkinliğini ve önemini açık olarak göstermektedir. Bugüne kadar devam eden arazi çalışmalarında, höyüğün zirve kesiminin güney ve güneybatısında gerçekleştirilen kazılarda uydu ve hava fotoğraflarından planı anlaşılan, büyük bir kısmı demiryolu yapımı sırasında sökülen Bizans dönemine ait surun, yarım daire biçimli kule ile güçlendirilmiş sur bedeninden geriye kalan küçük bir bölümü ortaya çıkartılmıştır. Aynı kesimde Hellenistik döneme ait bir mahalle de bulunmuştur. Höyüğün batı ve kuzey kesimindeki kazılarda Roma, Hellenistik ve Phryg dönemine ait açık avlulu konutlar gün ışığına çıkartılmıştır. Taş temel üzerine kerpiç duvarlı konutların çatılarının ahşap direklerle taşındığı, üstü açık avlularda fırın ve işliklerin yer aldığı tespit edilmiştir. Dar, uzun, dikdörtgen planlı magazinlerin içinde, tahıl, yağ ve şarap saklama kapları olan pithoslar ortaya çıkartılmıştır. Burada bulunan demir bir bağcı tarhası şarap üretiminin yapıldığını kanıtlamaktadır. Ayrıca güney kesimdeki kazılarda ele geçen baskılı bir Taşoz (Thasos) amphorası kulbu MÖ. 3. Yüzyılda şaraplarıyla ünlü Taşoz adasından kaliteli şarap getirtildiğini gösteren önemli bir örnektir. Batı açmasında yapılan çalışmalarda çok sayıda Hellenistik ve Phryg dönemlerine ait çanak çömlekler ile pişmiş toprak dokuma tezgahı ağırlıkları, ağırşaklar, kemik deliciler, bronz sikkeler, iğneler ve bıçak gibi eserlerden oluşan küçük buluntular gün ışığına çıkartılmıştır.

Höyüğün güney yamacında sürdürülen çalışmalarda ise Phryg çağma ait yapıların altında Hitit dönemine ait ev temelleri, ocaklar ve ortak kullanım mutfak alanları saptanmıştır. Taş temel üzerine hafif ahşap malzemeden inşa edilmiş bir ev kalıntısı ile evin doğusunda üzeri sundurmak, içinde fırın, tandır, tahıl saklamak için kullanılan silo çukurları, öğütme ve ezgi taşları ile erzak saklama kapları olan testi ve iri küpler son derece dikkat çekicidir.

Hitit tabakasında ele geçirilen “Ülkenin Prensi /Kral oğlu“ ünvanlı mühür baskısı, henüz Hititçe adım saptayamadığımız Şarhöyük Hitit yerleşmesinin, Başkent Hattuşa’ya (Boğazköy) bağlı bir Hitit eyaleti olduğunu ve Hitit egemenliğinin en batı ucu olduğunu kanıtlamaktadır.

2005 yılında höyüğün güneyinde, Aşağı Şehir’de ilk kez sondaj çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalarda Bizans dönemine ait mezarlar ile mezar seviyesinin altında dar bir sokak ve bu sokağa açılan kerpiç tonozlu bir yapı saptanmıştır. 2007-2008 yıllarında höyüğün batısındaki nekropolde (mezarlık alanında) başlayan kazılarda ise Bizans, Roma ve Hellenistik döneme ait taş sandık, tuğla, pişmiş toprak lahit ve oda mezarlar ortaya çıkartılmıştır. Mezarlarda doğrudan gömü yapıldığı gibi yakarak gömü geleneği de yaygın olarak kullanılmıştır.

Şarhöyük’te devam eden kazılar, bölgenin özellikle az bilinen Demir Çağı (M.Ö. I. Bin yılın ilk yarısı) ve M.Ö. II. binyıldaki siyasi ve kültürel yapısının aydınlanmasına katkılar sağlayacağı için büyük önem arz etmektedir.

* * *

Yazı ve fotoğraflar: Doç. Dr. Taciser Sivas – Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü

Categories: 26