Doğum Sonrası

Doğum Sonrası

Sivrihisar Yöresinde Hayatın Geçiş Dönemleri

3- DOĞUM SONRASI

Sivrihisar’da yeni doğum yapmış olan kadına “loğusa” ya da “emzikli” denir. Doğum sonrası ağrısı olan kadının ayaklarına sıcak toprak konulur. Sıcak çorba içirilir. Tere yatırılır. Böylece kadının ağrısı dindirilmeye çalışılır.

Çocuğun doğumunu babaya ve aileye doğumu yaptıran kadın tarafından söylenir. Bu müjdeyi verene para ve hediye verilir. Doğumdan sonra çocuk ilk olarak annenin kucağına verilir. Bunun nedeni ise annesinin sıcaklığını hissetsin ve kokusunu alsın diyedir. Daha sonra ise evin büyükleri olduğu için dedenin, büyükannenin kucağına verilir.

Çocuğa ilk süt üç ezan sonra verilir. Bu arada durmazsa bir çay kaşığı şerbet verilebilir.

Doğumdan üç gün ya da bir hafta sonra çocuğun adı konulur. “Ad koyma” dinsel nitelikli bir törendir. Çocuğun adı herhangi bir günde konulabilir ama Cuma günü konulması daha makbuldür. Çocuğa ismini imam ya da büyükbaba koyar. Büyükbaba, kıbleye doğru dönerek çocuğun kulağına ezan okur ve kulağına üç defa adını söyler.

Eskiden çocuğun adını oğlan tarafı belirlerdi. Çocuğun babası eğer çocuk erkekse kendi babasının adını, kız ise annesinin adını koyardı. Günümüzde artık bu uygulamaları pek göremiyoruz. Çiftler kendi istedikleri ismi, kendileri koyuyorlar.

Çocuğu yaşamayanlar, çocuklarının yaşaması için “Yaşar” “Yaşa” “Temel” gibi isimler koyarlar. Bir daha çocuk istemeyenler son doğan çocuklarına, “Yeter”, “Durdu”, “Dursun”, “Songül”, “Soner” gibi isimler koyarlardı. Erkek çocuğu olmayanlar son doğan kızlarına; “Döne”, “Döndü”, “Dursun” gibi isimler verirlerdi. Kız çocuğu olmayanlar son doğan erkek çocuklarına bundan sonra doğacak çocuklarının kız olması için; “Duray”, “Duran”, “Durdu”, “Dursun” gibi isimler koyarlardı. Doğup da yaşamayan çocukların yaşamasını sağlamak için, türbelere kurban adanır ve kesilir. Sarılık, gelincik gibi hastalıkları varsa ocaklarına giderler ve iyileşirler.

Loğusalık dönemi doğumdan sonraki kırk günü kapsar. Bu dönemde kadın her türlü dış etkiye açık olduğundan dolayı bu dönemde kaçınmalar önemlidir. “Loğusanın mezarı kırk gün açıktır.” ifadesiyle kadının bu dönemde her türlü hastalığa açık olduğu anlatılmaktadır.

Doğumdan sonra loğusanın yatakta kalması, dinlenmesi istenir. Bu süre üç gün veya bir haftadır. Üç gün veya bir hafta olabileceği gibi yirmi günde olabilir. Doğum zor olmuşsa veya loğusaya bakacak yakınları varsa bu süre uzun olur. Doğum yapan kadına ailesi ve çevresi saygı gösterir ve dinlenmesi için yardımcı olurlar. Loğusaya yatakta kaldığı süre içinde özel bakım uygulanır. Yemesine, içmesine, sağlığına çevreden gelebilecek zararlardan korunmasına, dikkat edilir. Sütünün bir an önce gelmesi ve bol olması için özel şerbetler hazırlanır.

Loğusa kadınla çocuğun kırk gün içinde hastalanmasına “kırk basması” adı verilir. Sivrihisar’da kırk basması inancı vardır. Anne ve çocuğu kırk gün içinde çeşitli hastalıklardan korumak için uygulanan adet ve inanmalardan bazıları şunlardır; yeni doğan çocuğun yüzü yakınlarından başkasına kırkı çıkıncaya kadar gösterilmez. Kırk basmaması için çocuk kırk gün dışarı çıkarılmaz. Loğusa kadınlar yeni gelinleri ziyaret etmez. Çocuğun bezi dışarıya asılmaz. Gece dışarıdan gelenler loğusanın ve çocuğun yanına alınmaz. Kırklıyken bir araya gelen iki kadın birbirlerinin üzerinden herhangi bir eşya alır veya düğme, boncuk, iğne değişirler ve birbirleriyle kucaklaşırlar. Kırk basmasına sebep olduğuna inanılan kişinin kucağına çocuk verilir. Kırklı kadının uçkuruna anahtar bağlanırdı. Bunun nedeni ise, anahtarın her kapıyı açacağına inanılırdı.

Loğusa kırkı çıkana kadar evde yalnız bırakılmaz. Bırakılırsa da başucuna küçük Kur’an-ı Kerim konur. Çocuğun beşiğinin altına su, ayna konulur. Bunların çocuğu kötü ruhlardan koruyacağına inanılır. Eğer loğusa kadın evde yalnız başına bırakılmak zorunda kalınırsa da loğusanın yatağına makas, bıçak, tuz konulur. Böylece loğusa kadının korunacağına inanılır.

Kırklı kadının olduğu eve et gelmez. Eğer ki gelirse kırk basacağına inanılır. Yine loğusa kadının yanına düşük yapan bir kadın gelirse kırk basar. Adet gören kadın kırklı çocuğun yüzüne bakarsa, çocuğun yüzünde kızarıklık çıkar. Eğer çocuğu kırk basarsa, ölünün yıkandığı yerde çocuk yıkanır ve iyi olacağına inanılır.

Çocuğun kırk gün dolduktan sonra yıkanmasına “kırklama” adı verilir. Sivrihisar’da kırklama işlemine, kırklama ve kırkı çıkma da denir. Kırklama, loğusa ile çocuğu gebeliğin ve loğusalığın kirlerinden arıtma özelliği olan bir pratiktir. Doğum yapan kadın kirli ve cünüp olduğu için kötülükleri davet edeceğine inanılmaktadır. Kırklama âdeti suyun kutsiyetinden yararlanıp, manevi pisliklerden arınmadır.

Kırklama işlemi şöyle yapılır; Kırklama loğusa kadının kendi evinde yapılır. Kırklamayı babaanne veya anneanne yaptırır. Kırk tane taş, bozuk para, iğnelik, gümüş yüzük, düğme bir kalburun içine koyulur. Önce çocuk yıkanır. Bir kişi çocuğu yüzüstü tutar, kalburun içine koyulan malzemelerin üzerinden su koyularak çocuğun üzerine dökülür ve yıkanır. Daha sonra annesi de aynı işleme tabii tutulur. Annenin de üzerine içi iğnelik, gümüş yüzük, bozuk para, kırk tane taş, düğme bulunan kalbur tutulur ve bu malzemelerin üzerinden su dökülür anne de yıkanır ve abdest alır. Böylece kırklama işlemi tamamlanır. Daha sonra kırklamada kullanılan kırk tane taş su ayağına atılır. Bozuk paralar sevinsin diye çoluk çocuğa dağıtılır. Gümüş yüzüğü ise anne parmağına takar. Düğme ve iğnelikler eve konur veya birine verilir.

Kırklama bir defa yapılır. Oğlan çocuğu kırk günde kırklanırken, kız çocuğu ise kırkıncı günde kırklanabildiği gibi yirminci günde de kırklanabilir.

Loğusa ve bebeğini ilk defa ziyarete gelenlere fındık, fıstık, ceviz, badem, kahve, çay ikram edilir. Lokum, bisküvi, renkli (pembe) loğusa şerbeti içilir. Gelenler çocuğa, elbise, nazarlık, çocuk takımı, tam ve çeyrek altın, çocuk kız ise, küpe, bileklik gibi hediyeler getirirler.

Loğusa ve bebeği doğumdan kırk gün geçtikten sonra ilk kez dışarı çıkar ve anneanneye ya da yakın akrabalara gider. Buna “kırk uçurma” denir. Loğusanın gittiği evde yumurta verirler ve (çocuk erkekse) çocuğun yüzüne sürerler. Bunun sebebi de saçı, sakalı ağarsın uzun yaşasın diyedir. Hem kız çocuklarının hem de oğlan çocuklarının saçlarına un serpilir. Bunun da sebebi, saçları ağarsın, uzun ömürlü olsun diyedir.

Sivrihisar’da “al basması” inancı vardır. Loğusa kadına al basar. “Al” kelimesi uğursuz, istenilmeyen, basarak zarar veren anlamına gelir. Loğusaya zarar vereceği düşünüldüğünden uğursuz sayılır.

Loğusa yalnız bırakılmaz. Loğusa kadın başına al yazma bağlar. Yatağına, makas, bıçak, kama gibi demirden kesici aletler konulur. Başucuna Kur’an-ı Kerim konulur. Çocuğun beşiğinin altına su konulur. Loğusa kadına erkek elbisesi giydirilir. Loğusa kadın ve eşi beraber yatar. Bu uygulamaları yaparak al basmasından korunurlar.

Al basmasıyla ilgili yaşanmış bir olayı naklediyorum; “Sivrihisar’ın Karkın köyünde yaşayan Asiye Giimüştekin İn başından geçen bir olay şöyledir. Asiye hanım doğum yapar. Loğusa iken evde yalnız kalır. Yatağında yatarken çocuğunu da beşiğe yatırır. Bir ara uykusu gelir ve uyur. O uyurken kapı açılır ve al karısı beşikteki çocuğu alır ve yerine bir başka çocuk koyar. Asiye hanım uyanır. Al karısını görür. Al karısı ona “Çingene kadın” görünmüştür. Beşiğe bakar, çocuk kendi çocuğu değil. Bunun üzerine “çocuğumu getir” diye bağırır, çağırır. Hemen toparlanır kalkar ama al karısı gitmiştir. Bağırır, çağırır ararlar ama bulamazlar. Kaynanası, anası hissetmişler, bilmişler “bunu al basmış ” demişler. Bırakılan çocuk sarı benizli, küçük, cılız bir çocukmuş. Oysaki kendi çocuğu toplu, kilolu imişti. Zaten bırakılan çocukta kırk gün sonra ölmüş. ”

Anneyi de çocuğu da al basabilir. Basarsa anne de çocukta hasta olur. Hatta ölebilirler. Al basarsa hocalara götürürler, okuturlar, muska yazdırırlar ve boynuna asarlar.

Loğusanın sütü olmazsa; iyi, temiz ahlaklı, namuslu, dindar, aslı ve asaleti belli ailelerden kişiler çocuğa süt verebilir.

Loğusanın sütü azalınca; üzüm hoşafı, zerdali hoşafı, incir pişirmesi, şerbet, meyve, sebze, süt, sütlü tatlılar, bulgur aşı, soğan, tahin, helva ve bol su hamile kadına verilir ve sütünün artması sağlanır.

Loğusanın sütünün kesilmesine ve azalmasına; ailedeki geçimsizlik, üzüntü, huzursuzluk, acı haber, ölüm gibi sıkıntı veren olaylar neden olur.

Gece çocuğun bezleri dışarıda bırakılmaz. Bırakılmamasının nedeni de, kötü ruhların çocuğa dokunmasından, uğramasından korktukları içindir.

Çocuğun giysilerinin yıkandığı su hemen her yere ve rastgele dökülmez. Geee ise hiç dökülmez. Gündüz de çeşme ayağı gibi yerlere dökülür. Kimsenin basmadığı yerlere dökülmeye özen gösterilir.

Doğumda çocuk eğer annesinden ölü doğmuşsa; yıkanır, kefenlenir fakat cenaze namazı kılınmaz. Ama çocuk annesinden doğduğunda nefes alıp veriyorsa ve daha sonra öldüyse, yıkanır kefenlenir ve cenaze namazı kılınarak defnedilir. Doğumda hem anne hem bebeği ölmüşse anneye şehit denir ve anne ile bebeği aynı mezara yan yana defnedilirler.

0-1 yaş arası çocuklar beşiğinde (tahta veya demir), torba salıncakta, küçük çocuk yatağında yatırılır. Tahta beşik genelde çam ağacından yapılır. Ağaç, çeşitli şekillerde oyulur, rengârenk boyanır ve süslenir. Beşiği genellikle çocuğun anneannesi alır.

Çocuk, bez salıncakta da yatırılabilir. Önce astarda çakılı olan karşılıklı yuvarlak demir halkalara uzun bir urganın ucu karşılıklı olarak bağlanır. Urganın ortasına kalın bir şilte serilir. Bu şiltenin içine çocuk yatırılır. Buna torba salıncak denir. Anne çocuğunu burada sallayarak uyutur. Beşik, boşken sallanmaz. Eğer sallanırsa çocuğun huysuz, mızırtı olacağına, birde çocuğun uykusunun kaçacağına inanılır.

“Kundaklama işlemi” ise şöyle yapılmaktadır; beşiğin üzerine bez yayılır. Isıtılan toprak ılık bir şekilde bezin üzerine yayılır. Çocuk, toprağın üzerine yatırılır. Bezin üzerine yayılan toprak birer avuç alınıp çocuğun kasıklarına konulur. Biraz daha alınıp bacaklarına konulur. Daha sonra bez iki taraflı örtülür. Böylece çocuk kundaklanır ve beşiğe yatırılır. Toprakla kundaklamanın amacı, çocuğun kasıklarının pek olması, rahat uyuması ve pişik olmaması içindir. Bundan sonra da bağırdak adı verilen beşiğin ipiyle çocuk yorganın üzerinden bağlanıp uyutulur. Bağırdakla bağlamanın sebebi ise, çocuğun beşikten düşmemesi içindir.

Çocuğun elbiselerine, mavi boncuk, iğde dalı, tavşan kuyruğu, nazar muskası şap vb. şeyler takılır. Bunları takmanın sebebi de; çocuğu nazardan korumaktır.

0-1 yaş arası çocukların giyimi şöyle olurdu; başlarına örgü şapka, yelek, fanila, içlerine atlet ve iç pijaması, ayaklarına çorap, patik, kızlara entari diktirilir, oğlan çocuklarına ise pantolon diktirilir ve giydirilirdi.

0-1 yaş arası çocuklar uykusunda gülerse; rüyasında melekleri gördüğü söylenir, ağlarsa, yine melekler tarafından ağlatıldığına inanılır. Çocuk, bacaklarının arasından bakarsa misafir geleceğine inanılır.

Anneler, çocukları uyutmak için ninni söylerler. Bu ninnilerine, kendi acılarını, hüzünlerini, sevinçlerini de katarlar. Ninniler aracılığıyla çocuklarıyla dertlerini paylaşırlar. Sivrihisar’da anneler çocuklarını uyutmak için şu ninnileri söyler;

Yük dibine yerin ettim Üstünü halıyla örttüm Sesin ile sabah ettim Ninni kuzum ninni.

Yük dibine yük yığarlar Dibine gelin dayarlar Ölürsem seni döverler Ninni kuzum ninni.

İstanbul’dan gelir kaşık İçi dolu bal bulaşık Benim oğlum beyin kızına âşık Ninni kuzum ninni.

Ninni dedikçe dağlar uyur Dağlarda laleler büyür Benim kuzum şimdi uyur Ninni kuzum ninni.

Çocuğun tırnağı ilk olarak, çocuk 6 aylık olunca kesilir. Çocuğun sağ eli babasının, dedesinin ya da bir aile büyüğünün cebine sokulur. Dedesinin cebinden çıkardığı para ile çocuğa bir hediye alınır. Çocuğun elini dedenin cebine sokmasından sonra tırnak kesilir. Hem erkek çocuklarının hem de kız çocuklarının saçları 2-3 yaşından önce kesilmez.

Çocuğun dişinin çıktığını ilk defa kim görürse, o gören kişi çocuğa bir hediye (elbise, şapka, ayakkabı, oyuncak, altın) alır. Çocuk ilk dişlerini çıkarırken kolay çıkarması için buğday kaynatılır. Buna “diş göllesi” denir. Diş göllesi, konu komşuya dağıtılır. Diş göllesini alan komşularda tabağı boş vermezler. İçine para, hediyelik eşya koyarak tabağı geri verirler. Çocuk büyüyüp yedi yaşına gelince süt dişleri dökülür. Yerine yedi yaş dişler çıkar. Bu düşen süt dişleri bir duvarın ya da taşın kovuğuna konulur.

Çocuğun yürümesi gecikince köstek kesilir. Köstek kesme işlemi şöyle yapılır; çocuğun bacaklarına ip bağlanır. Bu ip bir kadın tarafından kesilir. Bir de; arka arkaya üç tane çember çizilir. Çemberler birbirlerinden farklı boyutlarda büyükten küçüğe doğru çizilir. Bu işlem Cuma vakti sela verilirken yapılır ve 3 Cuma tekrarlanır. Kadın çocukla beraber bu çizilen çemberlerden ilkinin içine dikilir. Bu kadın çabuk ve hızlı yürüyen birisi olmalıdır. Çocuğun ayakları bir iple birbirine bağlanır. Sela verilmeye başlayınca o kadın hemen ipi keser ve diğer çemberlere basarak hızlıca koşar. Bu arada kadının ve çocuğun ardından bir tas su serpilir. Böylece çocuğun kösteği kesilmiş olur ve yürüyeceğine inanılırdı.

Konuşamayan çocuk için, camiinin anahtarı getirilip ezan vakti çocuğun ağzına sokularak anahtar 3 defa çevrilirdi. Böylece çocuğun konuşacağına inanılırdı.

2-3 yaşındaki çocuklar her yemekten yer ve yedirilir. Bilhassa sığırın iliklerini kaynatıp, suyunu çorba yaparlar ve içirirler. İliklerin suyuna ekmek doğrayıp yedirirler. Böylece çocuk güçlü ve kuvvetli olur.

* * *

Tahsin ALTIN
Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi
Merkez Folkloru -2014- sh.24-38

Categories: Sivrihisar Kültürü