Bozkırın Ulu Bilgesi

Nasreddin Hoca, Anadolu’yu aydınlatan, “Anadolu mayası”nı çalan bozkırın ulu bilgelerindendir. Onun İmam-ı Azam-Ahmed Yesevî – Mevlana- Yunus Emre-Hacı Bektaş Veli-Ahî Evren- Hacı Bayram Velî çizgisinde âlim-sufi-halk-esnaf zümreyle Anadoluyu medeniyetleştirenler arasında olduğu bir hakikat… Bu isimler bizim, Anadolu’daki Türk-İslam medeniyetinin olmazsa olmazlarındandır.

Evet, Anadoluyu mayalayan bozkırın ulularından biridir Nasreddin Hoca… Onun adıyla bütünleşen, adıyla müsemma olan iki kavram var: Hoca(lık) ve nükte. Hoca olarak halkın içinde, hoca olarak halkın muhayyilesindedir. Temsil ettiği hocalık, özellikle günümüzde bazı kesimlerce cılkı çıkarılan, içi boşaltılan, bağnazlığın ya da kurnazlığın ifadesi bir kavram değil; “insanlara iyiliği emreden ve insanları kötülükten sakındıran” bir anlayışın temsil gücüdür.

Adıyla bütünleşen nüktenin küçük hikayecikleri olan fıkraları ile insanoğlunun her iki dünya algısını, irade zayıflığını, düşüncelerini, erdemlerini, eleştirilerini, günlük hayata dair sevinçlerini ve kederlerini dile getirir; hayata ve hadiselere bakış açısını yansıtır. Nasreddin Hoca bir fıkra yazarı değil, bir fıkra anlatıcısı olmadığı gibi. Bugün fıkra adıyla bildiğimiz kıvrak bir zekanın ve nükte yeteneğinin ürünü olan bu küçük hikayecikler, Nasrettin Hocanın dünya algısını ve eğitim anlayışını somutlaştıran önemli metinlerdir. Bu metinler, insan ruhunu adeta bir aynaya aksettiren ve herkese dünyada olan biteni buradan seyrettiren bir özelliğe sahiptir. Bu aynada Türk’ün dünya algısı, müthiş bir muhayyile gücü ve hayat görüşü vardır.

Küçük hikayecikler dememiz, sakın ola ki yanlış anlaşılmasın. Boyut olarak küçük ama anlam yoğunluğu, mesaj yükü bakımından bir atalar-sözü ya da şiir değerindedir. Maksat komiklik olsun ya da insanlara kahkaha attırma değildir. Bu özellikler Nasreddin Hocanın hem aldığı eğitime ters hem de verdiği eğitime… insanları gülümsetebilir ama kahkaha attırmak niyetinde olacağını sanmıyorum. inandığı dünya algısı ruhuyla uyuşmaz böyle bir düşünce. Onun görevi bellidir: Ne yapıp edip insanı gerçekle yüz yüze getirmek… Bu, insan eğitiminde bir tarzdır, bir üsluptur. Gerçekleri “odun gibi” göstermektense, naif bir ifade, küçük bir hikaye ve tatlı bir mizahla kavratmak esastır bu tarzda. Herkes kabiliyetine göre insan ruhunun derinliklerine etki eder. Nasrettin Hoca da, hocalığının bir gereği olarak bilgisi, kıvrak bir zekası, nükte yeteneği ile beklenmedik durumlar ve olaylar karşısında şaşırmadan, duygusallığa meydan vermeden soğukkanlılıkla sorulara ve sorunlara çözümler üretmiş, cevaplar vermiştir. Ani sorulara verdiği cevaplar ilgi çekici, sağduyulu ve düşündürücüdür. Bu nükte yapmanın, hazırcevaplığın bir gereğidir.

Yaşadığı dönem göz önünde bulundurulduğunda Nasreddin Hoca, medresedeki derslerinin ya da camideki vaazlarının birer parçası olan bu küçük hikayecikleriyle halka ve yöneticilere moral, ümit ve yaşama sevinci verme isteği görülebilir. Çünkü tarihçilerin tespitlerine göre Haçlı ve Moğol saldırılarıyla yıpranan Anadolu insanının yaralarına, Anadolu’nun diğer manevi mimarlarıyla merhem olmaya çalıştığı bir gerçektir. Ahmet Caferoğlu’nun Nasreddin Hoca yorumuna bakar mısınız? ‘Şövalye’liği dışında tek kelimeyle muhteşem: “.Bu aziz halk evladının sarığında şehir, yani yerleşik; küçük eşeğinde ise göçebe Türk yasayışının bağdaştırılmak istendiğini sezmekteyim. Bu yolla Hoca’mız keçe medeniyeti ile balçık medeniyetini kendi şahsında kaynaştırmış bir şövalyedir.”

Çünkü ‘fıkra’ denilen küçük hikayecikleri iyi tarandığında, hakkıyla okunduğunda, üzerinde düşünülüp analizleri yapıldığında insani ilişkiler ya da eğitimde yöntem çalışması yapmak isteyenler için önemli ipuçlarının yakalanacağı birer kaynaktır. Bunlarda görülecektir ki Nasreddin hoca hayatın, ‘keçe medeniyeti ile balçık medeniyetinin her alanında; camide imam, medresede âlim, dergahta arif, kahvede, sokakta, bağda- bahçede, tarlada yer alan sosyal ve nüktedan bir kişilikle örtüşmektedir. Bu özellikleri ona, toplum yapısını gözlemleme, insani ilişkilere hakim olma ve toplumu çok iyi tanıma; durumları ve olayları hazırcevaplık, nükte ve sağduyu ile çözümleme imkanını sağlamıştır.

Günümüzdeki mizah anlayışının yıkıcılığının aksine, Nasreddin Hoca’dan gelen küçük hikayeciklerin eğitimde kişiliğin oluşumuna katkısı inkar edilemez. Bir eğitimcide, bir toplum önderinde olması gereken ve erdemliliğin birer işareti olan nitelikleri bulabiliriz bunlarda. Çünkü Nasreddin Hoca, komik adam değil, erdemliliğin bir sembolü olarak insanlara ‘komik gelen’den hareketle yanlış eğitimin ve yanlış yönetimin algı sistematiğine küçük bir hikayecikle çomak sokan bir bilgedir. Hocaya hakkını verenler, onun için “evliya-ı kiram”dandır derken, günümüzdeyse kimi şaklabanlarla karıştırılarak “komik adam” gözüyle bakanlar da söz konusudur.

Hâsılı, ulu atalarımdan Nasreddin Hoca hiçbir zaman ve hiçbir fıkrasında hayata, eşyaya, dünyaya ‘komik adam’ algısıyla bakmamış: içinden bakan bir gözle ve içimiz adına bakmıştır.

***

İsmail KARAKURT – Eğitimci, Şair-Yazar

Categories: Nasrettin Hoca