Altın Kaplama Saat

Altın Kaplama Saat

SATARLAR, SATARLAR!

Sarraf Kara Hüseyin Amcanın dükkânının vitrinini süsleyen Altın kaplama ama Hamdi’den aldıkları saatten pahalı olan saate kafayı takmışlardır. Günde 10 defa dükkâna gelir ve saati izlerlerdi. Akşam giderken satılıp satılmadığını merak ederek son bir defa daha kontrol ederlerdi. Bu saate sahip olma hayalleriyle uykuya dalarlar yine sabah erken saatlerde onu izlemek için Alemşah’ın merdivenlerinde sırayla otururlardı. Bir gün beklenen konuk gelir ve onların hatırını sorar. Halleşip dertleştikten sonra konuyu açarlar. Açtıkları kişi ilçemizin varlıklı kişilerindendir. “Abi şu saati bize alsan” der dururlar. O da bunların isteklerini kıramaz, bir şartla dediğinizi yaparım. “Saati alırsam satmayacaksınız” der. Varlıklı insanımız satarsınız, bizimkiler yemin, billâh satmayız pazarlığı yaparlar. İsmail KONUKBAY da o zaman Alemşah parkının bahçesini çevreleyen çamların arasından bu pazarlığa şahit olur. Çamların arasına iyice gizlenir ve sesini değiştirerek “alma o saati satarlar, satarlar” der. Mehmet sesini değiştireni anında tespit eder ve “Len İsmail! Gölleme işimizi bozma” der. Âşık Mehmet’in bu sesini değiştirenleri, hiç görmeden, hatta duvar arkasından bile tanıdığı çok bilinen bir durumdur.

ALTIN KAPLAMA SAAT

Hakıklar özellikle de sarı kordonlu olan, onlara göre “altın kaplama” saatleri severlerdi. Onunla ilgili iki olayı anlatmak isterim. Çavuşun Hamdi Eskişehir’e çalışan belediye otobüsünde o dönem muavinlik yapardı. Sabah bunları Eskişehir’e götürür ve orada bizimkileri tembihler. Dönüşte arabamız akşam saatlerinde dönecek, burada olun sizi geri götüreyim para vermeyin der. Hamdi ise Eskişehir terminaline doğudan gelen vatandaşların getirdiği kilo ile satılan sarı renkli saatlerden 4-5 tane alır. Hakıklar işlerini halleder ve sözleştikleri saatte Terminale gelirler. Otobüsün hareket saati gelince araç hareket eder. Hakıklar yine her zamanki yerleri olan en arkadaki beşlide yerlerini alırlar.

Hamdi bunların altın kaplama saat hastalıklarını bildiği için sağ ve sol koluna birer tane saat(altın kaplama) takar. Yolcuları kontrol eder. Geldikçe gittikçe saatleri bir şekilde onların gözlerine sokarcasına gösterir. Bazen buzdolabından bir şey alma bahanesiyle, bazen kolundaki saati göstermek için arka beşli korkuluğuna koyar. Bizimkiler nihayet saati görmüş, Hamdi ise hedefine ulaşmıştır. Bundan sonrası pazarlığa kalır. Hamdi saatin tüm özelliklerini (altın kaplama olduğunu, su geçirmez ve çelik kasa olduğunu vs vs) anlatır. Hakıkların ağzının suları akmaya başlar. Âşık Mehmet “Oh paşam Hamdi şunu bana sat” der. Hamdi’de ayağını direr. Eskişehir’den Sivrihisar’a kadar pazarlık tüm şiddetiyle devam eder. En sonunda Hamdi pes! eder. Aralarında anlaştıkları fiyata saati satın alırlar. Hava karardığı için o gün yaptıkları alışverişteki karı anlayamazlar. Âşık Mehmet’i en belalısı Çavuşun Hamdi’ye attığı kazığın sevinciyle uyku tutmaz. Ertesi sabah gün ağarır ağarmaz “Sarraf Kara Hüseyin” Amcanın Alemşah parkının karşısındaki dükkânının önünde beklerler. Âşık Mehmet “Hüseyin Abi şu saate bir bak, Sivrihisar’da bunun eşi benzeri yok, kaç para eder, söyle de herkese havamı basayım” der. Hüseyin amca da verdikleri paranın beşte bir oranında bir fiyat söyleyince doğruca soluğu Garajdaki belediyenin itfaiyesinde alırlar. İtfaiye yine taşlanır, hırsını alamazlar arka tarafta bulunan Belediye kantarının camlarını da taşlarlar. Çavuşun Hamdi’ye etmedik küfür bırakmazlar. Hamdi ilk satıştan yaptığı karı, kırılan camları taktırarak geri öder.

Sivrihisar’ın Gülleri Hakıklar
Necmi GÜNAY – 2014
Categories: Hakıklar

Yorum Yaz

Mail adresi yazarsaniz yayinlanmayacaktir.
Gerekli alan*