Bir Sivrihisar Varmış Bir Sivrihisar’lı Yokmuş

Bir Sivrihisar Varmış Bir Sivrihisar’lı Yokmuş

SİVRİHİSAR’a  her gittiğimde,  başkalarının dışarıda bulduğu yaşama sevinci ve zevki ben bu durağan, sakin ilçemde,  daha fazla huzur bulur ve mutlu olurum, sabahleyin her  uyandığım da kendimi dinlenmiş ve zinde hissederim. Ne şehrin sıkıntıları, nede strest hiçbir şey kalmaz.

Sabah namazı ile başlayıp,  gün ağarıncaya kadar kaya sakası kuşunun ötüşü ile uyanırsınız. 

Haylaz! Serçe kuşları evimizin çenelinde, sanki geç kalmışcasına sizi çekiştirir gibi  cıvıldaşmaları yokmu!  Onlarla birlikte sizi de bir telaş sarar.

Ya karşı, komsunun çatısına tünemiş Yusufcuk kuşuna ne demeli, onun zikredercesine çıkardığı ses sizi sakinleştirir bir yerlere götürür. Durulur kendinizi dinler ve dalar gidersiniz.

Dünle bu gün arasında değişen ne diye !

Annem ise erkenden kalkmış, her zamanki gibi kapının önünü süpürmüş ve kapının örtüldüğünü duyarsınız. Bizim Analarımız böyledir,kapının önünü süpürmezsen gelip geçenler ayıplarlar, diyerek hala bu yaşında o göreneğinden hiç vazgeçmedi.

Ben ise, evimizin iç kısmındaki köşe penceresine oturup. Uzun sokağın bitimi olan Kavak dibi çeşmesine doğru boş kaldırımlara bakarken, geçmiş günler bir bir gözümün önünde canlanır.

Hala eski günlerden yarım kalmış bir şeyler varmış da, yaşanmamış veya bir şeyler olacakmış gibi boş gözlerle bakarım.

O eski çocukluk günlerimizi yaşamanın arzusu ve isteği ile umutlanırsınız.  Nedense çocukluğunuz her şeyden önce  gelir. Ne  kadar yaşlansanız da yaşasanız da her insanın içersin de bir çocukluk hissi vardır. Çocukluğunuz bir türlü aklınız dan çıkmaz, beklide en çok bizi buralara bağlayan etken çocukluğumuzu burada yaşamamız olsa gerek.

Elinde, patlak bir meşin yuvarlak top ile, arkasında mahallenin çocuklarının toplanmış,  koşuşturduklarını görünce, evden dışarıya hışımla çıktığımı. Ya! Üç pınar çeşmesinin önüne veya yaz yüzüne doğru koşmamı, geç kalırsam oyun başlar,  takıma giremem korkusu sarardı. Arkadaşlarım futbol oyunu oynarken yedek beklemek çok zor gelirdi bana. O günkü kalabalığa göre sahanın durumu belirlenir. Eğer kalabalık olursak daha büyük bir geniş alan veya saha gerekirdi. Tabi ki o zamanın sahası da düz bir meydan alandı. İki tane taş (kaya parçası) adımlanarak kale yapılır. Her gol yediğimiz de kale biraz daha küçültülerek az gol yemeye çalışılırdı.  

O zamanlarda paralı top oynardık, yeni  bir top alacak kadar paramız pek olmazdı.  Daha doğrusu para kıymetli idi. Sonrada kazandığımız 50 veya 75 kuruş ile hep beraber çarşıya gider.  Rahmetli Cemal Anılır amcadan kabuğu boyalı yumurta ile çeyrek ekmek alır. Ekmek arasına soyup koyduğumuz yumurta ile doğruca sinemacı Tahir amcanın sinemasına, o zaman da bir de Yıldız sineması vardı.  Tahir Amcanın sineması hoşumuza giderdi.

Çünkü; içeri de sol tarafta her zaman ki daimi müşterileri olan Rahmetli “HAKIKLAR” Hasan,Kemal, Mehmet ve Anneleri Zale Ana demir korkuluğun önüne dizilmişler. Onlar için orası özel loca gibiydi. O gün onlar var ise orada  yaşanacaklar, bizi sinemadaki film den daha fazla ilgilendiriyordu.

Hep beraber ışıkların sönmesini bekler, ışıklar sönüp film seyri devam ederken, filmin en güzel yerinde arkadan bir ses yükselir. “TORBALI”  (Torbalı demek Hakık Hasanı kızdıran söz) diye o anda her kez sus pus olmuş. Olacakları izlemeye pür dikkat kesilirdik.  

Hakık Hasan durur mu, arkaya döner ve gamatayı (sinkaf) basmasıyla hışımla arka tarafa gider arkasından Kemal sesin geldiği tarafa doğru koşuşturmaca  başlar, sandalyelerin üzerinde oradan oraya kovalamacalar  kaçışmalar devam ederken, o gürültüye sinemanın ışıkları yanar ve yine sessizlik olur, herkes sus pus olmuştur. O anda sanki filmin devamı gibi, sinemacı Tahir amca sinemanın kapısından o uzun boyu ile içeriye girer elinde bastonu havaya kaldırarak heybetli bir şekilde duruşuyla,  zannedersiniz ki! “FİLMİN DEV KAHRAMANI ”  içeriye dönerek bir de o gamatayı (sinkaf) basar.  Ortalık sakinleşir ışıklar söner ve film kaldığı yerden yeniden başlardı.

Filmin bitmesiyle  o gün sinemada olan biten bizim için çok önemlidir.  Arkadaşlarla birlikte hep beraber evlerimize gidinceye kadar,  o gün sinemada olup bitenleri,  anlatarak şen şakrak güle oynaya giderdik. 

Ben böyle dalmışken, Annem seslendi oğlum öğlen yemeğine ne hazırlayayım?  Ana yüreği işte,  bu yaşında evlatlarım gelmiş diye, ne yapacağını şaşırır evin adeta  gelini olur. Hastalığı kalmaz, ağrıları kesilmiştir. Hasret özlem ne derseniz deyin.Yüzlerindeki tebessüm ve gülüş hele bir de duasını almak, hem sizi hem de Annenizi mutlu eder.  

Anne senin yaptığın acılıca bir tarhana çorbasından içelim  kendimize gelelim. Dediğiniz de çorba hazırlanmıştır. Sıcacık içtiğiniz çorba bile sizi alır, bir yerlere götürür. Hani o eski bir sofrada aynı tasa kaşık çaldığımız kalabalık aile ortamlarında içtiğimiz çorba tadını verir mi bilinmez, ama buna da şükür dersiniz. Çünkü zaman öğlesine ilerliyor ki dünü arar hale geldik.  

Bu yazdıklarımı okurken sizlerinde bir şeyleri hatırladığınızı “Nerede o eski günler” diyorsunuz dur.

Sivrihisar da halen yaşayan hemşerilerim. Eski günlerin geri gelmesi mümkün değil. Ama hala evinizde eski gelenek ve görenekleriniz den bir çoğunu yaşamaktasınız. Bunların ve  SİVRİHİSAR’ın her değerinin tadına varın ve kıymetini bilin. Çeşmenin kurnasına avucunuza akıtarak içtiğiniz suyun bile tadına varın ve hep böyle için.

Sizlerde yaşadıklarınızı bir gün torunlarınıza anlatırken “Bir varmış Bir yokmuş” diye başlayarak anlatacağınız çok anılarınız vardır. 

SAYGILARIMLA

Niyazi Koca