Bir Portre

Masama oturmuş derslerime çalışıyordum. Kulağıma uzaklardan ağızda gevelenen bazen makam, bazen şekil değiştiren bir türkü geliyordu. “Asker oldum piyade” Bu ses bana yabancı gelmedi bekledim. Akşamın bu vaktinde böyle pervasız, kışın soğuğunda bu derece tasasız kim olabilirdi. Hayretim arttı. Türkünün sonlarında ses alçalıyor sonra birden bire volkan gibi coşuyordu.

Aşınmış kaldırımlarda pabuç sesleri duyulmaya başladı. Pencereden dışarı baktım, nasıl olup da bu sesi tanıyamadığıma hayret ettim. Bu mahallemizin meşhur Deli Hasan’ı idi. Yırtık pabuçlarının biri ayağına girerken diğeri çıkıyor, kadınların giydiği takunyaların çıkarttığı sese benzer bir ahenkle şap şup ediyordu. Yana açılmış ayaklardan biri vücudun yükünü çekmeye mahkum oluyor, vücut tahta bir beşik gibi bir sağa bir sola sallanıyordu. Bu sırada mırıldandığı şarkıyı takip eden Ah! Sesi, ruhunun ta derininden kopmuş, sefaletin aşınmış bir feryadı idi. Delik deşik olmuş pantolonu alanda görünen sıska zayıf bacakları kuru bir değnek gibi idi.

Hasan sallana sallana köşeyi burulurken, gözlerim bir noktaya dikildi. Bu nokta sanki çocukluk çağlarıma, Hasan’ın gençliğine açılmış bir pencere idi. Düşündüm: Kısa pantolonumla bir değnek üzerine binmiş hayali atımı sürerken, hendekler at­latırken, ağlanacak hallere gülerken, Hasan arslan gibi bir delikanlı idi. Ensesinde tortop olan saçları karışmış, o sapsarı kasları altında pervasız canlı bakışları gözlerimde canlandı. O zaman ki öf!-öf! lerin yerini şimdiki Ah! lar almadan sarışın çehre üstünde yanakları elma gibi idi. Dünyadaki seslere yaradılıştan lakayt olan kulaklar arkalarına yapışmış, uzayan küt burnu çevik hareketleri ile bir tavşanı andırırdı.

Sivrihisar’da o zamandan beridir herkes Hasan’ın kerametine inanır, bilhassa mahalle kadınları doğacak çocuğunun kız veya erkek olacağını, askerden gelecek oğlunu Hasan’dan öğrenirdi. Hasan, onların ve onlar nazarında belki de bir alemin sır kutusu idi. Bu gün de bu inanış hala hüküm sürmekte, onun normal insan mantığına uymayan dünya görüşü cümle âlemi güldürmektedir. Hasan 1999 senesinde vefat etti. Takribi 80 yaşında idi.

* * *

* 1950 yılında bir edebiyat dersi ödevi olarak yazılmıştı. (Orhan Keskin)

Categories: Orhan Keskin