Bütün Yönleriyle Nasreddin Hoca

Eskişehir Valiliği tarafından yayınlanmış olan ESKİyeni Şehir Kültürü dergisinin 2010 Haziran sayısında, değerli yazarların Nasrettin Hoca ile ilgili yazılarından alıntılar.


Bütün Yönleriyle Nasreddin Hoca

Hoca, bilge, edip. Berrak bir bilincin yüreği. Edebiyatımızın mütebessim rengi. Okundukça gamzeler belirten kelimeler. Kelimelerle kurulan mizah şehri. Nüktelere bürünen gerçekler. Hakikat ve hikmet harfleriyle anlamlanan cümleler. İnsanlığın halleri ve edebiyatın inceliği. Zekanın büyüsü.

Bir Medeniyet Coğrafyasının Gülen Yüzü

Gülmenin her biçimiyle karşılığı olan, kendini çeşitlendiren ve farklılaştıran yüz. Aydınlık bir yüz, ışıltılı bir düzlem ve ferahlatan bir ortam; oluşumlar, sanatsal veriler, insan kişiliğinin yansıyışlarında beliriyor. Aydınlık yüzlü insanlar da bu ortamdan çıkıyorlar.

Nasrettin Hoca; güler yüzü ve bilge kişiliğinin refleksiyle, medeniyetimizin bir yüzüne ayna tutuyor. Bu öylesine sevimlileşiyor ki, medeniyetler, kültürler, hatta aynı kültür ve medeniyet dairesinde bulunan ırklar, kabileler arası bir rekabete dönüşüyor.

Nasreddin Hoca bir medeniyetin, milletin, kültürün dengesidir. Nasreddin Hoca uyarıcı reflekstir, uyarıcı ve düşündürücü refleks. Hayatın doğal gerçeğidir. Hayatın olabildiğine acımasız olan yanını esnetiyor, yaşamı sevecenleştiriyor, çekici kılıyor. Çekilebilir, yaşanabilir, olabilir yanını yüzünü yaşatarak gösteriyor. Gözleri açık, uyanık, bilinçli, akıllı, bilge ve samimidir.

Ali Haydar HAKSAL – Yazar, Yedi İklim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

***

Anadolu’nun Gülen Yüzüne Özlem

“Türk Dünyasında; Koca Nasır / Koja Nasr (Kazakistan), Apendi / Koco Nasriddin / Nasirdin Koco (Kırgızistan), Nasreddin Ependi / Ependi (Türkmenistan), Nasriddin Afendi / Afendi (Özbekistan), Nesreddin Ependi (Doğu Türkistan), Molla Nasreddin (Azerbaycan), Nasretdin Huca (Başkurt Türkleri) vs. gibi adlarla anılan, Sivrihisarlı mı, Akşehirli mi, Özbek mi yoksa Arapların Cuha’sı mı olduğu tartışılırken bütün insanların gönlünde taht kuran Nasreddin Hoca, Türk fıkra tipleri arasında en çok sevilen isim olmuştur. Prof. Dr. Esma Şimşek

Bir zamanların Osmanlı coğrafyası sınırları üzerinde, özellikle Yunus Emre gibi Köroğlu gibi bazı isimlere her yörenin kendince sahip çıkması benzeri bir sevgi ve sahiplenmenin onuruna da sahip olan Nasreddin Hocanın gerçekten yaşayıp yaşamadığı hiç önemli değil…

Hoca; fıkralarının hemen hepsinde hanımını, oğlunu, kızını, eşeğini, hindisini, koyununu vs. kullanarak; ‘kızım sana diyorum, gelinim sen işit’ kabilinden, toplumda hoşa gitmeyen durum ve tavırları güler yüzle tenkit etmiştir.” Anadolu’nun, asırlardır gülegelen yüzüne, Nasrettin Hocamıza da günümüzde en az Mevlânâ kadar, Yunus kadar, hacı Bektaş-ı Velî, Hacı Bayram-ı Velî kadar ihtiyacımız var…

Abdurrahman ŞEN – Gazeteci-Yazar

***

Nasreddin Hoca ve Fıkraları Hakkında

Fıkra kültürümüzün belli başlı tipleri birbirinden açıkça ayrılırlar. Nitekim Nasreddin Hoca güldürüp düşündürürken bilgece bir tavır sergiler. Fıkraların halk kültüründe, büyük küçük demeden herkes tarafından kullanılışı ve yazılı bir kaynak yerine toplumun hafızasında korunması gibi sebepler dolayısıyladır ki yer yer karışıklıklar olmaktadır. Bir şahsiyete ait fıkra bir diğer kişiye aitmiş gibi anlatılmakta, aslında fıkra kullanılış amacı itibariyle yerini bulmakla birlikte mensubiyet değiştirmektedir.

“Nasreddin Hoca’nın fıkralarının en önemli özelliği, Hoca’nın yaşam görüşünün kişisellikten sıyrılarak toplumsal bir yaşam felsefesine, bir başka deyişle halk felsefesine dönüşmesidir. Hoca’nın olaylardan çıkardığı gerçekler, halkın olaylar karşısında duyduğu ve düşündüğü gerçeklerdir. Halk Hoca’ya mal ederek bunları dile getirmiş gibidir.”

Türkmenistan’dan Macaristan’a, Sibirya’dan Afrika’ya kadar yayılan, kimi zaman ‘Hoca’, kimi zaman ‘Suha’, kimi zaman ‘Cuha’, kimi zaman ‘Hoja’, ‘Nasr’, ‘Apandi’, ‘Afandi’, ‘Molla’ gibi adlarla anılan ya da bu kişilerle karıştırılan Nasreddin Hoca…

Ali SÖZER – Şair-Yazar

***

Şimdi Sıra Denizleri Mayalamada

Neredeyse insan orası merkeziydi dünyanın. Hem orada bir göl vardı; bizim gölümüz. Hem onda bir gönül vardı; bizim gönlümüz. Hem bir maya taşıyordu kaşığında; bizim mayamız. Hem sıcacık bir şarkı mırıldanıyordu; bizim şarkımız. İşte beklediğimiz an! Gölü mayalıyor Hoca! Serpme ağ gibi fırlatmalı soruyu: “Göl hiç maya tutar mı?” “Ya tutarsa!” dedi Hoca ve maya tuttu göl. İşte o gün bu ülkenin evlatları “imkânsız” kelimesini sildiler kamuslarından.

Söğüt’ten fışkıran çınar gölgesini üç kıtaya paylaştırdı. İşte o günden beri bir milletin yüzündeki tebessümün altında hangi derinlikleri saklayabileceğini öğrendi dünya. Nasrettin Hoca durdurursa bineğini diye uykuları kaçtı. Akşehir gölü kurumuşsa ne çıkar. Sırada denizler vardı.

Gözü üzerimizde, gülümsüyor. Görenlerin başını döndüren derin bir gülümseme bu. Memleketi Sivrihisar’dan ayrılırken kendisini uğurlamaya gelen kale dizdarı Alişar Bey’in sitemi üzerine bineğinden inmiş, sonra semere ters oturarak şöyle seslenmişti oradakilere ve orada olmayanlara: “Mesele sandığınız gibi değil! Bakın gözüm üzerinizde!” Nasrettin Hoca 13. yüzyıldan bu yana hiç dönmedi arkasını bize, hiç ayırmadı gözlerini üstümüzden.

Ali URAL – Şair-Yazar, Yayıncı

***

Nasreddin Hoca Kimdir? Bugün dünyanın altı kıt’asının beşinde, insanların gönlünde taht kurmuş, Türk zekasının, Türk dehasının kültür elçiliğini yapan, dünyada Türk ve İslam kültürünün gülen yüzü “Nasreddin Hoca”

Halk filozofu, sosyoloğu ve alimi olan Nasrettin Hoca herhangi bir işte sonuca giderken, insanlara vereceği mesajları, yaptıracağı işleri onları korkutmadan, ürkütmeden, onların canını sıkmadan, insanları yönlendirmeyi ve sonuç almayı hayat tarzı haline getirmiş mübarek bir şahsiyettir.

Anadolu insanının Ertuğrul Bey etrafında toplanmasını ve orada Türk Devletinin temellerinin atılması ve kurulması hususunda Anadolu’nun Alperenleri olan Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Şeyh Edebali, Yunus Emre ile birlikte Nasreddin Hoca, halkın Ertuğrul Bey etrafında toplanmalarına imkan sağlamışlardır.

Sonuçta Söğüt’te aşiretten beylik, beylikten devlet, devletten bir cihan imparatorluğunun kurulmasının temellerinin atılmasında ve Türk Birliği’nin oluşumunda büyük emeği geçenlerden biri de Nasreddin Hoca’ dır. O’nun yaşam tarzı ve mücadele azmi bizlerin ve milletimizin yolunu aydınlatmaktadır. Ondan alacağımız çok büyük dersler vardır. Bütün gönüller, O’nun gülme, güldürme ve düşündürme feyziyle dolsun. Ruhu Şad, mekânı cennet olsun.

Cemal DEDEBAĞI – Nasreddin Hoca Beldesi Eski Belediye Başkanı

***

Nasreddin Hoca Fıkralarında Gizli Diller

Nasrettin Hoca, Türk folklorunun bir taşıyıcısı olarak, bütün olumlu “en”leri kişiliğinde bütünleştirmiş eşsiz bir şahsiyettir. O, en zeki, en sevimli, en saf, en bilgili, en baba, en çocuk’tur… Türk halkının kültürünü, engin zekâsını, dünya görüşünü en iyi yansıtan, davranışlarını, çatışmalarını en iyi çözümleyen o’dur. Bunları, Türkçe’nin ifade gücünün yanı sıra beden dilini de kullanarak ifade eden Nasreddin Hoca, böylece gizli dillerin en güzel örneklerini verir bizlere…

Nasreddin Hoca’nın en çok kullandığı iletişim yöntemi dil ile iletişimdir. Hazır cevap, lafın altında kalmayan kişiliğiyle Hoca, çevresini kırmadan mesajlar vermeyi başarır.

Yrd.Doç. Dr. Ebru ŞENOCAK – Fırat Üniversitesi Fen-Ed. Fak. Türk Dili ve Ed. Böl. Öğretim Üyesi

***

“Nasreddin Hoca, Güldürürken Düşündüren Adam” kitabı, Gülsüm Cengiz’in “Tarihte İz Bırakanlar” dizisinde 2008’de yayımlanan bir yapıtı.

“Hocanın çok yönlü, yetenekli ve yaratıcı kişiliğini fıkralarında görebiliriz.” Nasrettin Hoca mizahçı, eğitimci ve felsefeci bir Anadolu bilgesidir. Zamanındaki bütün dini ve pozitif bilimleri okuyarak öğrenmiş ve kendisini geliştirmiştir. Nasrettin Hoca bilge ve eğitimci tavrını her kesimden insan arasında, halkla iç içe sürdürmüştür. Halkın ve yöneticilerin üzerinde önemli bir saygınlığı vardır.

Yaşadığı toplumdaki çelişkileri, yöneticilerin ve insanların hatalarını açıkça söylemesine karşın bunu tatlı dille, güler yüzle ve zekice yapmayı tercih etmiştir. Şakacılık ve hazırcevaplık onun en önemli özelliklerindendir. Ancak o güldürürken düşündürmeyi de başarmış biridir. Araştırmacılar Nasrettin Hocanın bilim adamı, mutasavvıf, din adamı, hukukçu ve eğitimci yönleri olduğunu belirtmektedirler. Çok yönlü, yetenekli ve yaratıcı kişiliğini fıkralarında görmek olanaklıdır.

Yazar, Şair ve Eğitimci Gülsüm CENGİZ

***

Bozkırın Ulu Bilgesi

Nasreddin Hoca, Anadoluyu aydınlatan, “Anadolu mayası”nı çalan bozkırın ulu bilgelerindendir. Hoca olarak halkın içinde, hoca olarak halkın muhayyilesindedir. Temsil ettiği hocalık, özellikle günümüzde bazı kesimlerce cılkı çıkarılan, içi boşaltılan, bağnazlığın ya da kurnazlığın ifadesi bir kavram değil; “insanlara iyiliği emreden ve insanları kötülükten sakındıran” bir anlayışın temsil gücüdür.

Nasreddin Hoca hiçbir zaman ve hiçbir fıkrasında hayata, eşyaya, dünyaya ‘komik adam’ algısıyla bakmamış; İçinden bakan bir gözle ve içimiz adına bakmıştır…

İsmail KARAKURT – Eğitimci, Şair-Yazar

***

Başkası Adına Geldim

“Nasreddin Hocayı kız istemeye göndermişler. Allah’ın emriyle, peygamberin kavliyle dibacesini okuduktan sonra kerime hanımı evvela kendisi için talep etmiş. Olmaz cevabını alınca, zaten başkası için gelmiştim, nefis mukaddem olduğu için öyle söylemiştim, demiş.”

Hoca merhumu kız istemeye götürürler. Kahveler içilir. Dünürcüler istesin diye Hocanın gözünün içine bakarlar. Hoca, Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızınız hanımefendiyi kendime eş olarak istiyorum, demez mi? Buz gibi bir hava eser. Ev sahiplerinin de kız isteyicilerin de suratları asılır. Nihayet kızın babası, Hoca, olmaz, hem buraya başkasına istemeye geldin deyince, rahmetli, ben de öyle söyleyecektim ama çok beğendim, kendime istedim, bana vermediniz bari şu garibana verin, diye cevap verir.

Siz siz olun Hocayı kız istemeye götürürken önceden, aman ha kızı kendine isteme diye söz alın, malum Hoca sözünde duran adamdır; yoksa Allah korusun istediğiniz kız bir defa Hoca’ya verildi mi ne kadar dizinizi dövseniz fayda etmeyecektir.

Mehmet AYCI – Şair-Yazar

***

ANADOLUYU MAYALAYANLAR

‘Nasrettin Hoca kelam ile Anadolu’yu mayalayanlardandır ama anlayabilene, ama mayalanabilene. Hem güleriz hem mayalanırız. Yani Nasrettin Hoca’nın sözünü gönlüne maya edebilen elbette ki Anadolu’da mayalanır. Hocanın işi de budur. Prof. Dr. Yalçın Koç

***

Nasreddin Hoca ve Liderlik

Genelde şakacı bir kişi olarak bilinen ve çok yüzeysel sohbetlerde fıkralarından örnekler verilerek adeta değerinden uzaklaştırılan Nasrettin Hocanın aslında çok sağlam bir filozof olduğu bilinen bir gerçektir.

Ülkemizde genelde topluma yön vermiş, ufuk göstermiş büyük insanların değeri anlaşıl(a)mıyor. Bu değerlerden birisi de Nasreddin Hoca’dır.

Nasreddin Hocanın fıkraları üzerinde eğlence amaçlı değil ders amaçlı olarak durulduğunda ve çeşitli olaylar ve bilimlerle birlikte düşünüldüğünde ciddi anlamda yeni yönler ve ufuklar bulunacağı açıktır.

Nasreddin Hocanın aslında çok sağlam bir filozof olduğu bilinen bir gerçektir. Biz onun fıkralarının hep yüzeysel ve komik tarafına takılıp, özünü merak etmediğimizden, bir konu üzerinde yoğunlaşma becerimiz olmadığından Hoca’yı anlama ve anlatma seviyesine bir türlü ulaşamadık.

Mesut DOĞAN – Şair-Yazar

***

Nasreddin Hoca’nın tarihsel kişiliğinden çok onun folklorik kişiliği, Türk fıkra tipi olarak kimliği bizi daha fazla ilgilendiriyor. Ama, onun tarihsel kişiliğini biliyoruz.

Nasreddin Hoca bir mizah yazarı değildir. O fıkra ya da hikaye yazmamıştır. Hatta ondan günümüze tek satır yazı bile kalmamıştır. Türk halkı onun yaşamından ve başından geçen bazı olaylardan fıkralar üretmiş, sonra da bu fıkralara yenilerini katmış ve böylece Nasreddin Hoca Fıkraları külliyatı doğmuştur.

Nasreddin Hoca’yı tanıtma konusuna gelince, bu alanda yeterli çalışmaların yapıldığını sanmıyorum. Yılda bir kez Akşehir’de, bazen Sivrihisar’da düzenlenen etkinliklerin Nasreddin Hoca’yı tanıtmaktan çok o yerlerin turistik özelliklerini duyurmak veya festival tarzında, katılanların eğlenmelerini temin etmek amacına yönelik olduğunu görmekteyiz.

“Nasreddin Hoca Araştırma Merkezi” sorunuza gelince, böyle bir merkezin kurulması şüphesiz iyi olur. Ama bu merkez, güdümlü bir merkez olacaksa, oraya atananlar, bilgi ve deneyimlerine göre değil de, siyasal ya da başka tercihlerine göre seçilecek olurlarsa, başarı sağlanamaz. Yalnız birkaç kişiye iş ve masa bulunmuş olur.

Nasreddin Hoca fıkraları, edebiyatın, tiyatronun, resim ve heykelin yanı sıra daha bir çok sanat dalında yararlanılacak kaynaklardır. Fakat bugüne kadar iyi bir Nasreddin Hoca romanı, piyesi ya da filmi ortaya konmuş değil. 

Mustafa Duman; Nasreddin Hoca fıkralarını çok severim. Onları dinlemekten bıkmam. Nasreddin Hoca konusuna yönelmemin nedeni, Türk fıkra yaratıcılığının sembolü olan bu kişiyi, kişiliği iyi tanımak ve tanıtmak, fıkralarını elden geldiğince çeşitli kaynaklardan derleyip bir araya toplamak isteyişimdir. Hoca konusundaki çok kapsamlı son eser “Nasreddin Hoca ve 1555 Fıkrası” adıyla 2008’de yayımlandı.

Dr. Mustafa Duman

***

Nasreddin Hoca’nın Ahlakçılığı

Millî ve dinî kültürümüzü tam bilmeyen ehliyetsiz araştırmacıların kalemiyle sanki bir “komedyen”miş gibi gösterilen Hoca, esasen XIII. yüzyıl Anadolu Selçukluları devrinde yaşayan büyük bir mürşid, büyük bir ahlâkçı idi. Nasreddin Hoca, fıkralarında Müslüman Türk karakterinin bütün ana hatlarını ortaya koyan kişidir. Nefsî davranışlar içinde bulunan hata ve isyân ehlini mizâhî olarak yargılar ve tabiî mizâh ile de irşâd etmeye çalışır.

Nasreddin Hoca bir ahlâkçıdır; bir mutasavvıftır. Hoca’nın fıkralarının ölçüsü de ahlakî ve tasavvufî olacaktır.

Yrd. Doç. Dr. Mustafa TATCI – Gazi Üniversitesi Fen Ed. Fak.TDE Bölümü Öğretim Üyesi

***

NASREDDİN HOCA

Nasreddin Hoca, Anadolu kültürünü nakış gibi işleyen en güzel, en büyük, en yüce insanlardan biridir. O, hem bir âlim, hem bir mutasavvıftır. Nasreddin Hoca, çok küçük yaştan itibaren bir yandan insan ruhunu, bir yandan toplumu anlayabilmek için olağanüstü bir çaba harcamıştır.

“Dem bu demdir, dem bu demdir, dem bu dem.” diye. İşte Nasreddin Hoca “anın büyüklüğünü hissedebilmiş, görebilmiş ve davranışlarını ona göre ayarlayabilmiş nadir insanlardan biridir. İnsan; kâinatın en büyük sırrı. Yalnız Yüce Peygamberimiz ve Onun izinden giden veliler bu güzelliği görebildiler, tadabildiler, yaşayabildiler. Herkes kendine göre insanları tanıdığını sandı. Ama yanıldılar.

Sabri TANDOĞAN -Emekli Danıştay Üyesi, Yazar

***

Nasreddin Hoca’nın “Ezân”la İlgili Fıkrası Üzerine Tasavvufi Açıdan Bir Şerh

Fıkra: Hoca, mahallelerindeki mescidin müezzinliğini de yaparmış. Bir gün, onun sokakta koşa koşa ezan okuduğunu görenler sorarlar:
-Hoca Efendi, neden böyle ezân okuya okuya, o yana bu yana koşup duruyorsun?
Hoca, gayet ciddi cevap vermiş:
-Sesim nerelere kadar gidiyor, onu anlamak istiyorum.

Hoca, Ezân’ı sokakta okurken, Hacı Bayrâm-ı Velî minareden okumaktadır. Yoksa hedef, gâye hep aynıdır: İnsanlığı, İlâhî, Muhammedî ahlâka, nefs terbiyesine dâvet. Hoca, bu çağrıyı İsmail Emre’nin dediği gibi latîfe, nükte yoluyla yaparken, Hacı Bayrâm, tasavvufî bir dille yapmaktadır. Ayrıca Hoca da sokakta, caddede Ezân okunmayacağını bilmektedir. O, nükte yoluyla insanların Ezan’a olan tavrını bizzat görmek için sokağa çıkmakta ve içerdiği mesajın nasıl anlaşılmasını gerektiğini söylemektedir.

Yrd. Doç. Dr. Selami ŞİMŞEK |Rize Üniversitesi Fen-Ed. Fak. Türk Dili ve Ed. Böl. Öğrt. Üyesi

***

Tunç İzberk’in Nasreddin Hoca Filmleri

Nasreddin Hoca Türk mizahının biricik örneklerinden biridir. Bu nedenle pek çok fıkra kitabında farklı biçemler denenerek yer bulmuş milyonlarca okurla buluşmuştur. Nasreddin Hoca ayrıca tiyatro, çizgi roman, karikatür, sinema gibi pek çok alana da kaynak olmuştur. Sinema alanında, özellikle de canlandırma (animasyon) sineması alanında pek çok örneğe rastlanır. Çekilen Nasreddin Hoca filmlerine bakılınca Tunç İzberk’in 33 Nasreddin Hoca filmi ile başı çektiği görülür. İzberk’in sevimli tiplemeleri ve öyküye sadık kalması izlendiği dönemlerde bu filmlerin sevilmesini sağlamış ve yurt dışına da satılmıştır.

Doç. Dr. Selçuk Hünerli|İstanbul Kültür Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fak. İletişim Tasarım Böl.

***

Felsefe Açısından Nasreddin Hoca

Çok ustalıklı bir iştir mizah. Öyle ki, gerektiği yerde incelikli şekilde esneterek; hoşgörüyü, anlayışı devreye sokarak eleştirir insanı. En sıkıntı verici, üzücü durumları güldürerek anlatır, eleştirerek düşündürür. Ama yergide asıl amaç güldürmek değildir elbet. Asıl amaç, söylenmesi zor şeyleri (yanlışları, haksızlıkları, çirkinlikleri v.b.), gülmece içinde (ortamı germeden) söyleyerek insanı düşünmeye ve kendini düzeltmeye sevk etmektir, öğretmektir, bir bakıma eğitmektir.

Prof. Dr. Sevgi İyi – Maltepe Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

***

Nüktedan Bir Hukuk Bilgesi: Nasreddin Hoca

Nasreddin Hoca adını içeren fıkralar, dönemin geleneksel toplum ilişkilerini, hayatın değişik yönlerini, kültürel yapısını, nükte anlayışlarını, hâsılı hayatın bütün renklerini yansıtması bakımından günümüz insanına kayda değer ipuçları sunmaktadır.

Nasreddin Hoca, yargıda olup bitenleri yakından bildiğinden dolayı, idari kokuşmuşluğa ve meslektaşlarının adının zaman zaman rüşvet söylentilerine karışmasına bir tepki olarak bu mesleği daha fazla devam ettirmemiş. Hukuk karşısında adam kayırma ve suç ile karşılığında takdir edilen ceza arasındaki münasebetsizlik, bir yandan vatandaşı mağdur etmekte öte yandan suçlu kimseleri himaye etmek suretiyle adalet mekanizmasına olan güveni ortadan kaldırmaktadır. Anlayan kimse için Hoca tokadı kadı’ya değil, adaletsiz uygulamalara indirmiştir.

Doç. Dr. Şevket TOPAL |Rize Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

***

Saltukname’ye Göre Akşehir – Sivrihisar Hattında Nasreddin Hoca ve Misyonu

Nasreddin Hocanın evde olmadığını, üstelik Sivrihisar’a ve Karahisar’a gittiğini öğrenen Saltuk Gazi buna çok şaşırır ve “Hayret, oraların halkı ekseriyetle kafir değil midir, Hocanın ne işi vardı oralarda” diye sorar. Meğer Sivrihisar’ın papazları Hocayla alay ederek, “Şu Türklerin de bir hocaları varmış, millet kavuğuna sakalına gülüp dururmuş, gelse de azcık da biz gülsek” diyorlarmış. Bu sözler Hocanın kulağına gelince sinirlenmiş ve “Ben gidip onların kara suratlarına ve kara donlarına bir güleyim de görsünler” dediği gibi eşeğine atlayıp gitmiş.

Burada açıkça Hocayı Sivrihisar’da hem de sıradan kişilere değil doğrudan papazlara hitaben İslamı anlatırken görüyoruz. Bilindiği gibi Nasreddin Hocanın papazlarla ilgili fıkraları da vardır. Bu fıkralarda genellikle el işaretleri ile konuşurlar (çünkü birbirlerinin dilini bilmiyorlardır)

Bunlardan en çok bilineni şöyledir: Hristiyanlar, Türklere “bakalım sizin aliminiz mi büyük bizimki mi” diyerek ünlü bir papazlarını Hocayla buluşturmuşlar. Papaz, Hoca’ya sorular soracak, Hoca da cevap verecektir.

Papaz, bir elinin işaret parmağını havaya ileri doğru kaldırır. Hoca aynı elinin iki parmağını havaya kaldırır. Papaz, eliyle havaya bir daire çizer. Hoca, eliyle bu daireyi dörde böler. Papaz, avuç içi üste gelecek şekilde eliyle bir elma tutuyormuş gibi yapıp parmaklarını oynatır. Hoca bunun üzerine avuç içi yere gelecek şekilde elini çevirip parmaklarını oynatır.

Bu karşılaşma sonrasında Papaz, Hristiyanlara dönerek “gerçekten de büyük bir alim imiş. Ne söylediysem tamamlayıcı bir yeni bilgi söyledi” demiş. Ve konuşmalarını şöyle açıklamış: Ben işaret parmağımla ona dedim ki Tanrı birdir, Nasreddin Hoca dedi ki “Öyledir ve peygamberlik de haktır” dedi. Ben dedim ki dünya yuvarlaktır, Hoca dedi ki, dörtte üçü sudur. Ben, Tanrı bize yerden türlü nimetler verir dedim, Hoca ise, Tanrı yerden verdiği nimetleri gökten gönderdikleriyle besler dedi. Bu kez gelip Nasreddin Hoca’ya soruyorlar papazla aralarındaki konuşmayı.

Hoca ise şöyle açıklıyor: Papaz bana dedi ki senin bir gözünü çıkarırım, ben de ona “ben senin iki gözünü çıkarırım” dedim. O bana dedi ki ah ah, bir tepsi baklava olsa da yesek, ben dedim ki dörtte üçünü ben alırım ona göre! O bana dedi ki tencerede ördek yahnisi pişiyor, ben de aman kapağını kapatalım da ördek uçmasın dedim!

Şaban ABAK – Şair-Yazar

***

Nasreddin Hoca Fıkralarında Anlatıcı Tipi

Sözlü geleneğin “anlatıcı”, “dinleyici”, “sözel metin”, “anlatı ortamı” gibi çeşitli öğeleri vardır. Bunlardan belki de en önemlisi “anlatıcı tipi”dir. Zira o, sadece var olan sözel metni anlatan kişi değil, bizzat onu oluşturan, üreten, çoğaltan, yorumlayan, yayan ve yaşatan kişidir. Ustalığı ve mahareti, anlatım esnasında ortaya çıkar. Anlatısı yapılan alanı ve sınırı belli bir metin değildir.

Nasreddin Hoca Fıkralarında “asıl metin”, “ana metin” yoktur; anlatıcı vardır, yorumcu vardır. Fıkralarda öne çıkan her ne kadar Nasreddin Hoca gibi görünse de, aslında Nasreddin Hoca’nın şahsında cisimleşen anlatıcı tipinin kendisidir.

Nasreddin Hoca, hiçbir zaman kendi fıkralarından söz etmez, söz ve eylemlerini, fıkra olsun diye o şekilde gerçekleştirmez. Onların fıkra olacağını da bilmez. Dolayısıyla Hoca imajını oluşturan hocanın kendisi değil, onun fıkralarını anlatan, halkın bilincine emanet eden, gelecek kuşaklara ulaştıran anlatıcı tipidir. Onun anlatılarını var kılan, sözün söylenip emanet edildiği bilinçlerdir, halktır.

Doç Dr. Vefa Taşdelen – Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Ed. Fak. Felsefe Böl. Öğretim Üyesi

***

Mizahta Üstünlük Teorisi ve Nasreddin Hoca Fıkralarının Mizahta Üstünlük Teorisine Göre Değerlendirilmesi

Zengin bir adam Hocayla alay etmek için, “Hocam sen bu kitapların hepsini okuyor musun gerçekten, der. Hoca: “Senin kaç evin ve koyunun var, diye sorunca, adam, “O kadar çok ki sayısını ben bile bilmiyorum.” deyince Hoca, cevabı yapıştırır “Sen o evlerin hepsinde yaşayıp koyunların hepsini de yiyor musun?”

Bu fıkrada da Hocayı alaya alan ve onunla dalga geçmeye çalışan bir adama Hocanın verdiği sürpriz bir o kadar da şaşırtıcı cevaba şahit olmaktayız. Hoca böylelikle karşısındaki kişiyi aptal durumuna düşürüp onunla alay etmektedir. Ama bu alaya almanın temelinde karşıdaki muhataba ders verme düşüncesi vardır.

Türk dünyasının değişik köşelerinden aldığımız Nasreddin Hoca fıkralarında Hoca hanlar ve beyler karşısında pes etmez. Nasreddin Hocanın fıkralarındaki düşünce sisteminde, kendi dışında kalan ve kendisini olduğundan daha zeki, daha zengin ve daha namuslu gören kişilerle alay ederek veya bu duygunun gülünçlüğünü ortaya çıkarır. Nasreddin Hoca hiçbir zaman kendine güldürmez. Daima durumu kurtaracak bir çıkış yolu bulur. Bazen kendini bulunduğu durumdan daha üstün gösteren davranışlar sergiler.

Dr. Zülfikar BAYRAKTAR – Eskişehir Atatürk Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

***

Sivrihisarlıların nekre (nükteci) kişiliği, Nasreddin Hoca’nın hemşehrileri olmalarından mı ileri geliyor?

Pertev Nail Boratav’a göre Nasrettin Hoca ve Sivrihisarlılar nükteci kişilikleri arasındaki ilişki/bağlam kısaltılmış olarak şöyle açıklanır: “….. Vaktiyle tıpkı Almanların Schildbürgerleri, bizim Karatepelilerimiz gibi, Sivrihisarlılar üzerine de, (…..) onları alaya alan fıkralar anlatılırmış; şimdilerde ise Sivrihisarlılar, tıpkı Kayserililer gibi açıkgöz, cin fikirli, işini bilir insanlar diye tanınırlar. Biliyoruz ki geleneğe göre bizim hocamızın da aslı Sivrihisarlı dır.”

Erol BÜYÜKMERİÇ  – ESKİyeni dergi, Aralık 2010

ESKİ yeni dergisi 2010 Haziran 16. sayısının hazırlanmasındaki büyük katkıları için Mustafa Özçelik’e teşekkür ederiz.

Categories: Nasrettin Hoca