Bizim Yunus

BİZİM YUNUS

13. asrın sonları ile 14. asrın ilk çeyreği Yunus Emre’nin yaşadığı çağ, Anadolu Selçuklularının son devri ile beylikler ve Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarıdır. Bu süreçte Anadolu üç önemli hadise yaşar.

1- Haçlı seferleri
2- Moğol saldırıları
3- Babailer isyanı

Bu üç hadise, Anadolu’da çok büyük çapta sosyal, siyasal ve dini kargaşalığa sebep olur. Bu olumsuz hadiseler önünde savrulup gitmemek, güçlü kökleriyle toprağa tutunarak ayakta kalmayı başaran asırlık çınarlar gibi olmak, bunun için de sağlam bir düşünceye yaslanmak gerekiyordu.

Yunus Emre de öyle yaptı. Yeni bir felsefe ortaya koymadı. Yeni bir fikri, sosyal ve siyasi hareketi başlatmadı. Mutlak Hakikate tutundu. Sadece ona inanıp bağlandı ve ona yeniden çağırdı insanları. Bir “davi”nin değil, adına “sevi” dediği bir gayenin insanı olarak hareket etti. Unutulan bir gerçeği yeniden ama yeni bir dille hatırlattı. Yani onu bu anlamda Mutlak Düşüncenin bir “yenileyicisi”, “yeni bir yorumcusu” olarak görmek gerekir. Onun önemi, büyüklüğü işte buradan gelmektedir.

20. yüzyılda şiiriyle, dünya görüşüyle çağdaş bir Yunus yorumcusu/takipçisi sayabileceğimiz Necip Fazıl Kısakürek, Yunus’la alakalı olarak yazdığı şiirlerden birine başlık olarak “Bizim Yunus” ifadesini seçer. Üstelik bu ifade, sadece başlık olarak da kalmaz ve şiirin bütününde nakarat dizeleri olarak devam eder.

“Bizim Yunus” ifadesi, şair tarafından belli ki bilinçle seçilmiş bir ifadedir. Zira şairlerin milletleri adına konuşan kişiler oldukları düşünülecek olunursa Necip Fazıl’ın Yunus Emre’den “Bizim Yunus” diye söz etmesi onu ne kadar sevip benimsediğinin bir göstergesidir.

“Bizim Yunus” şeklindeki bu mensubiyet ve benimseme ifadesi sadece Necip Fazıl’a has değildir elbette… Bu ifade, aslında Tabduk Emre’ye aittir. Yani Yunus Emre, daha dervişlik yoluna girdiği ilk anlardan itibaren böyle bilinmekte ve üstelik bu şekildeki benimseme bizzat şeyhi tarafından “Bizim Yunus” şeklinde söylenmektedir.

Yunus’dur Benim Adım

Yunus’durur benim adım, gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum, bana seni gerek seni

Yunus’un adının Ahmet Hamdi Tanpınar gibi bir edebiyat adamını bu kadar derin düşüncelere sevk etmesi boşuna değil elbette… Çünkü çilenin soylu macerasını yaşamış bir Yunus daha biliyoruz. O da Yunus peygamberdir ve onun macerasıyla bizim Derviş Yunus’un macerası daha isimlerinden başlayarak çarpıcı benzerlikler taşımaktadır.

Tanpınar’a göre Yunus, Anadolu’da bu ismi taşıyan ilk sufidir. Üstelik bu isim onun doğduğunda kendine verilen ismi değildir. Yunus, sonradan Yunus peygamberin isminden mülhem olarak bu ismi benimsemiştir.

Yunus, pek çok şiirinde Tabduk Emre’den söz eder. Bu da göstermektedir ki; Tabduk Emre’nin kendinin ilk manevi rehberi olduğu bizzat Yunus tarafından da teyit edilmektedir. Bu durumda Yunus’un bu yolda sufilik geleneğine uygun olarak bir mürşit tarafından eğitildiğini göstermektedir. Dolayısıyla Yunusu Yunus yapan Tabduk Emre olmuştur. Yani “Yunus’un şeyhi Tabduk Emre’dir.” O, bu ocakta “Şeyhi Tabduk Emre’nin terbiye ve irşadında uzun yıllar pişip” öyle “Bizim Yunus” olmuştur.

Bir Gönül İnsanı

Yunus Emre’den bahsediyor Necip Fazıl, hepimizin yakından tanıdığı, sevip benimsediği ve sadece Necip Fazıl’a ait olmayan ifadeyle “bizim” Yunus’tan. Yunus Emre için söylenebilecek pek çok söz vardır elbet. Fakat hiçbiri bu “Bizim Yunus” kadar kapsayıcı olamaz. Onu bize bu kadar benimseten, sevdiren şüphesiz ki sevgi, barış, hoşgörü ve merhamet insanı olmasıdır.

Nazar eyle itüri bâzâr eyle götüri
Yaradılanı hoş gör Yaradandan ötüri.

Elif okuduk ötüri bâzâr eyledik götüri
Yaratılmışı severiz Yaradandan ötüri.

Sevgi olmadan hoşgörü, hoşgörü olmadan da sevgi olmaz. Ve tabii, sevmenin de hoş görmenin de temelinde sadece insanı değil, bütün yaratılmışları Allah’ın nûrunun bir tecellisi olarak görme inancı vardır.

Ben gelmedim da’vî içün benim işim sevi içün
Dostun evi gönüllerdir gönüller yapmaya geldim.

Da’vi ve sevi, birbirinin zıddı olan iki kelime. Birincisi savaş, ikincisi barışı da içine alan aşktır. Yunus; savaşa, kavgaya karşıdır. Dostluktaki yüceliği düşünür. Dost, her zaman gönülde ağırlanır.

Gelin tanış olalım işi kolay kılalım
Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz.

diyerek dünyaya kavga etmek için değil, sevmek ve sevilmek için geldiğine inanan Yunus, görevinin gönül yapmak olduğunu söylüyor.

Ak sakallı bir koca hiç bilmez hâli nice
Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise.

Yunus’a göre namazın da, abdestin de, orucun da, haccın da arka planında gönül vardır. Bu yüzdendir ki Yunus Emre gönül kıranların haccını turistik bir geziye, namaz ve abdestini de gayrimüslimlerin ellerini yüzlerini yıkamalarına benzeterek bunların Allah katında hiçbir değer ifade etmeyeceğini söyler:

Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahı elin yüzin yumaz değil.

Derindeki ifadesiyle; bu dünyanın gelip geçici bir mekân, asıl hedefe ulaşmak için aşılması gereken bir menzil, bir konaklama yeri olduğunu; asıl ve ebedi hayatın ahiret âleminde yaşanılacağını, bundan ötürü de gönül denilen o ilâhi cevherin dostluk, sevgi ve muhabbet erdemleriyle parlatılmasını ister. Öğretisinin merkezine sevgiyi, dostluğu yerleştiren Yunus:

Bu dünyaya kalmayalum, fanidir aldanmayalum
Bir iken ayrılmayalum, gel dosta gidelim gönül. diyerek yüzyıllar öncesinden seslenmiştir.


Mustafa Özçelik, Bizim Yunus – Eskişehir Valiliği, 2010
ESKİyeni Dergi, Mayıs 2013 – Esma ELDEM

Categories: Yunusemre

Yorum yaz

Mail adresi yazarsanız yayımlanmayacaktır.
Gerekli alan*